| Komisyon Adı | : | (10/4004,4005,4006,4007,4008,4009) Esas Numaralı Meclis Araştırması Komisyonu |
| Konu | : | Profesör Doktor Galip Yüksel ve Profesör Doktor Hilmi Demir'in yapmış oldukları sunumlara ilişkin görüşme |
| Dönemi | : | 28 |
| Yasama Yılı | : | 4 |
| Tarih | : | 20 .05.2026 |
SUAT ÖZÇAĞDAŞ (İstanbul) - Sayın Başkanım, çok teşekkür ederim.
Sunumları dinlediğimde bir tarafıyla çok umut doldum, aslında yapılabilecek birçok şey olduğunu görmüş oldum. Hem Galip Hocama hem Hilmi Hocama çok teşekkür ederim. Türkiye de dünya da aslında bu konularda çaresiz değil; çok sayıda politika önermesi var, çok sayıda yapılmış olan uygulama var, sonuç almış olan işler var, bunların bilimsel çalışmalara yansımış sonuçları var. İşte, birtakım boylamsal araştırmalar var, paylaştınız burada. Bir yanıyla da neden bunları yapmıyoruz diye de çok üzüldüm. Hasan Vekilim sağ olsun, benim soracağım bir soruyu sordu, 2020'de Sayın Ziya Selçuk Bakandı zannediyorum bu program başladığında -ki kendisi de zaten o alandan- yani çok önemli bir program bu, değil mi? Başlatılıyor, birileri dört ayrı kademede çok ciddi çalışmalar yapıyorlar sınıf rehberlik programıyla ilgili. Sonra sadece sorumlu kişi değişince tüm mekanizma değişiyor, bakan yardımcıları değişiyor, genel müdürler değişiyor vesaire; bu, uygulanamıyor. Bu büyük bir israf aslına bakarsanız yani burada asıl sorun bu bürokratik mesele.
Sayın Başkanım, bildiğim kadarıyla, bugün burada Millî Eğitim Bakanlığından, Aile ve Sosyal Hizmetler Bakanlığından ve İçişleri Bakanlığından temsilci yok, değil mi?
BAŞKAN YUSUF BEYAZIT - Yok.
SUAT ÖZÇAĞDAŞ (İstanbul) - Yani bunu kendimize not olarak söylüyorum: Belki de bakanlıklardan arkadaşlar da burada bu hocaların sunumlarını dinlemeliler yani ben çok zenginleşiyorum bu sunumlardan, sizin de öyle olduğunuzu zannediyorum. Bakanlıkların rolü şu olamaz ki -başta konuştuk, sağ olun, siz de o yönde ilerletiyorsunuz görüşmeleri, çok teşekkür ederim- yani "Gelelim, ne yaptığımızı anlatalım." Ne yaptığımızı anlatarak zaten olabiliyor olsa bu sorunları yaşamayız.
Şimdi, dünya çapından örnekler veriliyor, Türkiye'deki eksiklikler veriliyor. Belki sizin iradenizle bakanlıklarımıza bir çağrı yaparak... Bu sunumları dinlesinler, burada onlara "Ya, niye yapmıyorsunuz?" demeyelim, ben öyle bir şeyde değilim ama burada çok önemli şeyler sunuluyor ve bunların orada duyulması lazım diye düşünüyorum çünkü Meclis bir yasama faaliyeti yapıyorsa, bir araştırma komisyonu yapıyorsa ilgili yürütme kurumlarının temsilcilerinin de burayı dinlemelerinde ben bir yarar telakki ediyorum; bir, bunu söylemek isterim.
Her 2 hocam da burada aslında Türkiye'de kamuoyunda tartışılan meselelerin bir kısmının ne kadar da doğru olmadığını gösterdiler. Mesela, ben bu olaylardan sonra... Şimdi, bir siyasal tartışmaya getirmemek için işin çok da detayına girmeyeceğim. "Bazı şeyler eksik olduğu için oluyor." söylemi var Türkiye'de, "Bazı şeyler eksik, onlar bir olsa bu çocuklar hiç öyle yapmazdı." deniliyor. Hâlbuki konu o değil yani konu hiç siyasi bir yerden değil, inanç meselesiyle ilgili bir mesele değil; konu çok gelişimsel bir mesele. Dolayısıyla, bilim de böyle söylüyor. Örneğin, erken çocukluk eğitiminin ne kadar önemli olduğunu buraya gelen bütün uzmanlar söylüyor. Zorunlu eğitim olacağı iktidar partisinin de söylemlerinde var, bizim de söylemlerimizde var; 2018 seçim programında var, 2023 seçim programında var, bizde var. Burada niye eksik kalıyoruz, anlamak mümkün değil. Hâlbuki erken çocukluk eğitimi çocukların geleceği için en önemlilerinden biri; dolayısıyla birincisi bu.
İkincisi -Galip Hocam söyledi- "okul" dediğimiz şeyden anladığımız şey yanlış yani en sonunda sınava doğru götürürken akademik olarak sistemin içinde kalabileceklerin devam edebildikleri ama geri kalanların zaman ve çile doldurdukları bir sistem doğal olarak herkes için bir tehlike oluşturuyor diye duyuyorum ben bu söylenilenleri.
O yüzden, burada bize işlevsel bir okul tarif eder misiniz Hocam? Ben size bunu sormak istiyorum yani çünkü bunu çok kıymetli buluyorum. Mesela, benim baktığım yerden bir çocuğun on iki yıl boyunca arkadaşlarıyla keyifli zaman geçirmesini, onlarla bir takım olabilmesini, tatlı anılar biriktirmesini, on iki yılın sonunda öpüşerek ayrılmasını, geçmiş günleri keyifle yâd etmesini, aynı zamanda bir yurttaş olarak gerek akademik anlamda gerek sosyal anlamda bir şeyler öğrenmesini, bunları çok kıymetli buluyorum. Bir okul tarifi rica ediyorum sizden, bunu çok kıymetli buluyorum çünkü bence okul tarifimiz yanlış.
Hilmi Hocama da çok teşekkür ederim, kendisinin dijital alanda bir dijital güvenlik çalışmasına rağmen meselenin tamamını dijitale bağlamadığı için. Bir de öyle bir grup vatandaş var "Ah, şu dijital..." Bu vatandaşlar bir tek bizde yok bu arada; Yeni Zelanda'da var, Fransa'da var, Almanya'da var. Sorunla baş edemeyince kökünden kesecek; "Yasaklayalım bunu." Benim oğlum 11 yaşında, diyor ki: "Neyi yasaklayacaksınız? Benim hesabımı zaten bulamazsınız." Benimki 11 yaşında yani. Dolayısıyla tek başına bir çözüm değil bu.
Burada size sormak istediğim soru da şu Hocam: Bu işten milyarlarca dolar kazananlar var, sosyal ağlarda servis sunucuları var; bu iş açısından siz onların yükümlülüklerini ne görürsünüz? Çünkü yasama faaliyetinin temel sonuçlarından birinin bu olması gerekir. Bazı sorumluluklar vermemiz lazım bu kurumlara, o konudaki görüşünüzü de rica edeceğim.
BAŞKAN YUSUF BEYAZIT - Buyurunuz efendim.
GAZİ ÜNİVERSİTESİ GAZİ EĞİTİM FAKÜLTESİ REHBERLİK VE PSİKOLOJİK DANIŞMANLIK ANA BİLİM DALI ÖĞRETİM ÜYESİ PROF. DR. GALİP YÜKSEL - Teşekkür ediyorum ben de Sayın Vekilimize.
İyi bir okul tarifi vermemiz tabii göreli bir kavram. 2014 yılında Millî Eğitime bir makale yazmıştım, işte "Öğrencilerin Gelişim İhtiyaçları" diye. Çok basit bir örnek vermek istiyorum: Mesela fiziksel gelişim ihtiyacı... Bir çocuk için oynamak, hoplamak, zıplamak hayatın en önemli ve en meşgul olduğu işlerdir fakat bir yetişkin için "Bu nedir?" deriz.
Şimdi "fiziksel gelişim" denilen bir olay var. Fiziksel gelişim, aynen zihinsel gelişim, duygusal gelişim, ahlaki gelişim gibi bir gelişim alanıdır; nasıl ki su ihtiyacımız olduğu zaman su içiyoruz, fiziksel gelişim de böyle bir ihtiyaçtır.
Dünyada okul mimarisi vardır Sayın Vekilim; okul öncesi sıfırdır, zemindedir, bir taş bile yoktur; ilkokul 1'inci kattadır; ortaokul 2'dir; üniversite 3 katlıdır. Türkiye'de cumhuriyetin ilk yıllarında yapılan ilkokul, ortaokul, lise ve yükseköğretimlere bakın. Hacettepenin merkezde 3 katlı binasını bulamazsınız üniversite olarak. Mimar Kemaleddin'in Ankara'da yaptığı okullara bakın, 1 katlıdır okullar çünkü ilkokul çocuğu her türlü olası riske karşı hemen dışarı çıkabilmeli, teneffüste dışarı çıkıp fiziksel gelişim ihtiyacını giderebilmeli; koşmalı, arkadaşıyla dalaşmalı, biraz atlamalı, zıplamalı. Niye? Bugün dünyanın karşı karşıya kaldığı obezitenin tek çözüm yolu olarak ne bulundu biliyor musunuz? Hareket, egzersiz. Hiçbir ilaç egzersizin yerini tutmuyor.
Biz çocuklara ne yaptık? Binaların ortasına, dairelere okullar yaptık, oraya gönderdik; çocuk sanki misafirliğe gider gibi sabah gidiyor, fiziksel ihtiyaçlarını dikkate almıyoruz -bakın, sadece bunu örneklendiriyorum ben- sosyal etkinlik yok, beden eğitimi dersi yapılmıyor, test çözülüyor, resim... Hiçbirinizin okulda bağlama ya da enstrüman öğrenen çocuğu var mı içinizde? Bunları uzaylılar mı öğrenecek?
Vaktimiz olsa örnek veririm, geçen kendi öğrencilerime örnek verdim: Polonyalı Alman vatandaşı olan genç bir kadın bağlama öğreniyor, saz belgeseli çekiyor -vaktiniz olursa izleyin- Yunanistan'dan, Bulgaristan'dan Horasan'a kadar bir belgesel çekiyor; çok güzel bir belgesel. Öğrencilere açtım, "Bu kişi hasta olup hastaneye gider mi çocuklar?" dedim çünkü duygusunu ifade ediyor. Bakınız, Türkçeyi öğrenmiş, bağlamayı öğrenmiş ve o kadar güzel türküler söylüyor ki bağlamanın peşinde belgesel yapmış, belki sadece o belgeselle hayatının gelirini elde ediyor Youtube'da. Yani demek istediğim şu: İyi bir okulun çocuğun gelişim ihtiyaçlarına duyarlı bir okul olması lazım. Okul çocuk için var ama ne yazık ki bugün okul çocuk için değil, okul başkaları için, yöneticiler için, sonra öğretmenler için bir pozisyon yaratıyor.
2 defa kısa dönem Amerika'ya gittim, bir tanesinde rektör ağustos ayında bir yazı yazmış velilere. Gazeteyi -ücretsiz- aldım, okuyorum, diyor ki velilere: "Veliler, okulumuzu tercih ettiğiniz için teşekkür ederim. Size bir iyi, bir kötü haberim var. Ben de çocuklarınızla aynı kampüsteki şu bloktaki yurtta, şu numarada kalıyorum. Kötü haber de benim odamda kahve makinesi var, sizin çocuklarınızınkinde yok; onları seviyorsanız bir kahve makinesi alın."
Şimdi, bakınız, bu okulda üniversite öğrencisi mi olsanız mutlu olursunuz, yoksa saraylar gibi yerlerde kendileri oturup çocuklarına bir kahveyi, bir suyu 100 liraya, 150 liraya satan rektörlerin olduğu okulda mı okumak istersiniz? Ya, burada öncelik önemli yani çocuğu merkeze alan, sosyal, duygusal, kariyer, fiziksel gelişimi önemseyen okul iyi okuldur bana göre. Sizin söylediğiniz okul tarifini böyle vermek lazım.
Diğerlerini ayrıntılandırırım ama şu anda vaktinizi almak istemiyorum.
Çok teşekkür ederim.
BAŞKAN YUSUF BEYAZIT - Teşekkür ediyoruz Hocam.
Buyurun Hocam.
TOBB EKONOMİ VE TEKNOLOJİ ÜNİVERSİTESİ TARİH BÖLÜMÜ ÖĞRETİM ÜYESİ PROF. DR. HİLMİ DEMİR - Sayın Vekilim, geçenlerde bir yapay zekâ programına bir video yükledim. Videoyla ilgili bir "prompt" girdim, bana şunu söyledi hemen: "Kurallarım gereği verdiğiniz talimatı yerine getiremem çünkü videonuzda "nokta, nokta, nokta" konusunda şiddet içeriği bulunmaktadır."
Peki, bu platformlar nasıl oluyor da zoofili, pedofili, bütün bunları kendi platformlarında barındırabiliyorlar? İşte, bence buradaki bütün mesele bu. Bu da küresel bir şekilde Avrupa Birliğinde tartışılıyor, birçok yerde tartışılıyor, bizde de -Allah'a şükür- tartışılmaya başlandı şimdi.
Mesela, sizin hep birlikte, el birliğiyle, bu tür büyük platformları bu tür bilgiyi ve veriyi bulundurmama konusunda yasal zorunluluğa tabi tutmanız gerekiyor. Bunu nasıl yapay zekâ yapıyorsa onlar da yapsınlar, o kadar zor bir şey değil.