GENEL KURUL KONUŞMASI
Konu: Hazineye Ait Taşınmaz Malların Değerlendirilmesi ve Katma Değer Vergisi Kanununda Değişiklik Yapılması Hakkında Kanun ile Bazı Kanunlarda ve 375 Sayılı Kanun Hükmünde Kararnamede Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Teklifi münasebetiyle
Yasama Yılı:5
Birleşim:77
Tarih:07.04.2022

CHP GRUBU ADINA SÜLEYMAN GİRGİN (Muğla) - Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; Genel Kurulu saygıyla selamlıyorum.

Değerli arkadaşlar, Türkiye Cumhuriyeti bir asrı devirirken bugün, bir asırdır eşi benzeri görülmemiş bir ekonomik ve toplumsal kriz döneminin içinde bulunuyoruz. Bu krizin sorumluları, yerin üstü ve yerin altıyla, gölgesini satamadığı ağaçla mücadele edenlerdir. Bu krizin sorumluları, rant, yağma ve talan politikalarını temel ekonomi politikalarına dönüştürenlerdir. Bu krizin sorumluları, enerjiden madene, limanlardan şekere kadar kamusal nitelik taşıyan ne varsa onu özelleştirenlerdir. İşte bugün, bu krizin sorumluları kendi yarattıkları krizi yönetmeye çalışıyorlar.

Her geçen gün derinleşen, derinleştikçe yıkıcı bir hâl alan, toplumun her kesiminin yaşam standartlarını düşüren bu krizin en yakıcı sonuçlarını ise kuşkusuz işçiler ve emekçiler yaşıyor. İşçiler ve emekçiler yaşıyor, çünkü, iktidar için krizi yönetmek demek, ekonomik istikrar paketlerini sermayeye kalkan yapmak, emek gelirlerini kısmak demek. İktidar için krizi yönetmek demek, dış borçlara aktarılan kaynakları işçilerin, emekçilerin cebinden kuruş kuruş çıkarmak demek. İktidar için krizi yönetmek demek, işçileri sendikasızlaştırmak, fabrikaları özelleştirmek, daha fazla taşeronlaştırma, daha fazla güvencesizlik demek. İktidar için krizi yönetmek demek, emekçinin ve ailesinin sofrasından bir dilim ekmek daha eksiltmek demek. En nihayet, iktidar için krizi yönetmek demek, milletimizi işçisiyle, emekçisiyle, emeklisiyle, genciyle açlığa, yoksulluğa, işsizliğe mahkûm etmek demek. Ülkemizin hiçbir zaman böylesi bir ekonomik kriz döneminden geçmemiş olduğu; uygulanan ekonomik politikaların bir deney, halkınsa kobay olarak görüldüğü bir iktidar tarafından böylesine yoksullaştırıldığı açıkken ekonomik krizi, açlığı, yoksulluğu, işsizliği ve daha nicesini görmezden gelmeye devam ediyorsunuz. Halktan aldıklarınızı bir avuç yandaşlarınıza verdiniz; ülkeyi yandaşlarınız için rant pazarı, vatandaş için can pazarına çevirdiniz. (CHP sıralarından alkışlar)

Değerli milletvekilleri, gelin, iktidarın yarattığı krizi nasıl yönettiğine daha yakından bakalım. Bugün, tarafsızlığını çoktan yitirmiş olan TÜİK tarafından açıklanan yıllık resmî enflasyon yüzde 60'ları, yıllık gıda enflasyonuysa yüzde 70'leri aşmıştır. TÜİK'in bilimsellikten uzak, dört işleme takla attırarak açıkladığı enflasyon verileriyle dahi yılın ilk üç ayında hiçbir hükmü kalmayan asgari ücret, yüzde 140'lara tırmanan gerçek enflasyon karşısında artık bir açlık ve sefalet ücretine dönüşmüş durumdadır. Yılbaşında asgari ücrete zam müjdesiyle, bayramda emekliye ikramiye müjdesiyle, o müjdeyle, bu müjdeyle kamera karşısına geçen bu iktidar, kaşıkla verip kepçeyle almak deyiminin vücut bulmuş hâlidir. Saraydan gençlere yurt dışı seyahati tavsiyesi verenler, milletin aklıyla alay edercesine manda yoğurdu ve kestane ballı karışımlar önerenler, işçinin, emekçinin maaşına daha cebine girmeden el koyanlardır.

Her geçen gün ekmeğin pahalılaştığı, emeğinse ucuzladığı ülkemizde mart ayı itibarıyla açlık sınırı 4.930 lirayla asgari ücretin 675 lira üzerine çıkmıştır. Bunun anlamı açıktır; Türkiye'de her 10 işçiden 4'ü açlık sınırının altında kalan ücretleriyle yaşam savaşı vermektedir. Bu iktidar, dün bir simitle karnını doyurmak zorunda bıraktığı işçiye bugün "O simidi ikiye böl." demektedir. Bu iktidar, her geçen gün yeni zamlarla uyanan, her sabahı ve o gün çocuğunun karnını nasıl doyuracağını düşünerek akşamı eden bir halk yaratmıştır. Bu iktidar, cebindeki üç kuruş parayı elektrik faturasına yatırsa kirasını denkleştiremeyen, kirasını verse ya çocuğunun bezinden ya sofrasındaki ekmekten kısmak zorunda kalan bir halk yaratmıştır. Bu iktidar, krizin yaratıcısıdır.

Soruyorum: Açlık sınırının 16 bin liranın üstünde olduğu bir kriz döneminde 4.250 lira asgari ücretle bir işçi bir ay boyunca nerede barınabilir, ne yiyebilir, hangi doktora görünebilir, hangi faturasını ödeyebilir? Soruyorum: Çift maaşlı bakanlar, üç beş yerden aldıkları huzur haklarına onar onar zam yapanlar sadece bir ay bir emekli aylığıyla geçinebilir mi? (CHP sıralarından alkışlar)

ENGİN ALTAY (İstanbul) - Bravo.

SÜLEYMAN GİRGİN (Devamla) - Ey "İşçileri enflasyona ezdirmedik." diyenler, ey "Her şey bitti." diyenler, korkunun sofrasında yılgınlık yiyenler, bilin ki bu halk, daha cebine girmeden eriyen sefalet ücretleri karşısında, maruz bıraktığınız insanlık dışı yaşam koşulları karşısında yılgınlığa kapılmayacak; sarayın faturasını da, krizin faturasını da halka ödetemeyeceksiniz. (CHP sıralarından alkışlar) Şairin dediği gibi: "Ama bu dünya böyle gitmez/Zulümle yapılan çabuk yıkılır." Yönetemiyorsunuz, zulmediyorsunuz, gideceksiniz. (CHP sıralarından alkışlar)

Değerli milletvekilleri, yılbaşından bu yana esnaf ve sanatkârın en büyük maliyet kalemi elektrik oldu. Bir gecede yapılan yüzde 127 oranındaki zam, esnaf ve sanatkârın, kiradan ve yanlarında çalışan çırak ve kalfanın maaşından daha çok parayı elektrik faturalarına ödemesine neden oldu. Elektrik faturalarında üç ayrı tarife var; sanayi, konut ve ticaret. Bu tarifelerin fiyatlandırması, sırasıyla, konut, sanayi ve ticaret şeklinde. Esnaf ve sanatkâr hangi tarifeden elektrik faturası ödüyor? Ticaret tarifesinden yani en pahalı olan tarifeden. Peki, Anayasa'mızın 173'üncü maddesinde ne yazıyor? "Devlet, esnaf ve sanatkârı koruyucu ve destekleyici tedbirleri alır." Devlet, esnaf ve sanatkârı kime karşı koruyacak ve destekleyecek? Büyük sermayeye karşı koruyacak, büyük sermayenin küçük işletmeleri ezmesine devlet müsaade etmeyecek. Peki, mevcut durum ne? "Esnaftan alıp büyük sermayeye ver." mantığıyla fiyat belirleniyor. Dolaplar çalışmaz oldu. Gelin bu politikaya bir son verelim, elektrikte üçlü tarifeyi dörde çıkarın; sanayi, konut ve ticaretin yanında bir de esnaf tarifesi belirleyin, esnaf ve sanatkârdan daha düşük elektrik parası alın. Esnafı, sanatkârı zengin tüccarla aynı kefeye koymaktan vazgeçin.

Değerli milletvekilleri, 27 ve 28'inci maddelerle kesin aciz vesikası alan çiftçiler için yani artık yolun sonuna gelmiş olan çiftçiler için geç kalınmış da olsa faizsiz bir ödeme planı sunuluyor. Şimdi, buradan iktidara soruyoruz: Çiftçilerimiz kesin aciz vesikası alacak hâle nasıl düştü? AKP ve tek adam rejimi, çiftçiyi ve üreticiyi koruyacağı yerde tercihini uluslararası gıda tekellerinden yana kullandığı için, çiftçinin 2007 yılından beri 270 milyar lira alacağı var. Çiftçiye bütçeden ödenmesi gereken millî gelirin en az yüzde 1'i oranındaki desteği ödemediğiniz için, destek denilince aklınıza parası bol mevduat sahibi ile yandaş 5'li çete geldiği için hakkı verilse dünyayı doyuracak olan çiftçimizi borcu yüzünden kesin aciz vesikası alır hâle getirdiniz. "Kuyruklar azalsın diye zam yaptık." diyen zihniyetin bize dayattığı sonuç budur. Çiftçinin tüm finansman kuruluşlarına ve Tarım Kredi Kooperatiflerine olan borçlarının faizinin tamamı silinmeli, anapara uzun vadeli taksitlendirilmelidir. Rafta yağ yok, ahırda yem yok, depoda şeker yok, traktörde mazot yok, ekmek için buğday yok; ilk seçimde de size oy yok.

Genel Kurulu saygıyla selamlıyorum. (CHP sıralarından alkışlar)