| Konu: | Ağız ve Diş Sağlığı Haftası'na, Tayyip Erdoğan'ın yeni bir terör örgütü icat ettiğine ve dün söylediklerinin tam tersini yaptığına, terörle mücadeleye, dış politikada iktidarıyla muhalefetiyle yan yana olunması gerektiğine ve İstiklal saldırısında Cumhurbaşkanı ile İçişleri Bakanının iki ayrı tavır içinde olduklarına ilişkin açıklaması |
| Yasama Yılı: | 6 |
| Birleşim: | 23 |
| Tarih: | 22.11.2022 |
ENGİN ALTAY (İstanbul) - Teşekkür ederim Sayın Başkanım.
Zatıalinizi ve yüce Genel Kurulu saygıyla selamlıyorum.
Bu hafta Ağız ve Diş Sağlığı Haftası. Tüm diş hekimlerimizin, bu işe emek veren tüm çalışanlarımızın haftasını kutluyorum. Diş hekiminden hastane personeline kadar sorunları oldukça fazla bir meslek grubuyla karşı karşıyayız. Tabii, çok sorunları olmakla birlikte en temel sorunları, şüphesiz, randevu süreleri ve randevu yetersizliği. On beş dakikada hangi diş tedavisi yapılır? Allah aşkına, bu Mecliste bir sürü tıpçı var, doktor arkadaşımız var, hekim var; biri çıkıp söylesin yani on beş dakikada bir diş tedavisi yapılabiliyorsa ben de iddiamı geri almış olayım ama bu aziz milletimize ve diş hekimlerimize yapılan bir ızdırap, bir işkencedir.
Sayın Erdoğan yeni bir terör örgütü icat etti, bunu 2019'da da yapmıştı; market terörü. Güler misin, ağlar mısın Sayın Başkanım? Şimdi, diyor ki: "Hazine ve Maliye ile Ticaret Bakanlarımız hassasiyetle takip ediyor ama bu para cezasıyla falan olacak gibi değil, daha ağır yaptırımlar kullanacağız, ayrıca üstlerine gideceğiz." Anlamak mümkün değil. Ben gerçekten 2019'u hatırladım, yerel seçimlerin başında da Erdoğan stokçuları hedef almıştı ve meydanlarda soğan, patates satmıştı tanzim satışlarda. Şimdi, dört sene sonra yeniden "Market terörü var." diye ortaya çıktı.
Tane tane soruyorum Sayın Cumhurbaşkanı Erdoğan'a: Süt mahallede satılan bir şey, fiyatı 4 kat arttı; market teröründen mi oldu, bir cevap vermesi lazım. Ayrıca, gübrenin -GÜBRETAŞ bir de Tarım Kredi Kooperatiflerinin ortak olduğu bir kuruluş- yüzde 400 fiyatı arttı. Sayın Erdoğan, bu da mı market teröristlerinin bir işidir? Bunu açıklaması lazım. Mesela, Sayın Cumhurbaşkanının 60 liralık yağı 120 liraya çıkaran market teröristlerini karşımıza dikmesi lazım.
(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)
BAŞKAN - Buyurun Sayın Altay.
ENGİN ALTAY (İstanbul) - Gene, akaryakıt ve doğal gaz zamlarını düşündüğümüzde teröristin ağababasının akaryakıta ve doğal gaza zam yapanlar, elektriğe zam yapanlar olduğunu Sayın Erdoğan'a da hatırlatmak bizim görevimiz.
Bu durumda, Erdoğan'ın mantığından gidersek en azılı terörist elektrik idaresidir, sonra doğal gaz sağlayıcılarıdır; böyle, bunun sonu alınmaz ama bir şeyin bilinmesi lazım: Orta yerde bir enflasyon var. Orta yerdeki enflasyonun sorumlusu kendisidir, şimdi, bakkala, manava, markete, üreticiye suç atarak kabahat örtmesi de mümkün değildir.
Erdoğan'ın bugünlerde en çok sevdiği şey milletin hâliyle ve aklıyla alay etmektir ve çok sık çelişkiler içine düşmektir, dün söylediklerinin tam tersini yapmaktır. Şimdi yaptıklarını biz aslında doğru görüyoruz ama dün söyledikleri yanlıştı ve biz dün söylediği yanlışları kendisine söylediğimizde bizim ne dış güçlerle ortaklığımız kalıyordu ne terörist olmadığımız ne bölücü olmadığımız ne de vatan haini olmadığımız ama şimdi bakıyoruz, ohh, ne güzel! Mesela, ne yapıyor?
(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)
BAŞKAN - Buyurun, devam edin.
ENGİN ALTAY (İstanbul) - "Sisi'yi tanımam, benim muhatabım Mursi'dir." dedi, "Birleşmiş Milletlerde aynı masaya oturmam." dedi, rabiayı Türkiye'ye, AK PARTİ'ye sembol yaptı; şimdi, Sisi'nin bir elini değil, Sisi'nin iki elini almış, güzel bir tablo. Erdoğan, Bay Kemal bunu sana kaç sene önce söyledi. Şimdi, Esad'la görüşme şartlarını hazırladı "Görüşürüz." dedi. Daha önce, biliyoruz, Birleşik Arap Emirlikleri için "15 Temmuzun arkasındaki şerefsizler" dedi; bir swap anlaşmasından sonra koşa koşa Arap Emirliği'ne gitti. Efendim, Suudi Arabistan Prensi için "Biz ahmak mıyız, büyükelçilik cinayetinin üstünü örtmeyeceğiz." dedi; paşa paşa dosyayı Suudi Arabistan'a verdi. Nereye gidiyoruz onu merak ediyorum Sayın Başkan, zatıalinizin yönettiği yüce Meclis üzerinden soruyorum.
(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)
BAŞKAN - Buyurun.
ENGİN ALTAY (İstanbul) - Ben milletvekiliyim, bu ülkede olup biteni bilmek benim hakkım. Bu çelişkileri, bu tutarsızlıkları çıkıp bize, Meclise açıklaması lazım. Yani şöyle, Erdoğan bir iki ay öncesine kadar Meclise ve millete diyordu ki: "Sisi şöyledir, şöyledir, şöyledir." Şimdi, Sisi'yle kanka oluyor. E, sen Meclisi ve milleti Sisi'ye düşman yapıyorsun, sonra sen kanka oluyorsun. Birleşik Arap Emirlikleri'ni "şerefsiz" ilan ediyorsun, 3 kuruş para için koşa koşa oraya gidiyorsun; bu bir yaman çelişkidir. Bu yaman çelişkiler neye sebep oluyor? Karkamış'ta bir öğretmenimiz, Ayşenur Alkan Öğretmenimiz, üstelik ücretli öğretmen... İlk roketten sonra çocuklar öğretmenler tarafından korunaklı yere alınıyor, Ayşenur Öğretmen ne yapıyor? Acaba kıyıda köşede çocuk kaldı mı diye okula gidiyor ve o hain saldırıda şehit oluyor.
(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)
BAŞKAN - Buyurun, toparlayın.
ENGİN ALTAY (İstanbul) - Yazık değil mi Ayşenur Öğretmene? 5 yaşındaki Hasan Karataş, İzmir Milletvekilimiz Mahir Polat'ın yeğeni; yazık. E, efendim, terörle mücadelede bedel ödenmez mi? Ödenir ama bu akılsızlığın bedeli, terörle mücadelenin değil. Niye söylüyorum? Şunun için söylüyorum... Bir hava harekâtı yapıyorsun; yap, elini tutan yok, Cumhuriyet Halk Partisi olarak AK PARTİ'ye müteaddit defalar burada dedik ki: Terörle katı, amansız bir şekilde mücadele edin. Sen şimdi sınırın arkasına uçakla bomba atarken sınırın dibindeki okulumuzu niye korumaya ya da en azından okulları kapatmak suretiyle çocuklarımızı güvenli bir şekilde etkilenmeyecekleri bir sahaya almıyorsun? Sınırın dibinde okul var, bomba atıyorsun teröriste; at, daha çok at ama o çocuğu da korumasını bil, bunu düşünebil. Bunu düşünemeyen bir kafa terörle mücadele edemez; keşke etse.
(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)
BAŞKAN - Buyurun.
ENGİN ALTAY (İstanbul) - Şimdi son olarak şunu söyleyeyim, ben bunları ülkenin iyiliği için söylüyorum: Bugün, Sayın Genel Başkanımız söyledi biz içeride münakaşa ederiz ama Sayın Başkan, sayın milletvekilleri; dış politika gerçekten Tayyip Bey'in hamaset yerliliği ve millîliği değil, dış politika gerçekten yerli olmalı, millî olmalı. Bu, şu demek: Dış politikada iktidar-muhalefet yan yana demek, iktidar artı muhalefet eşittir büyük Türkiye demek. Hayır, bu yok, "Ben yaparım, dün 'kara' dediğime bugün 'ak' derim, dün 'ak' dediğime bugün 'kara' derim." Böyle olmaz.
Şunu söyleyip bitirmek istiyorum: İstiklal saldırısı... Süleyman Soylu olarak bu saldırıyla ilgili bir ülkeyi hedef alabilirsin, Recep Tayyip Erdoğan olarak da bu saldırıyla ilgili bir ülkeyi masum görebilirsin ama Türkiye Cumhuriyeti'nin İçişleri Bakanı ile Türkiye Cumhuriyeti'nin Cumhurbaşkanı İstiklal saldırısıyla ilgili birbirinden zıt iki ayrı düşünce iklimi içinde, iki ayrı tavır içinde olamaz, olamaz, olamaz! (CHP sıralarından alkışlar)
(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)
BAŞKAN - Buyurun, toparlayın.
ENGİN ALTAY (İstanbul) - Böyle oluyorlarsa birinden birinin o koltuktan kalkması lazımdır diyorum.
Sizi ve Genel Kurulu saygıyla selamlıyorum. (CHP sıralarından alkışlar)