GENEL KURUL KONUŞMASI
Konu: Türkiye İhracatçılar Meclisi ile İhracatçı Birliklerinin Kuruluş ve Görevleri Hakkında Kanun ile Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Teklifi münasebetiyle
Yasama Yılı:5
Birleşim:13
Tarih:02.11.2021

CHP GRUBU ADINA ÇETİN OSMAN BUDAK (Antalya) - Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; hepinizi saygıyla selamlıyorum.

Türkiye İhracatçılar Meclisi ile İhracatçı Birliklerinin Kuruluş ve Görevleri Hakkında Kanun ile Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Teklifi'nin birinci bölümü üzerine Cumhuriyet Halk Partisi adına söz almış bulunuyorum.

Kanun teklifi, yeni kurulan İhracatı Geliştirme Anonim Şirketi üzerinden ihracatçıların, esasen, finansmana erişiminde teminat sorununu ortadan kaldırmayı hedefliyor. Teklif sahiplerinin iddialarına göre, bu teklif yasalaştığında ihracatçılarımız, kredi almak için fabrikasını, arsasını bankaya ipotek vermek zorunda kalmayacak, teminat sorunu çözülmüş olacak.

Geçtiğimiz hafta Sanayi Komisyonunun AK PARTİ'li üyeleri, kanun teklifinin Komisyon görüşmeleri sırasında öyle bir resim çizdiler ki sanki Türkiye'deki şirketlerin en temel sorunu, bu yasa teklifiyle ortadan kalkacak ve ihracatta çağ atlayacağız. Finansman sorunu önemli bir sorun olmakla birlikte, ülke ekonomimizin yapısal sorunları çözülmeden sadece ihracat gelirlerini artırarak bile bir yere varmamız mümkün değil.

Değerli milletvekilleri, TÜİK'in geçtiğimiz hafta açıkladığı küçük ve orta boy girişim istatistiklerine göre, ülkemizdeki işletmelerin yüzde 99,8'ini KOBİ'ler oluşturuyor. Dolayısıyla, KOBİ'ler üzerinden yapılacak analizler, ülke ekonomisinin genel çerçevesini çok açık bir biçimde ortaya koyacaktır. Ben de KOBİ'leri merkeze alarak Türkiye ekonomisini değerlendirmeye çalışacağım.

Türkiye ekonomisi, bilindiği gibi, 2018 yılından beri çok derin bir ekonomik bunalımın içinde fakat 2018 öncesinde de ekonomimizin durumunun genel olarak da çok da parlak olduğu söylenemez. İngiltere'de yapılan bir araştırmaya göre, Avrupa Birliği üyesi veya Avrupa Birliğine aday olan 28 ülkede 2013 yılında açılan KOBİ'lerin 2018 yılında ne durumda oldukları incelenmiş, Türkiye'nin araştırmaya alınan ülkeler içerisinde şirket kapanma oranları açısından ilk sıralarda yer aldığı biliniyor. Türkiye'de 2013 yılında kurulan 123.799 küçük işletmeden sadece 56.395'i 2018'e kadar faaliyetlerini sürdürebilmişler. 2013 yılında kurulan işletmelerin yüzde 54'ü 2018 yılını göremeden kepenk kapatmış. Bu oran, makroekonomik ortamın yeni kurulan KOBİ'lerin ayakta kalması için yeterince uygun olmadığını açıkça ortaya koyuyor.

Değerli arkadaşlar, 15 Eylül 2018'de Ticaret Bakanlığının 6102 Sayılı Türk Ticaret Kanunu'nun 376'ncı Maddesinin Uygulanmasına İlişkin Usul ve Esasları Hakkında Tebliği, Resmî Gazete'de yayımlandı. Türk Ticaret Kanunu'nun 376'ncı maddesi, iş dünyasında "teknik iflas" olarak bilinen borca batıklık durumunu düzenliyor. Tebliğe eklenen geçici bir maddeyle, dövizle borçlanan firmaların, kurdaki artışlar nedeniyle artan borçlarının dikkate alınmaması mümkün hâle getirildi. Yapılan düzenlemeyle, eski kur bedelleri üzerinden borçlanıp da bilanço hesaplarında borcu sermayesinin çok üstünde görünen firmaların döviz kuru farkı zararları, 2023 yıl sonuna kadar dikkate alınmıyor, dikkate alınmayınca kurdaki oynaklık kaynaklı zarar da ortadan kalkacak zannediliyor. Peki, neden 2023 sonuna kadar? Çünkü bu, bir günü kurtarma kaygısı, iktidarınızı sürdürmek için "2023 yılındaki seçimleri de atlatalım, ondan sonra bakarız." demek oluyor.

Reuters Haber Ajansının dün aktardığına göre, asgari ücret artışı, enflasyondan daha çok etkilenen dar gelirlilerin üzerindeki vergi yüklerinin azaltılması ve emeklilikte yaşa takılanlara yönelik düzenlemeyi de içeren bir dizi çalışma başlatmışsınız. Seçime yönelik popülist bir hamle de olsa insanlarımızın sorunlarına yönelik çare arayışına girmeniz olumlu bir gelişme, en azından ortada bir sorun olduğunu anlamaya başlamışsınız. Sorunun kaynağının iktidarınız olduğunu da anladığınızda daha çok mesafe katedebileceğinizi düşünüyorum. Zaten ilk seçimde de bunun sonuçlarını sandıkta millete vereceksiniz. (CHP sıralarından alkışlar)

Değerli arkadaşlar, batık KOBİ'leri kredilerle ayakta tutmaya çalışarak ülke ekonomisinin içinden çıkılması son derece zor bir noktaya taşındığını fark etmiyor musunuz? Ülkemizin bankacılık krizleri ve kamu borçları kaynaklı krizlere yönelik çok önemli tecrübeleri var. Ancak şirketlerin borçlarından kaynaklı bir ekonomik krizi, daha henüz Türkiye bugüne kadar tecrübe etmedi. 2018 Eylül ayında KOBİ'lerin toplam kredi borçları 663 milyar liraydı, 2021 Eylül ayında yani üç sene gibi bir süre içinde kredi borçları 938 milyar liraya, eski parayla katrilyon liraya yükseldi. Sadece üç yılda yüzde 40'tan fazla borçluluk arttı, neredeyse yarı yarıya. Özellikle otomotiv, inşaat, turizm ve enerji sektörlerinde bu oran yüzde 500'lere ulaştı. Bu durum, sürdürülebilir olmaktan çoktan çıktı.

Değerli arkadaşlar, Türkiye'deki şirketlerin yüksek borçluluğunun doğurduğu sıkıntılara ek olarak daha birçok sorunu var; KDV iadelerinin, özellikle ihracatçıların KDV iadelerinin bu firmalara zamanında ödenmemesi, önemli sorunlardan biri. İadelerin bir yıldan fazla süre ödenmediği örnekler var. Türk lirası çok değer yitirirken iadeyi alamayan şirketler de mecburen bankaya gidip yüzde 20 ile 25 arasında faiz ödeyerek kredi kullanmak durumunda. Tabii, bu zararları kimin karşılayacağı meçhul. Eğer KDV iade süreçlerinin hızlandırılması ile başlarsanız, bu süreçlerde ihracatçıların ve sanayicilerin durumunu iyileştirmeye, belki iyi bir şey yapmış olursunuz. Kanun teklifiyle kuracağınız İhracatı Geliştirme Anonim Şirketiyle özellikle KOBİ'lerin ihracat finansmanına erişim sorunlarını çözeceğinizi iddia ediyorsunuz ancak uyguladığınız ekonomi politikaları, KOBİ'lerin ihracatının artmasını bırakın, çok hızlı bir biçimde gerilemesine neden oluyor. 2011 yılında KOBİ'ler ihracatın yüzde 59,6'sını gerçekleştiriyorlardı, 2020 yılına gelindiğinde bu oran, yüzde 36,4'e düşmüş. Dikkat edin, Türkiye'deki gayrisafi millî hasılanın önemli bir bölümünü KOBİ'ler ve Türkiye'deki işletmelerin de yüzde 99,5'ini KOBİ'lerin oluşturması durumunda ihracatın yüzde 36,4'e gelmesi kabul edilebilir değildir. Bunun kalkınmaya ve büyümeye katkısı son derece zayıf olacaktır. Değersiz Türk lirasına dayalı ihracat politikası, KOBİ'lerin ne verimliliklerini ne de ihracatlarını artırır. Performansları artırmak istiyorsanız KOBİ'lere teknoloji transferini yapmak için önemli düzeyde kredi tesis etmenin ve bunların da ağırlıklı olarak sübvanse kredileri olmasını dikkate alın. Aksine, değersiz TL büyük firmalara da fayda sağlıyor diyebiliriz, bu oranlar bunu gösteriyor, bu araştırmalar bunu gösteriyor.

Değersiz Türk lirası, ihracat hacmini ve gelirini artırabilir ama bunu yaparken aslında ülke kaynaklarının ucuza yurt dışına transferine neden olur ve bu tür bir ihracat refah getirmez. Bunu da bir örnekle burada ifade edelim: 2010'lu yılların başlarında Türkiye'deki ihracatın -ki böyle ölçülüyor- kilogram başına değeri 1,5 dolar civarında; 1,5-1,6 dolara kadar çıkmış. Bu, bir anlamda teknolojinin ne kadar geliştirildiğinin de göstergesi fakat bugüne gelindiğinde, 2021 yılının Ekim ayı verilerine göre, bu rakam 1,15 dolara kadar düşmüş, bir ara 0,90 dolara kadar düşmüştü. Bu, şu demek: Siz kendi kaynaklarınızı, doğal kaynaklarınızı bir taraftan tüketiyorsunuz ve tükettiğiniz kaynaklar teknoloji yoğun olmadığı için -hatta "emek yoğun" bile diyemezsiniz, taş ihraç ediyorsunuz, çimento ihraç ediyorsunuz- dolayısıyla, ülkenin kalkınmasına büyük bir katkı sağlamanız söz konusu değil.

Burada bir iddianız var: Biz Avrupa'ya yakın bir ülkeyiz ve üstelik de bu çevrede aşağı yukarı 17 trilyon dolarlık bir gelire hitap ediyoruz, üç saatlik uçuş seviyesinde. Biz burada Çin'in durumuna talip olacağız yani Avrupa'ya yakın yerde "Çin'in durumuna talibiz." diyorsunuz. Peki, Çin'in durumuna talipsiniz de Çin'i hiç araştırdınız mı? Çin bu kalkınmayı nasıl sağlamış? Hangi argümanlarla bu işi gerçekleştirmiş, araştırdınız mı? Orada devlet sosyalist, ekonomi kapitalist. Eğer böyle düşünüyorsanız, yani buna da söyleyecek sözümüz var fakat "Ucuz emekle, biz Avrupa'nın en ucuz emeği, dünyanın en ucuz emeğiyle ihracat rakamlarımızı artıracağız." diyorsanız, işte, burada yanılıyorsunuz. Böyle kalkınma olmaz, bu büyüme fakirleştirir. Böyle bir büyümeye eğer talipseniz yanlış yoldasınız, hemen dönün.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN - Sözlerinizi tamamlayın.

ÇETİN OSMAN BUDAK (Devamla) - Yüksek teknolojinin Türkiye'ye gelişinde ıskalandı. Şimdi, bir dönem var. Sanayi Devrimi, Osmanlı Dönemi'nde ıskalanmıştı. Dünya sanayileşirken biz yaya kaldık ve büyük borçlarla Osmanlı Dönemi'ni kapattık, daha sonra cumhuriyet kuruldu. Kısaca söylüyorum: Cumhuriyet, 1923 ile 1950 yılları arasında Türkiye'de şeker, çimento, uçak fabrikaları, otomobil fabrikaları, motor fabrikaları dünya kadar; zaman kalmadı, yatırım yapıyor, yabancıların demir yollarını satın alıyor, aynı zamanda da Osmanlı'nın borçlarını ödüyor, bu büyük bir atılım, bu büyük bir kalkınma...

ENGİN ÖZKOÇ (Sakarya) - Bardak yoktu bardak.

ÇETİN OSMAN BUDAK (Devamla) - Toplu iğne yoktu.

ENGİN ÖZKOÇ (Sakarya) - Toplu iğne yoktu.

ÇETİN OSMAN BUDAK (Devamla) - ...ve 1950'den sonra hızla tükeniyoruz, son yirmi yılda da bütün kazanımların tamamını satıyoruz. Şimdi, buradan tekrar çıkışın yolu, bilime ve akla dönmektir.

Hepinizi saygıyla selamlıyorum. (CHP ve İYİ Parti sıralarından alkışlar)