| Komisyon Adı | : | (10/4004,4005,4006,4007,4008,4009) Esas Numaralı Meclis Araştırması Komisyonu |
| Konu | : | Komisyonun çalışma konularına, çalışma takvimine, Komisyonda görevlendirilecek uzmanlar ile Komisyona davet edilecek kişi, kurum ve kuruluşların tespitine ilişkin görüşme |
| Dönemi | : | 28 |
| Yasama Yılı | : | 4 |
| Tarih | : | 06 .05.2026 |
GİZEM ÖZCAN (Muğla) - Çok teşekkür ediyorum Sayın Başkanım.
Değerli milletvekilleri, ben de hepinizi saygıyla selamlıyorum. Öncelikle, Başkanım, size de müzakereye önem ve değer veren tutumunuzdan dolayı çok teşekkür ediyorum çünkü ben aynı zamanda -bu Komisyonda başka yok sanırım- Suça Sürüklenen Çocuk Komisyonunda da görev yaptım bu süreçte ve oradaki çalışmalarımız bitmişti, akabinde rapor aşamasına gelindi ve ne yazık ki bu raporun hazırlanması aşamasında da bu elim olayı hep birlikte yaşadık.
Ben, bir kez daha hem kaybettiğimiz evlatlarımıza Allah'tan rahmet, yakınlarına başsağlığı diliyorum hem de şu anda tedavi görmekte olan, iyileşme sürecinde olan evlatlarımızın da bir an önce sağlığına kavuşmasını diliyorum, öğretmenimize de daha bir kez daha başsağlığı diliyorum. Gerçekten çok acı, hepimiz aynı acıyı ve yükü aslında omuzlarımızda taşıyoruz, burada hep birlikte bunu hissediyoruz ama bu noktada da hep birlikte bu acıların bir daha yaşanmaması için burada çalışmak, eksiklikleri tespit etmek ve neler yapılabilir, bunu da konuşmak durumundayız.
Ben, öncelikle şunu söylemek istiyorum: Suça Sürüklenen Çocuk Komisyonunda da defaatle şunu ifade ettim özellikle: Sadece cezalandırmanın bir çözüm olmayacağını ifade ettik. Evet, bu bir noktasıdır ama çok katmanlı bir sorunla ne yazık ki karşı karşıyayız çünkü bir suçun hem faili hem mağduru çocuksa burada yapısal bir kriz vardır demektir. O yüzden, bunu çok iyi görmemiz ve gözlemlememiz gerekiyor. Sadece, burada, bir milletvekili olarak konuşmuyorum, aynı zamanda -hepinizin vardır- benim de ilkokul çağında 2 evladım var. Yani gerçekten buradaki sorunun çok iyi tespit edilmesi gerekiyor, çok katmanlı bir sorunla ne yazık ki karşı karşıyayız ve elbette bunu siyasetüstü değerlendireceğiz ama burada bazı hoşa gitmeyen belki söylemleri kullanacağız yani bazı eksiklikleri tespit etmek üzerine elbette olacaktır bu ama sonunda bu acıları bir daha yaşamayalım, aynı şeyleri bir daha konuşmayalım diye olacak.
Öncelikle, bir çocuğun üstün yararı konusunu ben bir kez daha vurgulayarak anlatmak ve sizlerle paylaşmak istiyorum. Yani bu nosyon öyle bir şey ki biz ülke olarak uluslararası sözleşmelerin hepsinde çocuğun üstün yararının korunması için tüm uluslararası sözleşmelere Türkiye Cumhuriyeti devleti olarak taraf olmuşuz; çok önemli bir husus bu, çok güzel bir husus ve çocuğun üstün yararı öyle bir kamu yararı ki ve korunması gereken bir yarar ki yerine göre devlete o çocuğu ailesine karşı bile koruma ödevi ve görevi yüklüyor. Yani bu ne demek? Bir çocuk doğduktan sonra o çocuklar, evlatlar hepimizin ortak sorumluluğunda, devletin sorumluluğunda ve başına gelecek her şeyden sadece ailesiyle ilintili olarak değil, devlet olarak, toplumsal olarak hep birlikte sorumluyuz. O yüzden, bu çocuğun üstün yararını korumak için de bir çocuk sistemine ihtiyacımız var, çocuğun takip edildiği, değerlendirildiği, ne yazık ki bizim böyle bir sistemimiz yok. Yani bunun kesinlikle bir entegrasyon içinde Millî Eğitim Bakanlığı ve Aile ve Sosyal Hizmetler Bakanlığının çatısı altında ve alt başlıklarında da çünkü bu bir boyutuyla yaşadığımız hadiseler, güvenlik sorunu... İçişleri Bakanlığı ve keza aynı şekilde Adalet Bakanlığının da entegre çalıştığı bir sistem kurulması gerekiyor çünkü çocuklar okula gidiyor, belki de gitmiyor. Şunun için: Biz, burada gelen bakanlıkları dinlediğimizde, İçişleri Bakanlığından gelen yetkilileri dinlediğimizde, baktığımızda, veri konusunda çok ciddi eksikliklerimiz var ve veriye hâkim olmazsanız hâkimi olmadığınız konuda da bir sistem geliştiremiyorsunuz. Bu anlamda, bizim bütün bunların hepsini biliyor olmamız lazım. Örneğin, 611 bin çocuk, eğitim reformu girişimlerine göre okulda değil, 611 bin çocuk. Bakın, bu çok ciddi bir rakam. Bizim Türkiye'de şu anda, çocuk okula gitmediği zaman, evet, okullarda yoklama alınıyor ama bunu kontrol eden bir sistemimiz var mı? Neden gelmedi okula, niçin gelmedi? Aileyle bu konuda hemen iletişime geçilip bunu takip edecek bir sistemimiz yok. Mesela, Almanya ve İsviçre'de bu konu ehemmiyetle yürütülüyor. Devlet, çocuğun okula gelip gelmediğini direkt takip ediyor ve buna ilişkin sistemi kurmuş, o yapı içerisinde işliyor; aileyle önce iletişime geçiliyor, okulla iletişime geçiliyor. Bir sistemi kurma zaruretimiz var burada ve elbette ki eğer WhatsApp gruplarında aileler "Burada bir hadise gerçekleşti ve ben yarın okula çocuğumu göndermeli miyim?" diye konuşuyorsa burada bir güvenlik sorunu da var demektir. Okullar öyle yerler olmalı ki kendi evinden, sosyal mekânlardan daha güvenli hâlde olması gereken yerler hem güvenlik ve yaşam hakkı bakımından hem de sadece bu boyutuyla da değerlendirilmemeli, Türkiye bir afet bölgesi, bir deprem yaşandığında dahi çocuklarımızı biz ilk okullara gönderiyor olmalıyız. Çocukları, aileler, okulların kapısından, deprem olduğunda "Ben çocuğu almalıyım." diye koşmamalı oraya. Ben, kamunun en güvenli yerinde çocuğumu emanet ettiğim noktada bulabiliyorum, güvenle orada ulaşacağım hissiyatını yaratmak durumunda. İşte, bu nedenle, bu konuya çok açıdan bakmamız, sadece buradaki olayla da değerlendirmememiz, her açıdan öncelikle okullarımızı güvenli hâle getirmemiz gerekiyor. Okullarımızın önemli kısmında uzman güvenlik görevlisi yok, okul hemşiresi yok, acil müdahale sistemi yok, sadece böyle bir elim olayla da gelmeyebilir, başka bir hadise yaşanabilir orada. Okul hemşiresinin olması, burada müdahale sisteminin olması keza yine çok kıymetli. Rehberlik ve psikososyal destek sistemi çökmüş durumda ne yazık ki ve 370 öğrenciye 1 rehber öğretmenin düştüğü ülkede biz bu konuda efektif ve verimli bir çalışma ve takibin yapıldığını ne yazık ki üzülerek ifade edeyim, söyleyemeyiz.
Keza okullarımızda öğretmenlerimiz ve okul yöneticilerimiz sistematik biçimde yalnızlaştırıldı çünkü sadece veliyle ve öğrenciyle olan iletişimin, öğretmen ve veli ilişkisinde bırakıldığı bir sistem var ama bu da öğretmenin bir noktadan sonra çaresiz kalmasına sebebiyet veriyor. Yani bu noktada bir sistemin kurulup öğretmenin herhangi bir sıkıntı tespit ettiği anda direkt Millî Eğitim ve Aile ve Sosyal Hizmetler Bakanlığının bünyesinde kurulmuş bir sisteme mutlaka entegre edilerek oradan sonra artık daha detaylı takip edilmesi gerektiği, hassasiyetle buraya yaklaşılması gerektiği gerçekliği önümüzde duruyor.
Tabii, aileler de bu krizden bağımsız değil. Niye değil? Çünkü yoksulluk büyüdükçe, çalışma saatleri uzadıkça, sosyal destek mekanizmaları çöktükçe aileler çocuk yetiştirme süreçlerinde yalnız kalıyor ve ne yazık ki bir toplumsal gerçeklikle hem sosyal medyada hem görsel medyada yaşanan hadiseler ve toplumdaki şiddet sarmalı içerisinde şiddet ne yazık ki sıradanlaşıyor ve silah artık çocukların erişemeyeceği bir nesne olmaktan ne yazık ki çıkmış durumda ve bunu değiştirmeden de bu toplumsal iklimi ve toplumsal zihniyet değişikliğini gerçekleştirmeden de biz burada bu yapısal sorunu ne yazık ki çözemeyiz ve önleyemeyiz çünkü okul da toplumdan bağımsız bir ada elbette ki değil, oranın da bir yansıması.
Keza suça sürüklenen çocuk sayısı her geçen yıl artıyor ve önemli kısmı da işte yoksulluğun, ihmalin, sosyal dışlanmışlığın mağduru ve dediğim gibi başında bir daha söylüyorum, bu konu çok önemli; fail ve mağdur çocuksa bu yapısal krizi mutlaka görmek ve bunun da önleyici tedbirlerini almak zorundayız çünkü ceza sistemi, bütün olaylar ne yazık ki yaşandıktan sonra en son artık verilecek yer. Önemli olan bunun önceden tespiti, varsa önlenebilmesi, önleme ve denetleme mekanizmalarının etkin işletilmesi ve şayet bütün bunlara rağmen bu önlenememiş ve hadise başa gelmişse, felaket gerçekleşmişse ondan sonra da rehabilitasyon ve cezalandırma süreçleri elbette olacaktır ama o son çaredir, hukukta her zaman en son uygulanacak noktadır ama önemli olan burada önleyici ve denetleyici noktada tedbirlerin alınması çok kıymetli ve kadrolu güvenlik görevlisi ve okul hemşiresinin bulunma zaruretini daha önce de biz Cumhuriyet Halk Partisi olarak dile getirmiştik, Suat Başkanım detaylarını verecektir.
Ve ben son olarak şunu vurgulamak istiyorum: Bu, bir toplumsal zihniyet değişikliğidir. O yüzden her yönüyle mutlaka bu Komisyonda incelenmesi gereklidir. Bu değişikliği sağlamamız, önleyici tedbirleri almamız ve hepimize ve devlete yüklenmiş olan çocukları korumak en büyük sorumluluğumuzdur ve son olarak şu sözle de bitireyim: Felaket başa gelmeden önce tedbirleri almak gerekiyor. O yüzden de özellikle Komisyon çalışmalarında sonuç üzerinden değil önleyici ve denetleyici tedbirler üzerinden yapılacak çalışmaların ve dinlenecek buraya gelen herkesin o noktada o perspektiften bakarak dinlenilmesinin kıymetli olduğunu düşünüyor, hepinize saygılar sunuyorum.