| Konu: | Öğretmenlik Meslek Kanunu Teklifi münasebetiyle |
| Yasama Yılı: | 5 |
| Birleşim: | 51 |
| Tarih: | 02.02.2022 |
CHP GRUBU ADINA LALE KARABIYIK (Bursa) - Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; bildiğiniz gibi, örgün öğretimde 18 milyona yakın öğrencimiz var ve bu, şunu da ifade ediyor: Hemen hemen bütün aileler, vatandaşlar eğitim sisteminin içerisinde ve eğitim sistemi büyük bir alan. Eğitim sisteminin temel ögesi ise öğretmenler. Bizler Cumhuriyet Halk Partisi olarak öğretmenlerin özlük haklarını düzenleyecek, yetiştirmeden atamaya bütün sorunlarının çözümünü getirecek, tek bir kanun içerisinde birleştirecek bir öğretmenlik meslek yasasının olmasını ilk defa dillendiren bir partiyiz ve bunun için de iyi bir çalışma yaptık ve sunduk.
Şimdi, aynı şekilde, iktidar partisi bu dönem Komisyona böyle bir taslak getirdi. Ancak bu gelen taslak yani yılın son gününde, 31 Aralıkta gelen son taslak, kesinlikle kamuoyuyla paylaşılmadan Komisyona getirildi. Paydaşların görüşü alınmadı, öğretmenlerin görüşleri alınmadı, sendikaların ise görüşü hiç alınmadan Komisyona getirildi. Komisyona geldiğinden itibaren bizler, Anayasa'ya aykırı olan maddelerini dile getirmeye ve hangi madde, nasıl aykırı, bunları ifade etmeye çalıştık. Ancak maalesef, alaylı bir yöntemle "Siz yine Anayasa'ya aykırı mı diyorsunuz?" şeklinde bir eleştiriye maruz kaldık, kulak arkası edildi ve kesinlikle de "Anayasa'ya aykırı mıdır?" diye bir incelemenin yapıldığını düşünmüyorum. "Biz yapıyorsak doğrudur." yöntemiyle giderseniz gerçekten yanlış yapmaya devam edeceksiniz. Ayrıca, bu teklifin çoğu maddesinde, içeriğinde yönetmeliklerle Bakanlığın iki dudağı arasında bırakılan çok ayrıntı var. Bu da Anayasa'ya aykırı, bunu da biliyoruz çünkü "Kanunla belirlenir." denilen bir sürü maddede yönetmeliklere yönlendirilmiş bir durum söz konusu. Bu da şaibedir, belirsizliktir, bunun da altını çizmek isterim.
Evet, 1739 sayılı Millî Eğitim Kanunu'nda yapılan 2 değişiklik ile 10 maddeyle ve yürütme, yürürlük maddesiyle buraya getirdiğiniz bu taslak, bir eğitim taslağı değildir, bir öğretmenlik meslek yasası taslağı asla değildir, özensiz hazırlanmıştır.
Şimdi, az önce ifade edildi, 2004 yılında Meclise sunulmuş ve bütün eleştirilere rağmen buradan geçirilmiş, 2005 yılında da uygulamaya başlanmış; evet, uygulanmış. Peki, başarılı olunmuş mu? Hayır, olunmamış. Biz, Cumhuriyet Halk Partisi olarak Anayasa'ya aykırılık sebebiyle Anayasa Mahkemesine taşımışız ancak mahkeme dört yıl gündeme almamış, dört yılın sonunda gündeme almış ve 2008'de karar verilmiş. Bu arada, zaten sendikalar da çoğu maddesiyle ilgili Danıştaya itirazlarda bulunmuşlar ve de haklı olarak bazı maddelerin iptal edildiğini de yine biliyoruz. 2005 yılında uygulanan bu yöntem, aynı şey, yine başöğretmen, yine uzman, yine sınav. İşte, toplam kadro sayısının yüzde 10'u başöğretmene, yüzde 20'si uzman öğretmene şeklinde bir dağılım yapılmış, hatta o dönemde 338 başöğretmen de atanmış. Bir sınav yapılmış, bu sınav şaibe içerdiği için itirazlar gelmiş ve sınava alınmayan bir grup için yeniden, mahkeme kararıyla sınav yapılmak zorunda kalınmış. Yani bu uygulama başarısız olmuş, yeniden ısıtılıp şimdi karşımıza tekrar getirilmiş maalesef.
Değerli milletvekilleri, bu teklif öğretmenler arasında statü farklılaşması ve hiyerarşi oluşturmaktadır. Aynı zamanda, Anayasa Mahkemesinin iptal ettiği ve uzun yıllardır yapılmayan yani on yedi yıldır yapılmayan hiyerarşik dizilime tabi tutulan düzenlemeyi içerdiğini az önce de ifade ettim.
Şimdi, şunu anlatmak isterim: Adaylık, öğretmenlik, uzmanlık, başöğretmenlik kariyerinde geçerli sayılacak yüksek lisans ve doktora programlarından da bahsedilmiş.
Değerli milletvekilleri, burada hiçbir eleştiri yapmasak bile... Evet, lisansüstünü getirmek veya lisansüstünü özendirmek güzel bir yöntem. Ama burada hiyerarşik bir sınav yaratmak için, hiyerarşik bir sınıflandırma yaratmak için, bir rekabet ölçütü koymak için yüksek lisans, doktora getirmek; bu sınavlardan doktorası olan, yüksek lisans diploması olan kişileri muaf etmek aslında nasıl sonuçlar getirir, bunu hiç düşündünüz mü? Burada bir açıklık, netlik zaten, maalesef yok; tezli yüksek lisans, tezsiz yüksek lisans, bunların hiçbiri yok. Peki, Türkiye'nin bir ucundaki öğretmen, oradaki üniversitede bir lisansüstü program yoksa, diğer taraftan İstanbul'da öğretmenlik yapan bir öğretmen lisansüstü programlara daha fazla erişebilir durumda; peki, bu rekabeti, bu eşitsizliği nasıl açıklayacaksınız?
Diğer taraftan, "başöğretmenlik" unvanı Ulu Önderimiz Mustafa Kemal Atatürk'e özel ve özgüdür, böyle de kalmalıdır.
Değerli milletvekilleri, öğretmenler -aynı işi, aynı araç ve yöntemlerle, aynı amaca ulaşmak için yapanlar- arasında üstünlük sıralamasının yapılmayacağının bilinmesi gerekir. Aynı müfredat ve yöntemlerle işlenen ve öğrenci başarısı merkezî sınavla ölçülen herhangi bir dersi, aynı yaş ve sınıf seviyesine veren öğretmenlerden birinin stajyer diğerinin düz öğretmen, öbürünün uzman öğretmen olmasının amacın gerçekleşmesine katkısı nedir? Daha büyük bir kaos yaratacağını düşünemiyor muyuz?
Ve diğer taraftan, bu teklifte adaylık sınavının kaldırılması bir müjde olarak sunuluyor, hâlbuki sınavın işlevi bir değerlendirme komisyonuna bırakılıyor. Yani, bu teklif, özellikle sözlü sınavı, mülakatı kaldırıyormuş görüntüsü verirken bu işi bir komisyona havale ediyor. Aslında bu daha kaygı verici, daha şaibeli, daha çok belirsizlik yaratıyor ve daha büyük sorunları ortaya çıkarabilir.
Ve yine, getirilen kanun teklifi ücretli öğretmenlik ayıbına son vermiyor. Şu anda 85 bin ücretli öğretmen var ve yine, bu taslak, sözleşmeli öğretmenliği ortadan kaldırmak şöyle dursun daha da pekiştiriyor.
Ve tabii ki getirilen bu kanun teklifi -diğer arkadaşlar da ifade ettiler- özel eğitim kurumlarında çalışan 173 binin üstünde öğretmeni kapsama almıyor, onlar öğretmen değil mi?
Şimdi, hafta başında 15 bin atama yapıldı ve bu övünülerek ifade edildi. Bu arada, Sayın Erdoğan 15 bin atamanın yapıldığını bir müjde olarak verdi. Değerli milletvekilleri, 102 bin öğretmen açığını Millî Eğitim Bakanlığının sitesinde gördük. Şimdi, Sayın Komisyon Başkanı 87 binlere indiğini ifade ediyor ancak bu açık hesaplanırken bu dönem emekli olan öğretmenlerin de hesaba katılması lazım. 15 bin atama nedir ki? Diğer taraftan, bu ihtiyacı, öğretmen açığı ihtiyacını 85 bin ücretli öğretmenle karşılamaya çalışıyorlar. Bu, Millî Eğitim Bakanlığının ayıbıdır, öğretmen ücretli olmaz; bu, gerçekten emeğin hakkının yenmesidir.
Diğer taraftan, şu rakamlara da bir bakalım dilerseniz değerli milletvekilleri. 2002 yılında 68 bin olan ataması yapılmayan öğretmen sayısı, bu yıl itibarıyla 700 binlerin üstünde ve hâlâ 15 bin atamayla övünülüyorsa burada durup düşünmek lazım. Ve yine, Sayın Erdoğan şöyle dedi: "Öğretmen maaşlarını en çok iyileştiren ülke olduk." Değerli milletvekilleri, OECD ülkeleri arasında öğretmenine en az maaş veren ülkeler arasında 2'nci sıradayız, bunu unutmayalım. Öğretmenler şu anda bir zam aldılarsa enflasyon zaten bunu alıp götürdü ve biliyoruz ki şu anda yoksulluk sınırının altında maaş alıyorlar; her gün alım güçleri biraz daha düşüyor.
Değerli milletvekilleri, sonuçta bir yasa teklifi getiriyorsunuz. Bu yasa teklifini kime getiriyorsunuz? Öğretmenlere. Öğretmenler bunu beğendiler mi? Hayır. Algı yaratarak iyi bir şey olduğunu anlatmaya çalışıyorsunuz ama inandıramıyorsunuz. Sendikalar tasvip ettiler mi? Hayır. Peki, siz bu teklifi kime getiriyorsunuz; faydası olmayacaksa, öğretmenler eleştiriyorsa kime getiriyorsunuz?
(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)
BAŞKAN - Tamamlayın sözlerinizi Sayın Karabıyık.
LALE KARABIYIK (Devamla) - Teşekkür ederim.
Doğru dürüst bir çalışma yapılmış olsa, gerçekten öğretmenlerin yararına olacak, önceliği öğretmenlerin maksimum yararını sağlamak olacak bir yasa, bütün özlük haklarını bir yasada toplayacak kapsamlı bir yasa olsa inanın kimin getirdiği önemli değil, biz zaten "olur" veririz ancak bu yasa taslağı öğretmenlerin sorunlarını çözme niteliğinde değildir, daha büyük kaosa sebep olacaktır. Biz buna "hayır" diyoruz.
Teşekkür ediyorum. (CHP sıralarından alkışlar)