GENEL KURUL KONUŞMASI
Konu: Siirt Milletvekili Meral Danış Beştaş ve Sakarya Milletvekili Muhammed Levent Bülbül'ün yaptıkları açıklamalarındaki bazı ifadelerine, öğretmenlere geçmişte yapılan saygısızlıklara, Millî Eğitim Bakanı Mahmut Özer'in öğretmene karşı tavrına, Öğretmenlik Kariyer Basamakları Yazılı Sınavı'na, İçişleri Bakanının yaptığı açıklamaya ve İstiklal Caddesi'nde yapılan hain, alçak terör saldırısına ilişkin açıklaması
Yasama Yılı:6
Birleşim:21
Tarih:16.11.2022

ENGİN ALTAY (İstanbul) - Teşekkür ederim.

Zatıalinizi ve yüce Genel Kurulu saygıyla selamlıyorum Sayın Başkanım.

Bu biraz önceki polemikle ilgili şu kadar söylemek isterim ki MHP ilçe başkanına kayıtlı telefon, MHP ilçe başkanına değil de mesela İYİ Parti ilçe başkanına, HDP ilçe başkanına ya da CHP ilçe başkanına kayıtlı çıksaydı zaten o ilçe başkanının evine polis sabah beşte koçbaşıyla girerdi, bu ilçe başkanını apar topar Emniyete çekerdi. İşte Türkiye'deki mesele de böyle bir farklılık var; devletin güvenlik kuvvetlerinin ve yargının meselelere bakışında ve mülki amirlerin meseleye bakışında böyle bir yanlış var. Ben MHP ilçe başkanını asla zan altında bırakmak istemiyorum.

MUHAMMED LEVENT BÜLBÜL (Sakarya) - Tahmin yürütüyorsunuz.

ENGİN ALTAY (İstanbul) - Hayır, hayır.

Yani CHP ilçe başkanına kayıtlı bir telefonla görüşme olsaydı koçbaşıyla polis girerdi.

MERAL DANIŞ BEŞTAŞ (Siirt) - Biz yaşıyoruz Sayın Bülbül, yaşıyoruz.

ENGİN ALTAY (İstanbul) - Ben ilçe başkanını bir zan altında asla bırakmıyorum.

MUHAMMED LEVENT BÜLBÜL (Sakarya) - İlçe başkanı için demiyorum ama sizin yaptığınız da bir tahmin yürütme.

ENGİN ALTAY (İstanbul) - Hayır, hayır; aynen öyle olurdu.

GARO PAYLAN (Diyarbakır) - Niye? Yaşıyoruz biz bunu ya.

MERAL DANIŞ BEŞTAŞ (Siirt) - Biz yaşıyoruz zaten.

GARO PAYLAN (Diyarbakır) - Yaşıyoruz, yaşıyoruz, öyle oluyor.

MUHAMMED LEVENT BÜLBÜL (Sakarya) - HDP'nin yaşaması normal.

ENGİN ALTAY (İstanbul) - Neyse...

Başkanım, zamanımdan çalıyorlar efendim.

Şimdi, bu Meclisteki bütün saygıdeğer milletvekillerinin, hepimizin -ben de bir öğretmenim- öğretmenlerimize gönül, vefa, şükran borcumuz var. Öğretmenlere saygılı olmak, hepimizin ve herkesin görevidir; özellikle de tabii, iktidarın ve yürütme organının.

Öğretmenlerimize geçmişte çok saygısızlıklar yapıldı, bir iki örnek vererek konuyu bir yere bağlamak istiyorum.

2012'de, AK PARTİ sözcüsü Sayın Ömer Çelik ataması yapılmayan öğretmenlerle ilgili şöyle demiş: "Ben öğretmen olmak isteyenleri Eminönü Camisi'nin önünde bekleyen güvercinlere benzetiyorum. Bekliyorlar ki biri önlerine yem atsın. Allah'tan çocuklarım memur olmadılar." Yakıştıramadım, bu kadar söyleyeyim.

Sayın Cumhurbaşkanı, 2018'de, seçim çalışmaları için Rize'de vatandaşlara hitap ettiği sırada ataması yapılmayan ve atama bekleyen öğretmenlerden biri atama talebinde bulunmuş; Erdoğan, öğretmeni "Onları Kılıçdaroğlu yapar size." diye müstehzi bir tavırla terslemiş.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN - Buyurunuz efendim.

ENGİN ALTAY (İstanbul) - Evet, doğru, biz ataması yapılmayan öğretmenlerin atamasını yapacağız; bunu da herkes bilsin.

Dün de Sayın Millî Eğitim Bakanı Özer'e derdini anlatırken atama bekleyen bir öğretmen çiçek uzatmış, Sayın Bakansa o sırada kulağını kaşıyarak oradan uzaklaşmış. Bunu da çok şık bulmadığımı bir öğretmen olarak yüce Genel Kurulun huzurunda, aziz milletimizin önünde belirtmek istedim.

Asıl mesele şu: 19 Kasımda ucube bir sınav yapılacak; Kariyer Basamakları Sınavı. Ama Anayasa Mahkemesi, bu konuyla ilgili yaptığımız başvuru üzerine, sendikaları ve Bakanlığı dinleme kararı aldı. Anayasa Mahkemesinin bu kararından sonra, başvurumuz sonuçlanmak üzereyken bu sınavın iptal edilmesi, en azından, hiç değilse ertelenmesi -iptal edilmesi doğru olan- ve bu saçmalığa bir son verilmesi gerekir ama Sayın Bakanın kulağı hâlâ bu konuya tıkalı. Bunu da söylemek istiyorum.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN - Buyurunuz efendim.

ENGİN ALTAY (İstanbul) - Şimdi, Sayın Başkan, Sayın İçişleri Bakanı da bu terörle ilgili "Şu kadar önledik ama bunu önleyemediğimiz için milletimize mahcubuz." demiş. Mahcup olmamak için polemikle, ipe sapa gelmez iftiralarla değil işin esasıyla daha ciddi meşgul olmak lazım.

Türkiye Büyük Millet Meclisinin en temel görevi -bütçe yapmanın dışında, savaş hâli kararının dışında- orta yerdeki yürütme organını denetlemektir. Şimdi, Meclisin bundan daha mühim bir işi olamaz. Türkiye Büyük Millet Meclisi, İstiklal Caddesi'nde yapılan hain, alçak terör saldırısını, alelade bir saldırı olarak görüyorsa, rutin bir terör saldırısı olarak görüyorsa vah ki vah! Bu saldırının bütün kodları çözülmelidir. Şüphesiz, evet, çalışılıyor, 50 tutuklu var, şu var, bu var ama kafalarda iki şey var. Ne var? Bir: Bu terörist, bu cani terörist hangi terör örgütüne mensup?

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN - Buyurunuz Sayın Başkan.

ENGİN ALTAY (İstanbul) - Bu, kafalarda muamma. Evet, devlet bir açıklama yaptı ama kamuoyu pek tatmin olmamış gibi duruyor, bunun aydınlanması lazım.

İki: "Terörün, bu terör olayının, bu saldırının amacı ne olabilir?" diye hepimize bir anket formu dağıtsalar, çok sayın milletvekilleri şöyle yazar diye düşünüyorum:

1) İç barışı bozmak.

2) Kaos ortamı yaratmak.

3) Toplumda korku, endişe ve panik yaratmak.

4) Toplumun siyasi tercihlerine yönelik bir panik havası oluşturmak.

Hâl böyleyken terör örgütlerinin yapamadığını Hükûmet yapıyor ya. Ne yapıyor? Söyleyeyim, söyleyeyim: Bir süre yayın yasağını ben anlarım, bir süreliğine yayın yasağını anlarım. Bant daraltmak ne? İnterneti kapatmak ne?

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN - Buyurunuz Sayın Altay.

ENGİN ALTAY (İstanbul) - İnsanlar evlerinde...Yayın yasağı var zaten, üstüne sosyal medyayı da kapattığınız zaman -ben eğitimciyim, insan psikolojisinden anlarım- asıl bu, insanlarda korkuya, paniğe ve endişeye -bu bant daraltma- sebep olmuştur ya. Çapulcu terör örgütlerinin beceremediğini Hükûmet becerdi ya helal olsun bu Hükûmete(!)

Böyle şey olabilir mi Sayın Başkan? Herkes bir panik havası yaşadı "Eyvah, internet çalışmıyor! Televizyonlarda olayla ilgili haber yok!" Toplumu korku, endişe ve paniğe sevk eden bizatihi Hükûmetin kendisi olmuştur; bunu kabul etmek mümkün değil.

Ayrıca, yürütme organı devletin iş ve işlemlerini yürütmekle görevli, bu kadar ama devletin sahibi millet ve bu işleri de millet adına denetleyecek organ Türkiye Büyük Millet Meclisi.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN - Buyurunuz efendim.

ENGİN ALTAY (İstanbul) - Tekrar söylüyorum, bu olay akıllara, Türkiye'de yaşayan 85 milyonun aklına -kabul edelim- şunu da getirdi: 7 Haziran-1 Kasım 2015 senaryosu yeniden sahnede mi? Bir de böyle bir tablo var. Çelişkili açıklamalar yapılıyor; kamuoyunun mutlaka aydınlanmasını beklediği bir tabloyla karşı karşıyayız, Hükûmet hamaset yapıyor, "Mahcubuz, 120 tanesini engelledik de bunu engelleyemedik." falan. Sen kapıları, sınırları kevgire çevirmişsin, 72 vilayette IŞİD'in uyuyan hücrelerinin olduğu herkesçe, sağır sultanca bile biliniyor artık. Hani bunların ayakkabı numarasına kadar biliyordun, niye engellemedin? Böyle günlerde -terörün bir amacı da odur, iç barışı bozmak- siyasetin görevi de bu tür saldırılara alet olup tesanütü bozmamak; aksine, tesanütü güçlendirmektir.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

ENGİN ALTAY (İstanbul) - Bitiriyorum.

BAŞKAN - Buyurunuz efendim.

ENGİN ALTAY (İstanbul) - Olayın olduğu gece bütün siyasi partilerin Sayın Genel Başkanları aslında bir ortak paydada buluştu, lafta kaldı ama. Sonra suçlamalar başladı, suçlamalar başladı; olmaz, terör örgütünün istediği zaten bu. Bu terör olayından yola çıkarak muhalefeti, meşru partileri terörle ilişkilendirmek terör örgütünün amacına hizmet etmektir.

Genel Kurulu saygıyla selamlıyorum. (CHP sıralarından alkışlar)