| Komisyon Adı | : | ADALET KOMİSYONU |
| Konu | : | |
| Dönemi | : | 28 |
| Yasama Yılı | : | 4 |
| Tarih | : | 07 .08.2026 |
BAŞKAN CÜNEYT YÜKSEL - Kıymetli Komisyon üyelerimiz...
(Uğultular)
BAŞKAN CÜNEYT YÜKSEL - Kıymetli...
(Uğultular)
BAŞKAN CÜNEYT YÜKSEL - Evet, kıymetli Komisyon üyelerimiz...
YÜKSEL SELÇUK TÜRKOĞLU (Bursa) - Başkanım, Komisyon bu salonda yapılamaz, bu salonda olmaz Başkanım, olmaz; fiziken sıhhatli değil!
BAŞKAN CÜNEYT YÜKSEL - Evet, değerli arkadaşlar...
(Uğultular)
BAŞKAN CÜNEYT YÜKSEL - Değerli arkadaşlar, lütfen oturun, buyurun...
(Uğultular)
BAŞKAN CÜNEYT YÜKSEL - Kıymetli Komisyon üyelerimiz, sayın milletvekilleri, kıymetli basın mensupları, kurumlarımızın değerli temsilcileri; hepinizi saygıyla selamlıyorum.
Toplantı yeter sayımız vardır.
Komisyonumuzun 28'inci Yasama Dönemi 16'ncı toplantısını açıyorum.
(2/3793) esas numaralı Millî Dayanışma ve Toplumsal Bütünleşmenin Güçlendirilmesine Dair Kanun Teklifi 5 Ağustos 2026 tarihinde Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına sunulmuş ve aynı tarihte esas komisyon olarak Adalet Komisyonumuza havale edilmiştir. Bu sürecin dikkat çekici bir yönü de Türkiye Büyük Millet Meclisi bünyesinde kurulan Millî Dayanışma, Kardeşlik ve Demokrasi Komisyonunun ilk toplantısını bundan tam bir yıl önce 5 Ağustos 2025 tarihinde gerçekleştirmiş olmasıdır. Bir yıl önce istişare ve uzlaşı zeminiyle başlayan süreç, bugün kanun teklifinin Türkiye Büyük Millet Meclisine sunulmasıyla yeni ve somut bir aşamaya ulaşmıştır. Huzurdaki teklif Türkiye Cumhuriyeti devletinin millî dayanışmayı güçlendirme, toplumsal bütünleşmeyi kalıcı hâle getirme ve Türkiye Yüzyılı hedeflerine daha güçlü adımlarla ilerleme iradesinin önemli bir göstergesidir. Komisyonumuz bu teklifiyle birlikte yasama tarihimizin en önemli ve en kritik kanun tekliflerinden birini görüşecektir çünkü bu teklif milletimizin kırk yılı aşkın süredir kanayan yarasını hukukun şifalı eliyle sarma iradesinin somut bir tezahürüdür. Bu teklifle kazanımların hukuk devleti ilkeleri çerçevesinde kalıcı toplumsal barışa dönüştürülmesi hedeflenmektedir. Bu teklifi ele alırken milletimizin huzurunu, devletimizin güvenliğini ve cumhuriyetimizin 2'nci yüzyılına ilişkin ortak istikametimizi ilgilendiren tarihî bir sorumluluğu yerine getiriyoruz.
Terörsüz Türkiye hedefi dönemsel bir siyasi söylemin veya kısa vadeli bir politikanın değil, Türkiye Cumhuriyeti devletinin kırk yılı aşkın terörle mücadele tecrübesinden, devlet aklından ve milletimizin huzur ve güvenlik iradesinden beslenen stratejik bir millet ve devlet politikasıdır. Sayın Cumhurbaşkanımız Recep Tayyip Erdoğan'ın ortaya koyduğu ortak geçmiş, ortak gelecek vizyonu ve iç cepheyi tahkim etme çağrısı ile Milliyetçi Hareket Partisi Genel Başkanı Sayın Devlet Bahçeli'nin sürecin Türkiye Büyük Millet Meclisi zemininde yürütülmesine yönelik iradesi bu yeni dönemin şekillenmesinde belirleyici olmuştur. Terör örgütünün silah bırakma ve kendisini feshetme yönündeki çağrısının ardından Türkiye Büyük Millet Meclisinde yaklaşık yüzde 95 temsil gücüyle Millî Dayanışma, Kardeşlik ve Demokrasi Komisyonu kurulmuş, mesele ilk defa bu ölçüde geniş siyasi katılım ve toplumsal istişare anlayışıyla ele alınmıştır.
Terör yalnızca can kayıplarına neden olan bir güvenlik sorunu değil, aynı zamanda milletimizin ortak geleceğinin önünde duran ağır bir pranga olmuştur. Terörün Türkiye'ye ekonomik maliyetinin 2,3 trilyon doları aştığı bilinmektedir. Terör nedeniyle ülkemizde yaklaşık 2,5 milyon kişilik istihdam kaybı yaşanmış, 123 milyar dolara yaklaşan vergi kaybı oluşmuş, yatırım, üretim ve finansman imkânları ciddi şekilde zarar görmüştür. Terörün Türkiye'ye yıllık ortalama maliyeti 50 milyar doların üzerine çıkmıştır. Bu tablo teklifin yalnızca bir güvenlik meselesi değil, aynı zamanda bir kalkınma ve adalet meselesi olduğunu açıkça ortaya koymaktadır. Teröre harcanan kaynakların üretime, yatırıma, eğitime, sağlığa ve teknolojik gelişime yöneltilmesi Türkiye'nin geleceği açısından stratejik bir zorunluluk olmuştur. Ancak bütün maddi kayıpların ötesinde en ağır bedel aziz şehitlerimiz ve kahraman gazilerimiz tarafından ödenmiştir. Bugün ulaştığımız her kazanımın ardında onların fedakârlığı vardır. Bugün terörün ülkemiz üzerindeki etkisinin kalıcı biçimde ortadan kaldırılmasını ve toplumsal bütünleşmenin daha da güçlenmesini konuşabiliyorsak bunu canlarını bu vatan için feda eden aziz şehitlerimize, kahraman gazilerimize ve devletimizin hukuk içinde yürüttüğü kararlı mücadeleye borçluyuz.
Terörsüz Türkiye hedefi menzile ulaştığında ülkemiz, canlarımızı yakan ve kaynaklarımızı tüketen bu ağır yükten ebediyen kurtulacaktır. Terörden tamamen arındırılmış bir Türkiye daha güçlü bir ekonomi, daha fazla yatırım, daha yüksek refah, daha sağlam bir toplumsal huzur ve uluslararası alanda daha etkin bir Türkiye anlamına gelmektedir. İnanıyorum ki Türkiye Büyük Millet Meclisi çatısı altında ortaya koyacağımız ortak irade, millî birlik ve beraberliğimizi daha da güçlendirecek, terörsüz Türkiye hedefini sağlam bir hukuki zemine kavuşturacak ve cumhuriyetimizin 2'nci yüzyılında daha güçlü, daha huzurlu ve daha müreffeh bir Türkiye'nin inşasına önemli katkılar sağlayacaktır.
Değerli milletvekilleri, bugün içinde bulunduğumuz coğrafya son yılların en karmaşık ve en kırılgan güvenlik ortamlarından birini yaşamaktadır. İsrail'in Filistin'de sürdürdüğü soykırımın yol açtığı ağır insani tablo, bölgesel çatışmaların yayılma riski, vekâlet savaşları, enerji arz güvenliğine yönelik tehditler, düzensiz göç hareketleri ve küresel ekonomik kırılganlıklar güvenliğin artık yalnızca askerî tedbirlerle sağlanamayacağını; güçlü bir iç cepheyi, toplumsal dayanışmayı ve millî birliği zorunlu kıldığını açıkça ortaya koymaktadır. Böylesine büyük bir dönüşüm döneminde ülkelerin gücü artık yalnızca sahip oldukları doğal kaynaklarla veya maddi imkânlarla ölçülmemektedir. Asıl güç, birbirine kenetlenmiş bir milletin varlığıdır. Hiç kimsenin kökeni, kültürü veya hayat hikâyesi bu milletin ortak geleceğine katkı sunmasının önünde bir engel değildir. Hepimiz aynı bayrağın altında, aynı hukukun güvencesinde ve aynı cumhuriyetin çatısı altında geleceğimizi birlikte kuruyoruz. Türkiye Cumhuriyeti tarihinden aldığı güç, köklü devlet geleneği, demokratik kurumları, genç ve dinamik nüfusu, üretim kabiliyeti ve stratejik konumuyla bu yeni dönemin de en güçlü aktörlerinden biridir.
Şimdi, önümüzde daha büyük bir hedef bulunmaktadır; bu potansiyeli, toplumsal dayanışmamızı daha da güçlendirerek geleceğe taşımak. İnsanımızın enerjisini çatışmaya değil üretime yöneltmek; gençlerimizin hayallerini korkuyla değil bilgiyle, emekli ve başarıyla büyütmek ve her bir vatandaşımızın kendisini bu büyük yürüyüşün eşit, onurlu ve vazgeçilmez bir parçası olarak hissetmesini sağlamak. Çünkü, güçlü devlet yalnızca sınırlarını koruyan devlet değildir, güçlü devlet vatandaşına güven veren, adalet duygusunu güçlendiren, farklılıkları ortak bir aidiyet etrafında buluşturan ve geleceğe dair umut üretebilen devlettir; bizim devlet ve medeniyet anlayışımızın temelinde de bu yaklaşım vardır.
Kıymetli milletvekilleri, terörsüz Türkiye aynı zamanda terörsüz bölge idealinin de en güçlü teminatıdır. İç huzurunu ve güvenliğini kalıcı hâle getirmiş, terörün gölgesinden arınmış bir Türkiye bölgesinde barışın, istikrarın ve iş birliğinin lokomotifi olarak bölgesel güvenlik mimarisinin inşasında çok daha etkin bir rol üstlenecektir. Bugün bölgemizin ihtiyacı yeni çatışma alanları değil, ülkelerin egemenliğine ve toprak bütünlüğüne saygı gösterildiği, terör örgütlerinin ve vekâlet yapılarının hareket alanı bulamadığı, bölge ülkelerinin huzur ve güven içinde geleceğe bakabildiği yeni bir istikrar iklimidir; terörsüz bölge hedefi tam da böyle bir geleceğin inşasına yönelik güçlü bir iradeyi ifade etmektedir. Türkiye'nin terörü kalıcı biçimde gündeminden çıkarması bu bakımdan yalnızca ülkemiz açısından değil, içinde bulunduğumuz geniş coğrafya açısından da yeni bir dönemin kapısını aralayacaktır çünkü Türkiye'nin güvenliği ile bölgenin güvenliği, Türkiye'nin istikrarı ile bölgenin istikrarı birbirinden ayrı düşünülemez. Türkiye'de güçlenen huzur ve güven ortamı sınırlarımızın ötesinde de barış ve istikrarı besleyecek bir etki oluşturacaktır. Dolayısıyla, terörsüz bölge, yalnızca bir güvenlik hedefi değil aynı zamanda bir kalkınma, istikrar ve ortak gelecek vizyonudur. Bu vizyonun merkezinde ise güçlü, istikrarlı ve kendi içinde kenetlenmiş bir Türkiye bulunmaktadır. Türkiye tarihî birikimi, ekonomik ve diplomatik kapasitesi, güçlü savunma altyapısı ve bölge halklarıyla sahip olduğu köklü bağlarla terörün ve çatışmaların değil; barışın, iş birliğinin ve ortak refahın belirlediği bir bölge, bölgesel geleceğin inşasında öncü rol üstlenecek kudrete sahiptir.
Kıymetli milletvekilleri, yaklaşık bin yıl önce Ahlat'ta, Malazgirt'te açılan kapı farklı kökenlerin, kültürlerin ve hayatların ortak bir medeniyet tasavvurunda buluşmasının da başlangıcı olmuştur. O günden bugüne nice devletler kurulmuş, nice zorluklar aşılmış, nice sınavlar verilmiştir ancak değişmeyen bir hakikat vardır: Bu topraklarda kaderler ayrışmamış, birleşmiştir; sevinçler de acılar da zaferler de ortak olmuştur. Millet olma iradesi her dönemde bu ortak hafızadan güç almıştır. Çanakkale'de can veren kahramanlarımız, geldikleri şehri değil uğruna mücadele ettikleri vatanı düşünmüşlerdir. Sultan Alparslan'dan Sultan Sencer'e, Nûreddin Zengî'den Selahattin Eyyubi'ye uzanan büyük devlet ve medeniyet öncülerinin ortak mirası adaletin, kardeşliğin, dayanışmanın ve birlikte yaşama iradesinin en güçlü sembollerindendir. Bu teklifin ruhunda da büyük mücadelelerde aynı safta duran ve Türkiye'yi oluşturan Türk'ün, Kürt'ün, Arap'ın, Laz'ın, Çerkez'in, Abaza'nın ve diğer tüm bileşenlerin kardeşliği vardır. Bu ruh ortak tarihimizin, ortak kaderimizin ve ortak geleceğimizin hukuk diliyle yeniden tahkim edilmesidir. Malazgirt'ten Çanakkale'ye, Çanakkale'den Millî Mücadele'ye, oradan cumhuriyete ve Türkiye Yüzyılı hedeflerine uzanan bu yürüyüş fedakârlığın, dayanışmanın ve millet olma şuurunun yürüyüşüdür. Hedefimiz nettir: Burada ezelden başlayan tarihî yürüyüşümüz bugün de aynı kararlılıkla devam etmektedir. Bu yürüyüşün istikameti bellidir, daha güçlü bir demokrasi, daha güçlü bir hukuk devleti, daha sağlam bir toplumsal dayanışma, daha müreffeh bir ekonomi, daha huzurlu bir toplum ve geleceğine daha büyük bir güvenle bakan Türkiye çünkü Türkiye Cumhuriyeti'nin en büyük gücü yalnızca sahip olduğu maddi imkânlar değil, birbirine inanan, birbirine güvenen ve ortak geleceğine birlikte yürüyen aziz milletimizdir. Nitekim huzurdaki kanun teklifine siyasi parti grupları veya şahısları adına imzalayan ve destekleyen milletvekillerimiz de bu güçlü inanç doğrultusunda tarihî bir sorumluluk bilinciyle hareket etmiştir. Yasa teklifi 360'tan fazla milletvekilinin imzasıyla Genel Kurula sunulmuştur. Kendileri bu tarihî sorumluluktan kaçmamış ve ortak geleceğimiz için önemli bir eşiğin aşılması bakımından ellerini taşın altına koymuşlardır. Bu durum güçlü siyasi iradeyi ve ortak uzlaşı mesajını taşıması bağlamında Meclis tarihinde bir ilki teşkil etmektedir. Toplumsal rızanın inşası ve siyasi sahiplenmeyle yeni bir toplumsal mutabakat oluşmuştur. Edirne'den Hakkâri'ye yükselen ortak ses şudur: Evlatlarımız değil, silahlılar toprağa gömülsün, ayrılık değil, kardeşlik kazansın, nefret değil, ortak geleceğimiz büyüsün. Öyle bir gelecek ki hiçbir annenin yüreği evlat acısıyla dağlanmasın, hiçbir çocuk terörün gölgesinde büyümesin, gençlerimiz korkunun değil, ilmin, emeğin ve umudun peşinden yürüsün çünkü bu toprakların gerçek sesi ayrılığın değil, kardeşliğin gerçek mayası, çatışmanın değil, dayanışmanın mayasıdır. Zira milletimizin karakteri en zor zamanlarda birbirinden uzaklaşmak değil, birbirine daha güçlü şekilde kenetlenmektir.
Kıymetli milletvekilleri, huzurdaki kanun teklifi aynı zamanda bugün Adalet Komisyonu olarak ele aldığımız kanun teklifi, Millî Dayanışma, Kardeşlik ve Demokrasi Komisyonunun ortaya koyduğu ortak aklı ve Türkiye modelini hukuk devleti ilkeleri çerçevesinde normatif bir zemine kavuşturmaktadır. Şimdi ise bu ortak iradenin kanun teklifine nasıl yansıdığını ben de kısaca belirtmek istiyorum. Huzurdaki kanun teklifi, bazı soruşturma ve kovuşturma süreçleriyle kesinleşmiş mahkûmiyet hükümlerinin infazına ilişkin belirli şartlara bağlı istisnai ve geçici hukuki mekanizmalar öngörmektedir. Her şeyden önce ifade etmek gerekir ki ceza ve infaz politikalarının belirlenmesi Anayasa'mızın çizdiği sınırlar içerisinde Türkiye Büyük Millet Meclisinin takdir yetkisi kapsamındadır. Toplumsal ihtiyaçlar kamu yararı ve millî güvenliğin gerektirdiği durumlarda ceza adalet sistemine ilişkin yeni düzenlemeler yapılması yasama organının anayasal yetkisidir, bugün görüştüğümüz kanun teklifi de bu anayasal yetkinin hukuk devleti ilkesi çerçevesinde kullanılmasının somut bir örneğini oluşturmaktadır. Bu çerçevede teklife ilişkin dört temel hususun özellikle altını çizmek istiyorum. Birincisi, bu teklif bir af düzenlemesi değildir. Mahkûmiyet hükümlerini ortadan kaldıran, suçların hukuki niteliğini değiştiren veya ceza sorumluluğunu kaldıran bir düzenleme söz konusu değildir. Devam eden soruşturma ve kovuşturmalarla kesinleşmiş mahkûmiyet hükümleri bütün hukuki sonuçlarıyla varlığını korumaktadır.
İkincisi, bu teklif kişiye özgü bir düzenleme değildir. Teklifte öngörülen mekanizmalar kişisel değerlendirmelere değil, kanunda açıkça belirlenen objektif şartlara, somut olgulara ve yetkili makamların kararlarına dayanmaktadır.
Üçüncüsü, teklif geçici ve müstakil niteliktedir. Belirli bir amaca ve sürece özgülenmiş olup kapsamı açıkça belirlenmiş yorum yoluyla genişletilmeye kapalı istisnai hükümler içermektedir.
Dördüncüsü, kanunda öngörülen mekanizmaların işletilmesi sıkı bir başlangıç şartına bağlanmıştır. Bu şart Millî Dayanışma, Kardeşlik ve Demokrasi Komisyonu raporunda ortaya konulan kritik eşikle bire bir örtüşmektedir.
Değerli milletvekilleri, bu tarihî sürecin oluşmasında Sayın Cumhurbaşkanımızın ortaya koyduğu güçlü liderlik ve terörsüz Türkiye vizyonu belirleyici olmuştur. Milliyetçi Hareket Partisi Genel Başkanı Sayın Devlet Bahçeli'nin millî birlik ve kardeşlik hukukunu esas alan yaklaşımı ile Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanımız Sayın Numan Kurtulmuş'un sürece sağladığı katkılar bu tarihî sürecin siyasi ve kurumsal zeminini güçlendirmiştir. Bu vesileyle, Sayın Cumhurbaşkanımıza, Sayın Devlet Bahçeli'ye, Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanımıza, Millî Dayanışma Kardeşlik ve Demokrasi Komisyonunda görev alan milletvekillerimize, katkı sunan tüm kurum ve kuruluşlarımıza, güvenlik birimlerimize, akademisyenlerimize, hukukçularımıza, sendikalarımıza, sivil toplum kuruluşlarımıza ve şehit, gazi temsilcilerimize şükranlarımı sunuyorum. Aziz şehitlerimizi rahmet, minnet ve şükranla yâd ediyor, kahraman gazilerimize sağlık, afiyet ve hayırlı ömürler diliyorum. Şehitlerimizin bizlere emanet ettiği bu aziz vatana, cumhuriyetimize, millî birlik ve beraberliğimize, hukuk devletimize ve ortak geleceğimize aynı kararlılık ve aynı sorumluluk bilinciyle sahip çıkmaya devam edeceğimizi bir kez daha ifade ediyorum.
Değerli Komisyon üyeleri, çalışmalarımızı hukuk devleti ilkesine, Türkiye Büyük Millet Meclisinin saygınlığına ve demokratik müzakere kültürüne yakışır bir anlayışla yürüteceğimize inanıyorum. Teklifi, uygulamada tereddüt doğurmayacak nitelikte bir kanun metni ortaya koymak amacıyla, madde madde, gerektiğinde kelime kelime değerlendireceğiz. Bununla birlikte, aziz milletimizin bu sürece ilişkin beklentisinin ve önümüzde duran tarihî sorumluluğun da daima bilincinde olacağız. İnanıyorum ki yapıcı eleştiriler ve iyi niyetli öneriler teklifi daha güçlü ve daha isabetli hâle getirecektir çünkü bütün farklılıklarımızın üzerinde birleşeceğimiz temel hakikat şudur: Artık, terörü tamamen geride bırakmalı, tarihin çöplüğüne atmalıyız. Temennimiz, Adalet Komisyonumuzun çalışmaları sonunda ortaya çıkacak metnin mümkün olan en geniş uzlaşmanın, ortak sorumluluk bilincinin ve millî iradenin güçlü bir tezahürü olmasıdır. Bu düşüncelerle, Millî Dayanışma ve Toplumsal Bütünleşmenin Güçlendirilmesine Dair Kanun Teklifi'nin ülkemiz, milletimiz ve demokrasimiz için hayırlara vesile olmasını diliyor, hepinizi saygıyla selamlıyorum.
Değerli milletvekilleri, bugünkü toplantımızda önce teklif hakkında Komisyonumuzu bilgilendirmek üzere teklifin ilk imza sahiplerine söz vereceğim, ardından varsa Anayasa'ya aykırılık önergelerini ve tekliflerin birleştirilerek görüşülmesine ilişkin önergeleri işleme alacağım, daha sonra, teklifin tümü üzerindeki görüşmelere geçerek istem sırasına göre söz talep eden Komisyon üyelerimize söz vereceğim ve diğer milletvekillerinin söz taleplerini karşılayacağım. Teklifin tümü üzerindeki görüşmelerin tamamlanmasının ardından maddeleri üzerindeki görüşmelere geçeceğiz.
Şimdi, teklif hakkında Komisyonumuzu bilgilendirmek üzere ilk sözü...
HAKAN ŞEREF OLGUN (Afyonkarahisar) - Başkanım...
İDRİS ŞAHİN (Ankara) - Sayın Başkan...
BAŞKAN CÜNEYT YÜKSEL - ...teklifin ilk imza sahiplerinden İstanbul Milletvekili Sayın Abdulhamit Gül'e söz veriyorum.
Buyurun Sayın Gül.