| Konu: | Devlet Memurları Kanunu ile Bazı Kanunlarda ve 375 Sayılı Kanun Hükmünde Kararnamede Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Teklifi münasebetiyle |
| Yasama Yılı: | 5 |
| Birleşim: | 111 |
| Tarih: | 01.07.2022 |
CHP GRUBU ADINA SÜLEYMAN GİRGİN (Muğla) - Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; Genel Kurulu saygıyla selamlıyorum.
Değerli arkadaşlar, ülkemiz derin bir ekonomik buhran içerisinde bunu rakamlarla izaha gerek yok. Şuradan bir taksiye binelim, şoför arkadaşlara esnafın durumunu soralım ve konuşalım nasıldır vatandaşın hâli. Kahveye gidelim, emeklinin durumunu soralım, sadece son altı ayda pazara gittiklerinde gördükleri tabloyu anlatsınlar. Hükûmet "Bir uyusak..." diyor, vatandaş "Şu kâbustan bir an evvel uyansak." diyor. Sokağın gündemi, hayat pahalılığı, geçim derdi ve işsizlik. Bunun üstesinden ek göstergelerde kısmi düzeltmelerle, Genel Başkanımız Kemal Kılıçdaroğlu'nun sürekli dile getirmesi sonucu emeklilerinin maaşının alt sınırını 2.500 liradan -bin lira daha ilave ederek- 3.500 liraya çıkarmakla gelemezsiniz. Eğer bir emeklinin 3.500 lirayla geçinebileceğini varsayıyorsanız halkın gündeminden tamamen kopmuşsunuz demektir. Başka ülkelerin emeklileri dünya turu yaparken bizim emeklilerimiz halk ekmek kuyruklarında bekliyor. Hiç mi vicdanınız sızlamıyor?
Değerli milletvekilleri, ekonomimizi darmadağın eden esas nedenlere odaklanmadıkça maaşlar kar tanesi gibi erimeye devam edecek. Enflasyon, enflasyon, enflasyon; çözmemiz gereken ana sorun bu. Bütçeyi darmadağın ettiniz, halkın cüzdanı duman oldu. Beceriksizliğini bize "Faizle mücadele ediyoruz." diye makyajlamayın, bütçenin yüzde 15'ini faiz lobilerine veren sizsiniz. Çiftçiye gelince, işçiye gelince, esnafa gelince, üretime gelince yok ama faize gelince çok.
Getirdiğiniz kur korumalı mevduat da örtülü faiz artırımından başka bir şey değil. Yapmaya çalıştığınız faiz artırımına "faiz" dememek için kırk takla atıyorsunuz. Gerekçe ne? "Nas var." Peki, Kredi Yurtlar Kurumundan kredi çeken öğrencilerden faiz alınırken neden "Nas var." demiyorsunuz? Bankalara olan kredi borçlarına faiz uygulanırken neden "Nas var." demiyorsunuz? Elektrik, doğal gaz faturaları geciktiğinde ödenen fark faiz değil de nedir? Niye insanların aklıyla dalga geçiyorsunuz?
Değerli milletvekilleri, Türkiye, cumhuriyet tarihinin en sert yoksullaştırma saldırısını yaşıyor. 2019 yılından sonra ülkede üretilen değerin bir avuç sermayedar ile milyonlarca emekçi arasında nasıl paylaşıldığına bir bakalım: Emekçilerin aldığı pay yüzde 31'den yüzde 26'ya inerken sermayenin payı yüzde 56'dan yüzde 64'e fırladı. Bu tablonun sorumlusu, kurduğu emek rejimiyle gelir adaletsizliğini kural hâline getiren siyasi iktidardır. Emekçilerin çok hızlı bir şekilde yoksullaştığı, orta sınıfın eriyerek yoksulluk çemberine dâhil edildiği, zenginin parasına para kattığı, sözde "faizle mücadele" adı altında, gerçekte faizle geçinenlerin abat edildiği oldukça keskin bir süreçten geçiyoruz.
Değerli arkadaşlar, bu ülkede ilk hesaplaşmamız gereken acı gerçek şudur: TÜRK-İŞ verilerine göre 4 kişilik bir ailenin açlık sınırı 6.400 liraya, yoksulluk sınırı ise 20.818 liraya yükseldi. Bu sömürü düzeninde yeni açıklanan rakamla asgari ücretli 4 kat maaş alsa ancak yoksul olabiliyor. Bu acı gerçeğin etki etmediği tek bir yurttaşımız yoktur. AKP'de vücut bulan sermaye iktidarı, çalışma yaşamını güvencesizleştirmesiyle, işçilerin örgütlenme özgürlüğüne yönelik saldırılarıyla, kamu kaynaklarını talanıyla sömürüden beslenenlere ve faiz lobilerine dikensiz gül bahçesi yaratmıştır. Net söylüyoruz, 6.391 liranın altındaki bir asgari ücret zulümdür, adaletsizliktir, hak gasbıdır, emek hırsızlığıdır. Ancak ant olsun ki emekçiyi ezen saray düzenini mutlaka değiştireceğiz.
Değerli milletvekilleri, tek adam rejimi, kurumların bütün hukukunu, temellerini, demokrasi kültürünü talan ederek ayakta kalıyor. Sakat bırakılan kurumlarımızdan biri de Asgari Ücret Tespit Komisyonudur. Yasaya göre, asgari ücret, Komisyon eliyle karara bağlanmalıdır. Zaten adı üstünde: "Asgari Ücret Komisyonu." Bu Komisyon, 5 Hükûmet temsilcisi, 5 işçi temsilcisi, 5 işveren temsilcisinden oluşuyor. Komisyon ekonomik gelişmeleri, fiyat değişikliklerini, fiyatlardaki artışları, yaşama maliyetini, geçim koşullarını dikkate alarak bir karar veriyor ve kararı yönetmeliğin 9'uncu maddesine göre Komisyon Başkanı açıklıyor. Peki, süreç böyle mi işliyor? Dün Asgari Ücret Komisyonu toplandı ancak bir karara varılamadı. Cumhurbaşkanı 5.500 liralık asgari ücreti Komisyon kararı gibi açıklıyor. Bu, Asgari Ücret Tespit Komisyonunu kadük bırakan bir hukuksuzluktur, kırıntıları kalmış demokrasimize bir saldırıdır. Cumhurbaşkanı arşıâlâya varan yetkilerini bile aşma becerisini göstererek bir siyasi açgözlülüğe imza atmıştır, milyonlarca emekçi ailesini ilgilendiren bu kararı tek başına almıştır. Şunu da burada vurgulamak istiyorum: 2022 yılı ortalama asgari ücret 4.877 liradır.
Değerli milletvekilleri, "Asgari ücret artarsa enflasyon artar." demek, işçiler aç kalsın demektir. Bu ülkede enflasyonu azdıran işçinin cebine girecek 3-5 kuruş değildir. Enflasyonu bebeğine bez, çocuğuna peynir alamayan baba azdırmıyor; para etmediği için tarladaki ürününü toplamayan çiftçi, emekli aylığıyla faturalarını ödeyemeyenler, EYT'liler, aylardır iş bulamayan gençlerimiz, sendikalı olduğu için işten atılan işçilerimiz azdırmıyor; başekonomistin "faiz neden, enflasyon sonuç" inadı azdırıyor.
Değerli milletvekilleri, önemli olan asgari ücrette ne kadar artış olduğu değil, asgari ücretteki artışın bugünkü geçim şartları içinde işçinin çocuğuna daha çok süt almaya, kirasını rahat ödemeye, doğal gazı korkmadan açmasına yarayıp yaramadığıdır. Vatandaş, asgari ücretin 2.800 lira olduğu dönemdeki fiyatları mumla arar oldu, kaşıkla verip kepçeyle geri alıyorsunuz. Vatandaşın gelirini artırmış gibi yapıp daha cebine girmeden zamlarla geri alıyorsunuz. Dolayısıyla asgari ücrete yapılan ödeme bir zam değildir. Bir kere, yaptığınıza "zam" demeye son verin; yalnızca, emekçilerin, sendikaların ve muhalefetin tepkisi sonunda ilk altı ayda oluşan enflasyon farkını iade ediyorsunuz; zam vermiyorsunuz.
Değerli milletvekilleri, emekçi halkımıza sözümüzdür: Bu ülkenin en büyük toplu sözleşmesi olan, artık bir ortalama ücret olan asgari ücreti gerçek bir toplu sözleşme biçiminde yapacağız. Bütün konfederasyonları eşit olarak sürece dâhil edeceğiz. Asgari ücret belirlenmesinde işçilere grev hakkı tanıyacağız. Asgari ücreti, işçiler için "Ölmesin, ertesi gün işe gelsin, yeter." ücreti olmaktan çıkaracağız. Bu talan düzeninde imzası olan asgari ücret adaletsizliğini yırtıp atacağız. (CHP sıralarından alkışlar)
Değerli milletvekilleri, ilk Asgari Ücret Tespit Komisyonu toplantısından sonra Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanı Vedat Bilgin, herhâlde o an, çalışma hayatından kendisinin sorumlu olduğunu unutup "Örgütlenme özgürlüğünü kısıtlayan zihniyetle mücadele etmeliyiz." dedi.
Kendisine buradan sesleniyorum: Sayın Bakan, hodri meydan! Eğer samimiyseniz, toplamda 5 milyona ulaşan kamu istihdamını, haklarıyla donanmış ve örgütlü bir hâle getirmek için adım atın. Kamu emekçilerine grev hakkı getirmek için ne bekliyorsunuz? Belediyelerden Karayollarına, Millî Eğitimden Sağlık Bakanlığına ve özel güvenliğe varıncaya kadar, kadro isteyen taşeron işçilerinin kadro hakkını neden vermiyorsunuz? Gerçek bir sendikalaşma hakkının, toplu iş sözleşmesi hakkının güvenceli bir çalışma ortamının güvencesi olduğunu bilmiyor musunuz? Bu konuda üzerinize düşeni neden yapmıyorsunuz? Hamaset yapmayın, sendikalaşmanın önündeki engelleri açın.
Genel Kurulu saygıyla selamlıyorum. (CHP sıralarından alkışlar)