KOMİSYON KONUŞMASI

LÜTFÜ TÜRKKAN (Kocaeli) - Sayın Bakan, öncelikle hoş geldiniz.

Avrupa Birliği Uyum Komisyonu olarak Avrupa Birliğine girme çabalarına dair Bakanlığınızın katkılarını anlattınız, girişimlerinizi gördük. Bu konuda çok uzun bir süredir -ben on beş yıldır bu Komisyonda görev alıyorum- çeşitli badireler atlattığımız görüşmeler oldu, sonuç alamadığımız görüşmeler oldu, tam "İyi gidiyor." dediğimiz anda belimizin kırıldığı görüşmeler oldu ama netice itibarıyla 2026 Ekim ayında Avrupa Birliğine girme çabalarımızı kim ciddiye alır bilmiyorum. Avrupa Birliği ülkelerinin de içinde bulunduğu Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi kararlarını uygulamamakta ısrar eden bir ülkenin Avrupa Birliğine girme çabalarını kim ciddiye alır? Yani bir taraftan evrensel hukukun tecelli ettiği diye düşündüğümüz, öyle konuşulan bir mahkemenin kararını, sadece bir kararın değil birçok kararını uygulamamakta direnen hatta birçok konuda uygulamadığı için tazminata mahkûm edilen bir ülkenin Avrupa Birliğine girme çabaları çok ciddi gözükmüyor. Bu bir niyet olabilir, niyeti gayet samimi anlayabiliyorum, olması gereken de bu, onu da biliyorum ama bir taraftan yani "Ben kayak yapmaya gideceğim ama mayoyla gideceğim." dendiğinde insanın aklından biraz şüphe ederler; öyle bir şey yok, her işe uygun bir kıyafet var. Bu işte de öyle, bir işte ya olursunuz veya olmazsınız. "Burada tanımıyorum, burada tanıyorum." Böyle bir ikilem olmaz. Dolayısıyla bunu sadece Bakanlığınıza dair söylemiyorum yani Türkiye'nin genel siyasetine dair görüşlerim. Bu konuda Türkiye'nin gerçek samimi bir niyeti varsa buna uygun hareket zorunda. Aksi hâlde, her gittiğimiz yerde... Siz de öyle, sadece Komisyon olarak bizim karşılaştığımız manzara çok kısıtlı, siz daha fazlasıyla karşılaşıyorsunuz yani bu tip sorularla, bu tip engellerle. Türkiye'yi önce gerçekten demokrasinin tüm kurallarıyla, hukukun her zeminde işlediği bir ülke hâline getirmeden bunlar sadece bizleri ve milleti oyalamaktan bir adım öteye gidemez. Burada harcanan zamanının, hepinizin, hepimizin çok kıymetli zamanının sonuç almaya yönelik olmadığını düşünüyorum. Sonucu almak için önce bunları bir tamamlamak gerektiğini düşünüyorum. Sizlerin de işini kolaylaşır, Türkiye'nin de işi kolaylaşır, bu Komisyon da bir işlev kazanır. Aksi hâlde, birbirimizi böyle oyalıyoruz. İşte, kaç senedir -Sayın Başkan da yanımda- biz oturup Karma Parlamento Komisyonu toplantısı yapamadık, ya kabul görmedi ya Türkiye'nin durumuyla ilgili engel çıktı. Türkiye'nin bunu ulaşması gerekiyor. Ben farklı bir kültürden geliyorum yani bana "demokrasi" dedikleri zaman yüzüne bakıp "Bu komünist mi?" diyorduk demokrasiden bahsediyor diye ama geldiğimiz bu noktada öyle bir dünyada yaşıyoruz ki artık o demokrasi penceresini kapattığınız anda ölüyorsunuz; açık kaldığında ıslanabilirsiniz, yağmur yağar, kar yağar, üşüyebilirsiniz ama kapattığınız anda boğuluyorsunuz. Şu anda Türk insanı boğuluyor. Belki bu Komisyonun görevlerinden biri değil ama bu Komisyonda görev alan bütün arkadaşlar da milletvekili, aynı zamanda bu ülkenin yönetimine katkı sunan arkadaşlar. Maksadımı bu sözlerle de ifade etmek istiyorum.

Teşekkür ediyorum.

BAŞKAN BURHAN KAYATÜRK - Teşekkür ediyorum.

Sayın Vekilim, "Olması gereken de bu." diye bir şey söylediniz. Orada bir açıklama yapmak ister misiniz?

LÜTFÜ TÜRKKAN (Kocaeli) - Hangisini?

BAŞKAN BURHAN KAYATÜRK - Dediniz ya "Belki üye olmak istiyorsunuz..." İkilemden söz ettiniz, olması gereken...

LÜTFÜ TÜRKKAN (Kocaeli) - Yani şöyle: Türkiye gerçekten Avrupa Birliğine girmek istiyor mu yoksa oyalanıyor mu? Bana göre olması gereken Avrupa Birliğine girmek. Tabii, bunu, Avrupa Birliğinin Türkiye'ye dayatmaya kalktığı, Türkiye'nin üniter yapısını sıkıntıya koyacak söylemlerini kabul ederek anlamında söylemiyorum.

BAŞKAN BURHAN KAYATÜRK - Teşekkür ederim.

Buyurun Sayın Bakanım.

DIŞİŞLERİ BAKAN YARDIMCISI MEHMET KEMAL BOZAY - Sayın Başkanım, çok Değerli Vekilim; tabii, böyle, zorlu dönemlerden de geçtik, geçiyoruz da hâlen. Avrupa Konseyinin üyesiyiz, Avrupa Birliğinin üyesi değiliz ama orada işte, belli bir orana vurduğumuz zaman, o kararlara uyum AİHM'de, gayet bizim yüksek bir oranımız var ama burada bazı davaların üzerine kasıtlı bir yoğunlaşma olabiliyor bazı çevreler tarafından. İşte, genel şeyin üzerinde değil de isim bazında gidiyorlar. Şimdi, Sayın Vekilim, bizim üyelik perspektifimiz...

LÜTFÜ TÜRKKAN (Kocaeli) - Ben isim zikretmedim.

DIŞİŞLERİ BAKAN YARDIMCISI MEHMET KEMAL BOZAY - Yok, siz demediniz ama ben onu genel itibarıyla... Bizim oranımız yanılmıyorsam yüzde 90 civarında kararlara uyum kısmında ama diğer davaları değil de öbür bahsettiğimiz şeyleri ön plana çıkararak... Ama şunu da söyleyeyim: Bu resimde kimse sütten çıkmış ak kaşık değil. Mesela, Kıbrıs meselesinde; Kıbrıs'ta gasbedilmiş araziler var ve bir sürü insan haklarına aykırı durumlar var ve Avrupa Konseyi bu konuda bir karar almış, Türkiye'ye demiş ki: "Tazminat ödeyeceksin." Biz de demişiz ki: "Boynumuzun borcu, tamam, Avrupa Mahkemesinin kararı." Biz bu tazminatı öderken, yaptığımız düzenleme yerinde duruyorken, Avrupa Birliği içinde Türkiye hakkında işte "Siz bu oyu kullanmazsanız..." diyen bir Kıbrıs Rum Yönetimi var. Yani bu hipokrasi ve bu değişik davranım, bu böyle, bizim insan hakları havarisi gibi gördüğümüz Avrupa Birliği üyelerinde de var. Hani bunu kendim yaşadığım için, sizin samimiyetinizle olduğu için söylüyorum. Hani burada bizi eleştiriyorlar, biz o eleştirilere bakıyoruz, mesela vize serbestîsi konusunda, Kişisel Verilerin Korunması Kanunu üzerinde çalışıyoruz, ayrıca terörle ilgili düzenlemelerde çalışıyoruz, adım adım gidiyoruz. Bir de hani yani öyle bir şey yaşadık ki yargımız, diplomasimiz, güvenlik güçlerimizin çok büyük darbe aldığı bir darbe teşebbüsünden de çıktık, bundan toparlanmak çok kolay olmuyor. Yani diyeceksiniz ki: "Bu kadar yıl geçti." Ama bu işte, hâkimler, savcılar, diplomatlar böyle, bir çiçek gibi yetişmiyor. Ondan dolayı bizim bazı sıkıntılarımızın arkasında yeniden bir inşa sürecimiz de var.

Avrupa Birliğinde bize yönelik eleştiriler varken, bir yandan da dış politikada, bakıyorsunuz, Türkiye'nin adaylığından bahsedilmiyor ama savaşta olan 40 milyonluk bir Ukrayna'nın adaylığından konuşuluyor. Yani bu çifte standartları da Avrupa Birliği üyeliğini düşünülürken zihnimizde tutmamız gerekiyor. İnsan haklarından konuşurken, Gazze'de soykırım olduğunda, bakıyorsunuz, başka tarafa bakılıyor. Şimdi, öyle olunca, artıları ve eksileri tabii farklı değerlendirilebilir ama ben Türkiye'nin politikalarına objektif baktığım zaman, insan hakları konusunda Avrupa Birliğinin de çok geride kaldığını, özellikle son sırada yaşanan sınavlarda gayet kendi standartlarına biraz da utanarak bakması gerektiği bir dönemden geçtiğini değerlendiriyorum. Bizim eksiklerimiz olabilir, her ülkenin eksiği var, her ülkenin sıkıntıları var, olmayan ülke yok Avrupa Birliği üyesi olsun veya olmasın ama burada bizim yine öz güvenle, sizlerin katkılarıyla... Yüce Meclisin yaptığı çalışmalar çok önemli, biz o çalışmaları yapıp sizlerin önüne getireceğiz, bazı taslaklar üzerinde de çalışıyoruz. Çok değişik bir dönem içindeyiz; bu dönem üç tane terimin birleştiği, bölünme (fragmantasyon), artı düzensizlik, artı belirsizlik, üçünün birlikte olduğu bir dönemdeyiz. Bu dönemde bu alaca karanlıktan nasıl çıkacağız diye, hep birlikte dünyanın nasıl çıkacağına bakıyoruz ve buna bakarken de Türkiye'nin bu resimde, çevresinde bu kadar savaş varken, hâlen üretiminde, çalışmalarında geldiği yeri ve oturup da bazı büyük stratejiler üzerinde "Ekonomimizi nasıl geliştiririz, bağlantısallığı nasıl yaparız, İran'daki, Hürmüz'deki duruma nasıl çare buluruz?" diye çalıştığı bir dönemdeyiz.

Ben bütün söylediklerinizi, tabii, Sayın Vekilim, not ettim ama hani Avrupa Birliğinin kendi standartlarının gerisinde kaldığı ve insan hakları konusunda da çok iyi sonuçlar içeren sınavlar vermediğini de naçizane düşünüyorum.

LÜTFÜ TÜRKKAN (Kocaeli) - Sayın Başkanım, müsaade ederseniz bir şey söylemek isterim.

BAŞKAN BURHAN KAYATÜRK - Daha önce söz isteyen arkadaşlarımız var ama buyurun, siz devam edin.

LÜTFÜ TÜRKKAN (Kocaeli) - Sayın Bakan, diğer ülkelerde de olan bazı kötü uygulamaları "Onlarda da var." deyip Türkiye'de olmasını savunmak çok doğru olmaz yani onlarda olanı da "kötü" olarak nitelendirmek lazım. "Bizde kötü ama onlarda da kötü." Bu bir savunma şeklinde değil, bunu kabul etmiyorum, asla kabul etmiyorum.

Bir şey daha, Türkiye 2016'da bir darbe teşebbüsüyle karşı karşıya kaldı. Bir darbe teşebbüsüydü ve gerçekten Allah'ın yardımıyla da bu darbe teşebbüsü savruldu, aradan on sene geçti. 1980 bir darbeydi, onlar açısından başarılmış bir darbeydi. 1990 senesine geldiğimizde o darbenin hiçbir izi yoktu, hiçbir şey de konuşulmuyordu darbeyle alakalı. Türkiye'de her şey o darbeyi çok rahat bir şekilde savurup, ülkeyi normal düzeninde idare etmeye yetmişti. Darbenin izini 2016'dan 2026'ya kadar sürükleyebiliyorsa bu, uygulamalardaki birtakım eksikliklerdendir, doğru olmayan uygulamalardandır, basiretsiz uygulamalardandır. Dolayısıyla o darbe teşebbüsünün on sene sonra bir engel olarak gösterilmesi 1980 ve 1990 darbesini size hatırlatmama vesile oldu.

Teşekkür ediyorum.

BAŞKAN BURHAN KAYATÜRK - Teşekkür ederim.

DIŞİŞLERİ BAKAN YARDIMCISI MEHMET KEMAL BOZAY - İzninizle, bir şeye... Hani, Sayın Vekilime nitelik olarak...

BAŞKAN BURHAN KAYATÜRK - İsterseniz ben söyleyeyim, ondan sonra siz devam edersiniz.

DIŞİŞLERİ BAKAN YARDIMCISI MEHMET KEMAL BOZAY - Tabii.

BAŞKAN BURHAN KAYATÜRK - Sayın Vekilim, bence yani Türkiye'de, bizim Türkiye'deki eksiklikleri söylememiz, hele hele bunun muhalefet tarafından dile getirilmesi kadar normal ve güzel bir şey yok ancak biz aynı zamanda Türkiye Cumhuriyeti'nin Avrupa Birliğinde de temsilcileriyiz yani aday olduğu.

LÜTFÜ TÜRKKAN (Kocaeli) - Biz bunları yurt dışında konuşmuyoruz zaten Başkanım.

BAŞKAN BURHAN KAYATÜRK - Bunları bizim konuşmamız veya bakanlarımızın bunları dile getirmesi de Türkiye'de hiçbir problem olmadığı anlamına gelmiyor. Dolayısıyla, bu bağlamda baktığımız zaman ben kendi açımdan uygun görüyorum, bunu paylaşmak istedim.

LÜTFÜ TÜRKKAN (Kocaeli) - Başkanım, yurt dışında yaptığımız toplantılarda söylemlerimiz bundan tabii ki farklı olacak, Türkiye'nin politikalarına aykırı bir konuşma da yapmayız, geldiğimiz gelenek de bunu gerektirir ama burada Türkiye'nin meselesi hâline gelmiş bir meseleyi de dile getirmiyorsak o zaman biz burada toplantı da yapmayalım, sizi dinleyelim gidelim. Öyle de yapabiliriz, toplantının öyle bir formatı da olabilir yani.

BAŞKAN BURHAN KAYATÜRK - Evet, ben de bunların dile getirilmesinde fayda olduğunu söylemiştim.

Buyurun.

DIŞİŞLERİ BAKAN YARDIMCISI MEHMET KEMAL BOZAY - Sayın Vekilim, benim Ukrayna'yı örnek vermemin sebebi de oydu. Dediğiniz gibi, insan hakları, demokrasi, hukukun üstünlüğü çok önemli konular ama Ukrayna'yı -savaş olan bir ülkeyi- sayarken veya başka sıkıntıları olan ülkelerden konuşurken Türkiye'nin adaylığından da bahsedilmesi gerekir yani jeopolitik konuları ön plana çıkardıkları bir dönemdeyiz.

Sizin biraz evvel bahsettiğiniz hususlar, hani, sizin dediğiniz yani "İnsan haklarında bu kadar sıkıntımız varken Avrupa Birliği konusunu da ciddi bulmuyorum." şeklindeki yorumunuz üzerinden yani Avrupa Birliğinin de yani sadece insan haklarını değil, gelişmelere göre üyelik sürecini gündeme getirdiğini vurgulamaya çalıştım ve bu gelişmeler içinde Türkiye'nin bulunduğu aşamada bizim Avrupa Birliği konusunda üyelik tartışmaları yapılırken Türkiye'nin de gündemde olması, eksikleriyle fazlasıyla, gerekliliğiyle sayılması gerektiği unsurunu biz dile getiriyoruz dışarıda da; ben biraz ona yönelik olarak söyledim.

Kopenhag Kriterleri'nden siz tabii ağırlıklı konuştunuz; tabii, orada bazı yapılması gerekenler var ama şu anda Avrupa Birliği üst yönetimi Kopenhag Kriterleri'ne değil jeopolitik kriterlere bakıyor. Buna bakıldığı bir dönemde bizim de hani o bahsettiğimiz hususların sadece öncelendiğini değil, Türkiye'nin de gündemde olması gerektiğini vurguladım. Hani, biz zorla kimseye "Sen bizi bu şekilde gündemde tutacaksın." demiyoruz, gerçekçi bir yaklaşımla kendimizi biraz da dışarı... O yüzden de dedim, kendimi dışarı çektiğimde eksiklerini görüyorum diye söyledim. Tabii, bütün bu sizin yorumlarınız... Bir de biraz evvel de o vurguyu yaptınız. Tabii, bu bir aile içi görüşme, orada başta da arz ettim, sizlerin yorumları, değerlendirmeleri bizi yönlendiriyor çünkü yüce Meclis sonuçta; biz yürütme olarak sizlerden aldığımız yönlendirmeyle, sizlerin bize söylediklerinizle dış politikanın belirlenmesinde öncelikleri ona göre seçiyoruz.

Çok teşekkür ederim.

LÜTFÜ TÜRKKAN (Kocaeli) - Ben de teşekkür ederim.