| Komisyon Adı | : | SAĞLIK, AİLE, ÇALIŞMA VE SOSYAL İŞLER KOMİSYONU |
| Konu | : | |
| Dönemi | : | 28 |
| Yasama Yılı | : | 4 |
| Tarih | : | 02 .04.2026 |
AHMET TUNCAY ÖZKAN (İzmir) - Bütün arkadaşlarımı saygıyla selamlıyorum.
Sayın Başkanım, burada maksat, çocuklarımızı korumak. Bu, sadece çocuklarımızın fikrî, ruhi, bedenî sağlıkları değil ailelerin de korunmasını kapsayan bir şey çünkü bu çocuklar alışverişlerini buradan yapıyorlar, aileler buradan yapıyorlar ve bağımlılık aileyle başlayan bir şey. O anlamda, burada aramızda bulunan kurum yetkililerinin daha da çoğaltılarak Millî Eğitim Bakanlığına, Gençlik ve Spor Bakanlığına yansıyan bir görevlendirme içinde, bir sorumluluk içinde çalışılması gerektiğini düşünüyorum.
Geneline baktığımda, özellikle sosyal medya düzenlemesi anlamında çok üzülerek bir şeyi belirtmek istiyorum: Türkiye Büyük Millet Meclisi kendi birikimini hiç dikkate almamış efendim. Bakın, 2018 yılından itibaren, üstelik de AK PARTİ iktidarları döneminde Mecliste oluşturulan komisyonların raporlarının bir tanesinin yansıması yok; raporları burada çıkardım. Onları uygulasak, 2018 yılından bu yana gelen komisyon raporlarını uygulasak... Ne yapmışlar biliyor musunuz o dönem çalışanlar? Aylık, haftalık eylem planı çıkarmışlar bize. Bizim gibi arkadaşlar, biz de gideceğiz, bu tutanaklar kalacak. Okuduğumda, inanın, o kadar etkilendim ki. Meclis kendi birikimini yadsırsa, burada yapılan işleri dikkate almazsa, Türkiye Büyük Millet Meclisinin gönderdiği, görevlendirdiği bakanlıklar bunu ciddiye almazsa, biz kendi çalışmalarımızda bunu ciddiye almazsak çok da anlamlı bir şey yaptığımız kanaatinde değilim. 2018 yılında ilk komisyonumuzu kurmuşuz, 2020'de daha sonra devam etmiş ve bunların her biri hem idareye hem Türkiye Büyük Millet Meclisine çeşitli görevler, sorumluluklar yüklemiş ama şimdi baktığımda, bunların hemen hemen hiçbirisini dikkate almamışız. Burada yapılan çalışmalar, bakın, şurada 2018 yılından 2022 yılına kadar bir -size sunacağım Sayın Başkanım bunları- eylem takvimi çıkarmışlar; bizim gibi çalışan arkadaşlar uzmanlardan yararlanarak gün gün, ay ay, hafta hafta eylem takvimi çıkarmışlar, "Böyle yaparsak çocuklarımızı koruyabiliriz." demişler. Bunların hiçbirisinin burada konuşulduğuna tanıklık etmiyorum, çok yazık; bu birikimin böyle yok olması korkunç bir şey. Demek ki bizim çalışmalarımız da havada uçup gidecek ve birileri çıkıp bakmadığı sürece hiçbir şey hatırlamayacağız.
Ne istiyoruz? Bu yasanın çıkmasını istiyoruz çünkü bu yasanın çıkması, çocuklarımızın korunması, ailenin korunması, ebeveynlerin korunması açısından, ulusun korunması açısından çok önemli. Bunu hangi mantıkla yapacağız? Teklif sahibi sevgili arkadaşıma verdim, Ercan Bey'e. ChatGPT'ye sordum ben taraflı bakarım diye, iki teklifi karşılaştır dedim. İki teklifi karşılaştırdığında, benim teklifim yani -ben ne zaman vermişim bu teklifi, 7 Ocak 2026'da vermişim- partimiz açısından söylüyorum, bizim teklifimizde uyum sağlamaya dönük bir çaba, arkadaşlarımızın teklifinde yasaklayıcı bir anlayış var. Yasaklayıcı anlayış şuradan kaynaklanıyor: İnanın, yan yana geldiğimizde o kadar mutlu oluyorum ki, konuşup anlaşamadığımız hiçbir şey yok; müthiş bir şeyimiz var, performans sıfır. Niyette, düşüncede...
ERCAN ÖZTÜRK (Düzce) - Çok da sıfır demeyelim de.
AHMET TUNCAY ÖZKAN (İzmir) - Yok, çok da sıfır değil, şimdi çalışacağız ama performans şu ana kadar sıfır. Çalışıyoruz, iyi niyetli bir şey yapmaya çalışıyoruz çünkü çocuklar için birlikte buradayız. Düşüncelerimizin aynı olması, duygularımızın aynı olması o kadar kıymetli ki, birbirimizi destekleyen... Onlardan çok şey öğrendim, sağ olsunlar, katkı sundular, ben de elimden gelen katkıyı sunmaya çalıştım.
Şimdi, efendim, yapmak istediğimiz şey şu: Ne çocuklarımızın gelişimini engelleyecek bir düzenleme ne de onları bu emperyalist dünyanın, bu bilgi çağının canavarlarına teslim edecek bir teslimiyet. Bunun dengesi nasıl kurulur? Örneğin -bizim aklımıza hiç gelmemişti, söylediler, çalışmışlar, çok teşekkürler- barkodlu koruma sistemi, muhteşem bir şey, çok teşekkür ettim; pandemi döneminde olduğu gibi çünkü kimlik verilerimizi, bilgilerimizi bir başkasının eline teslim etmeyeceğiz. Muhteşem, arkadaşlarıma da söyledim, ona da çok sevindiler, böyle bir uygulamanın, teklifin gelmiş olması, siber suçlulardan gelmiş. Hem sayın Bakanımızın hem bizim madde şeyimizde var; eğitim ve diğer bakanlıkların dâhil edilmesi, çok güzel katkı sundular, çok teşekkür ediyorum, çok önemli bir şey.
Efendim, bürokrasiye ne kadar koruma duvarı verirsek verelim o duvar yetersiz kalır. Ben kırk yıllık geçmişimde, o duvarlar ne kadar kalınlaşırsa kalınlaşsın kâğıttan kaplan olduğunu biliyorum. Bu, bugünü kurtarmaya dönüktür. Oligarşik bir düzen demek istemiyorum ama bu kâğıttan kaplanların yaşama şansı yoktur yani bir şey özgürlüğe ve sorumluluğa dayanmıyorsa, özgürlük ve sorumluluk dengesi oligarşik bürokratik düzenin devamından yanaysa o zaman her şeyi koyabilirsiniz.
Bir genel çerçeve, o çerçevenin içinde bir çözüm, bir çıkış arıyoruz. Arkadaşlarımızla birlikte belirli noktalara geliyoruz, tıkanıyoruz. Efendim, 8a, 8b; şimdi bu kapsam her şeyi kapsıyor. Ben hayatım boyunca basın suçları dışında mahkemelere gitmemiş, kendimi de iyi bir gazeteci olarak tanımlarım, sabaha karşı saat üç buçukta evimden alındım, altı yıl cezaevinde kaldım, yargılanmam dokuz buçuk yıl sürdü, ilamsız kararla beraat ettim, çocuğun eğitim hakkı gitti falan; anlatmak istemiyorum bütün bunları ama geldiğimiz noktada ben aklanma isteğimi kullanmak istiyorum.
Kıymetli Hocam, bir internet sitesinde yasa diyor ki, buradaki uygulama: "Bir internet sitesinde seninle ilgili karar alındı mı? Sen bir daha kendini aklayamazsın, sen bir daha o konuda yayın yapamazsın." E, çok kolay bir şekilde, bana açıklama yapan arkadaşım diyor ki konuştuğumuz zaman "Çok mantıklı yani burada benim kastım surlara çıkıp bir başka arkadaşının başını kesip aşağıya atan adamın yarattığı dehşeti engellemek." Ben de diyorum ki: Tamam ama bunu belirtelim. Diyelim ki: "Terör, şiddet unsurlarını içeren." Ama bu geniş çerçevenin içerisinde ben de giriyorum.
Değerli arkadaşlar, bürokrat arkadaşlarım, politikayla uğraşan arkadaşlarım; dün gazeteciydim, terörist oldum; şimdi milletvekiliyim, yarın sabah ne olacağımı bilmiyorum. Cezaevinde İstanbul Cumhuriyet Başsavcımız Hadi Salihoğlu beni ziyarete geldi, hücrede oturuyoruz, müdürler, savcılar hep beraber, dedi ki: "Ben Tuncay Bey'i çok eskiden beri tanırım, suçlama kısmına mahkeme karar verecek ama ben Tuncay Bey'in terörist olmadığını biliyorum. Müdür bey dedi ki: "Ya, Sayın Savcım, Tuncay bey, Tuncay Bey diyoruz da yaptığı şeye bakın Allah aşkına, şimdi biz bunu nasıl görmezden gelelim." Ben de şaşkınlıkla bakıyorum. "Nane yetiştiriyor efendim." dedi. Anlayamadı adamcağız "Ne yetiştiriyor?" dedi. "Nane yetiştiriyor efendim". dedi. Yatağın altından bir leğen çıkarttılar, onlar geldiği için sakladığım leğenin içinde nane var. Naneyi nasıl keşfettim? Maydanoz çürüyor, diğerleri çürüyor, soğan çürüyor, nane uzun ömürlü ve çiçek açıyor ve bu, yasak -hücredeyim, tek başımayım- bu, yasak olduğu için de gizli gizli yapıyorum. Neyle yapıyorum? Suyun içine kantinden gelen naneyi koyuyorum, köklendiriyorum ve çiçeklendiriyorum "Ya, efendim, bu suç işlenir mi ya?" dedi. Savcı Bey döndü, dedi ki: "Ya, uğraşacak başka şey bulamadın mı? Adamın yeşil ihtiyacı var, ya, bırak bununla mı kavga ediyorsun." dedi ya. Şimdi, arkadaşlar, içine düşülmez demeyin -Allah korusun, hiç kimse için dilemem, hiçbir yurttaşımız için dilemem ama düşünülebilir- gelin, o günlerde de insanların onurunu, vicdanını, haysiyetini koruyacak bir düzenleme yapalım ki çoluğumuzla çocuğumuzla birlikte alnımız ak, başımız dik dolaşabilelim. Kızım nane resmi bastırmıştı -14 yaşında- cezaevinin önünde "Babamın nane hakkını savunuyorum." diye eylem yaptı. Şimdi bu da suça girer. Şimdi, ben kızımın ve kendimin aklanma hakkını bir musibetin, bir kötünün emsal olarak kabul edilmesi nedeniyle kullanamayacak mıyım? Sui misal misal olmazdı hani, mecelleden gelen kanun, hani sui misali, kötüyü emsal olarak kabul etmeyecektik ama bir kötüyü gösteriyoruz, bir sürü iyinin üstünü örtüyoruz
8a, 8b... Örneğin 9a, 9b; kişinin iftiraya uğraması hâli. E, şimdi ben de rahatsızım, bütün milletvekilleri, sistem rahatsız; diyoruz ki bu konuda elbette kırk sekiz saat içinde yanıt versin, hiçbir itirazımız yok, birlikteyiz ama arkadaşlar, ben kendimi aklayamazsam, bu konuda yayın yasağı geldi, size onlarca karar gösterebilirim, yüzlerce karar gösterebilirim, binlerce karar, 8a ve 8b'ye girmeyecek, ticari konularda... Bilgi Teknolojileri Başkanlığı X platformundan, diğer platformlardan sürekli olarak içerik kaldırtıyor. O sui misal de yani benim göstereceğim kötü örnek de misal olmamalıdır ama biz yasa yapıcılar olarak -madem gönüllerimiz bir, madem düşüncelerimiz bir, madem duygularımız bir- gelin özgürlük alanımızı genişletelim. "Sizin özgürlüğünüzün başladığı yerde benim özgürlüğüm biter." diye bir anlayış asla geçerli değil bu yüzyılda. Özgürlüklerimizi birleştirelim, sorumluluklarımızı birleştirelim ve çocuklarımız için, kendimiz için güzel bir dünya yaratalım.
Şimdi, bundan mahrum bıraktığımızda çocuklarımız gerçekten gelişemezler ve mahrum olurlar ama buna maruz bıraktığımızdaki zararlı etkiyi azaltalım. Sizin hazırlarkenki iyi niyetinize, bütün bu çabanıza saygıyla diyorum ki korkarak duvarları kalınlaştırarak hiçbir özgürlüğü engelleyemediğimiz gibi, çok farklı bir bakış açısıyla kendimize zarar veriyoruz.
Geneli üzerinde inşallah burada önergelerle birlikte konuşarak bu sorunları da aşacağız ve birlikte bir yolculuk yapacağız.
Hepinize saygılarımı sunuyorum efendim,