KOMİSYON KONUŞMASI

ADEM YILDIRIM (İstanbul) - Bakanım, ben de teşekkür ediyorum hem raporu hazırlayan arkadaşlarımıza hem sizlere hem kıymetli milletvekili arkadaşlarımıza. Saygıyla selamlıyorum.

Tabii, bu çocuk eğitimi, çocuk konusu hem nicelik itibarıyla hem nitelik itibarıyla ülkemizin geleceğinin inşası açısından hayati önem taşıyor. Cumhurbaşkanımızın da ifade ettiği gibi, nüfusun düşmesiyle alakalı "Bu, beka sorunudur." diyor. Belki bir dönemler, işte, "En az üç çocuk..." dendiği zaman Cumhurbaşkanımızla "Ya, işte, buraya da karışma." diye alay konusu olan bu husus gerçekten bugün hepimizin çok çok değer vermesi gereken bir noktaya kadar gelmiş oldu. Sadece sayı olarak çocuğun olması da yetmiyor, çocuklarımız doğduktan sonra bunların geleceğini inşa etme noktasında da bizlere büyük yükümlülükler düşüyor. Tabii, hızla gelişen bir çağ içerisindeyiz. Bizlerin, bizim yaş gurubuna baktığımız zaman her türlü hayatı görmüşüz, elektriksizlikten gaz lambasına, gaz lambasından elektriğe, elektrikten internete yani öyle bir hayat içerisindeyiz ama bizim çocuklarımız bizim gördüklerimizi görmeden, bu anlamda daha geniş imkânlarla tüm dünyadaki olanı biteni görebilen, izleyebilen bir konumdalar. Bu bakımdan da biz çocuklarla alakalı başta eğitiminden buraya gelişine ilişkin bir analiz yapmamızda fayda var. Biz Türkiye şartlarında -aşağı yukarı dünya da böyle- bir çocuğumuzu 6 yaşında çocuğumuzu sisteme teslim ediyoruz, üniversiteyi de sayarsak 23 yaşında alıyoruz. On yedi yıl boyunca bir çocuğumuzu bir sisteme teslim ediyoruz, on yedi yıl sonra alıyoruz, karşımıza koyuyoruz: "İngilizce biliyor musun?" "Yok." "Arapça biliyor musunuz?" "Yok." "Matematiği tam biliyor musun?" "Yok." "Fiziği tam biliyor musun?" "Yok." "Türkçe'n nasıl?" "Yok." "O, nasıl?" Şimdi, bakıldığı zaman, belki her şeyden biraz biliyoruz ama tam anlamıyla zaman ve insan öğüten bir yapı oluşmuş, bu dünyadaki eğitim sistemlerinin de geldiği nokta burası. Burada belki zaman öğütmeyi değil de insan yetiştirmeyi baz alacak bir sistemi inşa etmemiz gerekiyor. Yani, anneye saygıyı, babaya saygıyı, işte, Allah korkusunu, Allah sevgisini, vatan ve bayrak sevgisini integrali bilmeden daha fazla öncelememiz gerektiğini düşünüyorum; artık belki fiziği bilmeden, başka şeyleri bilmeden, buraları, bu maneviyatı, bu hissiyatı çocuğumuza verebilecek bir sisteme doğru bir geçiş yapmamız gerektiğini düşünüyorum ben. Alıkonulan, on yedi yıl boyunca bir yerde bekletilen bir sistemden beceri dolu topluma gönderilen bir sisteme bizim bunu götürmemiz lazım.

Zaman zaman hepimiz rastlıyoruz, görüyoruz, lokantaya gidiyoruz, ailecek gittiğimiz oluyor, tek başımıza gittiğimiz oluyor, arkadaşlarla gittiğimiz oluyor; 1 yaşında bir çocuk, hemen lokantadan bir tane çocuk arabası isteniyor, çocuğu oturtacakları yer. Anne-baba ne yapıyor? İlk yaptıkları şey çocuğa telefonu vermek. Çocuğa telefonu veriyorlar. Niye? Çocuk orada bununla eğlenirken kendileri orada yemek yiyecek. Hepimiz anne-babayız yani bir başka anne-baba yapıyor da biz yapmıyoruz anlamı değil, böyle bir şey oluşmasın. 1 yaşından itibaren biz çocuğu zaten buraya entegre etmişiz, çocuğu bunun içine alıyoruz, fanusun içine alıyoruz, ondan sonra "Çocuğu buradan nasıl kurtarabiliriz?"in metotlarını aramaya çalışıyoruz. Bu anlamda, belki tek başına burada bir sınırlamaya gitmek yetmez ama en azından çocuklara bir fayda sağlayacağına her şeyden önce ben inanıyorum. Aile eğitiminin, anne-baba eğitiminin de çok önemli hâle geldiğini, çok önemli olduğunu, belki eğitim müfredatlarımızda bunu artık her alana koymamız gerektiğini düşünüyorum. Tarihi öğretiyoruz, mesela, Osmanlı tarihi, çok iyi biliyoruz ama Osmanlı tarihindeki Ahilik kültürünün, Ahiliğin olduğunu bilmiyoruz. Tarihi biliyoruz ama mesela, o Ahiliği bilsek aslında kendi esnaflık hayatımızda, kendi ticari hayatımızda belki birçok şeyi değiştirmiş olacağız oradaki o dayanışmayı, o ahlaki yapıyı bilebilmiş olsak. İşte, matematiği biliyoruz ama öbür taraftan başka şeyleri unutuyoruz, bunu bir bütün olarak değerlendirmemiz gerektiğini ben düşünüyorum. Mesela, iletişim fakültesini okutuyoruz çocuğumuza, iletişim fakültesinden mezun olan gencimiz çıkıyor, trafikte ufak bir tartışma oluyor, trafikteki o ufak tartışmayı o iletişimle yönetemiyor, kavgalı, silahlı çatışmaya dönüyor. Ya, sen iletişim fakültesi bitirmişsin, tam da iletişimin lazım olduğu yerlerde burada alacaksın, o insanı bile senden özür diler konuma getirebilecek bir iletişim dilini yapman... Mühendisliği bitiriyor, "Gel, şu evde prizle ilgili bir problem var." Prizi takamayan bir mühendisle karşı karşıya geliyoruz. Yani, bu alandan baktığımız zaman Sayın Bakanım, dijital mecraya eğer biz çocuklarımızı teslim edersek 23 yaşına gelmiş, yemeğini hâlen yapamayan, ütüsünü hâlen yapamayan, hâlen annelerinin ütülerini yaptığı, hâlen annelerinin yemeklerini yaptığı, faturalarını bile annelerin ödediği böyle bir yapıyla maalesef karşı karşıya... İşte, IBAN, IBAN'la ilgili şu an toplumda tartışılıyor, TCK 158. Ya, bizi aileler, anneler, babalamr buluyor, ya, pırıl pırıl yani çocuk da pırıl pırıl ama vermiş birisine IBAN'ı, belki kandırıldı, belki düşünemedi, ya, onu bile annesinin ya da babasının takip etmesi lazım "Aman oğlum, bak, IBAN'ını kimseye verme, bak, işte şu olur, bu olur."

MEHMET SAİT YAZ (Diyarbakır) - İman ile IBAN'ı karıştırınca böyle oluyor.

ADEM YILDIRIM (İstanbul) - Efendim?

MEHMET SAİT YAZ (Diyarbakır) - Dedim ki İman ile IBAN'ı karıştırınca böyle oluyor.

ADEM YILDIRIM (İstanbul) - İşte, iman ile IBAN'ın kimde olduğu belli olmuyor Ağabey yani öyle de bir durum var.

Velhasıl, Bakanım, aslında bu konuda... Daha önce de Radiye Başkanımız dijital ortamda da bu hususu bize iletmişti. Ya, bu konuda her şeyden önce şöyle yaklaşım yapmamız lazım: Her türlü öneriye, her türlü eleştiriye açık olarak... Zaten açık bir alandır. Burada her birimizin düşüncesi birimizin düşüncesinden daha etkili, daha faydalı olabilir ama çocuklarımızın geleceği açısından ortak bir noktada buluşup: "Burayı nasıl iyileştirebiliriz?" Asla siyasi kaygılar gütmeden, başka kaygılar gütmeden çünkü elden gidiyor yani toplum... Ya, işte, tamam "Dünya da böyle." diyerek belki geçiştiriyoruz ama en fazla aile yapısının güçlü olmasıyla övünüyoruz biz Türkiye olarak, hâlen öyleyiz, çok şükür ama işte burayı daha fazla güçlendirecek argümanları bizim koymamız gerekiyor. Bu, yasaklamaysa yasaklama, kısıtlamaysa kısıtlama, bunun haricinde başka alternatifler üreteceksek başka alternatifler; hani kelimelere takılıp "Ya, bunun faydası olmaz. Bu, şöyle olur, böyle olur." diyerek de uzak durmamak lazım, ortak paydamız geleceği kurtarmak. Geleceği kurtarma adına da başta çocuklarımızın, 6 yaşından itibaren sisteme teslim ettiğimiz çocuklarımızı 23 yaşında aldığımızda nasıl bir çocuk alıyoruzu da iyi hesap ederek iyi sorgulayarak bu noktaya gelmemiz gerekiyor. Eğer burayı yapamazsak ben mesela geçen haberlerde izledim; bu yıl üniversite sınavına girip üniversiteyi kazanmayı hak eden, birtakım bölümleri kazanmayı hak eden 350 bin öğrenci kardeşimiz tercih yapmamış. Yani üniversiteyi kazanıyor, belki bölüm beğenmedi, belki daha iyisini kazanmak için yapmamış da olabilir ama önceki yıllara göre farkındalık olsun diye bir haber yapılmış, mesela bu dikkate değer bir haberdir, yani bunu alıp bunun üzerinde de inceleme yapmamız gerekiyor. Neden yapmadılar? Niye? Çünkü üniversiteyi bir iş kapısı olarak görmekten de vazgeçmemiz lazım, üniversiteyi aslında bir eğitim yuvası, bir tecrübe olarak görüp buna göre yolumuzu açmamız lazım diyorum.

Ben tekrar raporda emeği geçen tüm milletvekili arkadaşlarımızı, uzman arkadaşlarımıza da teşekkür ediyorum. İnşallah hayırlara vesile olur diyorum.