| Konu: | İcra ve İflas Kanunu ile Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılması Hakkında Kanun Teklifi münasebetiyle |
| Yasama Yılı: | 5 |
| Birleşim: | 21 |
| Tarih: | 18.11.2021 |
İSMAİL ATAKAN ÜNVER (Karaman) - Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; sözlerime "Konuşsak tesiri yok, sussak gönül razı değil." diyerek başlamak istiyorum.
Karşımızda, on dokuz yıldır iktidar olan AK PARTİ ve son dört beş yıldır kendisine ortaklık eden MHP'nin oluşturduğu, hiçbir uyarıyı dikkate almayan bir iktidar bloku var. Susmaya gönül razı gelmediğinden tesiri olmasa da biz söylemeye devam ediyoruz, edeceğiz. Cumhur İttifakı, bir Cumhurbaşkanlığı hükûmet sistemi icat etti, devletin de milletin de kendisinin de başını belaya soktu. Öyle bir ucube ortaya çıktı ki artık devlet yönetilemiyor, yönetilemeyen devlet milletin hiçbir derdine çare de üretemiyor. Getirdiğiniz bu sistem, iktidarı destekleyenler ve desteklemeyenler olarak toplumu tam ortadan ikiye böldüğü, iktidarın sürdürülebilmesi için de yüzde 50+1 sonucunu zorunlu kıldığı için daha ilk dönem sonrasında kendi siyasi sonunuzu hazırladınız; hayırlı olsun!
Bu tek adam rejimi nasıl ortaya çıktı diye baktığımızda, bu sistemin hazırlık aşamalarında görev alan bir akademisyen ve eski siyasetçinin "Tayyip Bey 'istiyorum' dedi ve yaptırdı." dediğini hatırlıyoruz yani yönetsel gerekliliğini doğuran bir durumdan veya akademik bir çalışma sonucu varılan bir kanaatten yahut siyasi bir zaruretten kaynaklanmamış. Bu sistem nereden icap etmiş? Birilerinin keyfinin kâhyası öyle istemiş. Erdoğan bugüne kadar milletimizden ne istediyse aldı; belediye başkanlığı, milletvekilliği, Başbakanlık, Cumhurbaşkanlığı, son olarak da tek adamlık. Bugün ülkeyi getirdiği nokta ortada; yönetilemezlik, öngörülemezlik, adaletsizlik, liyakatsizlik, işsizlik, yokluk, yoksulluk ve açlık.
AK PARTİ Genel Başkanı, şimdi "Yüzde 50+1'in mahzurlu olduğunu anladık." diyerek sistemin arızalarını kendi penceresinden yorumluyor. Aslında bu bir itiraftır, sistemin yürümediğinin, tükenişinin itirafıdır. Kendi kabulü ve itirafından da anlaşılacağı üzere, Erdoğan'ın ve Cumhur İttifakı'nın yüzde 50+1'i sağlama imkânı kalmamıştır. Ne var ki Erdoğan, bu itirafı yaparken ülkeyi değil, yine kendi pozisyonunu düşünüyor. O istiyor ki: "Ne oy alırsam alayım ülkeyi ben yöneteyim. Ülkeyi yönetirken de kimse beni denetlemesin, hesap sormasın ve bir monarka, bir padişaha özgü yetkilerim olsun." Yüzde 50+1'le yönetemediği ülkeyi, yüzde 40'la, 30'la yönetebileceğini sanıyor; tam bir siyasi körlük.
Aslında her defasında sizi uyardık, siz ise hep günü kurtarmaya çalıştınız, hep kendi bekanızı düşündünüz. Ülkenin tüm kodlarıyla oynadınız, devlet aygıtının her noktasına müdahale ettiniz yani kantarın ayarını bozdunuz. O kantar şimdi sizi tartacak; önce seçim ve demokrasi kantarına çıkacaksınız, orada kaç okka çektiğinizi göreceksiniz, göreceğiz. Artık gitme zamanının, sandığa boyun eğme zamanının geldiğini anlayacaksınız. Kurduğunuz yüzde 50+1 tuzağına kendiniz düşecek ve pılınızı pırtınızı toplayıp gideceksiniz. Siyasetin matematik olmadığını da anlayacaksınız. Ha, bu da size ders olsun.
Eğer sandıkla oynamaya kalkarsanız başarılı olamazsınız ama demokrasimize, milletin sandığa olan inancına bugünkünden çok daha fazla zarar verirsiniz. Bunu deneme potansiyeliniz var mı; var. Mühürsüz referandumda ve İstanbul seçimlerinde bu yüzünüzü gördük ama şunu bilin: Millet size öyle bir ders verecek ki, aklınızdan geçirdiklerinizi yapma fırsatı ve cesareti bulamayacaksınız çünkü siz, ülkede çoğunluğunu kaybetmiş, millet katında güvenini yitirmiş, görevden ayrılacağı gün iple çekilen bir iktidarsınız. O nedenle, kendinizi hâlâ dev aynasında görmeyi bırakıp, yüzünüzü ülke gerçeklerine dönün. Giderayak da olsa vatandaşın derdine çare arayın.
Ülke ekonomik ve ahlaki çöküntüde. Millet fakruzaruret içinde, harap ve bitap düşmüş durumda. Ülkedeki ekonomik ve ahlaki çöküntünün göstergelerinden biri de İçişleri Bakanlığı ve Emniyet Genel Müdürlüğünün uyarı SMS'lerine konu olan suç faaliyetleri. Bazı uyanıklar kendilerini polis, asker, savcı olarak tanıtıp, iyi niyetli vatandaşlarımızın devlete ve devlet görevlilerine karşı olan güvenini suistimal etmektedirler. Failler yakalansa da çoğu zaman vatandaşın mağduriyeti önlenememektedir.
(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)
BAŞKAN - Buyurunuz efendim.
İSMAİL ATAKAN ÜNVER (Devamla) - Vaktinde veya erken yapılacak bir seçim öncesinde ben de bir uyarıyı yurttaşlarımızla paylaşmak istiyorum. Size ulaşarak, "Ben ekonomistim." veya "Biz ekonominin kitabını yazdık." deyip doları 11 TL'ye, dış borcu 450 milyar dolara, enflasyonu yüzde 50'lere, işsizliği tarihin en üst seviyelerine, benzini ve mazotu 8 liranın üzerine çıkaran; açlık sınırını 3 bin lira, yoksulluk sınırının da 10 bin lira olduğu bir ekonomik vasatta emeklisinden işçisine, işçisinden memuruna, vatandaşın çoğunu da bu miktarların altındaki bir gelire mahkûm eden siyasilere itibar etmeyiniz, inanmayınız. Güzel sözlerle ve süslü vaatlerle sizden tekrar oy isterlerse de vermeyiniz çünkü hiçbir gerçek ekonomist bunca uyarıya ve piyasa gerçeklerine rağmen bu kadar açık şekilde ekonomiyi batağa, ülkeyi yokluğa, vatandaşı da açlığa sürüklemez.
Teşekkür ediyorum Sayın Başkan. (CHP sıralarından alkışlar)