GENEL KURUL KONUŞMASI
Konu: 2022 Yılı Merkezi Yönetim Bütçe Kanunu Teklifi ile 2020 Yılı Merkezi Yönetim Kesin Hesap Kanunu Teklifinin Maddeleri münasebetiyle
Yasama Yılı:5
Birleşim:38
Tarih:16.12.2021

CHP GRUBU ADINA ABDÜLLATİF ŞENER (Konya) - Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; 2020 Yılı Merkezi Yönetim Kesin Hesap Kanunu Teklifi'nin 2'nci maddesi üzerinde söz almış bulunuyorum.

2020 yılı kesin hesap metninin 2'nci maddesinde bütçe gelirlerinin miktarı ve ayrıntıları verilmektedir; burada, karara bağlanacaktır. Buna göre, 2020 yılında bütçe gelirleri 1 trilyon 28 milyar Türk lirası olmuştur. Buna göre, bütçe açığı 175 milyar ve diğer ekonomik göstergeler de olumlu bir tablo sergilememektedir. Son yılların en düşük millî geliri ortaya çıkmıştır; 717 milyar dolarlık bir millî gelir vardır, kişi başına millî gelir de 8.500 dolar civarındadır. Bu, 2020 yılında yani Hükûmetin on sekiz yıllık iktidarı sonrasında ortaya çıkan 8.500 dolarlık kişi başına millî gelir, aslında ciddi bir hesaplama yapılırsa 1998 yılındaki kişi başı millî gelirden bile düşüktür. 2016 yılındaki hesaplama değişikliği 1998 ve 2002 arasına düzgünce yansıtılmamıştır, hatta biraz düşürülerek yansıtılmıştır. Yani daha önceki dönem, iktidarın daha önceki dönemindeki millî gelir, kişi başına millî geliri etkiler nitelikte düşürülmüştür. Bunun da ötesinde, dolar kurunu geriye doğru enflasyon oranında eşitleyerek götürdüğümüz takdirde, 2000 yılının kişi başına millî geliri, 1998 yılının kişi başı millî gelirinden bile düşük bir tabloyu sergilemektedir.

Aslında bu sorun, sadece 2020 yılının sorunu değildir; mevcut Hükûmet, izlemiş olduğu yanlış politikalarla, kamu yönetiminde açmış olduğu tahribatla, sistemi değiştirmekle ekonomiyi de bozmuştur. Son beş yıl içerisinde ekonomideki bütün göstergeler bozulmuştur ama bunun da ötesinde 2018 Ağustosunda patlayan kriz hâlen kaldırılamamıştır ve bu kriz dönemi üç buçuk yıldır devam etmektedir. Bu nedenle de biz buna bir ekonomik kriz değil, bu bir ekonomik buhrandır diyoruz ve bu buhran dönemi hâlen devam ediyor, ne zaman ortadan kalkacağı da belli değildir. Ama Hükûmetin son birkaç aydır ortaya attığı bazı ekonomik tezler ve uygulamalardan, bu ekonomik sıkıntıların daha uzunca bir süre halkı yok etmeye, sıkmaya ve tahrip etmeye devam edeceği anlaşılmaktadır. Bu bozuk ekonomik düzen her şeyden önce enflasyonu patlatmıştır, döviz kurunu artırmıştır ve artan enflasyon bu ülkede yaşayan 84 milyon insanın yaşam düzeyini, hayat standardını azaltmıştır.

Bakın, memleketin dört bir yanında zam yağmuru var, fiyatlar hızla artıyor, hatta TÜİK'in verdiği rakamlara göre ÜFE'de yani toptan fiyatlarda enflasyon yüzde 55 dolayındadır. Halkın en fazla tükettiği mallara, ürünlere bakıyoruz; ayçiçeği yağı, yumurta, et, pantolon, gömlek, tuvalet kâğıdı, peynir, süt, ped vesaire; fiyatlardaki artışlar korkunç düzeye çıkmıştır. Un fiyatları, LPG, nohut, çamaşır suyu, tüp gaz, yine, 2'ye katlanmış vaziyettedir. Fiyatlar yıllık değil; aylık, hatta günlük olarak, sürekli değişmektedir. Baktığımızda -geçen gün bir hesap yapmıştım- benzin altmış günde 7 lira 76 kuruştan 10 lira 32 kuruşa, mazotsa altmış gün önceki 7,50 TL'lik fiyatından şimdi 10,30 TL'ye fırlamıştır. Ama haber alıyoruz ki benzinin 10,32 TL'lik fiyatı bugün 56 kuruşluk zamla tekrar artmış ve fırlamıştır; fiyatlara vatandaşın yetişebilmesi de mümkün görülmemektedir. Sadece bazı ürünlerde değil, vatandaşın en fazla kullandığı bazı ürünlerde değil; bütün ürünlerde sürekli, günlük, aylık fiyat artışları yaşanmaktadır. TÜİK'in sepetinde bulunan 450 civarındaki ürünün 400'den daha fazlası sürekli fiyat artışlarına maruz kalmaktadır. Bu elbette, enflasyonun bazı ürünlere özgü olmadığını, fiyat artışlarının genel olduğunu, fiyatlar genel seviyesinin çok yaygın bir şekilde yükseldiğini ve bu artışın altında vatandaşın perişan olduğunu söylemek mümkündür.

Sadece tüketiciler değil, üreticiler de bu fiyat artışlarından büyük mağduriyet çekmektedir çünkü bakın, eğer altı ay önce bir çiftçiye "Mazotun litresi 10 lirayı geçecek, 11 liraya dayanacak." deseydik hiçbirisi inanmazdı ama bugün mazot 10 lirayı geçmiştir, yemin çuvalı 230 liradır, besicilik, sütçülük sürdürülemez hâle gelmiştir, üre gübrenin fiyatı, DAP gübrenin fiyatı 4-5 kat artmıştır, kömür fiyatları bile 4 bin lirayı aşmıştır. Böyle bir ortamda tarım yapılamaz bir ülke hâline gelmiştir Türkiye ama aynı zamanda, sanayicinin, diğer üreticilerin de durumu zordur çünkü onlar da almış oldukları ara mallarını ve ham maddeleri her alışlarında korkunç fiyat artışlarıyla karşılaşmak suretiyle üretimlerini sürdürebilme çabasına düşmüşlerdir.

Değerli arkadaşlar, bakın, işi özetleyecek olursak bu Hükûmetin uygulamış olduğu kuru artırma politikası doğrudan doğruya bütün ekonomik göstergelere zarar vermektedir. Bir kere, her şeyden önce, kur sürekli arttıkça gelir dağılımı bozulmaktadır; zenginler daha zengin, yoksullarsa daha yoksul hâle dönüşmektedir. TÜİK'in rakamlarına göre, bugün Türkiye'de 4 milyon insan günde sadece ve sadece 16 lirayla yaşıyor. 16 lira dediğiniz şey 1 kilo undur, markete gittiğiniz zaman unun 1 kilosunun 16 lira 90 kuruş olduğunu göreceksiniz. Demek ki bu ülkedeki 4 milyon insanın günlük geliri 1 kilo un bile etmemektedir, Türkiye bu duruma gelmiş vaziyettedir. Yine, TÜİK rakamlarına göre, bakıyoruz, 16 milyon insan günde sadece 29 lirayla yaşıyor. 29 lirayla bir günün nasıl geçirildiğini, insanımızın nasıl ayakta kalabileceğini gerçekten Hükûmetin tefekkür etmesi lazım ve bunu sorgulaması gerekmektedir.

Değerli arkadaşlar, bu politika, dövizi, kuru artırma politikası enflasyonu dayanılmaz hâle getirmekle birlikte bütçe açıklarını da artırmaktadır. Nitekim, bütçe açıklarına da baktığımızda, 2020, 2021, 2022 bütçesinde gayrisafi millî hasılanın yüzde 3,5'u kadar sürekli bütçe açığı olduğunu görüyoruz. Bu açık oranı dünya standartlarına, Avrupa Birliği standartlarına uygun değil, yüksek bir açık olarak kabul edilmektedir ama en kötü tarafı da bunun yıllardır devam ediyor olmasıdır ve Hükûmetin kalıcı, düzgün bir politika ortaya koyamadığının açık kanıtıdır.

Diğer taraftan; kuru artırma politikası bütçedeki faiz ödemelerini artırıyor, kuru artırma politikası ülkenin dış borçlarını Türk lirası cinsinden artırıyor ve maalesef ülkenin sırtına büyük bir yük yüklüyor.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN - Tamamlayınız lütfen.

ABDÜLLATİF ŞENER (Devamla) - "Ne işe yarıyor bu politika?" derseniz bakın, bu politikayla, kuru artırma politikasıyla kim kazanmıştır? 128 milyar doları 2019 ve 2020 yılında kimler aldıysa onlar kazanmıştır. Bir hesap yapıldı; 630 kuruştan birilerine verildiğini düşünün, 128 milyar doları alanlar 1 trilyon liranın üzerinde kâr etmişlerdir, Türkiye'nin en büyük firmalarının yüzyıllık kârından daha büyük bir kâr ortaya çıkmıştır. Veya aynı şekilde, bu ödeme garantileri dövize bağlı olduğu için, bütçede 42 milyar olarak gösterilen ödeme garantileri -döviz cinsinden garanti olduğundan- Türk lirasına çevirdiğimizde 70 milyarı geçmiştir.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

ABDÜLLATİF ŞENER (Devamla) - Yani 30 milyar üzerine ilave koymuştur. Dolayısıyla kazananları var, kaybedenleri var; kaybeden halktır, kazananlarsa bir avuç insandır.

Hepinize saygılar sunuyorum. (CHP sıralarından alkışlar)