KOMİSYON KONUŞMASI

VELİ AĞBABA (Malatya) - Sayın Başkan, çok önemli bir konuya temas edeceğim.

BAŞKAN MEHMET MUŞ - Zaten söz vereceğim size istediğiniz kadar temas edin.

VELİ AĞBABA (Malatya) - Çok önemli bir konuya bir dakika.

BAŞKAN MEHMET MUŞ - Hayır, size zaten söz vereceğim, nasıl ayrıştırayım.

VELİ AĞBABA (Malatya) - Başka bir konuyla ilgili.

BAŞKAN MEHMET MUŞ - O konuşmanın içinde değinin ona.

VELİ AĞBABA (Malatya) - Değinemem, bu çok önemli bir konu.

Sayın Başkan, Plan ve Bütçe Komisyonun hukukunu savunmak adına bir konuşma yapmak istiyorum.

BAŞKAN MEHMET MUŞ - Tamam, bir dakika söz veriyorum.

buyurun.

VELİ AĞBABA (Malatya) - Şimdi, Sayın Başkan, biliyorsunuz biz genelde bürokrat arkadaşlarımıza laf atmayız, çok bir şey demeyiz. Onları genelde siyaseten eleştiririz. Sayın Abdullah Erdem Cantimur burada, hoş gelmiş. Tabii, ona söyleyecek bir şeyimiz yok, devlette devamlılık esastır. Acaba İlhan Hatipoğlu niye bugün gelmedi? Hep o geliyordu çünkü.

İlhan Bey buraya gelmedi, acaba bir şeyi eksik mi yaptı veya verdiği sözde durmadı diye mi gelmedi merak ediyorum. Yoksa size söyleyecek lafımız yok bizim. Sayın Mehmet Muş'a da söylemiş olayım, İlhan Bey'i inşallah, en kısa sürede Plan ve Bütçe Komisyonunda ağırlamak istiyoruz.

Teşekkür ediyorum.

BAŞKAN MEHMET MUŞ - Sayın Cantimur, siz Bakan Yardımcısı olarak buradasınız, Sayın Hatipoğlu'nu soruyor Sayın Ağbaba, diyor ki: "Acaba verdiği bir söz mü var, bir durum mu var?" Mecliste daha önce bir şey söyledi de onu yaptı mı, yapmadı mı bir hatırlatsanız diyor Malatya'yla alakalı. Siz bir görüşün de aşağıda mecbur gelecek, o zamana kadar halletsin.

İLHAMİ ÖZCAN AYGUN (Tekirdağ) - Mesaj yerine ulaştı herhalde.

BAŞKAN MEHMET MUŞ - Ulaştı.

HAZİNE VE MALİYE BAKAN YARDIMCISI ABDULLAH ERDEM CANTİMUR - Yurt dışında olduğu için toplantıya katılamadı.

VELİ AĞBABA (Malatya) - Biz sizin gelmenize bir şey demiyoruz, hoş geldiniz.

BAŞKAN MEHMET MUŞ - Böyle de kimseye nezaket göstermez ha.

İLHAMİ ÖZCAN AYGUN (Tekirdağ) - İşte, sözler havada kalmıyor.

BAŞKAN MEHMET MUŞ - Şimdi, "Sayın Hatiboğlu bir söz mü verdi?" diyor, Bir eksiği mi var diye bir sorun bakalım, vermiş olduğu bir söz mü var?

HAZİNE VE MALİYE BAKAN YARDIMCISI ABDULLAH ERDEM CANTİMUR - Şimdi, şunu ifade etmek isterim, siz burada yokken de ben buralarda, bu sıralarda oturuyordum.

VELİ AĞBABA (Malatya) - Hayır, bir şey demiyorum ben size, hoş geldiniz.

BAŞKAN MEHMET MUŞ - Sayın Cantimur, size bir şey demiyor. Konu şu: Sayın Hatipoğlu Malatya'yla alakalı yapılacak bazı konuları söylemişti, herhalde onlar olmamış, onu hatırlatıyor.

VELİ AĞBABA (Malatya) - Bir dalgınlığa mı geldi acaba? Acaba niye gelmedi?

ORHAN YEGİN (Ankara) - Anlaşılır şekilde söyle. Cantimur üzerine konuşunca o da mecburen sana cevap veriyor.

İLHAMİ ÖZCAN AYGUN (Tekirdağ) - Ya, Orhan, mesaj alındı arkadaşım, topu çevirmeyin, topu çevirmeyin.

BAŞKAN MEHMET MUŞ - Sayın Ağbaba, buyurun.

İLHAMİ ÖZCAN AYGUN (Tekirdağ) - Sayın Başkan bak ne kadar güzel anladı, zeki insan anlıyor.

BAŞKAN MEHMET MUŞ - Sayın Aygun... Sayın Aygun...

İLHAMİ ÖZCAN AYGUN (Tekirdağ) - Zeki insan anlıyor. Zeki insanlar belli oluyor Başkanım.

VELİ AĞBABA (Malatya) - Sayın Başkan, çok teşekkür ederim.

NİLGÜN ÖK (Denizli) - Ya, ne demek "Zeki insan anlıyor." Çok ayıp ya! İyice seviyeyi düşürdünüz artık. Bun ne, hakaret ne?

AHMET VEHBİ BAKIRLIOĞLU (Manisa) - Kompliman yapıyor, bir şey dediği yok.

NİLGÜN ÖK (Denizli) - Hayır "Zeki insan anlıyor." demek... Sen mesela...

İLHAMİ ÖZCAN AYGUN (Tekirdağ) - Uzatmaya gerek yok. Ne dedim? Anladı mesajı, mesajı anladı.

VELİ AĞBABA (Malatya) - Hayırlı ramazanlar Nilgün Hanım.

NİLGÜN ÖK (Denizli) - Ama yeter artık ya! Başkanım, böyle bir şey olur mu? Özür dilesin.

BAŞKAN MEHMET MUŞ - Şimdi, değerli arkadaşlar, bu laf atmayı...

CAVİT ARI (Antalya) - Övdü işte.

VELİ AĞBABA (Malatya) - Sayın Ök, bu Plan ve Bütçeyi hep karıştırıyorsunuz.

BAŞKAN MEHMET MUŞ - Sayın Ağbaba, bir saniye...

NİLGÜN ÖK (Denizli) - Ama yeter artık.

BAŞKAN MEHMET MUŞ - Sayın Ök...

VELİ AĞBABA (Malatya) - Sadece ramazana mahsus değil yani bu.

İLHAMİ ÖZCAN AYGUN (Tekirdağ) - Ben de oruçluyum, ben de gerginim.

CAVİT ARI (Antalya) - Ya, zeki insan anlayabilir...

BAŞKAN MEHMET MUŞ - Sayın Arı, bir saniye...

CAVİT ARI (Antalya) - Sayın Başkanım, bana çok sataşıyorsunuz.

BAŞKAN MEHMET MUŞ - Değerli arkadaşlar, şimdi, bakın, lütfen, herkes görüşünü yansıtsın yani şöyle bir şey gelişiyor: Başkalarına biz yorum yapmayalım, biz değerlendirme yapmayalım, herkes kendi değerlendirmesini yapsın. Asgari nezakette tutalım lütfen.

Sayın Ağbaba, buyurun lütfen.

VELİ AĞBABA (Malatya) - Teşekkür ederim.

Tabii, Sayın Vekilimiz "Toplanan vergileri doğru yönetmek lazım." dedi. Çok doğru söylüyor, toplanan vergileri doğru yönetmek lazım. Değerli arkadaşlar, bakın, hep söyleniliyor, asrın felaketi falan deniliyor, hakikaten büyük bir felaket. Ben deprem anını da Malatya'da yaşadım, hakikaten Allah bir daha göstermesin, çok büyük felaket ama değerli arkadaşlar, bu yapımı değerlendirirken bu yıkıma yol açan faktörleri hiç konuşmuyorsunuz, hiç konuşmuyorsunuz. Ya, yıllarca -1999'dan sonra- deprem vergisi adı altında vergiler toplandı. Bu vergiler doğru yönetildi mi? Allah aşkına elinizi vicdanınıza koyun. Yıkım oldu mu? Oldu. Arkadaşlar, bakın, eğer bu vergiler doğru yönetilebilseydi yani o kentlerin yapıları sağlamlaştırılabilseydi bu kadar yıkım yaşanmazdı. Yanınızda Elâzığ milletvekili oturuyor, bakın, 2020'de Sivrice merkezli bir deprem oldu ve -Malatya'yla Elâzığ yan yana- bizim şehir merkezimiz yerle bir oldu ama Elâzığ o dönem tedbir aldığı için çok az bina yıkıldı ve hiç kimse ölmedi Elâzığ'da. Şunu söylemeye çalışıyorum: Siz bu vergileri doğru yönetirseniz, doğru yerde kullanırsanız, depreme toplanan vergileri deprem için kullanırsanız bu kadar yıkım yaşanmazdı. Şimdi, yine elinizi vicdanınıza koyun arkadaşlar, yirmi üç yıl boyunca bu ülkeyi yöneten sizsiniz, yirmi üç yıl boyunca vergi toplayan sizsiniz. Asrın felaketi... Asrın felaketi de sizin hiç sorumluluğunuz yok mu? Bu depremdeki yıkımda, Allah'ın işi bir şey demiyoruz ama hiç sizin suçunuz, günahınız yok mu arkadaşlar? Bu ülkeyi yönetenlerin hiç suçu, günahı yok mu? Bu depremin enkazında binlerce insan kaldı ama en çok bu siyaset kaldı, AK PARTİ kaldı. Hiç suçunuz, günahınız yok! Bir büyük felaket yaşanmış... Bakın, Malatya'da ben gözümle görüyorum yıkılacak binaları. Ya, 2020 depreminden sonra ağır hasarlılar hafif hasarlılara çevrildi, torpille raporlar değiştirildi. Bakın, bütün deprem bölgesinde bu ruhsatı veren ne Çevre Şehircilik Bakanlığından birisi cezalandırıldı ne belediye yetkilileri cezalandırıldı; 3-5 müteahhite, mühendise ceza veriliyor. Ya, gözle görülüyor, gözle görülüyor... Efendim, asrın felaketi, asrın ihmalkârlığı, asrın rezilliği, asrın kötülüğü. Bu kadar insan öldü, ülke yerle bir oldu. Doğru, 11 il, 4 tanesi büyük il; Maraş'ı, Adıyaman'ı, Malatya'sı, Hatay'ı yerle bir oldu ama arkadaşlar doğru yönetemediniz. Bakın, doğru yönetilmedi bu iş, yirmi üç yıl boyunca doğru yönetilmedi.

Şimdi, bu deprem olayında şuna da şaşıyorum: Ben burada Murat Kurum'a bir teşekkürüm. Ya, siyasetin geldiği hâle baksanıza, bu ne kadar korkunç bir olaymış gibi gösteriliyor. Bakın, arkadaşlar, eleştireceğiz de teşekkür edeceğiz de siyasetin yapması gereken bu ama o kadar unutulmuş mu bu teşekkür? Bir teşekkür edince olay oldu. Oradan gizlice video çekiyorlar, paylaşıyorlar.

Şimdi, bakın, arkadaşlar, deprem âdeta bir propaganda aracı olarak kullanılıyor. Kim tarafından? Sizler tarafından. Şimdi, 4 ilde yaşayan insanlara sorun, Samsun'da Mehmet Muş'a sorun, İzmir'de Yaşar Kırkpınar'a sorun; bizim algımızla sizin algınız farklı. Siz 11 ile yönelik değil, kalan 70 ile yönelik bir propaganda yapıyorsunuz. "Her şey güllük gülistanlık." diyorsunuz, "Her şey bitti, hiç bir dert kalmadı." diyorsunuz, bu propagandayı yapıyorsunuz ama bu doğru değil, bu yalan, bu yalan arkadaşlar.

İSA MESİH ŞAHİN (İstanbul) - Kim söyledi.

NERMİN YILDIRIM KARA (Hatay) - Öyle yapılıyor.

VELİ AĞBABA (Malatya) - Bakın, gelin, deprem bölgelerine bakın, hâlâ kiracı diye bir mevzu ortada yok, kiracıların nerede kalacağı belli değil. Bakın, ne dediniz? "Bir yılda tamamlayacağız." Bakın, dördüncü yıla girdik, dördüncü yıla. Gelin, şehirlerin bir hâllerine bakın arkadaşlar, şehirdeki yoksulluğun bir hâline bakın, şehirdeki o konteyner kentlerde yaşayan insanların hâllerine bir bakın. Yani, bunu, sürekli bir propaganda malzemesi olarak kullanıyorsunuz, bu doğru değil. Ayrıca "Depremde iyi yaptık." deniliyor, bunun sorumlusu sizsiniz. Bakın, bunun sorumlusu, bu depremdeki yıkımın sorumlusunun sorumlusu AK PARTİ, nokta. Niye? Ya, yirmi üç yıldan beri vergi toplamışsın, yirmi üç yıldan beri bir tane binaya bakmamışsın, yirmi üç yıldan beri bir tek doğru yatırım yapmamışsın. Elâzığ örneğini vereyim ben size: Bakın, 2020 Elâzığ depremi şimdiye göre çok hafif bir depremmiş, Elâzığ binaları yenilendi. Elâzığ'da niye yıkılmadı Allah aşkına? Niye yıkılmadı binalar? Çünkü doğru iş yapıldı ama yirmi üç yıl boyunca... Bakın, 99 depremini yaşamış bir ülkeyiz, Bingöl depremini yaşamış bir ülkeyiz, Kocaeli depremini yaşamış bir ülkeyiz; bir tedbir alınmadı arkadaşlar, doğru dürüst bir tedbir alınmadı.

SÜLEYMAN ŞAHAN (Yozgat) - İstanbul'da siz aldınız mı?

VELİ AĞBABA (Malatya) - Bu depremi siz 11 il üzerinden 70 ile propaganda malzemesi olarak kullanıyorsunuz.

Şimdi, arkadaşlar, bakın, bu kriptoyla ilgili arkadaşlarımız konuşacak. Biz daha önce bu konuya değinmiştik ve onda çeşitli eleştiriler de var, lütfen bunları da dikkate alın, bir buçuk yıl önce biz bunu belirtmiştik.

Şimdi, 8'inci maddeyle ilgili ciddi itirazlarımız var. Bakın, yabancılara konut satışı, yabancılara verilen sağlık hizmetleri gibi şeylere bir şey demiyoruz ama basılı kitap ve süreli yayınların satışı, KDV indirimi ve iade hakkı kaldırılıyor. Kitap için ne kadar iade yaptınız, acaba korktunuz mu, burada bir etki analizi var mı? Onu söylemek istiyoruz. Ayrıca, bu kitapla ilgili çok ciddi yayın evlerinin de itirazı var. Zaten bu yayın evleri zor yaşıyor, eğer yeni bir yük gelirse çok önemli kayıplara yol açacak.

Şimdi, burada ne var? Değerli arkadaşlar, burada ne var? Devletin işsizlik sigortasına ödediği yüzde 1'lik payın yarısına kadar azaltılması ya da artırılması için Cumhurbaşkanına yetki veriliyor. O zaman Meclis olmasın, her şeyi Cumhurbaşkanına bırakalım. Birazdan arsaya da geleceğiz, arsalara. Her şeyi Cumhurbaşkanına bırakalım, zaten İşsizlik Sigorta Fonu'yla ilgili çok ciddi itirazlar var, 2025 yılında...

ORHAN YEGİN (Ankara) - Limit var, sınırsız değil.

VELİ AĞBABA (Malatya) - Arkadaş, böyle bir şey olur mu ya? Yarıya kadar indirecek, yarıya kadar artırılacak; ne bu yani ne bu?

ORHAN YEGİN (Ankara) - Kardeşim, limitler var ya, sınırsız değil.

VELİ AĞBABA (Malatya) - Yarıya kadar indiriyor, yarıya kadar yükseltiyor.

Değerli arkadaşlarım, bakın, İşsizlik Sigortası Fonu 2024 yılında 162 milyar lira, 2025 yılında 269,5 milyar lira gelir fazlası verdiği belirtiliyor. 2025 yıl sonu itibarıyla fon varlığının yaklaşık 628,5 milyar lira olduğu, Fon'un 2026 yılında 151 milyar daha gelir fazlası vermesi beklendiği vurgulanıyor. Fon'un gelir fazlasından dolayı bunun yapıldığı söylenir. Gerçekten, Devletin işsizlik sigortası için ödediği payın azaltılması amacıyla düzenlemenin getirildiği anlaşılıyor. İşsizlik Sigortası Fonu prim gelirlerine bakıldığında 2025 yılında devletin 83,3 milyar lira prim ödediği görülüyor. 2026 yılında ise devlet ayda 10,6 milyar lira ödedi, buna göre bu yılki toplam ödemenin 130 milyar lirayı aşacağı anlaşılıyor. Eğer prim oranı yüzde 50 oranında azaltılırsa, bütçe 65 milyarlık bir tasarruf sağlamış olacak. Tasarruf sağlayacak başka bir kalem bulamadınız, gözünüzü sigorta primine diktiniz.

Yıllardır işsizlik ödeneği koşullarının genişletilmesi gerektiğini vurguluyoruz, sizin de 2023 vaadiniz buydu ama yapmadınız. İşsizlik sigortasından işçilerin faydalanması gerekirken işsizlerin çoğu faydalanamıyor. 2025 yılında 1 milyon 840 bin kişi başvurmuş, 881 bin kişi faydalanmış, yüzde 52'si faydalanamamış.

ORHAN YEGİN (Ankara) - Neden faydalanamamış, onu da detaylı versen.

VELİ AĞBABA (Malatya) - Asıl kurulma amacı olan işsize destek için kullanmanız gerekirken yıllardır şirketlere teşvik için, başka türlü ödeme için istif fonu, yağma fonu gibi kullandınız.

İşsizlik Fonu, devasa bir fon. İşsizlik ödeneğinden yararlanma şartlarını yumuşatmanız gerekirken siz gelirleri kısıtlamaya çalışıyorsunuz. Daha fazla işsize ödeme için kullanılması lazım. Fonu gerçek kurulma amacından saptırdığınız için işsize değil, başkalarına faydası oluyor. 2023, 2024, 2025 fon gelir ve giderleri var. 2025 yılı sonunda 628 milyar lira fon varışlı işsizlik ödeneğinden ödenen para 80 milyar lira. Yani, değerli arkadaşlar, bu 80 milyar, işsizlerin yarısı ödenekten yararlanamıyor. Bunun şartlarını yumuşatmak, fonu işsizler için kullanmak yerine desteği kısıtlama yoluna gidiyorsunuz.

Yine 10'uncu maddeyle ilgili itirazlarımız var. Niye bütçede değil, burada düzenleme yapılıyor?

Değerli arkadaşlar, bir başka madde tüm kamu kuruluşlarının ihtiyaç fazlası bina, arsa ve benzeri gayrimakullerinin Özelleştirme İdaresi tarafından satılmasına olanak sağlıyor. Kamu kurumlarının çok değerli arsalarını peşkeş çekmek için yapılan bir düzenleme. "İhtiyaç fazlası" diye subjektif bir kriter geliyor. İhtiyaç fazlası olup olmadığına kim karar verecek? Bir de kamu kurumlarının arazilerinin geneli genelde şehrin merkezinde ve çok daha değerli araziler, arsa değerleri çok yüksek. "Özelleştirme" adı altında kamu arazilerini satmak istiyorsunuz. Kime satılacağı, ne için kullanılacağı da meçhul; buraya AVM mi yapılacak, inşaat projeleri mi yapılacak belli değil. Ayrıca bu konuyla ilgili üniversitelerin geniş arazileri bulunuyor. Bu arazilerin de söz konusu kapsamda satışa çıkarılabileceği öne sürülüyor, bunların başında da ODTÜ geliyor. Özelleştirmeden vazgeçmediniz. Bakın, aralık ayında Sayın Hazine ve Maliye Bakanına sorduk, sorduk, sorduk, yuvarlak yanıtlar verdi, bu otoyollar ve köprüler satılacak mı dedik. Şimdi Sayın Cevdet Akay konuşacak onu. Ekim ayı itibarıyla hem köprülerin hem otoyolların satışıyla ilgili bir özel danışmanlık şirketi çalışıyor bu konuda.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

VELİ AĞBABA (Malatya) - Başkanım bitiriyorum.

BAŞKAN MEHMET MUŞ - Buyurun.

VELİ AĞBABA (Malatya) - Herkes duysun ki bu konuda Demirel'in, Özal'ın yaptığı köprüleri, otoyolları bu beyefendiler satacak. Maalesef kamuoyuna da yeterli açıklama yapılmıyor. Yaklaşık 5,5 milyon metrekare arazinin satılacağı söyleniyor.

Âdeta bu kanun teklifiyle -neyse o şeyi kullanmayayım, yanlış anlaşılabilir- sinekten yağ çıkarıyorsunuz. Başka bir deyim var da aklıma geldi, şimdi onu söylemeyeyim ben size. Hakikaten başka ne vergiler getireceksiniz, başka neler yapacaksınız, çok merakla bekliyoruz.

Tekraren, bu torba yasanın getirilme şekli de doğru değil, bu kanunun burada konuşulması da doğru değil diyor, teşekkür ediyorum.

ÖMER FETHİ GÜRER (Niğde) - Sinekten yağ değil, vatandaştan kan çıkarıyorlar.

BAŞKAN MEHMET MUŞ - Teşekkür ediyorum.

Sayın Ağbaba, Özelleştirme İdaresi Başkanı burada, sorarsınız.

VELİ AĞBABA (Malatya) - Sorduk da cevap vermiyorlar.

BAŞKAN MEHMET MUŞ - Kendisi burada, canlısı.

VELİ AĞBABA (Malatya) - Bir daha soralım: Bu köprüleri, Demirel'in köprülerini, Özal'ın köprülerini satacak mısınız, satmayacak mısınız?