| Komisyon Adı | : | ADALET KOMİSYONU |
| Konu | : | İstanbul Milletvekili Numan Kurtulmuş, Osmaniye Milletvekili Devlet Bahçeli, Adana Milletvekili Tulay Hatımoğulları Oruç, Siirt Milletvekili Tuncer Bakırhan, Sivas Milletvekili Abdullah Güler, Ankara Milletvekili Leyla Şahin Usta, Çankırı Milletvekili Muhammet Emin Akbaşoğlu, Gaziantep Milletvekili Abdulhamit Gül, İstanbul Milletvekili Özlem Zengin, Manisa Milletvekili Bahadır Nahit Yenişehirlioğlu, Manisa Milletvekili Erkan Akçay, Nevşehir Milletvekili Filiz Kılıç, Kars Milletvekili Gülüstan Kılıç Koçyiğit, Muş Milletvekili Sezai Temelli, Tekirdağ Milletvekili Faik Öztrak, İzmir Milletvekili Rahmi Aşkın Türeli, İzmir Milletvekili Sevda Erdan Kılıç ve 350 Milletvekilinin Millî Dayanışma ve Toplumsal Bütünleşmenin Güçlendirilmesine Dair Kanun Teklifi (2/3793) |
| Dönemi | : | 28 |
| Yasama Yılı | : | 4 |
| Tarih | : | 07 .08.2026 |
MURAT EMİR (Ankara) - Teşekkür ederim Sayın Başkan.
Çok değerli milletvekilleri, Komisyonumuza katkı vermek üzere devletimizin çeşitli birimlerinden gelen çok değerli bürokratlarımız, basın emekçileri ve konuklarımız; hepinizi saygıyla selamlıyorum.
Tabii, Sayın Başkan görsel basını özellikle 5 partinin temsilcileri konuştuktan sonra çıkarırken biz itiraz ettik ve bizim de söyleyeceklerimizin en az diğer temsilciler kadar değerli olacağını ifade ettik. Kendisi de iki şey söyledi: Birincisi, "Bu, yerleşik uygulamamızdır." dedi oysa kendisinin Tüzük'e de atfettiği gibi, Başkan ve Grup Başkan Vekillerinin talebiyle gerçekleşir. Biz de Grup Başkan Vekili olduğumuza göre buradaki konuşmamızın TRT canlı yayını dâhil görsel basın tarafından takip edilmesini beklememiz, istememiz son derece doğaldır. İkincisi "Yerleşik uygulamamız bu." dendi. Evet, yerleşik uygulama bu. Bunun olmadığı zamanları da anımsıyorum ama son yıllarda bu antidemokratik ve farklı söz söyleyebilecek kişinin TRT ekranları dâhil görsel basından kaçırılması haklı olmuyor. Defalarca yapmış olmanız yapılan işlemi doğru yapmaz, en azından demokratik yapmaz, son derece antidemokratiktir.
Üçüncü itirazımız, asıl itirazımız da birazdan ayrıntılarıyla ortaya koymaya gayret edeceğimiz bu yasa teklifi son derece özensiz, son derece dikkatsiz, içinde fahiş hatalar bulunduran -murat edilen- silahların susması, terörün kalıcı olarak bitmesi amacına hizmet edip etmeyeceğine dönük olarak son derece kaygılarımızın olduğu ve özellikle yürütücüler bakımından iyi niyetin ve samimiyetin eksikliğini açıkça gördüğümüz bir teklif. Doğrusu, teklifi böyle görünce milletvekillerinin niye okumadan imzaladığını veya milletvekillerine niye okuması için fırsat verilmediğini anlıyorum. Çünkü milletvekilleri gerçekten bu metni okumuş olsalar bence bu kadar imza atmazlardı. Doğru olan bizim yaptığımız. Yeri gelmişken söyleyelim; usulen görülmemiş, değerlendirilmemiş, tartışılmamış, ayrıntılandırılmamış bir teklifin milletvekilleri tarafından alelacele imzalanmış olması bir yanıyla üzüntü vericidir ama diğer yanıyla da milletvekillerinin milletten aldıkları vekâlet yetkisini kötüye kullanmalarıdır, birilerine emanet etmeleridir. Oysa bizim burada konuşmamızın canlı yayında, TRT ekranlarında yayınlanmasının koşulu bu teklife peşinen ve görmeden imza atmış olmamız olmamalıydı diye düşünürüm.
Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; elli yıllık bir terör sorunu, yüz yılı geçen bir Kürt sorunu, ağır bedeller ödediğimiz, şehitler verdiğimiz, kayıplarımızın olduğu, yüreğimizi kanatan ama bugün itibarıyla artık çözelim dediğimiz ve 86 milyondan hiçbir vatandaşımızın da "Bu sorun çözülmesin, silahlar patlamaya devam etsin, kan akmaya devam etsin." demeyeceği bir noktadayız. Dolayısıyla buradaki her türlü çabayı, bugüne kadar verilen ve bundan sonra da verilecek olan her türlü çabayı değerli görüyoruz, kıymetlendiriyoruz. Bu koşullar altında, daha önceki konuşmacıların ayrıntısıyla söylediği, kimi dönemeç, dönüm noktalarından sonra bir Komisyon kuruldu. Bu Komisyonun ilk başta adı "millî dayanışma ve kardeşlik" olacaktı. Biz ısrarla bu Komisyonun adında "demokrasi" olması gerektiğini söyledik çünkü demokrasi olmadan Kürt sorunu gibi bir sorunu çözemeyeceğiniz gibi, aynı zamanda, hiçbir sorunu çözemezsiniz, terör sorununu dahi çözemezsiniz. Sayın Feti Yıldız konuşmasında "Bazıları terör sorununu demokrasi olmadan çözemeyiz diyorlar." diyor, işte onlar bizleriz. Evet, çözdüğünüzü zannedersiniz ama gerçekte çözemezsiniz. İşte bu nedenle, Türkiye, demokrasisini yükseltmeden, cumhuriyeti demokrasiyle taçlandırmadan, demokrasinin olmazsa olmazı hukuk devleti ilkesini güçlendirmeden, pekiştirmeden atacağımız adımlar daha önce defalarca denediğimiz ama hüsrana uğradığımız ama bu nedenle başladığımız noktanın dahi çok gerisine düştüğümüz, ağır bedeller ödediğimiz süreçleri tekrar yaşatmasın diye bu uyarıları yapmak durumunda hissediyoruz kendimizi. Bahsedildi, biz de söyleyelim; 6'ncı bölümde bir yasa çerçevesinden bahsedildi. Bu yasal çerçeveyi biz de istedik, biz de onayladık ve bugün de böyle bir çerçeve yasanın gelmiş olmasını önemsiyoruz ama bizim bu raporumuzda da ifade ettiğimiz gibi -hemen rapordan size paylaşayım- "Komisyonun bir diğer önemli görevi, örgütün silah bırakma süreciyle birlikte ortaya çıkacak durumu yönetecek yasal çerçeveyi belirlemektir." demiştik. İşte, burada yasal çerçeve belirleme aşamasına gelince Komisyonumuz devre dışı bırakıldı ve bu yasal çerçeve kapalı kapılar ardında, bildiğimiz aktörlerce yapılmaya çalışıldı, muhtemeldir ki birazdan daha ayrıntılandıracağım yanlışlıklar da bu nedenle yapıldı. Oysa biz, tarihsel tutarlılığımız içerisinde böylesine yakıcı, çok katmanlı, her birimizin duygusunu bir yerden yakalayan, acılar çektiğimiz, şehitler verdiğimiz bir sorunu ancak ve ancak Meclis zemininde, ancak ve ancak açıklıkla, şeffaflıkla ve herkesin elini taşın altına koymasıyla çözebileceğimizi söylemiştik; bugün de aynı noktadayız.
Değerli arkadaşlar, Komisyon raporumuzun bir 7'nci bölümü var. Bu 7'nci bölümde Komisyon üyelerimizle ve bu Komisyon raporunun yazımı aşamasında çok uzun çalıştık. O zaman bunun çok önemli olduğunu, demokratikleşme olmadan terör sorununun da onun çok daha derinlerine giden Kürt sorununun da çözülemeyeceğini ama Türkiye'nin, bırakın Kürt sorununu, yaşanan adaletsizlikleri aşmak zorunda olduğunu, hukuk devletinin böyle yerle bir edilmiş olmasının önemli bir sorun olduğunu ve cumhuriyetimizi tehlikeye attığını, tek adam rejiminin yaşamın her alanında kendini boğucu bir şekilde gösterdiğini, demokrasiyi gerilettiğini, adaleti âdeta yok ettiğini, bunlar olmadan hiçbir sorunu çözemeyeceğimizi konuştuk ve bu rapora da bağladık arkadaşlar; bu raporda bunların her biri var, her biri var. "Efendim, bir kanun hazırladık; terörü bitireceğiz, silahlar susacak. Şimdilik bunu yapalım, demokrasiyi bir ara konuşuruz." Bu yaklaşımı hiç kabul etmedik, hiç kabul etmedik, hâlâ kabul etmiyoruz; bunu dayatma olarak kabul ediyoruz. O zaman da söyledik, silahların susması için yapılacak her türlü makul, mantıklı, anlaşılabilir, anlatılabilir, ölçülü, ceza hukuku sistematiğimizi altüst etmeyen, Anayasa'yı ilga etmeyen her türlü tedbirin elbette ki arkasında oluruz dedik ama "Bunu yapalım; demokrasi olmadan da olur, hukuk olmadan da olur, adalet geç gelse, geriden de gelse olur." yaklaşımını kabul etmedik. Ve bu raporu yazarken arkadaşlar -içeriğine dikkat edin- bütün düzenlemelerin eş zamanlı olacağını da karara bağladık. Bu raporda yazıyor. Eş zamanlı yapacaktık arkadaşlar, neredesiniz, niye buralara el atmadınız? Birazdan daha ayrıntılandırırım, çok da vaktinizi almayacağım, tekrara da düşmeyeceğim ama bunlar çok önemli. Şimdi, eş zamanlı yapacaktık... Şunu da anlayabiliyoruz: Her şeyi bu metnin içerisinde getirememiş olabilirsiniz ama hiçbir şeyi getirmediğinizi nasıl açıklayacaksınız? Demokratikleşmeyle ilgili bu teklifte ne var? "Efendim, demokratikleşme bizim değil sizin sorununuz; adalet bizim değil sizin sorununuz." diyorsanız eğer, adalet ve demokrasi her birimizin sorunudur ve aslında iyi bakarsanız, Kürt sorununun da temelinde yatan kök sorundur. Her sorunumuzun altında adaletsizlik yapmaktadır, demokrasi eksikliğimiz yatmaktadır.
Bakın, Türkiye, nasıl bir Türkiye'dir? Kısaca, her birimizin bildiği, iliklerimize kadar hissettiğimiz, her gün yaşadığımız, cesareti olanların açıktan konuştuğu, cesareti olmayanların fısıldayarak birbirine söylediği ama Türkiye, maalesef, bir darbe sürecinden geçmektedir; seçilmişlere karşı siyasi iktidar bir darbe yapmıştır ve bu darbe sürecinde, yerel seçimleri kaybeden ve bir sonraki seçimi kaybedeceğini gören siyasi iktidar bir sonraki kazanacak adaya ve partiye siyasi darbe yapmıştır ve Türkiye'de her gün, yargının nasıl taraflı davrandığını, nasıl kanunların çiğnendiğini, tutukluluğun nasıl asıl cezalandırma yerine geçtiğini, tedbir olmaktan öte had bildirme olduğunu ve Türkiye'deki bütün muhalif kesimlerde yargı kılıcının bir sopa gibi herkesin tepesinde sallandırıldığını hep birlikte her gün görüyoruz, şahit oluyoruz. Böyle bir durumda tek başına "Silahları susturalım, bir şekliyle dağdakileri düz ovaya indirelim, siyaset yapmak istiyorlarsa onun da önünü açalım ama orada duralım..." Bu yaklaşım doğru bir yaklaşım değildir, bizim de kabul edeceğimiz bir yaklaşım değildir. "Diyarbakır'la barışalım. İstanbul'la savaşalım. Birilerini getirelim, siyaset yaptıralım ama seçilmiş belediye başkanlarını cezaevinde tutalım ama milletvekillerinin üzerinde fezlekeler üzerinden baskı kuralım. Gazetecileri dezenformasyon yasasıyla, tutuklama tehlikesiyle baş başa bırakalım, sansür uygulayalım, otosansür uygulayalım ve bu yöntemle de Türkiye'de Kürt sorununu çözelim." Kürt sorununu çözemezsiniz, terör sorununu çözemezsiniz.
Bu yasa teklifinin usul açısından, biraz önce, özellikle hazırlanış biçimi, imzalanış biçimi, bu Komisyona getiriliş biçimiyle ilgili itirazlarımızı söylemiştik. Kısaca, bu teklifin neleri kapsaması gerektiğini, nelerin eksik olduğunu ifade etmek isterim. Burada hem huzurunuzda bunları söylemek isterim hem de kayıtlara geçirmekte büyük yarar görüyoruz.
Bakınız, Türkiye'de Anayasa Mahkemesi kararlarının ve Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi kararlarının uygulanmadığı bir süreçten geçiyoruz. Türkiye fiilen anayasasızlaştırılmış bir ülke konumundadır. Tekraren söylüyorum: Türkiye fiilen anayasasızlaştırılmıştır ve Komisyon raporumuzun 7'nci bölümünün birinci başlığında "AİHM kararlarına ve Anayasa Mahkemesi kararlarına tam uyum gerekir." denmişti. Hatta biz bunu bu rapora dercederken Abdulhamit Gül Bey burada yoklar, haklı olarak şunu demişti: "Normlar hiyerarşisine göre ve bizim Anayasa'mıza göre Anayasa Mahkemesi kararları bağlayıcıdır, en üst normdur ve bunların uygulanmaması düşünülemez. Dolayısıyla 'Bunlar uygulanacaktır.' demek dahi anlamsızdır." Biz de bu anlamsızlığı teyit etmiş olmakla birlikte, Türkiye'de yaşadığımız, her gün tanık olduğumuz anayasa ihlallerine karşı bunun yazılmasının bir tedbir olacağını söylemiştik.
Şimdi, deniyor ya "Şimdi demokratikleşmenin sırası değil, acelemiz var..." Bunlar için hiç kanuna dahi gerek yoktu arkadaşlar. Kanun zaten açık, Anayasa zaten açık. Peki, soruyorum size: Komisyon sürecine başladık, Komisyon raporunu şubatta yayınladık, üzerinden altı ayı aşan bir süre geçti. Hangi Anayasa Mahkemesi kararına uyuldu? Mesela, Can Atalay, seçilmiş milletvekili; niye hâlâ demir parmaklıklar arkasında? Niye Anayasa Mahkemesinin 3 kararına rağmen hâlâ gelip Hatay halkından aldığı vekâlet görevini bugün yerine getiremiyor? Öyle "Hatay halkı" deyip geçmeyin, küçümsemeyin. Hatay halkı kendi oylarıyla Türkiye Cumhuriyeti'ne katılma kararı vermiş ve son derece onurlu davranmış, bu ülkenin birinci sınıf vatandaşıdır. Şimdi, sizi seçen illerimizdeki vatandaşlarımızın oyu önemli, Hatay'daki vatandaşlarımızın oyu daha mı az önemli? Bunu söyleyebilecek bir kişi var mı burada? Öyleyse bu raporun bu bölümündeki bu gerçeklik niye hâlâ çiğnenmeye devam etmektedir?
Aynı şekilde, AİHM kararlarına uyun dedik. Bunun için kanuna, düzenlemeye, silahların susmasına gerek yok ama yapılmadı. Selahattin Demirtaş, Figen Yüksekdağ, Osman Kavala, Gezi tutukluları haklarında AİHM kararları var, hatta Selahattin Demirtaş hakkında AİHM Sözleşmesi'nin 18'inci maddesinin ihlal edildiği kararı var. Bu ne demek? Türkiye Cumhuriyeti'ni, özellikle siyasi nedenlerle bir siyasetçiyi fiilen cezaevinde tutmakla sorumlu tutmuştur ve Avrupa Konseyi süreç başlatmıştır. Elinizi ne tutuyordu? Ve bugün dolaşıma bir haber sokuyorsunuz "Bu yasa çıkarsa bile Selahattin Demirtaş bundan yararlanamayacak." diyorsunuz. Bunun burada konuşulması lazım. Sizin Selahattin Demirtaş'la alıp veremediğiniz ne vardır? Böyle mi Türkiye'de barışı getireceksiniz, böyle mi Türkiye'de toplumsal barışı inşa edeceksiniz? Bir siyasi parti genel başkanını hükümsüz, kesin hüküm kurulmaksızın on yıl cezaevinde tutarak Türkiye'de toplumsal barışı mı inşa edeceksiniz yoksa "Şimdi birileriyle barışalım ama yeni düşmanlarımızla yeni mücadeleleri başlatalım." mı diyorsunuz?
Değerli arkadaşlar, bu raporun 7'nci bölümünün 2'nci başlığında "Yargılama ve İnfaza İlişkin Düzenlemeler" dedik, hepinizin bildiği şeyler ama baktığınızda tutuksuz yargılamanın asıl olduğu, tutukluluğun istisna olması gerektiği...
ŞENGÜL KARSLI (İstanbul) - Anayasa'ya aykırılığın başlığını tartışmıyor muyuz, bu dediklerinizin bu konuyla ne ilgisi var?
MURAT EMİR (Ankara) - Sabrederseniz geleceğim Şengül Hanım, sabrederseniz geleceğim. Tabii, ilgiyle izlediğinizin farkındayım. O yüzden...
ŞENGÜL KARSLI (İstanbul) - Bulmaya çalışıyorum Anayasa'ya aykırı kısmını.
MURAT EMİR (Ankara) - Bulacaksınız, emin olun bulacaksınız.
Bir de tutuksuz yargılama meselesinden niye rahatsız olduğunuzu da anlamış değilim. Siz de hukukçusunuz ve her bir kişinin tutuklu yargılandığı her bir gün için siz de üzüntü duyuyor olmalısınız bir hukukçu olarak.
Tutukluluk bir istisna olacaktı. Buna da "Ne gerek var, yazalım." dediler ama bugün sadece bir örnek vereceğim size: Utku Caner Çaykara, bizim Avcılar Belediye Başkanımız seçildikten kısa bir süre sonra tutuklandı. Atılı suç, belediye başkanı seçilmeden bir şahsın ona 4 tane araç gönderip seçimlerinde yardım etmiş olması. Kamu görevlisi değil, rüşvet ilişkisi yok, araçları görmemiş bile. Bu kişi bu araçlarla ilgili en ufak bir belge, bilgi ortaya koyamıyor; sadece bir söz, bir iftira var. Bununla Utku Caner Çaykara on dört ay cezaevinde tutuldu, on dört ay. İki gün önce tahliye edildi. Bu kişinin -Utku Caner Çaykara, Belediye Başkanımızın- on dört ay boyunca özgürlüğü çalındı, hak ihlali yapıldı, ceza hukuku çiğnendi ve aynı zamanda Avcılar'daki vatandaşlarımızın da iradesi gasbedildi. Şimdi, bu Komisyonda elbette bunları konuşacağız, elbette ki bunlar Anayasa'ya değen konular.
Aynı şekilde, hak ve özgürlüklerin genişletilmesi meselesi. Biz burada söyledik: Hak ve özgürlükler genişletilsin. Mesela, Türkiye'de basının önündeki en büyük engel nedir? Failinin burada olduğu, Sayın Feti Yıldız olduğu, "İşlenemez suç, merak etmeyin, 5 kriter yan yana gelmeden kimseye 217/A'dan, halkı yanıltıcı bilgiyi alenen yayma suçundan tutuklayamazlar." dediği...
FETİ YILDIZ (İstanbul) - Doğru.
MURAT EMİR (Ankara) - ...ama cayır cayır tutuklandığı, ama cayır cayır gazetecilerin hapiste kaldığı, tehdit edildiği, susturulduğu, sindirildiği bir sürecin içerisinden geçiyoruz. Elbette ki bunda herkesin vebali var. Bir iş yapıyorsunuz, uyarıyoruz, kabul etmiyorsunuz; bir de sonucuna bakın. Sonucuna baktığınızda bu işin yanlış olduğu ortada değil mi? Niye devam ediyoruz buna? Yani bunu engellemek bizim için çok kolay bir mesele değil mi? Ama burada devam ediyorsunuz, ısrarla devam ediyorsunuz çünkü bu sansür ortamından yararlanıyorsunuz, bu hoşunuza gidiyor, bu fiilî darbe dönemi, fiilî OHAL dönemi, fiilî sıkıyönetim ve susturulmuş Türkiye, sindirilmiş Türkiye, iradesi gasbedilmiş Türkiye, sandığı katledilmiş Türkiye, siyasi partiler rejimi yok edilmiş Türkiye, çok partili siyasi rejiminin dibine kibrit suyu dökülmüş Türkiye işinize geliyor çünkü biliyorsunuz ki başka türlü iktidarınızı sürdüremeyeceksiniz.
ŞENGÜL KARSLI (İstanbul) - Gelin, yeni bir anayasa yapalım desek yine kaçarsınız.
MURAT EMİR (Ankara) - Geliyorum, geliyorum... Yasaya uymayanlarla anayasa mı yapacağız? Yasaya uymuyorsun diyoruz, yasaya.
BAŞKAN CÜNEYT YÜKSEL - Sayın Karslı, karşılıklı konuşmayalım.
ŞENGÜL KARSLI (İstanbul) - Başkanım, başka türlü konuşamıyoruz.
MURAT EMİR (Ankara) - Bakın, devam ediyorum: Terörle Mücadele Kanunu'nda "terör" tanımının çok geniş olduğu, herkesin potansiyel terörist kabul edilebileceği ve bunun üzerinden dileyen savcının dilediği kişiyi cezaevine koyabileceği bir süreçten geçiyoruz. Hiç olmazsa bununla ilgili bir düzenleme şu rapor doğrultusunda yaptınız mı, düşündünüz mü? Hayır çünkü sizin gündeminizde başka şeyler var.
Bakın, yazmışız: "Haberleşme sınırlarını aşmayan ve eleştiri amacıyla yapılan düşünce açıklamaları suç oluşturmaz." Türkiye'de yazıyoruz bunu, işte bunu yapacaktık. Bir daha okuyorum, bakın, Türkiye'yi nereye getirdiğinizi anlayın diye söylüyorum: "Haberleşme sınırlarını aşmayan ve eleştiri amacıyla yapılan düşünce açıklamaları suç oluşturmaz." Bu cümleyi de size bırakıyorum, vicdanınıza bırakıyorum.
Son olarak... Dedik ki: Yerel yönetimlerde kayyum uygulaması kalksın, hiç olmazsa belediye meclisinden seçilsin. Kayyum uygulamaları niye hâlâ devam ediyor? Mesela deniyor ya: "Demokratikleşme için biraz zamana ihtiyacımız var. Şu silahları susturalım. Silahların olduğu ortamda demokratikleşme konuşulamaz." Ne alakası var? Niye Ahmetler görevde değil, elinizi tutan ne, kim kimi rehin almış, nerede bekletiyor ve hangi pazarlığın unsuru olarak onu bekletiyor? Sadece Ahmetler mi, Ahmetlerle bitiyor mu mesele? Mesela Zeydan Karalar niye hâlâ görevinde değil? Bir iftira üzerinden, ilişkisiz olduğu, vermediği bir ihale üzerinden cezaevinde tutuldu aylarca, yerine kayyum atandı, tahliye edildi kendisi ve hâlâ kayyum var. Adana halkının iradesi gasbedildi. Buna benzer onlarca örnek var. Dolayısıyla, değerli arkadaşlar, konuşmamın başında söylediğim iyi niyet ve samimiyet testinden burada çakıyorsunuz, burada çuvallıyorsunuz.
Çok kısaca, bu teklifin, biraz önce ifade ettiğim, savruk, özensiz, ceza hukuku sistematiğini altüst eden, son derece fahiş hatalarla dolu olduğunu birkaç örnekle ifade edeceğim.
FETİ YILDIZ (İstanbul) - Adem göndermiş o raporu da... Yanlış hepsi.
MURAT EMİR (Ankara) - Bu, rapor değil; bu, sizin kanununuz.
FETİ YILDIZ (İstanbul) - Senin söyleyeceklerin Adem'in raporu.
MURAT EMİR (Ankara) - Hayır, hayır, ben açık söyleyeceğim... Yok, yok, ben sizin kanununuzdan, sizden hareketle okuyorum.
SÜLEYMAN BÜLBÜL (Aydın) - İhtiyacımız yok sizden alacağımız talimata.
MURAT EMİR (Ankara) - Şimdi çok ayrıntıya girmeyeceğim arkadaşlar ama bunları konuşmakta, en azından başlamakta yarar var.
Değerli arkadaşlar, bakın, burada 1'inci maddenin (2)'nci fıkrasında suç tanımlamaları yapılıyor ve bu suçlardan kaynaklı, soruşturma aşamasında, kovuşturma aşamasında, hüküm giymiş veya hiç başlamamış kişiler hakkında infaz ertelemeleri yapılıyor. Yeri gelmişken söyleyeyim: Bir şeye sizin ne dediğiniz o şeyin vasfını değiştirmez. Tavuğa "kedi" deyince o tavuk kedi olmaz. Aynı şekilde, siz OHAL KHK'sine "Yok, bu OHAL KHK'si değil." dediniz, Anayasa Mahkemesi yeşil ışık yaktı, ondan sonra aldınız yeşil ışıkla bastınız, geçtiniz, "OHAL KHK'si değildir." diye dilediğinizce Türkiye'yi KHK'lerle yönettiniz. Aynı şekilde, bakın, burada "infaz ertelemesi" diyerek aslında buradaki affı saklayamazsınız. Bunun niteliği aftır, bunun tartışması da yoktur. "Biz buna 'infaz ertelemesi' dedik." diyerek ancak kendinizi kandırmış olursunuz.
Şimdi, bu suçları bir şekilde infaz ertelemesine maruz bırakacaksınız. Vasıflandırmayı neye göre yapacaksınız, düşündünüz mü? Mesela suçun vasıflandırmasını yani cinayet mi yani terör eylemi mi yani başka bir şey mi; bu vasıflandırmayı iddianameye göre mi yapacaksınız, birinci derece mahkemesinin kararına göre mi yapacaksınız, kesin hükme göre mi yapacaksınız? Bu niye önemli arkadaşlar? Unutmuşsunuz bunu. Bu niye önemli?
FETİ YILDIZ (İstanbul) - Yok, unutmadık, sanık lehine olanı uygulayacağız.
MURAT EMİR (Ankara) - O zaman, peki, diyorsunuz ki: "Demirtaş bundan yararlanamayacak."
FETİ YILDIZ (İstanbul) - Hukukçu olacaksın sen, yazık! Lehe olan uygulanır, lehe.
BAŞKAN CÜNEYT YÜKSEL - Sayın Yıldız...
FETİ YILDIZ (İstanbul) - Bilmiyor musunuz?
BAŞKAN CÜNEYT YÜKSEL - Sayın Yıldız...
FETİ YILDIZ (İstanbul) - Aman ya!
BAŞKAN CÜNEYT YÜKSEL - Sayın Yıldız, cevapları şey yapalım.
FETİ YILDIZ (İstanbul) - Yüklenmeye gerek yok yani.
BAŞKAN CÜNEYT YÜKSEL - Tamam yani söz vereceğim eğer cevap vermek isterseniz.
MURAT EMİR (Ankara) - Sayın Yıldız, sizin kadar deneyimli bir hukukçu olmamayı kabul ederim ama "İki hüküm birbiriyle çelişiyorsa lehe hüküm uygulanır." hükmünü de elbette bilirim. Burada başka bir şeyden bahsediyoruz. Burada bahsettiğimiz şey şu, özellikle Demirtaş örneğinden giderek bunu açıklayalım: Şimdi, Kobani davasındaki suçundan dolayı, terör suçundan dolayı mı kabul edeceksiniz? Yoksa onunla ilintili olan o adam öldürmeleri ilişkilendirecek misiniz? Çünkü orada çelişik durum var çünkü onun üzerinden, hâlâ Demirtaş üzerinden bir pazarlık yürüttüğünüzü de görüyoruz. Bunun burada açıklanması lazım. Tekraren söylüyorum, bunu...
MERAL DANIŞ BEŞTAŞ (Erzurum) - Pazarlığa gerek yok Sayın Emir... Demirtaş AİHM kararı gereği serbest kalmalı.
MURAT EMİR (Ankara) - Ona da geleceğim, tabii. Biraz önce söyledim. Tabii, tabii, hiç şüphesiz. Biraz önce söyledim, tekraren söyleyeyim: Bunların hiçbiri olmadan, hukuka biraz saygılı...
FETİ YILDIZ (İstanbul) - Savcılığın sevk maddesine değil ceza mahkemesinin kararına bakacağız.
MURAT EMİR (Ankara) - Sayın Yıldız...
FETİ YILDIZ (İstanbul) - Zaman almayın böyle, doğru şeyler söyleyin.
MURAT EMİR (Ankara) - Hukuka biraz saygılı, Anayasa'ya biraz saygılı bir idare olsa idi Demirtaş'ın yıllardır özgür olmuş olması gerekirdi, yıllardır.
HAKKI SARUHAN OLUÇ (Antalya) - Sizin kullanışlı aletiniz değil, Demirtaş üzerinden kurmayın cümlelerinizi.
MURAT EMİR (Ankara) - Nereden çıkardınız?
HAKKI SARUHAN OLUÇ (Antalya) - O bizim yoldaşımız.
MURAT EMİR (Ankara) - Bizim de, bizim de... Niye rahatsız oldunuz?
HAKKI SARUHAN OLUÇ (Antalya) - Onun üzerinden kurmayın cümlelerinizi.
MURAT EMİR (Ankara) - Niye rahatsız oldunuz?
BAŞKAN CÜNEYT YÜKSEL - Sayın Oluç...
HAKKI SARUHAN OLUÇ (Antalya) - Ayıp denilen bir şey var.
BAŞKAN CÜNEYT YÜKSEL - Buyurun Sayın Emir, tamamlayın sözünüzü.
MURAT EMİR (Ankara) - Tamamlayacağım.
Ben tekrar bu maddedeki bu meseleye geliyorum. Bakın, bunun açıklanması lazım.
HAKKI SARUHAN OLUÇ (Antalya) - Sizin yüzünüzden hapse girdi.
SÜLEYMAN BÜLBÜL (Aydın) - Ne demek sizin yüzünüzden hapse girdi? Ne demek bu?
MURAT EMİR (Ankara) - Ya, gerek yok, gerek yok Süleyman Bey, gerek yok.
HAKKI SARUHAN OLUÇ (Antalya) - Dokunulmazlıklara "evet" dediğiniz için.
MURAT EMİR (Ankara) - Sayın Yıldız, bunun açıklanması lazım.
FETİ YILDIZ (İstanbul) - Madem merak ettiniz, söyleyeyim.
MURAT EMİR (Ankara) - Ben bitirsem de öyle konuşsak daha iyi olmaz mı?
FETİ YILDIZ (İstanbul) - İstinaf bozmayla gönderir, yerel mahkemenin kararında faydalanmasına sebep; bitti yani sevk maddesi dikkate alınmaz, karara dönmüş yani nasıl anlatacağım ben sana başka?
MURAT EMİR (Ankara) - Benim burada altını çizmek istediğim, bu hükmü yazarken genel hükümlere ve mahkemenin iradesine bıraktığınız için eksik yazmışsınız, burada bir kargaşa var, bunun açıklığa kavuşturulması şarttır.
Devam ediyoruz.
BAŞKAN CÜNEYT YÜKSEL - Ama Sayın Emir, bunun Anayasa'ya aykırılığıyla ilgili...
MURAT EMİR (Ankara) - Devam ediyoruz.
BAŞKAN CÜNEYT YÜKSEL - Sayın Emir...
MURAT EMİR (Ankara) - Ben zaten tamamlayacağım.
BAŞKAN CÜNEYT YÜKSEL - Yok, Anayasa'ya aykırılıkla ilgili...
MURAT EMİR (Ankara) - Geliyorum Sayın Başkan.
BAŞKAN CÜNEYT YÜKSEL - Eksik olan...
MURAT EMİR (Ankara) - Sayın Başkan, geliyorum, bitmek üzere.
ŞENGÜL KARSLI (İstanbul) - Hiç bitecek gibi değil.
MURAT EMİR (Ankara) - Yok, yok, geliyorum, rahat olun.
Bakın, 3'üncü maddenin (3)'üncü fıkrasında soruşturma aşamasındakiler bakımından 2'nci maddeye ve 1'inci maddeye atıf yapıyor ve sonuçta, baktığınızda, soruşturmaya başlanmamış fiiller bakımından kasten adam öldürme suçu istisna sayılmıyor. Dolayısıyla soruşturmaya başlanmamış suçlar bakımından -eğer bunu böyle geçirirseniz- kasten adam öldürme suçu da fiilen bu af kapsamına girer, demedi demeyin. Biraz özensiz yazmışsınız veya bilerek yazdınız, bilmiyorum.
BAŞKAN CÜNEYT YÜKSEL - Sayın Emir...
MURAT EMİR (Ankara) - Geldim.