KOMİSYON KONUŞMASI

SUAT ÖZÇAĞDAŞ (İstanbul) - Çok teşekkür ederim Başkanım, çok sağ olun.

Çok kıymetli iki sunum dinledik, gerçekten kendi adıma çok da zenginleştiğimi düşünüyorum. Öncelikle şunu söyleyeyim: Aslında, bugün dinlediğim dört sunum Türkiye'de millî eğitim politikaları anlamında yapılan ana tartışmalarda bilimin ne dediğine dair çok önemli şeyler söyledi. Bir önceki oturumda zorunlu eğitimin kısaltılmasıyla ilgili mesele vardı. Bu sunumda Nilüfer Hocamın, örneğin, ebeveyn yaşının büyük olmasının zorbalık meselesiyle ilişkisinin pozitif ilişkisini anlatması çok kıymetliydi. Örneğin, evet, ailenin önemi de anlatıldı; bu çok önemli, buna kesinlikle katılıyorum çünkü sevgi ortamının içinde insanların olması, çocuklarımızın büyümesi çok önemli. Ama süratle 18 yaşında evlenmeye yönelik politikaların uygulanması, bunun teşvik edilmesi bilimsel olarak aslında sıkıntılı olduğunu göstermiş oldu.

İki, sizin sunumunuzda yine karma eğitimin yapılıyor olmasının yani erkekler ile kız çocuklarının ayrı ayrı değil de birlikte programlarda olmasının bu ve benzeri şiddet sorunlarında ne kadar azaltıcı bir etkisi olduğu görülmüş oldu. İlkesel bir mesele olarak altını çizmek isterim. Dünya da o yüzden karma eğitime geçmiş durumda. Örneğin, biz son bir yıldır birtakım karma eğitimin olmadığı okullar açmakla övünür hâldeyiz. Bunun da altını çizmek isterim.

Başka bir şey, mezosistem anlamında destekleyici kurumların önemli olduğunu söylediniz. Maalesef biz bir dönem -ve hâlâ da etkileri devam ediyor- toplum merkezlerini kapattık. Çok özür dileyerek söylüyorum, siyasetüstü bir şey söylüyorum, toplum merkezlerini kapattık, gençlik merkezlerini kapattık. Oysa bu çocukların kendilerini gerçekleştirebilecekleri, akranlarıyla öğrenebilecekleri -ki toplum merkezleri mahalle temelli bir iş demektir- mahallenin dayanışma alanından yararlanabilecekleri imkânları engelledik. Maalesef böyle bir politika Aile ve Sosyal Hizmetler Bakanlığında uygulandı, kısmen de devam ediyor.

Bir başka şey -siz de söylediniz- sayısı 65 bin olan öğretmen adaylarının sayısı 1 milyon oldu. Neden? Formasyonla oldu ve bu 100 bin ücretli öğretmen oldu. Tamam, Mahmut Vekile tamam o yapılabilir de dedim ama ücretli öğretmenlerin yüzde 50'si eğitim fakültesi mezunu değil, yüzde 10'u iki yıllık okul mezunu yani hiçbir alakası yok. Şimdi, bu insanların elbette iş edinme hakları var, hiçbir itirazım yok ama sistem ayakta duracaksa doğru unsurlarla olmalı. Kendi görüşlerimi paylaşma seansında değiliz, o yüzden bunu bir yere doğru bağlamak için söylüyorum. Şimdi, burada eğer sistemin yapı taşları doğru değilse, örneğin okullarda rehber öğretmenler yetersizse -şu anda Türkiye'de 17-18 bin okulda rehber öğretmen yok- olabilir. Türkiye'nin şu anki yapısı, ülkenin gerçekleri, rehber öğretmenler en azından her okulda 1 tane olacak şekilde süratle yapılabilir. Ki bir önceki Millî Eğitim Bakanımız Sayın Mahmut Özer'in "Her 100 öğrencinin olduğu okulda 1 rehber öğretmen olacak." vaadi var, Sayın Cumhurbaşkanına sunduğunu söylemişti ve seçime giderken bu konu konuşuldu. Bunu kritik görüyorum.

Dolayısıyla alacağımız önlemlere baktığımızda, okul psikologları meselesi, rehber öğretmenler meselesi ve onların desteklendiği RAM yapılarında psikologların, psikiyatristlerin, çocuk gelişimcilerin ortak bir ekip olarak sosyal hizmet uzmanlarıyla çalışma meselesini kritik bulduğumu söylemek istiyorum. Burada sorum şu Hocam: Tablo buysa, rehber öğretmenlik sisteminde yani -özür dilerim- psikososyal destek sisteminde atılması gereken en temel somut adımlar ne olabilirdi? Yani siz bir görev grubuna seçilmiş olsaydınız bir bilim insanı olarak böyle bir görev grubunda atacağınız ilk üç, beş, on adım ne olabilirdi; bunu sormak istiyorum size. Aynı soruyu aslında Betül Hocam size de soruyorum; müthiş değerli bir sunum yaptınız, dünyanın attığı adımlar var yani şu yöntemle ya da bu yöntemle. Türkiye'ye uygun bir yerden başlamış olsaydık, siz o görev grubunda olsaydınız nasıl bir öneride bulunurdunuz?

Son olarak şöyle başlayayım: Henry Thomas Buckle'a da atfedilen, Gabriel Garcia Marquez'in kitabı "Kırmızı Pazartesi"de de geçen "Suçu toplum hazırlar, suçlu işler." yaklaşımı vardır. Şimdi, bütün bu tedbirleri almadıktan sonra, birbirine benzemeyen örnekler üzerinden... Coğrafyasının hiçbir önemi yok, ateş oraya düştü, ilk toplantıda da söylemiştim, belki başka bir koşul olsaydı Urfa'daki de çok daha büyük bir etki yaratacaktı. Dolayısıyla biz aslında daha politika yapıcı, daha kurumsallaştırmaya yönelik ve uygulamayı tarif eden bir yerde olmalıyız. O yüzden 2 uzman olarak size, bize tam olarak... Çünkü biz onu söylemekle mükellefiz yasama kurumu olarak yani bakanlıklara demeliyiz ki: "Şu adımları atalım, bu adımları atalım, bu adımları atalım." Bu bilimsel çerçevede bize ne tavsiye edersiniz diye sormak isterim.

BAŞKAN YUSUF BEYAZIT - Buyurun Hocam.

HACETTEPE ÜNİVERSİTESİ EĞİTİM FAKÜLTESİ REHBERLİK VE PSİKOLOJİK DANIŞMANLIK ANA BİLİM DALI ÖĞRETİM ÜYESİ DOÇ. DR. NİLÜFER KOÇTÜRK - Teşekkür ederim Suat Vekilim.

Şimdi, burada şöyle olması gerekiyor: Kesinlikle risk tarama yapılıyor yani Sağlık Bakanlığı ya da okulda diyelim, okul ruh sağlığını güçlendirmemiz lazım. Travmaya duyarlı okul yani ben Millî Eğitim Bakanı olsaydım kesinlikle ilk yapacağım iş travmaya duyarlı okul oluşturup, risk tarama oluşturup ve müdahale sistemi oluşturmak olurdu. Yani -Sağlık Bakanlığıyla- ben o gün gönderdiğimde mutlaka, aynı gün psikiyatristten hemen randevu alabilmeliyim. Davranış sorunu olan çocukları, hiperaktivite ve benzeri şeyi olabilecek yani risk altındaki çocukları... Sadece onlar da değil; ailesel, bireysel, çevresel bir risk faktörü tarama formu oluşturup... Bu yapay zekâyla da olabilir, sistemsel de olur; şu anda benzer bir şeyi tarıyor zaten Millî Eğitim Bakanlığı ama sıkıntı şu, aileye söylüyor ki: "Ruh sağlığına muayeneye götür." Ailenin şeyine kalmayacak, zorunlu olarak, ben bu çocuğu yönlendirdiğimde psikiyatriste kesinlikle ruh sağlığı tedavisi yapılıyor olması lazım. Ruh sağlığı hizmetinin erişilebilir olması lazım. Ülkemizde çocuk ve ergen psikiyatristleri çok az yani gittiğimizde de bunu açık açık söylemek gerekirse ilaç tedavisi alıyoruz yani burada ben bir akademisyen olarak her hafta çocuğumu götürmek istesem götüremem yani bir ruhsal hizmet almak istesem herhangi normal bir probleminde. Gerçekten ruh sağlığı hizmeti pahalı. Şimdi, böyle bir durumda kesinlikle hastanelerin güçlendirilmesi, merkezlerin güçlendirilmesi lazım. Damgalamaya yönelik çalışmalar, artı, bu çocukların... Ben de bu arada DEHB'im, dikkat eksikliği ve hiperaktivitem var, akademisyenim yani derece öğrencisiydim. Yani hep böyle, Suça Sürüklenen Çocuklar Komisyonunda da öyle, DEHB, DEHB... Şimdi, buradaki sıkıntı şu: Birçok kişide birçok risk faktörü olabilir ya da Albert Einstein için de bir sürü bozukluklar söyleniyor. Sorun onlar değil; sorun, diğer çevresel etkenlerle birleşmesi. Bizim iyi bir öğretmenle rol modeller oluşturmamız lazım bu çocuklara, öğretmen desteği çok önemli; artı, umut oluşturmak, umut yok şeye baktığımızda.

Bu sosyal medyanın en önemli şeylerinden biri biraz da bu oldu. Eğitilen gruplara verilen ücretlerin biraz düşük olması... Diyor ki: "Ben bu kadar çalışıyorum ya da işte, tıp okuyacağım, bu kadar paraya ne olur? Gider fenomen olurum, şey olurum, daha kolay kazanırım ya da işte, bir çeteye girerim, şunu yaparım, daha çok kazanırım." Çocuklarda o değer yargısı da değişti. Eskiden biz yoksulluğumuzu ya da zenginliğimizi nasıl anlardık? Komşularımızdan anlardık -onun bir şeyi varsa- ya da sınıf arkadaşlarımızdan ama artık öyle değil, dünyada herkes her şeyi çok rahat öğreniyor ve sürekli bir kıyaslama var. Çocuklarda, tabii değerlendirebilir ki yetişkin depresyonu da çok fazla ama çocuklar bunu çok rahat saygıyla eşleştiriyor, öz değeri olarak eşleştiriyor ve bu nedenle daha saldırganlaşıyor veya mağduriyet hissediyor. O yüzden, kesinlikle ruh sağlığı hizmetinin güçlü olması, gerekli desteklerin alınması çok çok önemli.

Aile Bakanlığı da daha aktif olmalı yani personel sayısı da artırılmalı çünkü uzmanlarla yaptığımız eğitimlerde onlarda da bunu görüyoruz. Çok fazla göç alan, başka sorunları olan bir ülkeyiz ve bu kapasitenin, gerçekten çocuk hizmetlerinin yaşlı, engelli, diğer gruplara yönelik hizmetlerden ayrışması çok çok önemli. Daha kompakt, daha hızlı bir şekilde ve koordinasyonlu bir şekilde hareket etmemiz gerekiyor ve etkin hizmetleri yani kanıta dayalı uygulamaları yapmamız gerekiyor. Evet, ben terapi yapıyorum ama benim terapim öyle terapi değil ya da yaptığım görüşmeyi terapi sanıyorum. O yüzden, uzmanlarımızı hizmet içi eğitimlerle güçlendirmek çok önemli diye düşünüyorum.

Artı, Hasta Hakları Yönetmeliği'nde değişiklik yapılması... Özellikle, bu ruh sağlığı sorunları; kendine ve çevreye, topluma zarar verme riski olan çocuklarda, en az 2-3 uzman imzasıyla olabilir yani gidip de bu yanlış kararların verilmesini önlemek amaçlı bir kurul kararı olabilir ama bu aile iznini çıkarmamız lazım yani kaldırmamız gerekiyor çünkü aileler çocukların baskısına dayanamayabilir. Ben de olsam ben de çocuğumun baskısına dayanamayabilirim ve onu psikiyatriden taburcu ettirebilirim ama o çocuğun yatması gerekiyor ve gerekli hizmeti alması gerekiyor ki yatılı kurumlarımızın da bu noktada artırılması gerekiyor. Zorunlu yani burada bu tarz topluma şiddet riski olan grupların, rızası aranmadan, doktorların onaylarıyla yani heyetin onayıyla yatışlarının yapılmasına imkân tanınabilir; böylece, kitlesel saldırıları da önlenebilir diye düşünmekteyim çünkü İstanbul'daki öğretmen olayımızın kökeninde bu vardı. Yani ailenin çıkarması, artı, uyuşturucu madde kullanımı ve madde bağımlılığıyla ilgili çok ciddi bir politikada bulunmamız lazım. Yani bu suçu işlemede, artı, mağduriyet sağlamada çok ciddi bir şekilde ergenler arasında bu memnuniyetsizlik ya da depresif belirtiler, davranım sorunlarıyla baş etmede sağlıksız baş etme yöntemlerini kullanıyor. Eğer ruh sağlığı hizmetlerimizde sıkıntı varsa bunun yerini ne dolduruyor? Sigara ya da madde kullanımı, alkol. Eğer biz gerçekten maddeyle, alkolle mücadele etmek istiyorsak ruh sağlığı hizmetimizi güçlendireceğiz ki sağlıklı baş etmeyi topluma öğretebilelim.

BAŞKAN YUSUF BEYAZIT - Çok teşekkür ediyorum Hocam.

Latif Bey, buyurun.

ANKARA ÜNİVERSİTESİ TIP FAKÜLTESİ ÇOCUK SAĞLIĞI VE HASTALIKLARI ANA BİLİM DALI ÖĞRETİM ÜYESİ PROF. DR. BETÜL ULUKOL - Ben de ekleyeyim mi?

BAŞKAN YUSUF BEYAZIT - Buyurun Hocam, tabii ki.

ANKARA ÜNİVERSİTESİ TIP FAKÜLTESİ ÇOCUK SAĞLIĞI VE HASTALIKLARI ANA BİLİM DALI ÖĞRETİM ÜYESİ PROF. DR. BETÜL ULUKOL - Şöyle, şimdi, Nilüfer tabii saydı her şeyi, bana bir şey bırakmadı diyeceğim ama iki şey var: Birincisi, Türkiye'de yaşayan halk politikacılarına çok değer veriyor ve politikacılar ne derse onun arkasından gidebilecek nitelikte, bu kadar bağlı politikacılarına. Yani Cumhurbaşkanımız bugün çıkıp dese ki "Artık Türkiye'de şiddet yok." Tabii ki Cumhurbaşkanımız şiddet olsun istemiyor ama bunu bu cümlelerle dile getirse "Biz artık şiddetsiz bir ülkeyiz." dese inanın çok şey değişir. Bunu şeyde gördük, Covid aşılarında gördük. Aşılanmayan çocuklar, aşılanmayan bireyler Cumhurbaşkanımız çıkıp da "Ben aşılandım." deyince aşılandılar. Onun için bir liderin çıkıp bu işin arkasında olduğunu göstermesi lazım, birincisinin bu olduğunu düşünüyorum.

İkincisi de -Nilüfer Hoca vurguladı- işte, okul, hastane, sosyal hizmetler; bütün bu iletişimin tek bir ağ üzerinden gerçekleşmesi lazım. Bu ağ eğer iyi çalışırsa çocuğun nerede riskinin olduğu sosyal hizmetlerce bildirilir. Öğretmen müdahale edebiliyorsa eder, edemiyorsa doktora gönderir. Doktor ne öneriyorsa... Çünkü doktorun önerdiği şey çocuğun tek başına ilaç kullanması değil; okulda ne yapılacak, evde ne yapılacak... Bütün bu ağın -tabii ki Kişisel Verilerin Korunması Kanunu'na dikkat ederek yani o kanun çerçevesinde- kimin, hangi bilgiye ne kadar ulaşacağı belli olacak ama bu ağın çocuğu görüyor olması lazım yani bunun önemli olduğunu düşünüyorum.