| Komisyon Adı | : | (10/4004,4005,4006,4007,4008,4009) Esas Numaralı Meclis Araştırması Komisyonu |
| Konu | : | |
| Dönemi | : | 28 |
| Yasama Yılı | : | 4 |
| Tarih | : | 30 .07.2026 |
BERİTAN GÜNEŞ ALTIN (Mardin) - Teşekkür ediyorum Sayın Başkan.
Öncelikle Komisyonun tamamını takip edemedim ama gelen bütün hocalara, akademisyenlere, öğretmenlere teşekkür ediyorum. Çocuklar da bugün sanıyorum Komisyona gelmişler, onun da çok kıymetli, değerli olduğunu söylemek istiyorum. Teşekkür ediyorum Divana da Sayın Başkana da çünkü okullardaki şiddetin konuşulduğu bir atmosferde çocukları dinlememek olmazdı. Bugün Komisyon çocukları da dilimleyerek önemli bir iş yaptı ve sanıyorum çocuklar kendi konuşmaları içerisinde sıklıkla akran zorbalığına vurgu yaptılar, vurguda bulundular. Aslında adresi bize gösterdi çocuklar. Yıldız Vekilimiz de burada, kendisi "akran nezaketi" olarak da tanımladığı, okullarda akran zorbalığının sonuçları ve çözümleri odaklı bir Komisyonun da Başkanıydı. Dolayısıyla, bence çocukların işaret ettiği bu yöne doğru Komisyonunun biraz eğilmesi lazım, ağırlık vermesi lazım. Gerçekten akran zorbalığını bitirecek çözüm yollarını ve yöntemlerini üretmemiz lazım, bulmamız lazım; uzun bir yol. Elbette bu konuyla ilgili tekrar şu vurguyu da yapalım: Çocukla ilgili pek çok komisyon kurulmuş bu Meclis çatısı altında, her komisyon kendi raporuna yazmış fakat sanırım komisyonların belirlediği raporlarda uzmanların aktardığı bilgilerde hiçbir eksik taraf yok, eksik olan tek taraf bunun bir icraata dönüşmüyor olması. Nitekim Adem Hocamız da sanıyorum 2007 yılında yine okullarda güvenlik, okullarda şiddetin önlenmesi...
ŞİDDETLE MÜCADELE VAKFI GENEL BAŞKANI ADEM SOLAK - Çocuklarda artan şiddetin önlenmesi...
BERİTAN GÜNEŞ ALTIN (Mardin) - Evet ve okul vurgusu var, okullarda güvenliği konu alan bir komisyonda bulunmuş ve yıllar geçti. Bu defa bütün okullar değil.. Hani yine bütün okullar ama daha spesifik olarak bir olay yaşanmış Kahramanmaraş'ta ve Siverek'te, bununla alakalı bir komisyon kurulmuş. Şimdi, aslında, Hocamız çok güzel bir ayrım da yaptı, sanırım hem Siverek'i hem Maraş'ı da birbirinden ayırmamız gerekiyor sizin aktarımınıza göre çünkü Siverek ve Maraş'taki olayların vuku bulma şekli de aynı değil. Kahramanmaraş'ta rastgele bir seçim var, rastgele bir ateş açımı var ve önüne geleni ne yazık ki katlediliyor fakat Siverek'te öyle değil, Siverek'te daha birini arıyor yani bir kişi arıyor.
İRFAN KARATUTLU (Kahramanmaraş) - Seçicilik.
BERİTAN GÜNEŞ ALTIN (Mardin) - Evet, birilerini öldürebilecekken öldürmüyor; çocuklar var bahçede, öldürmüyor ve nitekim o olayda ölen tek kişi de bu olayı başlatan kişinin kendisi oluyor. Dolayısıyla, sanırım bugün bana sizin sunumumuzdan kalan Siverek ve Maraş'taki olayı tam olarak aynı üslupla, aynı bakış açısıyla değerlendirmemek. Elbette birbirini tamamlayan kısımları var fakat sanırım Siverek ve Maraş gerçekten birbirinden farklı ve Maraş belki de tarihe geçecek kadar planlı, konseptli ve okullardaki şiddeti en çarpıcı hâliyle gösteren kısım.
Şimdi, biz bütün Komisyon boyunca -artık sonuna yaklaşıyoruz Komisyonun ama- hep şunu ifade ettik: "Okullara yansıyan şiddetin kaynağı toplumdadır." dedik. Hocam böyle düşünür mü bilmem. Toplumda bir şiddet varsa eğer ve bu şiddet bir şekilde sürekli kendini yeniden üretiyorsa, barış olmuyorsa, bir toplumsal barış gerçekleşmiyorsa günün sonunda bunun varacağı yer de bir noktada okulda da şiddettir, evin içinde de şiddettir, sokakta da şiddettir, adliyede de şiddettir, Emniyette de şiddettir, Mecliste de şiddettir. Şiddet her yerdedir çünkü şiddeti durduracak bir mekanizma yok. "Partilerin tüzüğünde bu yok." dediniz ama biz toplumsal barışı bütün meselelerin önüne koyarak zaten bu şiddetsizlik kültürünü besleyecek en ana damarın da barış olduğunu düşünüyoruz. Bu vesileyle, umuyorum, Meclis de ilerleyen zamanlarda bir toplumsal buluşmayı, bir toplumsal barışı inşa edecek kanunlara da yasalara da politikalara da sahip bir yer hâline gelecek. Biz şiddeti toplumdan düşürecek en önemli adımın barış olduğu vurgusunu ve bu barışın okullarda da demokratik toplum tahammülleriyle kendini var etmesi gerektiğini düşünüyoruz.
Çok önemli şeylerden bahsettiniz, sosyolojik akıştan bahsettiniz. Bir kere, meseleyi, şiddet meselesinin kendisini sosyolojik olarak ele almak çok önemli. Bilge köyünü çalıştığınızı söylediniz, ben de aynı zamanda Mardin Milletvekiliyim ve Bilge köyü Mardin için gerçekten kapanmaz bir yaradır fakat Bilge köyünün altında yatan nedenlere iyi bakmamız gerektiğini düşünüyorum. Orada kendini yeniden üreten o militarist aklın ve gücünü devletten alan o mekanizmanın neye sebep olabileceğinin önü çok açılıyor. Bence aynı şey bir Emniyet personelinin 9-10 tane silahı, hatta daha fazla silahı kendi bünyesinde barındırabilmesinde de tezahür ediyor; burada bir devlet gücü var, burada bir devlet desteği var, burada bir sıvazlanan bel var. Bu yeri geliyor, Bilge köyündeki bir korucu oluyor, yeri geliyor, işte, bir birinci sınıf Emniyet personeli oluyor. Günün sonunda devletin bu beslediği militarist aklı gerçekten karşısına koyup düşünmesi ve bakması gerekiyor çünkü bunun kendisi şiddet olup toplumda kendini yeniden üretiyor. Çok basit bir örnek vereyim: Mardin'de yakın zamanda 16 yaşında bir kız çocuğunun tacizi ve aynı eve gelin olan bir kişinin aynı fail tarafından tecavüze uğradığı bir olay var ve bunu yapan kişi kendisini Terörsüz Türkiye Derneği Başkanı olarak tanıtıp -tanıtıyor, zaten öyle, Terörsüz Anadolu Derneği Başkanı- ve şunu söylüyor faillere: "Ben devletim, bana hiçbir şey yapamazsınız. Ben sizi taciz de etsem, tecavüz de etsem bana hiçbir şey yapamazsınız çünkü ben devletim." İşte, günün sonunda devlete karşı suç işleyip, insanlara karşı suç işleyip "Ben devletim." deyip işin içinden çıkan bu kesimlere karşı devletin çok net bir şekilde hukuksal, yargısal gücünü göstermesi gerekiyor çünkü bu insanlar gerçekten her şeyi yapabileceklerini ve günün sonunda devletin onların arkasında olacağını düşünüyor. Biz bu davayı takip ediyoruz, kendisi henüz tutuklu da değil, adli kontrolle devam ediyor sürecine ama çocuklar ve taciz edilen gelin kaçmış durumda çünkü tehditler alıyor "Ben devletim." demeye devam ediyor. Günün sonunda biz bu olayların toplumsal barışla birlikte, demokratikleşmeyle birlikte, eşit yurttaşlıkla birlikte ortadan kaldırıldığı bir Türkiye'de gerçekten şiddetin de düşeceğini düşünüyoruz.
Yine, Adem Hocam konuşmasında daha çok kamera, daha çok yüksek duvarla olmayacağını söyledi; bu gerçekten bizim çok katıldığımız bir şey. Biz okulların demokratikleşmesi gerektiğini düşünüyoruz. Siz nasıl düşünüyorsunuz? Demokratikleşmiş bir okulda sizce şiddet olayları azalır mı, kendi sorunlarını çözebilen mekanizmaların okuldaki varlığı şiddet olaylarını -öğretmenlere de sormak istiyorum aynı zamanda- azaltır mı? Çünkü şu anda bir olay ortaya çıktığında cezalandırıcı ve disiplin süreçlerini işleten bir mekanizma var. Biz bu mekanizmadan ziyade onarıcı adaletin de okullara girmesinin, çocukların her birisinin onarıcı adalet mekanizmalarıyla buluşmasının da aynı zamanda şiddeti azaltacağını düşünüyoruz diyeyim.
Katkılarınız ve geldiğiniz için de teşekkür edeyim.
Divana da emekleri için teşekkür ediyoruz.