| Komisyon Adı | : | MİLLİ EĞİTİM, KÜLTÜR, GENÇLİK VE SPOR KOMİSYONU |
| Konu | : | Niğde Milletvekili Cevahir Uzkurt ve Kocaeli Milletvekili Sadettin Hülagü ile 110 Milletvekilinin Yükseköğretim Kanunu ve Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Teklifi (2/3755) |
| Dönemi | : | 28 |
| Yasama Yılı | : | 4 |
| Tarih | : | 14 .07.2026 |
SADETTİN HÜLAGÜ (Kocaeli) - Sayın Başkan, Değerli Komisyon üyeleri; günün son -yorgun -saatinde ben çok fazla şeye girmeyeceğim ama birkaç konuya değinmeden edemeyeceğim.
Tabii, toplantının başında Ali Fazıl Kasap Milletvekilimizin "Sağlık Komisyonuna mı geldim?" diye bir esprili şeyi oldu. Geçmiş dönemdeki çalışmalarımıza bakınca, partimiz böyle bir görevi talep edince, benim sekiz yıllık rektörlük sürecim, Yükseköğretim Kurulunda çalışmış olmam, Üniversitelerarası Kurul Başkanlığı yapmış olmam, akabinde de milletvekili olarak üç yıl çalışmam yani konunun içinde olduğum için böyle yadırganmaması gerektiği noktasını vurgulayarak başlayayım dedim.
KAYIHAN PALA (Bursa) - Biz yadırgamıyoruz Sayın Başkan, sıkıntı yok.
SADETTİN HÜLAGÜ (Kocaeli) - Evet, arkadaşımız biraz yadırgar gibi oldu da ben de ona şey...
Evet, bence konuşabiliyoruz yani eskilerin bir sözü var "Lisanül beyan ayniyle insan." diye. Çok yüksek sesle konuşmak her zaman haklılık göstergesi olmuyor, alçak sesi de önce kulaklarımızdaki reseptörler duyuyor; duyuyoruz sizi. Mesela, yabancı asistanlarla ilgili, öğrencilerin af kısmındaki eksiklikleri biz duyduk yani bununla ilgili muhtemelen gerekli girişimler yapılacaktır.
Şimdi, yaş meselesini Kayıhan Hocam da söyledi, Aylin Hanım'la da biraz tartıştık. Şimdi, temininde zor meslekler var, bunlardan bir tanesi doktor akademisyenler. Şimdi, okulu bitiriyor, mecburi hizmet; uzmanlık yapıyor, mecburi hizmet; yan dalı bitiriyor, mecburi hizmet yani uzun süreçli bir görevlendirme şeyinden geçen insanlar kolay yetişmiyor. Özellikle tıpta 45-50'yi geçtikten sonra hocalar daha tecrübeli yani buradaki hocanın pratik genç uzmanlar gibi girsin, her ameliyatı yapsın değil, mentörlük yapması çok önemli. Mesela örnek olarak verirsek -Kayıhan Hoca'yla da konuştuk bugün- Malatya'da karaciğer naklinde Sezai Hoca var Profesör Doktor, hakikaten konusunda çok iyi, benim de iyi bir dostum. Hoca 67'yi bitirdi yani bu hocanın üniversiteden ayrılması çok doğal bir şey değil, istemeyiz. Bizde çok kıymetli hocalarımız var, beyin cerrahisinde bizim Savaş Ceylan Hoca vardı, hiç ayrılmasını istemedim ama yaş haddi nedeniyle yetiştiremedik. Kanun çıktıktan sonra böyle ayrılmış olan hocalarımızın sağlık durumları müsait olanlar -tabii, onu teyit edecek- gelsin, hiç olmazsa yeni teknikleri, yeni usulleri, tecrübeleri genç arkadaşlara aktarsınlar istiyoruz. Tabii, bunlara mutlaka kriterler getirilecek yani ilk başlangıçta o üniversitenin ihtiyacının olması çok önemli, bunu da sadece bölüm bazında yapalım dedik. Bu sefer -ben biliyorum; hepiniz, akademisyenler bilir- bölümde birbirini çekemeyen insanlar en olumlu insana bile negatif bir tavırla yaklaşıyor. Onun için dedik ki: Yükseköğretim kurumunun görüşü yani bu üniversite diyecek ki: "Benim şu, şu, şu alanlarda ihtiyacım var." ama nihayeti Yükseköğretim Genel Kurulu verecek yani YÖK verecek. Biz burada, ufak tefek eksiklikler, aksaklıklar olur ama genele baktığımızda kişisel kaprislerden kurtulmak, rektör hegemonyasından kurtarmak için YÖK kısmına böyle bir yaslama yaptık yani öyle bir şeyle hazırladık.
Şimdi, bu şeyler çok önemli... Ben Üniversitelerarası Kurul Başkanlığı yaptığımda bir anımı anlatayım. 60'a yakın denklik getirmişlerdi. Yasa diyor ki: "Yurt dışında doktorasını yapanların iki yüz elli gün yurt dışında bilfiil çalışması gerekiyor." Adam oradan, Maryland Üniversitesinden diploma getirmiş, "Aldım." diyor. Soruyorsunuz, "Evet, diploma bizim." diyor ama yasaya uymuyor. Biz dedik ki: "O zaman Emniyet Genel Müdürlüğüne yazı yazalım, kişilerin pasaportundan bu yurt dışına kaç kere gitmiş?" İnanın, on yedi gün olan, yirmi üç gün olup da denklik almaya çalışan arkadaşlar vardı, bunların hepsini iptal ettik. Hiçbir şekilde de bir kavga, gürültü çıkmadı çünkü yasaları uygulayınca, herkese eşit uyguladıktan sonra kimsenin bir söz hakkı olacağını sanmıyorum.
Şimdi, üniversitelerdeki asistan... Biraz önce Başkanımıza sordum; benim rektörlük dönemimde de mülakat diye bir şey yapmıyorduk. Araştırma görevlisi kadrosu ilan ettiğimiz zaman ALES'ten yüzde 60, İngilizceden yüzde 40 alanlardan bir kadroya 10 kişi çağırılmak şartıyla bir sıralama yapılıyordu ama 2'nci elemede öğrencinin okulu bitirme not ortalamasının yüzde 30'u, ALES'in yüzde 40'ı, İngilizcenin yüzde 15'i, yüzde 15 de mülakat kısmı, o da yazılı, hatta yazılıyı yaparken isimleri kapalı, orada soruları asistan adayı girenlere, onlara çektirerek ve isimler kapalı değerlendirme yapılıp tutanak altına alınarak... Yani sekiz sene boyunca ben hiçbir itirazla karşılaşmadım, birisinin itirazı oldu, imtihanı iptal ettik hemen, kağıtları açmadan, isimleri açarak değerlendirmişler yani kurallar işliyor bildiğim kadarıyla. Onun için araştırma görevlisi noktasında çok şey olmaya gerek yok.
Üniversitelerde bu yatay geçişlerde en büyük sıkıntı... Diyelim ki Kıbrıs'a gitmiş, okuyor, oradaki tıbba girmiş. YÖK genelde üniversitelere 1 veya 2 kontenjan verir, çok öyle fazla, 40 kişi, 50 kişi falan değil, 1 veya 2 kişi. Onun da kuralı şöyledir: Girdiği sene üniversitenin aldığı taban puanının yüzde 50'si ve ders notlarının yüzde 50'si olmak üzere bir sıralama yapılır yani orada tamamen ilan edilir. Yani böyle kişisel tercihli, filanın çocuğu gibi bir şey söz konusu değil.
KAYIHAN PALA (Bursa) - Ama işte taban puanın yarısı olunca filanın çocuğu oluyor, isterseniz isimleri burada tek tek konuşabiliriz.
SADETTİN HÜLAGÜ (Kocaeli) - Yok, yok, ben genel kuralı söylüyorum ama şeyi de...
KAYIHAN PALA (Bursa) - Eski bir bakanın kızı yani isim söylemek istemiyorum ama öyle bir sıkıntı var Hocam.
SADETTİN HÜLAGÜ (Kocaeli) - Bir dakika, müsaade ederseniz bitireyim de Hocam, siz... Yok, yok, ben genel şeyi söylüyorum.
Mesela, şöyle ek bir madde çıkarıldı bu aradaki uygulama aksaklıkları tespit edilince: Mesela, benim kendi yeğenim ODTÜ'ye 1'inci olarak girdi, diyelim elektrik bölümüne girdi. Ben sonra çok sıkıştırdım "Oğlum, niye doktor olmadın?" filan. "Ya, ben doktorluğu sevmiyorum." dedi ama o ara ek bir madde çıkarıldı, üniversiteye girdiği sene eğer Hacettepeyi tutturuyorsa mesela, Cerrahpaşa Tıpı tutturuyorsa çocuk, bir sene sonra o puanıyla müracaat edip tekrar sıfırdan başlayarak okuyabiliyor yani böyle bir kolaylık getirildi ama sırf bu şeyler, hani cin çarpmaları önlensin diye alınan tedbirler var, YÖK'ü o konuda takdir etmek lazım.
Yapılan en önemli şeylerden bir tanesi, Sağlık Bakanlığımızın karşı çıkmasına rağmen çünkü onların gelirlerinden yüzde 2,5 kesilerek genel bütçeye aktardık, oradaki sorunu da çözdük. Yani onlarda haklı olarak oluşmuş bir gelir var ama afili olan üniversitelerin de bilimsel araştırma yapabilmesi için hocaların, asistanların, proje verecek yani oradaki her kişiye böyle bir para dağıtılmıyor, projeyi getirip... Hatta biz ona kural getirmiştik, önce TÜBİTAK'a müracaat edeceksin, TÜBİTAK'tan kabul edilmemişse... Ama millet sırf onu almak için başlangıçta TÜBİTAK'a yapıp sonra bize getiriyordu, onlara da kriterler getirdik. Yani bunlar mümkün olduğu kadar bir yola getirme; bir YÖK yasası hazırlamıyoruz biz yani buradaki aksaklıkları düzeltmek için ne yapabiliriz noktasında gayretler var.
Temininde zor olan personel nedeniyle dedik ki, hekimler... İşte, Sezai ağabey gibi bir insan, üç ay önce emekli olmuş ama çok kıymetli adam. Bunlar üç yıl içerisinde müracaat ederse ama tıpta olsun, tıp dışı diğer alanlarda olsun, bunlar müracaat ettikleri zaman üniversite değerlendirecek, YÖK karar verecek. Hatta, birer yıllıktı sözleşme, biz dedik ki: "Bir yıl için hiçbir hoca gelip üniversitede yer değişikliği yapmaz, en az iki yıl olsun ki hoca da önünü görebilsin." O da hüsnükabul gördü, onu da arz etmek isterim.
Yani bizim üniversitelerdeki en önemli sorun alanlarımızdan bir tanesi; biraz önce Kayıhan Hoca çok güzel söyledi ama ben bunu bizim Sapanca'daki değerlendirme kurulumuzda açık ve net konuştum. Üniversite hastanelerinin binaları eskidi, cihazları eskidi; şehir hastaneleri mükemmel, lüks otel konseptinde, cihazlar son teknolojik cihazlar, üniversiteler onlarla yarışamaz hâle geldi. Mutlaka bunların sisteminin birbiriyle entegre edilmesi gerektiği konusunu Başkanımıza da arz ediyoruz.
Üniversitelerde hoca çok, asistan yok; şehir hastanesinde görevlendirilen hocalar az, asistan çok. Nihayetinde bizim ülkemizin değerleri bunlar, hiçbir kimsenin malı mülkü değil ülkemize ait değerler. Bu iki sistemin birbiriyle entegre edilmesi...
Gerçekten, öğretim üyesi maaşlarının, tıp dışındakilerin çok zor durumda olduklarını biliyorum. Yine, tıpçılar dörtten sonra özel hasta bakabiliyor, katkı paylı işlemler yapabiliyor yani bir miktar gelir getirici işlemler oluşturabiliyor ama tıp dışındaki o arkadaşların, akademisyenlerin zorluklar içerisinde olduklarını biliyoruz. Bunlarla ilgili de inşallah, önümüzdeki günlerde bir hazırlık yapılacağı kanaatindeyim yani en azından konuşmamızdan öyle izlenimler aldığımı vurgulamak isterim.
Hazırlanmış olan bu yasada eğer eksik gedik şeyler varsa bunlar konuşularak uygun -vekillerimiz de belirtti- ortak bir konsensüsle çözülebilecek sorunlar yani çok fazla, böyle önemli sorun... Çok radikal şeyler konusunda bir şey söylemek istemiyorum.
Ben teşekkür ediyorum.
Başkanımız belki birkaç şey söylemek isterse...