| Komisyon Adı | : | DİJİTAL MECRALAR KOMİSYONU |
| Konu | : | Prof. Dr. Hatice Ferhan Odabaşı, Prof. Dr. Adile Aşkım Kurt, Prof. Dr. Yavuz Samur ve Prof. Dr. Orhan Koçak tarafından yapılan sunumlara ilişkin görüşme |
| Dönemi | : | 28 |
| Yasama Yılı | : | 4 |
| Tarih | : | 22 .04.2026 |
LÜTFİYE SELVA ÇAM (Ankara) - Sayın Başkanım, ben de eğitimci hocalarıma çok teşekkür ediyorum verdikleri sunumdan dolayı, çok da dikkatle dinledim.
Geçen hafta maalesef bu menfur saldırı sonrasında vefat eden çocuklarımızın aileleriyle perşembe günü bir aradaydık. Onun etkisinden kurtulamadım. Az önce çok şeyden bahsettiniz ama maalesef, vefat eden çocuklarımızın hepsi belki de çok dikkatli ailelerin çocuklarıydı, onu gördük. Yani kime gittiysek işte çok sistematik yetiştirmiş, çok ahlaklı, düzgün, merhametli. Az önce Ferhan Hocanın söylediği gibi böyle aile sistemi içerisinde annenin babanın çocuğuyla ilgilendiği çocuklar. Bu, tabii, çocukları ayırmak bizim işimiz değil; kötü ya da iyi, eğitimli ya da eğitimsiz. Yani az önce pek çok parametreden bahsettiniz ve son günlerde sosyal mecra, televizyonlar, basın, nerede bakarsanız bakın bir yüklenme içerisinde ve burada en az sorumluluğu da aileye yüklüyorlar aslında. Çoğunlukla işte devletin işi, çoğunlukla Millî Eğitimin işi, okulun işi, öğretmenin işi ama aile kendine dönüp de hani "Benim ne işim var?" demekte biraz zorlanıyor, öz eleştiri yapmakta. Ama ben 4 hocamın da sunumunu dinlediğimde birinci noktada ailenin olduğunu görüyorum. Benim çocuklarım büyüdü, şimdi torunlarım var. Torunlarım için endişeleniyor muyum? Evet, endişeleniyorum ve onlarla daha kaliteli vakit geçirmek için çok ciddi bir çaba harcıyorum bu kadar iş yükünün içerisinde. Anneleri babaları da aynı şekilde bir çaba içerisindeler ve devlet okuluna gidiyorlar. Özellikle de devlet okuluna gönderiyorum ki devletteki eksiklikleri veya fazlalıkları görebilme kabiliyetimiz olsun bizim burada yöneticiler olarak, milletin vekilleri olarak.
Buradan hareketle burada çok parametreli bir sistem var. Yani oyundan bahsetti Yavuz Hocam; iyisini de yapabiliyorsunuz, kötüsünü de yapabiliyorsunuz. Kullanım noktasındaki detaylar çok çok önemli ve her noktasında yani vermiş olduğunuz -ben burada ciddi de not aldım- bilgiler çok kıymetli. Yani iyi bir ürün sunduğunuz zaman onu oynatabilmemiz gerekiyor bizim aile olarak. Çünkü bunu yasakladığınız zaman... Ben de yasaklara karşı olan bir insanım, sınırlandırmak gerekiyor, kontrollü bir şekilde açmak gerekiyor ve yaptığı... Benim çocuklarım da GTA oynadılar ama o zamanki -işte birisi 93'lü, birisi 97'li- çok masum oyunlardı belki ama onlarda bile ben GTA Vice City oynamalarını istemedim. Hâlâ söylerler "Sen bizim CD'mizi kırmıştın." diye. Dolayısıyla yani burada yerine ne koyduğunuzun çok büyük bir önemi var. Az önceki sunumda spor liselerindeki şeyi gördük yani orada meşguliyeti artırdığınız zaman aslında çocukların buralara daha fazla kaymadığını görüyoruz.
Benim her 3 hocama da farklı farklı sorularım var. Yavuz Hocam, mesela burada hani çok parametreli dedik; bir taraf aile, bir taraf eğitim, bir taraf içerik, bir taraf algoritmalar. Şimdi, biz burada... 3 hocama da bu soru. Mesela parçalanmış aile çocukları var, kreş, anaokuluna gidenler var, evde bakıcıyla yetişenler var, büyükanne, büyükbaba yanında olanlar var. Bunları ayırt edebiliyor muyuz acaba sizin yaptığınız analizlerde veya işte yaptığınız şeylerde, öğrencilere yaptırdığınız o örneklemlerde? Bunu ayırt edebiliyor muyuz? Birincisi bu.
İkincisi, mesela kamu spotundan bahsettiniz. Acaba aileler kamu spotu izleyecekler mi? Mesela, az önce önerdiğinizi çok daha kıymetli buldum, dizilere gömme olayı çünkü dizilerin içerisinde bir şekilde belki farkındalığı oluşturabiliriz ama "kamu spotu" dediğimiz şeyin ne kadar faydasız olduğunu çok fazla görüyoruz çünkü ne zaman yayınlanıyor bu? Herkesin uyuduğu vakitte yayınlanıyor. Hani, çok önemli bir reklamdan alacakları ücretleri öteleyip de kamu spotunu giren hiçbir televizyon görmedim ben bugüne kadar. Belki YouTube kanallarının içerisine bir şekilde giydirebiliriz bunu. Mesela, burada Roblox örneği çok önemli. Biz bir şeylere karşı çıktığımız zaman karşıdaki firmalar inanılmaz bir şekilde burada oyuncu potansiyeli olduğunu gördükleri için hemen önlem almaya ve bizimle iletişim kurmaya gayret gösteriyorlar. Biz bunu sosyal mecralarda da gördük, TikTok'ta da gördük, X'te de gördük. Yetkilileri burada sizin oturduğunuz yerlerde oturuyorlardı "Ne kadar vergi veriyorsunuz Türkiye'de?" dediğimizde seslerini çıkarmadılar, "Gizlilik ilkesi var." dediler ama neticede biz bir tepki verdiğimizde yani "Bak, kapatırız ha!" dediğimizde -Instagram'da öyle yapıldı- hemen bir düzenleme getirip önümüze koyabildiler.
Şimdi, burada algoritimalara baktığımızda, bu yurt dışı örneklerinde bir standart getirilmiş mi? Yani manipülatif birçok tasarım var, sonuçta, siz bu işin içinde olan birisiniz. Bu öğelerin sınırlandırılması noktasında yani "Şu oyunlarda bu, bu, bu sebeplerden dolayı oynamamalılar. Biz buna bir tepki gösteriyoruz." tarzında bizim dışımızdaki ülkelerde örneklemler var mı, belli bir standart getirilmiş mi? Bunu öğrenmek istiyorum.
Bir de mesela, Orhan Hocam, sizin sunumunuzda çok parametreleri gördük ama mesela, kategorize etmesek, alt gelir grubu, üst gelir grubu... Mesela, başarı kıstasımıza baktığımızda, başarılı çocukların bu tip oyunlarda veya işte, sosyal medyada daha fazla vakit geçirmedikleri veya oyun oynamadıkları gibi bir sonuca hiç vardınız mı? Bunu da öğrenmek isterim çünkü çok kategorize etmiştiniz. Sosyoekonomik durumunu da bir kenara bırakacak olursak yani iyi eğitimli demeyeyim de nerede eğitim görüyorsa görsün -özel okul da olabilir, normal okul da olabilir, alt bir sosyal gruptan da olabilir ama- başarılı ve oyunlara pek itibar etmiyor gibi bir sonuca vardınız mı? Açıkçası onu da merak ettim.
Adile Hocanın da "Bu süre değil, içerik önemli..." Kesinlikle katılıyorum yani siz istediğiniz kadar kısıtlamaya çalışın, çocuk bir şekilde annesini, babasını uyutup bir şeyler yapabiliyor çünkü en büyük zehirli aracı belki de karne hediyesi olarak anneler, babalar çocuklarına hediye alıyorlar. Bu anlamda, o kalabalıklarda elini bırakmama metaforu bence çok kıymetli. Belki anneleri, babaları bu şekilde biraz daha dikkat çekici bir noktaya getirebiliriz.
Bir de okuldaki eğitimler. Ben bir anne olarak bütün eğitimlere katılmış bir anneyim ama biliyorum ki o çocukların, sıkıntılı olan çocukların anne ve babaları hiçbir eğitime katılmadılar. Yani burada da ne yapmamız gerekli? Aslında hepimiz iş birliği yapmak durumundayız. Taraflar çok fazla yani eğitimcileri de işin içine almalıyız, aileleri işin içine almalıyız, bizler kanun yapıcılar olarak burada aktif rol üstlenmeliyiz ama neticede çocuklar bizim çocuklarımız. Kesinlikle Ferhan Hocanın söylediklerine katılıyorum yani biz kendimize ait bir model oluşturmak zorundayız çünkü "Türk sistemi" denen "Türk ahlakı" denen "Türk yaklaşımı" denen bir yaklaşım var; diplomaside de bu böyle, işte, normal yaşam tarzımızla ilgili olarak da bu böyle. Yani biz kendi modelimizi oluşturup kesinlikle bunu da okullarda mecburi kılmamız lazım. Millî Eğitim Bakanımız da bu konularda çok açık. Biz Ayla Öğretmenin cenazesinde birlikteydik, bir günü tamamen birlikte geçirdik, hep de bunları, bu konuları konuştuk. Neticede, burada ihmal gören bir çocuk var, ölen çocuk da bizim çocuğumuz sonuçta. İlgilenilmediği çok bariz belli, sayfalarca mesajı var kendi mail "box"ında. Dolayısıyla, o çocukları da görmemiz lazım. Belki o çocuk SİHA yapacaktı, İHA yapacaktı; dâhi bir çocuktan bahsediyoruz, zekâ seviyesi yüksek bir çocuktan ama maalesef yine kendisine göre kahraman oldu belki ama belki çok daha büyük şeyler başarabilecek bir çocuk da heder olmuş oldu.
Benim bir başka önerim de belki şu olacak: Yani biriniz söylediniz, sonuçta, o yaptıkları resimlerle çocukları da tanımlayabiliyoruz, tanıyabiliyoruz. Yani bu dâhi düzeyindeki zeki çocuklara da ayrı bir eğitim, ayrı bir yaklaşım, ayrı bir sosyal desteği de belki okullarımızın önceden vermesini de öngörebiliriz diye düşünüyorum.
Çok uzattım ama bu konuda dertli olanlardanım ben de. Gerçekten verdiğiniz bilgiler için çok çok teşekkür ediyorum. Sorularımı da cevaplarsanız çok memnun olurum.
Sağ olun.
BAHÇEŞEHİR ÜNİVERSİTESİ EĞİTİM BİLİMLERİ FAKÜLTESİ ÖĞRETİM ÜYESİ PROF. DR. YAVUZ SAMUR - Teşekkür ederiz Vekilim.
Ben "Oyunları yasaklayan başka ülkeler var mı?" sorusundan başlayayım isterseniz. Tabii, şöyle oluyor: Bazı ülkeler kendi kültürel değerlerine karşı çıkılan oyunları yasaklayabiliyor, "Bunlar ülkemizde satılmasın." diyebiliyorlar. İşte, Almanya'da Nazi'yle ilgili bir oyun varsa o yasaklanıyor; işte İran'da, yine Müslümanlık karşıtı oyunlar varsa onlar yasaklanıyor gibi. Dolayısıyla mümkün mü? Mümkün, evet. Yanlış mı? Bence değil.
Yine şuraya geri dönüyoruz; biz kendi derecelendirme sistemimizi yaparsak kendi derecelendirme sistemimize göre de şunu diyebiliriz: "İçerisinde şu, şu, şu olan oyunları biz kesinlikle ülkemize sokmak istemiyoruz, bitti." Yani bunu çok rahatlıkla söyleyebiliriz. O yüzden derecelendirme sistemini de RTÜK'ün... Çünkü RTÜK etiketlemeyi yaptığı için, aslında RTÜK bandrollemeyi de yaptığı için RTÜK'le beraber çalışılmasını orada daha doğru buluyorum çünkü RTÜK o şeyi koyuyor üstüne, renkli bir etiketi var ya, onu koyuyor.
İlk sorduğunuz soru...
İSTANBUL ÜNİVERSİTESİ CERRAHPAŞA SAĞLIK BİLİMLERİ FAKÜLTESİ ÖĞRETİM ÜYESİ PROF. DR. ORHAN KOÇAK - On-line oyunlarda peki nasıl oluyor?
BAHÇEŞEHİR ÜNİVERSİTESİ EĞİTİM BİLİMLERİ FAKÜLTESİ ÖĞRETİM ÜYESİ PROF. DR. YAVUZ SAMUR - On-line oyunlarda da aynı şekilde, benzer bir etiketleme...
İSTANBUL ÜNİVERSİTESİ CERRAHPAŞA SAĞLIK BİLİMLERİ FAKÜLTESİ ÖĞRETİM ÜYESİ PROF. DR. ORHAN KOÇAK - Yani nasıl kontrol edebiliyorsunuz bunu?
BAHÇEŞEHİR ÜNİVERSİTESİ EĞİTİM BİLİMLERİ FAKÜLTESİ ÖĞRETİM ÜYESİ PROF. DR. YAVUZ SAMUR - Orada da mesela App Store ya da Google Play Store'a da bir oyun yüklerken benzer derecelendirme sistemleri için sorular var, anketler var; onların hepsini doldurup ondan sonra bir derecelendirme oluyor. Raporlama yapıldığı zaman da yine benzer şekilde kaldırılabiliyor bu oyunlar da; devlet de yine kendi eliyle bunları kaldırabiliyor.
İlk sorduğunuz soruyu unuttum, çok çok güzel noktalara değindiniz çünkü.
LÜTFİYE SELVA ÇAM (Ankara) - Parçalanmış aile çocuklarının...
BAHÇEŞEHİR ÜNİVERSİTESİ EĞİTİM BİLİMLERİ FAKÜLTESİ ÖĞRETİM ÜYESİ PROF. DR. YAVUZ SAMUR - Çok güzel, evet.
Şöyle: Özellikle son dönemlerde okullarda, boşanan anne-babaların çok fazlalaşmaya başladığını görüyoruz; zaten malumunuzdur büyük ihtimalle. Öyle olunca, tabii ki o çocuk bundan çok güzel faydalanıyor ve ya annede ya babada, ikisinden birisinde mutlaka ekran süresini daha fazla kullanmayı tercih edebiliyor. Oradaki boşluklardan da yararlanarak, kendi sevgi boşluğundan da yararlanarak ister istemez çok uygun olmayan yerlere gidebiliyor. Biz okul psikolojik danışmanları ve rehber öğretmenleriyle konuştuğumuz zaman onlar da benzer bir durum yaşadıklarını söylüyorlar. Parçalanmış olsun, büyükanne, büyükbaba, dede, anneanne, bunlar bakıyor olsun, bakıcı bakıyor olsun, hepsi bence aynı kategori altında kritik olarak değerlendirebileceğim çocuklar. Eğer orada da kural yoksa maalesef çocuklar bundan çok güzel faydalanıyorlar ve daha fazla ekran tüketimi ve yaşlarına uygun olmayan içeriklere ulaşma durumu maalesef söz konusu.
Kamu spotlarını şu anlamda çok değerli buluyorum: Eğer dediğiniz gibi yapılmazsa yani şöyle yapılırsa, çok önemli bir dizi vardı, o dizinin arasında yapılırsa çok değerli buluyorum, yoksa zaten kamu spotunun gecenin birine koymanın bir anlamı olduğunu, evet, düşünmüyorum. Burada da yine devletimiz aslında RTÜK'le beraber çalışarak o kamu spotunun tam o anda yayınlanmasıyla ilgili karar alma konusunda da belki bir düzenleme yapabilir diye düşünüyorum.
BAŞKAN NAZIM ELMAS - Çok teşekkür ediyorum.
Orhan Hocam, buyurun.
İSTANBUL ÜNİVERSİTESİ CERRAHPAŞA SAĞLIK BİLİMLERİ FAKÜLTESİ ÖĞRETİM ÜYESİ PROF. DR. ORHAN KOÇAK - 2 soru vardı, liselerle ilgili sorduğunuz soru. Aslında yani ayrılmış ailelerin çocukları ciddi bir sorun, çok ciddi bir sorun hem de. Biz nicel ağırlıklı çalıştığımız için gelen anketlerde de özellikle bu sorulara bakıyorum. Yüzde kaç boşanmış ve çocuklu? Yüzde 6'lar civarında, şu an yanlış hatırlamıyorsam yüzde 5,5; 6; 7 civarında değişebiliyor, bu minvalde bir oran karşıma çıkıyor. Benim verilerim tabii bu, resmî bir şey değil, yanlış olabilir.
Sahada ben psikologlarla da çalışıyorum, özellikle vakaları da görüyoruz. O çocuklar ciddi sorunlu. Kendilerini dijitale veriyorlar. Bir vaka biliyorum, babası özel okula gönderiyor çocukları ama çocuklar anne ile baba arasında maalesef mekik dokuyorlar, ne yaptıkları belli değil, dijitalden başka hiçbir şey bilmiyorlar ve orada çocuklar öyle şeyler öğreniyorlar ki anne ve babaya hakaret edebiliyorlar; ağır, ağza alınmayacak ifadeler öğreniyorlar ki özel okul öyle bir okul değil, öyle bir ortam değil. Bu çocuklar nereden alıyor? Tamamen dijital ortamdan alıyorlar ve velileriyle konuşunca "Şifre koymuşlar, müdahale edemiyoruz." diyorlar. Dolayısıyla ciddi sorun. Bunlara yönelik de hassaten sosyal politikaların değerlendirilmesi, yeniden gözden geçirilmesi gerektiği kanaatindeyim çünkü benzer bir vaka bu çocuklar yani geçen haftaki çocuk örneğinde olduğu gibi çok benzer sonuçlar doğurabilir ve sayısı çok fazla. O nedenle bu çocuklara özel bir program yapılması gerektiği kanaatindeyim. Testlerle bu çocukların gidişatının takip edilmesi lazım, yoksa ayrı bir potansiyel tehlike oradan çıkacak diye düşünüyorum.
Ben çocukluğumdan hatırlıyorum yani mahallemizde anne ve babası ayrılmış çocuklar biraz farklıydılar, daha böyle çatışmacı, daha kavgacı çocuklardı yani yanlış olmasın, hepsi değil belki ama genelde böyleydi. Dolayısıyla bugün çok daha büyük, dijitalleşmenin de etkisiyle, oradaki akımların da etkisiyle bu çocukların daha hızlı bir bozulma sürecine girme ihtimali var.
Burada olmayan milletvekilimizin okullarla ilgili sorduğu soruya da aslında cevap vermek lazım. Tabii ki Yavuz Hocamızın söylediği tedbirler çok kıymetli ama teknolojiyi insanlar aşıyorlar yani "VPN" diye bir şey var, bir zamanlar hani bu çok şey oldu, kuruldu, aşılıyor. Bence kişinin kendi kendini koruyabileceği mekanizmaları kurmak lazım, bununla birlikte tabii. Teknolojik korumalardan vazgeçmeyelim, işte "Firewall" mu dersiniz, "virüs" mü dersiniz, "engelleme" mi dersiniz; TELEKOM mu yapar, ebeveyn mi yapar? Tabii ki ebeveynin yapması için bir kere teknolojiyi çocuktan daha iyi biliyor olması lazım. Yani anne ve babası akademisyen olan, profesör olan arkadaşlarım var, biri enteresan. Bakın, çocuğu çok zeki. "Odasına gidiyordu, 'Ders çalışıyorum.' diyordu ama artık okuldan, öğretmenlerden şikâyet gelmeye başlayınca çocuk okulu zoraki bitirdi ve üniversiteye göndermedik, askere göndermek zorunda kaldık, yoksa oyun bağımlısı olmuştu." Dolayısıyla ebeveynlerin eğer ciddi manada dijital okuryazarlığı yoksa çocuklarının oyuncağı olabiliyorlar. O nedenle mutlaka bu noktaya vurgu yapmamız lazım.
Ben kendi çocuklarım için -o yıllarda, malumunuz, internet bu kadar yaygın değildi, erken dönemlerinde- misafir odamda tutardım bilgisayarı ve "Orada ne istiyorsanız yapın." derdim, yasaklama taraftarı hiçbir zaman değildim. "Orada bizim önümüzde, Messenger mı kullanırsın, Facebook mu kullanırsın, ne kullanırsan kullan ama bizim önümüzde olsun." Çünkü o kültürden de uzak kalmasını ben istemiyordum ve onun da faydasını gördüm. Dolayısıyla çocuklarımızı -benim kanaatim bu noktada- tabii ki kontrol edeceğiz ama içlerinde mutlaka kendilerini koruyacakları bir mekanizma olması lazım, derin bir uyarıcının olması gerektiği kanaatindeyim; bu çok önemli. Değerler eğitimi burada devreye giriyor.
Bir diğeri, ilkokuldan itibaren aslında bunları tek tek puanlamamız lazım. "Bu çocuk hangi konularda yetenekli, hangi işleri yapabilir, gelecekte hangi alanlarda daha başarılı olabilir?" şeklinde rehberler eşliğinde bence puanlanması gerekiyor ve daha sonra da tabii ki dijital konusuna merakı varsa "Dijital senin mesleğin olsun." diyebilmeliyiz. "Ya, sen hacker ol gerekirse, hacker ol. Bu memleket için çalış, bu devlet için çalış, hacker ol. Bak, hackerlık da güzel bir şey. Sen yazılımcı ol, gel, sana her türlü imkânı verelim, dijitalden de uzak kalma." Ama biz ne diyoruz? "Yok, ona yaklaşma." Ya da tam tersine, serbest bırakıyoruz; ikisi de tehlikeli. Bence hedefli kullanıma, amaçlı kullanıma yönlendirmemiz lazım, "Sen çok iyisin, gel, bu konularda seni kursa yönlendirelim." diyebilelim, hocalarıyla görüşelim. Bunu da yapmamız lazım. Ama tabii ki liselerimiz ciddi manada mesleki eğitimden, beceri eğitiminden çok uzak. Bunun mutlaka önemsenmesi gerekiyor.
Ben bir teknik lise mezunu olarak -İstanbul Şişli'de Maçka Teknik mezunuyum- çok istifade ettim, sosyal bilimci olduk ama çok istifade ettim. Bu liseleri artırmamız gerekiyor, uygulama alanlarını yaymamız gerekiyor. Mesela ticaret odası, sanayi odası; bu okullara hami yapmamız lazım. Sanayiciye "Al kardeşim, şu lise senin lisen olsun, sen sahip çık. Bunun ihtiyacı olan laboratuvarı sen kur; verginden düş, şundan düş; gel bu çocuklar senin çocukların, sahip çık." diyecek bir yönetişim anlayışını kurmamız lazım. Hatta, mümkünse kaymakamlık, valilik devreye girsin, esnaf devreye girsin; bu şekilde ancak çok aktörlü bir anlayışla liselerimiz... Özellikle teknik liseler çok masraflı olduğu için söylüyorum, o nedenle sürekli "upgrade" etmek lazım bu liseleri, yeni teknolojiyle donatmak lazım. O nedenle, yerelin desteğiyle, yerel paydaşların desteğiyle de desteklenirse çok başarılı gençlerimiz yetişir ve bu topluma da faydalı olur kanaatindeyim.
Teşekkür ederim.
BAŞKAN NAZIM ELMAS - Evet, biz de teşekkür ediyoruz.
Adile Hocam...
ANADOLU ÜNİVERSİTESİ EĞİTİM FAKÜLTESİ ÖĞRETİM ÜYESİ PROF. DR. ADİLE AŞKIM KURT - Evet, şimdi, hocalarıma ben de katılmakla beraber, Yavuz Hocam dijital oyunlarda elbette ki daha uzman bu konuda. Özellikle bu ülkemizde de tartışılan 15 yaş altına sosyal medya sınırını ben araştırdığımda, Yavuz Hocam da biliyordur, Çin'de şöyle bir uygulama var: 14 yaş altı sadece belirli içeriklerle karşılaşabiliyor devlet eliyle, daha farklı, eğitim ya da sosyalliğine yönelik içeriklerle çocuklar karşılaşıyor, diğer içeriklere ulaşması engellenmiş durumda. Ama dijital oyunlar bağlamında, hocamın da söylediği gibi, o toplumun kültürüne etki edebilecek olumsuz bir durum varsa ancak kendi içlerinde bunu yasaklayabiliyorlar ama bir standardı yok.
Yavuz Hocama çok katılıyorum, ben veli eğitimlerinde PEGI'den bahsettiğimde, ilk kez görüyor ebeveynler, böyle bir derecelendirmenin olduğundan haberdar değiller.
Yine, hocam az önce söyledi, dijital platformlara bir oyun yüklerken birtakım sorulara cevap vermek durumundasınız. Benim çok yakın bir çalışma arkadaşım dijital oyun geliştiriyor ve ben sordum ona, "Neye göre yazıyorsun bu yaş kategorisini? Oradaki soruları nasıl cevaplıyorsun?" dedim. Açıkça söyleyeyim, bilimsel bir dayanakla ya da öncesinde yapılmış, bir prototipinin oynandığı bir oyun platformundan aldığı bir cevapla değil, tabiri caizse hissikablelvukuyla oraya girdiğini söyledi. Sonra da oyunculardan gelen dönütler doğrultusunda o yaş grubu için biraz üst düzey kaldığını ve oyunun yaş sınırını yükselttiğini söyledi.
Şimdi, kendi ülkemize özgü bir derecelendirme sistemi gerçekleştirilirse belki bunların hiçbir şekilde, standart olmayan bir biçimde yüklenmesini de engellemiş olabiliriz bu bağlamda.
Benim ayrıca velilerle yaptığım çalışmalarda hani dediniz ya "Bakım verenler bağlamında değişiyor mu?" diye. Şöyle bir şey gözlemliyorum ben: Veli ne kadar bilinçli oluyorsa -anne, baba, ebeveyn olarak söylüyorum- bakım verenler de aynı bilinç düzeyinde olmadığı zaman ya da farkındalık düzeyine sahip olmadığı zaman dengeler bozulabiliyor. Bunu çok yakınımdan biliyorum. Mesela, benim kız kardeşim yeğenlerimi büyütürken belirli bir yaşa kadar, televizyon dâhil, ekranla tanışmalarını istemedi ve biz hepimiz dikkat ettik buna. Ama kendisi işteyken bakıcısı geldiği anda televizyonun karşısına çocuğu oturtuyor ve kahvaltıyı televizyon karşısında yaptırıyor. Şimdi, böyle su sızacak bir yeri çocuk bulduğu zaman, o yasağın delinebildiğini ve kırılabildiğini fark ettiği zaman onun üstüne gidebiliyor. Şimdi, anne-baba birtakım sınırlar koyuyor ama büyükanneler, dedeler, neneler bu sınırı delebiliyorlar ve en çok velilerden gelen şikâyet de bu. Yani "Ben ne kadar tedbir almaya çalışsam da büyüklerimiz buna izin veriyor." ya da "Bakıcısı böyle davranıyor." diyebiliyor. Dolayısıyla, toplumun tüm kesimini bu bağlamda biraz bilinçlendirmek lazım.
Geçtiğimiz yıllarda, bir sivil toplum kuruluşuyla beraber, kırsaldaki kadınlarımıza dijital okuryazarlık kazandırma bağlamında bir çalışma yürüttük. 24 tane farklı lokasyonda kırsaldaki kadınlarla bir araya geldim. Şimdi, ilk sorduğum soru: "Sosyal medya kullanıyor musunuz?" Hepsi diyor ki: "Hayır, kullanmıyorum." Çünkü sosyal medyayı sadece Instagram, Facebook gibi ortamlar zannediyorlar. "Peki, WhatsApp kullanıyor musunuz?" diyorum, tüm katılımcılar kullandığını dile getiriyor. Yani, aslına bakarsanız, toplumun büyük bir kısmı esasında bu kavramlardan ne ifade edildiğinin ya da neyi kullandığının bile farkında değil. Yani, şimdi, ebeveynlere baktığınızda, 2 yaşındaki çocuğun eline bunu veriyor, şu hareketle ekranı büyütüp ya da kaydırma işlemini yaptığı zaman "Benim çocuğum harika kullanılıyor." diyor. Bu doğru bir yaklaşım mı? Elbette değil. Bu bağlamda, bence ailelerin -hâlâ üstüne basıyorum- çok önemli bir rolü olduğunu düşünüyorum çünkü çocuk formel eğitim süreçlerine gelene kadar informel süreçte tamamen ailede yetişiyor ve ilk karakter oluşumu da orada gerçekleşiyor ve bu çocuklar bu mecralarla... Şimdi, biz, içeriğin öneminden bahsettik. Ben hep şunu da örneklendiriyorum: Şimdi, bir çocuk eline bir kitap alıp, odasına kapanıp on saat boyunca kitap okuduğu zaman sağlıklı bir çocuk mu? Benzer şey internet ortamında o kadar vakit geçirdiğinde de ama kitap okuma toplumda biraz daha kabul gören bir davranış, sanki o kabul edilebilirmiş gibi. Ama internette geçirdiği vakitte ebeveyn, hep birisini suçlamak ya da bir şeyi suçlamak adına bütün sorumluluğu da teknolojiye atabiliyor. Oysaki bu çocuk farklı şekillerde eğer teknolojiyle ilişkili çalışma yapmak istiyorsa küçük yaşlarda yönlendirilebilir. Bu bağlamda, "üstün zekâlılar" dediniz -ben BİLSEM ve ARGEM programlarında da çalışan bir akademisyenim- onları yönlendirebileceğimiz bu tür alanlar mevcut. İşte, sayın vekilimle de toplantıdan önce de konuştuk, TEKNOFEST'tir, DENEYAP atölyeleridir gibi farklı alanlara bu çocukları o yeteneklerini kullanabilecek şekilde yönlendirebilirsek -bunu ilkokuldan da başlatabiliyoruz BİLSEM'ler vasıtasıyla- bu çocuk, teknolojiden uzaklaşmadan, o teknolojinin kendisine ve toplum yararına olabilecek şekilde de çalışmalarını yönlendirebilir diye düşünüyorum. Onun için de sadece bir derse indirgemek doğru da bir yaklaşım değil. Daha önce, biliyorsunuz, medya okuryazarlığı dersi gündeme geldi ama uygulamada, baktığınızda, çok işlerliği olan bir ders değil. Aslında, toplumun her kesimine, bunu farklı derslerin içerisine entegre ederek yedirmek gerekiyor diye düşünüyorum. Dolayısıyla ta ilkokuldan başlayarak aile, okul ve çocuk üçgeninde, birlikte çalışılabilecek rehberlik servisleri olabilir, yerel STK'ler olabilir, bunlarla birlikte çocuğun dijital refahı için farklı biçimlerde ortak çalışmalar yapılabilir diye düşünüyorum.
Bir de sanırım sayın vekilimiz bu teknoloji entegrasyonunun nasıl olması gerektiğine yönelik bir soru yöneltmişti. Orada da esasında, ben en güzel yolu oyunlaştırma olarak görüyorum. Yanılıyor muyum Yavuz Hocam? Çünkü çocuk bir oyunun içerisinde hem o oyunun verdiği dopamin salgısını hem de hazzı yaşayarak öğrenme de gerçekleştiriyor ve farkında olmadan bunu yapıyor esasında. Benim yaptığım bütün deneysel çalışmalarda, bir oyunlaştırma aracılığıyla aktarırsanız hem konuyu çok daha kapsamlı olarak öğreniyor, transfer becerisini arttırıyor hem de -tırnak içinde söylüyorum- o "sıkıcı" diye tabir ettikleri ortamdan uzaklaşarak öğrenebiliyorlar. Bence en güzeli oyunlaştırma ögelerinin derslerin farklı boyutları içerisine yerleştirilmesiyle bunu kazandırabiliriz diye düşünüyorum.
BAŞKAN NAZIM ELMAS - Bu dijital oyunlaştırma mı yoksa diğer geleneksel oyunlardan mı bahsediyorsunuz?
ANADOLU ÜNİVERSİTESİ EĞİTİM FAKÜLTESİ ÖĞRETİM ÜYESİ PROF. DR. ADİLE AŞKIM KURT - Hocam, her ikisi de olabilir ama bizim alan dijital olduğu için eğitsel dijital oyunlardan bahsediyorum ben oyunlaştırma ögesi olarak. Elbette ki farklı derslerin içerisine geleneksel oyunlarımız da katılabilir; beden eğitimi olabilir bu, sosyal bilgiler dersinde olabilir; farklı şekillerde geleneksel oyunlarla da bu kazandırılabilir. Farklı yolları var diye düşünüyorum, illaki bir dersin içerisine "Bu şekilde olmalı." diye sıralı bir standardı getirmek de doğru bir yaklaşım değil diye düşünüyorum ben.
Teşekkür ederim.