| Konu: | Elektrik Piyasası Kanunu ile Bazı Kanunlarda ve 375 Sayılı Kanun Hükmünde Kararnamede Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Teklifi münasebetiyle |
| Yasama Yılı: | 6 |
| Birleşim: | 41 |
| Tarih: | 20.12.2022 |
CHP GRUBU ADINA VELİ AĞBABA (Malatya) - Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; hepinizi saygıyla selamlıyorum.
Öncelikle, bugün Meclisin önünde bir olay yaşandı; Parlamentoda bulunan bütün arkadaşlarımızı bilgilendirmek isterim.
Bugün Meclisin önünde, âdeta bir savaş çıkacakmış gibi, Meclis işgal edilecekmiş gibi, binlerce polisin kuşattığı ve bariyerlerle engellediği bir hâl vardı. Hakikaten, bir milletvekili olarak, bir yurttaş olarak utanç içerisinde olduğumu huzurlarınızda belirtmek istiyorum. (CHP sıralarından alkışlar) Değerli arkadaşlar, bu gelen insanlar hepinize yıllarca hizmet eden memur arkadaşlar, Memur Sendikaları Konfederasyonu temsilcileri. Güven Park'tan, Kızılay'dan tedbir alınmaya başlanmış ve maalesef... Size söylüyorum, ülkeyi yönetenlere söylüyorum, AKP Grubuna söylüyorum: Ya, ülke böyle yönetilir mi, insan kendi vatandaşına böyle muamele yapar mı; onu da sizin takdirinize bırakıyorum ve sizi kınıyorum. Orada söyledim, "Gizli falan değil, bugün burada yaşadığımız açık faşizmdir." dedim. Bu, faşizm... (CHP sıralarından alkışlar) Tam bir polis devletine dönmüş değerli arkadaşlar. Şunu da söyleyeyim bundan polisler de rahatsız. Ancak şunu söyleyeyim: Memurlarla, sendikacılarla, haklarını arayan insanlar ile polislerimizin kol kola halay çekeceği günler yakındır. (CHP sıralarından alkışlar)
Değerli arkadaşlar, bir torba yasa daha Meclis gündemine geldi. "Torba" denilen bir ucube; içinde yok yok, buna belki "torba" demek lazım, belki başka bir şey demek lazım. Değerli arkadaşlar, sizlere 2 tane fotoğraf göstereceğim; iki yüzünüz sizin, bakın iki yüzünüz. Değerli arkadaşlar, biri bu, biri bu. (CHP sıralarından alkışlar) Şimdi, bunu niye söylüyorum? Değerli arkadaşlar, yandaşa gelince Noel Baba gibisiniz, vatandaşa gelince gece üçte gelen davetsiz maskeli gibisiniz. (CHP sıralarından alkışlar) Muhafazakâr iktidarsınız ya... Ama yandaşın, çetelerin Noel Baba'sısınız. Değerli arkadaşlar, yandaş müteahhide vergi affı "Ho ho ho!" Katar'a liman kıyağı jesti "Ho ho ho!" Yandaş sendikaya yüzde 2 baraj kıyağı "Ho ho ho!" Vatandaşa gelince 200 milyarlık yük, OHAL'de mağduriyet, bağımsız sendikalara kilit var. Şimdi değerli milletvekilleri, öyle bir torba kanun teklifi hazırlanmış ki içinde yok yok. OHAL var, limanları peşkeş var, sendikalara darbe var, 200 milyar borçlanma yetkisinin artırılması var; torba değil çuval, çuval değil çorba, çorba değil ne diyeyim?
AHMET KAYA (Trabzon) - Torba.
TAHSİN TARHAN (Kocaeli) - Çorba.
VELİ AĞBABA (Devamla) - Çorba da değil. Şimdi, buna mercimek çorbası diyebilir misin? Buna kelle paça diyemezsin, işkembe diyemezsin; bunun içinde hepsi var arkadaşlar, hepsi var.
Şimdi, peki, bu çorba kanun nerede konuşuluyor Allah aşkına, bakın, nerede konuşuluyor? Sanayi Komisyonunda. Biraz önce Sayın Kenanoğlu söyledi, Sanayi Komisyonuyla ne ilgisi var arkadaşlar? Sanayi Komisyonuna da saygısızlık, Meclise de saygısızlık, sizin grubunuza da saygısızlık, bizim gruba da saygısızlık. Şimdi, arkadaşlar, 200 milyar borçlanmanın konuşulacağı yer Sanayi Komisyonu değil. Ben de dedim ki bunun konuşulması gereken yer Bütçe Komisyonu. Plan ve Bütçe Komisyonu Başkanı Sayın Cevdet Yılmaz ibretlik bir cevap verdi; Plan ve Bütçe Komisyonu yorgunmuş, yorulmuşlar fukaralar, onun için Sanayi Komisyonuna getirmişler. Ya, sayenizde daha hiç açılmayan komisyonlar var; örneğin, Avrupa Birliği Komisyonuna gönderseydiniz, bu 200 milyar borçlanma yetkisi artırılsın...
Şimdi, Sayın Mustafa Elitaş'a dedim ki: Sen bir torba kanun için iki gün beklemezsin. Bu kanun sendikalarla ilgili değil, limanlarla ilgili değil, bir hinlik çıkacak. Ağabey, affedersiniz, gece üçte baktım, 200 milyar borçlanma yetkisi geldi; "Elitaş, ben sana demedim mi?" dedim.
ÖZGÜR ÖZEL (Manisa) - Ne diyor?
VELİ AĞBABA (Devamla) - Ne diyecek...
Şimdi, değerli arkadaşlar, bakın, verilen cevap tekrar... Plan ve Bütçe Komisyonunda konuşulmuyor, Sanayi Komisyonunda konuşuluyor ve -imzayı atan da fukara birisini bulmuşlar- 1 imzayla getiriyorlar.
Şimdi, bu zeytinliklere gelelim. Bu zeytinlerle alıp veremediğiniz ne bilmiyorum. Asırlık zeytin ağaçlarını çalacaktınız, zeytini dikenlerin 90 yaşındaki torunları elinizden zor aldı. Ya, ne alıp veremediğiniz var bilemiyorum.
Şimdi, geçenlerde bir film izledim, Recep İvedik 7. Orada çökelek holding var -aynen çökelek holdingin patronu gibisin Elitaş- vallahi, fakir fukaranın ormanına, toprağına el koymaya çalışıyor. (CHP sıralarından alkışlar)
Gelelim limanlara değerli arkadaşlar. Bu limanlar var ya, geliyor, yargı iptal ediyor. Düzenini bozduğunuz kantar artık sizi bile tartamıyor; siz kefeye o kadar ağırsınız ki sizi ne kantar tanıyor ne de tartı tanıyor; bindiğiniz kantar, tartı vallahi kafayı yiyor.
Değerli arkadaşlar, devletimize ait limanların işletme süresi kırk dokuz yıl uzatılıyor. Bunu yazarken insanın eli titrer ya, kırk dokuz yıl! Allah'tan korkmuyorsunuz; çoluktan çocuktan, analardan utanının ya! Sadece süre uzatma yok, bir de ne var? Bir de hinlik var. Ne? Sözleşme bedelinin yüzde 25'inin peşin ödenmesini düzenliyor. Niye? Seçim var; para var, para. Satmadıkları bir şey kalmadı, şimdi neyi satıyorlar? Geleceği, geleceği, uzakları satıyorlar. (CHP sıralarından alkışlar) Bu liman düzenlemesi 4 defa gelmiş; kimi komisyondan çekilmiş, kimi burada kanunlaşmış, Anayasa Mahkemesi iptal etmiş arkadaşlar. Anayasa Mahkemesi iptal etmiş, şimdi tekrar getiriyorsunuz. Bu kanunu getirenler, Cumhur İttifakı Meclise takılmış ters kelepçedir. (CHP sıralarından alkışlar) Şimdi Anayasa Mahkemesine de kilit vurmaya çalışıyorsunuz; ters kelepçeyi de Anayasa Mahkemesine takılan kilidi de hep birlikte kıracağız.
Şimdi, değerli arkadaşlar, bir şeyi unutmuşlar -bakın, ibretialem için söylüyorum- bu limanlarla ilgili getirilen kanun geçtiğimiz yıla... Yeni gelen teklifte tarihi değiştirmeyi unutmuşlar. Bakın, bakın, tarihi değiştirmeyi unutmuşlar "1 Ekim 2021." Sonra, Elitaş uyardı, bir önergeyle bunu da düzenlediler. Bunu da sizin takdirinize, Meclisin ciddiyetinin takdirine bırakıyorum.
Arkadaşlar, öyle işler var ki, bakın, öyle işler var ki ya, bir yıl, üç yıl, beş yıl değil; 2070, 2052, 2064, 2056 yani satılan limanlara bakın, listesi bu. Allah aşkına şunun listesine bakın, 2070... Allah hepinize uzun ömürler versin; hayırlı, sağlıklı ömürler versin başta Elitaş'a olmak üzere; ya, 2070'e kadar kimin garantisi var da siz bunu satıyorsunuz?
Değerli arkadaşlar, bakın, torununun torunu olacak, hâlâ işletecek; mirasta bile böyle bir şey yok. 4 nesil sonraya miras bırakılır mı ya? Mahmut Tanal, sen avukatsın; 4 nesil sonraya miras bırakılır mı? Bunun garantisi olur mu? Ha, unutmayın, burada bir de ne var? Her zamanki gibi bir Katar sevdası var, Katar'sız olmaz, bizde Katar'sız bir şey olmaz. Tank Paleti var, Borsa İstanbulu var, Merkez Bankası var, Kanal İstanbul'u var, var da var; şimdi de limanlara göz dikilmiş durumda. Arkadaşlar, bu bir darbedir. Bakın, bu ülke çok darbe gördü. Darbe ne zaman yapılır? Darbe o anki bulunan rejime yapılır ya da güce yapılır. Değerli arkadaşlar -Özgür Özel'in Plan ve Bütçede söylediği gibi, geçtiğimiz gün söyledi- bunlar ilk kez geleceğe darbe yapıyorlar, geleceğe; çocuklarımıza, torunlarımıza darbe yapıyorlar.
ÖZGÜR ÖZEL (Manisa) - Bir sonraki hükûmete yapıyorlar.
VELİ AĞBABA (Devamla) - Yani hakikaten bu, şeytanın aklına gelmez; bakın, şeytanın aklına gelmez bunların yaptıkları. (CHP sıralarından alkışlar)
Arkadaşlar, bakın, bir de altı ay sonra seçim var, altı ay sonra. Altı ay sonra kurulacak Meclisin kullanacağı yetkiyi hangi hadle siz kullanıyorsunuz ya, hangi hadle kullanıyorsunuz? Altı ay sonra seçim var, yangından mal kaçırır gibi -biliyorlar ki seçimi kazanamayacaklar- şimdiden limanları; çoluk çocuğumuzun, devletimizin, milletimizin malı limanları 3-5 yandaşa peşkeş çekiyorlar. (CHP sıralarından alkışlar)
Arkadaşlar, gelelim gece yarısı, daha doğrusu şafak operasyonuyla yaptığınız 200 milyar kaptıkaçtıya. Değerli arkadaşlar, saat tam gece 2.28; burada bulunan Tahsin Tarhan, Müzeyyen Hanım, İbrahim Bey, herkes şahit. Saat 2.28'e geldi, ya, arkadaşlar, bakın, normal insan para isteyecekse -insan olarak düşünelim- birinden borç isteyecekse gündüz gider, akşam karanlıkta gitmez ki yanlış anlaşılmasın. Akşam karanlıkta gidersen ne olursun? Bu olursun... (CHP sıralarından alkışlar) Gece 2.28, gece 2.28... Normal olan birisi... Ha, bir de ne yapmışlar? Bu, torba yasada yok ha, yanlış anlamayın, bu 200 milyar borç limitinin artırılması torba yasada yok, torba yasada yok; gece biz sendikalarla ilgili konuşurken araya sıkıştırdılar, araya sıkıştırdılar. Ya, arkadaşlar, bakın, burada hinlik var, cinlik var, hile var, katakulli var; bunu herkes biliyor harcamışlar parayı, bakın, harcamışlar parayı. Değerli arkadaşlar, geçtiğimiz yıl bütçesi 1 trilyon 750 milyar lira. Bu yıl bu 200 milyar lira... 492 milyar daha borçlanıyorlar. Parayı harcamışlar nereye harcadılarsa, hatta şöyle bir iddia da var: "Seçimde harcayacaklarını şimdiden cebe atıyor diyorlar arkadaşlar.
Şimdi, bir de bu "rüşvet sendikacılığı" dediğimiz yüzde 2 barajı var. Geçtiğimiz yıl MEMUR-SEN ile devletin yaptığı toplu sözleşmeyle yüzde 1 baraj şartı konulmuştu; sendikalar dava açtı, bu yüzde 1 barajını iptal ettiler. Şimdi, arkadaşlar, bu düzenlemeyle iktidar âdeta çalışanlara rüşvet teklif ediyor. Bir daha söylüyorum: Devlet, hükûmet sendika değiştirmek için, yandaş sendikaları güçlendirmek için rüşvet teklif ediyor. Diyorlar ki: Biz memurlara 500 TL bedel biçtik, o 500 TL'yle memurlar sendika değiştirebilir." Bunun özeti bu, bunun özeti bu; bugünkü, Kızılay Meydanı'nda insanların isyanı da bu. Bu sendikalar sanmayın ki CHP'li, İYİ Partili, HDP'li; bu sendikalarda her siyasi görüşten insanlar var. Düşünün ki Türkiye Büyük Millet Meclisinde danışmanlar örgütleniyor, diyor ki: "Yüzde 1 baraj." "Yüzde 2 baraj." Ya, Meclisin danışmanlarının hepsini aynı sendikaya koysanız, bu barajı geçmeleri mümkün değil. Burada da yargıyı bir dolandırma işi var arkadaşlar, yargıyı dolandırma işi var.
Bakın, maalesef, birileri sırtını Hükûmete yaslayarak sendikacılık yapıyor ama birileri de mücadele ederek sendikacılık yapıyor. Geçtiğimiz bütçede Bakan -hâlen konuşmasının tükürüğü kurumadı- dedi ki: "Biz, sendikaları, örgütlenmeyi destekleyeceğiz; hatta örgütlü olan iş yerlerine prim vereceğiz, beyaz bayrak uygulaması yapacağız." Şimdi, eğer siz bunu yaparsanız iş yerlerine ya da AK PARTİ Genel Merkezinin önüne o sendikaların siyah bayrak asması haktır ve gereklidir arkadaşlar. (CHP sıralarından alkışlar)
Şimdi, bir de bugün polislere bir konuşma yaptım, dedim ki: "Ey polis kardeşlerimiz, burada bulunan arkadaşlarımız sizin haklarınızı savunmak için buraya geldiler. Biliyoruz ki siz kanunsuz emir aldınız, sizin suçunuz yok." (CHP sıralarından alkışlar)
Arkadaşlar, bakın, bu yasaya göre sendikalı olamayan insanlar var, yasal olarak sendikaya üye olamayan. Kim? Bizim Murat Bakan'ın gece gündüz dile getirdiği polisler. Kim? Askerler. Kim? İnfaz koruma memurları, ben de yıllarca onları dile getirdim. Kim? Hâkim ve savcılar. Bunlara toplu sözleşme olmadığı için, sendika olmadığı için para vermiyorlar. Ya, devlet, koca devlet; infaz koruma memuruna, polisine 707 TL ödemekten âciz mi? (CHP sıralarından alkışlar)
Buradan söylüyoruz: Sadece yüzde 2 kaldırılmamalı, sadece yüzde 2 kaldırılmamalı, ayrıca polisimize, askerimize, infaz koruma memuruna, hâkimlere, savcılara da bu toplu sözleşmeden kaynaklı toplu sözleşme parası verilmelidir. Burada söylüyoruz, siz verdiniz verdiniz, vermezseniz biz vereceğiz.
Bir de siz var ya siz, polise, angarya yüklüyorsunuz angarya. Ya, korumadan vazgeçtik, hadi korumayı gördük. Ya, 3-4 bin polisi sabahın ayazında oraya niye dikiyorsunuz? Bakın, burada polisler var, her gün Meclise girip çıkarken yüz yüze geldiğiniz, size selam duran polisler var, onların yüzüne bakın, biraz utanın ya! Onların yüzüne bakın, biraz utanın! Bakın, ne kadar iyi insanlar, ne kadar saygılı insanlar, size hizmet ediyorlar ama onları da yok sayıyorsunuz.
Gelelim bir diğer mesele OHAL'e. Değerli arkadaşlar, "OHAL" deyince benim aklıma 20 Temmuz sivil darbesi geliyor. Cumhuriyet Halk Partisinin lideri, Genel Başkanı, o gün "Bu bir sivil darbe." dediğinde kimse anlamamıştı ama altı ay sonra, bir yıl sonra bunun nasıl bir darbe olduğunu herkes gördü. Maalesef hukukun askıya alındığı, maalesef muhaliflerle hesaplaşılan bir sürece girdi.
OHAL'de referanduma gittik, OHAL'de seçime gittik, Cumhurbaşkanı seçildi vesaire. Ancak OHAL, bilin ki değerli arkadaşlar, bir darbedir. Bakın, FETÖ'nün silahla yapamadığını... Maalesef OHAL'le insanlarımız ihraç edildi, binlerce insan mağdur oldu. Şimdi "terörist, terörist" diyorsunuz ya ben, burada, size ihbar ediyorum Sayın Başkan. Burada, şu anda gördüğüm 2 terörist var. Kim yaptı bunları? İbrahim Kaboğlu, terörist! Cihangir İslam, terörist! Bunu ben demiyorum, bunu siz dediniz. İbrahim Kaboğlu gibi birisi, Cihangir İslam gibi birisi "terörist" diye ihraç edildi arkadaşlar, ihraç edildi.
BAŞKAN - Sataşmadan söz vermem.
VELİ AĞBABA (Devamla) - Bakın İbrahim Kaboğlu, sadece Türkiye'nin değil, sadece Avrupa'nın değil dünyanın en önemli anayasa profesörü, anayasa hukukçusu. (CHP sıralarından "Bravo" sesleri, alkışlar)
Bu insan ihraç edildi, Fransa üniversitelerinden teklif aldı "Ders vermek istiyorum." dedi -ibretiâlem için anlatıyorum- İbrahim Kaboğlu'na yurt dışı yasağı koydunuz, ekmeğe muhtaç ettiniz İbrahim Kaboğlu'nu. İbrahim Kaboğlu sizin gibi zengin değil, akademisyenlikten kazandığı parayla geçimini sağlamaya çalışıyor ve geçtiğimiz gün -grubumuz olarak da onur duyuyorum, gurur duyuyorum İbrahim Kaboğlu'yla- Fransa'nın en önemli nişanını İbrahim Kaboğlu'nun göğsüne taktılar. (CHP ve HDP sıralarından alkışlar)
Değerli arkadaşlar, bu OHAL tam bir fırsata çevrildi. OHAL'de para varmış... Pardon, affedersiniz, tabii, OHAL'de, FETÖ'yle mücadelede para var mı?
ÖZGÜR ÖZEL (Manisa) - Var, FETÖ borsası var onun.
VELİ AĞBABA (Devamla) - Borsası var, ona geleceğim.
Arkadaşlar, FETÖ borsası var, FETÖ borsası var. Bakın, fakir fukaraysan, paran yoksa cezaevine giriyorsun, paran varsa uçağa biniyorsun. Hangi uçağa? Yukarıdaki uçağa. Kimin uçağı? Reisin uçağı. (CHP sıralarından alkışlar)
MURAT EMİR (Ankara) - Katar'dan gelen uçağa.
VELİ AĞBABA (Devamla) - Katar'dan aldığımız...
Onu niye söylüyorum? Ya, Fettah Tamince kim arkadaşlar, kim? Ama bir fakir memur ya da Cihangir İslam olsaydı bugün bu hâldeydi ya da Bank Asyanın önünden geçen bir fakir memur cezaevindeydi. Bakın, o fakir fukaranın ahı sizi yakacak.
Borsa kurulmuş; olayları biliyor musunuz, bilmiyor musunuz? Biliyorsunuz, bizim İzmir Milletvekilleri konuşuyor. İzmir'de bir eski AK PARTİ İl Başkan Yardımcısı öldürüldü mü? Öldürüldü. Niye? İtirafçı olacaktı, geldiler, vurdular; faili meçhul.
Bir başka olay -bizim arkadaşlarımız gündeme getirdi- Antep'te bir trafik kazası, Susurluk'tan beter; Cumhurbaşkanının avukatları var, başsavcı var, avukat var. Bakın, FETÖ borsası kurulmuş değerli arkadaşlar, FETÖ borsası kurulmuş -vicdanınıza söylüyorum- iş adamlarının malına çöküyorlar. Biraz önce bir İstanbul milletvekili arkadaşımdan bilgi aldım, ona "İstanbul'daki bizim il binasının yanındaki durum nedir?" diye sordum. İstanbul'daki bizim il binasının yanında 2 tane böyle koca kule var. Ne diyorlar ona? Kule. 2 tane gökdeleni olan adama "FETÖ'yle ilişkisi var." diyorlar, adam kulenin birini verince ne oluyor? Bir üniversiteye yönetim kurulu üyesi oluyor, cezaevine girmiyor. Örnekleri var mı? Vallahi çok. (CHP sıralarından alkışlar) Bakın, bu FETÖ'den var ya, FETÖ'den, zengin olan çok; FETÖ'den para alan çok; FETÖ'den tehdit edip mala çöken çok. Yine Çetin Arık açıkladı; kayyumdan zengin olan da çok değerli arkadaşlar.
Biraz da konuya gelelim. Şimdi, bu OHAL'de ne oluyor? OHAL'de eğer 2 Süleyman'ın referansı varsa kurtuluyorsunuz; birisi Süleyman Özışık, birisi de Süleyman Soylu. Ne diyor Süleyman Özışık? "Süleyman Soylu'ya götürdüm dosyaları." diyor. Onu da ne karşılığı götürdü, bilmiyorum çünkü o sever bunları. Hadi Özışık'ı hatırlıyor musunuz? O kimdi? Süleyman Soylu araya koyuyor onu. Sedat Peker'le barıştırmak için "Süleyman Bey seninle barışmak istiyor." diyor; aracı giden de Hadi Özışık, video görüntüleri yansıdı ya.
Neyse, gelelim başka bir şeye. Değerli arkadaşlar, 2 tane mağduriyet anlatayım, 2 tane mağduriyet. Biri Kazım Ünlü; EĞİTİM-SEN Tekirdağ Şube Sekreteriyken 2017 yılında kanun hükmünde kararnameyle ihraç edildi, üzüntüden kalp krizi geçirdi, öldü, ölümünden dört yıl iki ay sonra idari karar verildi, görevine döndü ama adam ölmüştü.
Yine, çok yoklukla, çok büyük mağduriyet çekerek yetimhanelerde büyümüş bir hemşehrimiz var; Sağlık ve Sosyal Hizmet Emekçileri Sendikası eski Şube Başkanı Bülent Uçar, cenazesine ben de ağlayarak katıldım, 29 Ekim 2016'da yayınlanan KHK'yle ihraç edildi, dört aylık ihraç sürecine, haksızlığa daha fazla dayanamadı, 2017 yılının Şubat ayında 43 yaşında kalp krizi geçirerek hayata veda etti. OHAL İnceleme Komisyonu, öldükten iki buçuk yıl sonra Bülent Uçar'ın işe dönmesine karar verdi. OHAL'de bütün mağduriyetlerin nabalı günahı sizin boynunuza başka bir şey demiyorum. (CHP sıralarından alkışlar) Hakikaten nabalı günahı sizin boynunuza.
Bakın, arkadaşlar, bunlar sizin eski ortaklarınız; siz, tabii, kimin FETÖ'cü olup olmadığını bizden daha iyi tanıyorsunuz çünkü maklubeye çok kaşık salladınız. Ama buradaki mağduriyetlerin, onların nabalı günahı sizin boynunuza olsun. Bugün hâlâ o mağduriyetler yaşanmaya devam ediyor maalesef. Maalesef, hâlâ yaşanmaya devam ediyor.
Bakın, Malatya'da hâlâ EĞİTİM SEN'den, SES'ten üye olup mesleğe dönemeyen arkadaşlar var, bunu da sizlerle paylaşmış olayım; lütfen bu düzeltilsin.
(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)
BAŞKAN - Tamamlayın sözlerinizi.
VELİ AĞBABA (Devamla) - Şimdi, arkadaşlar, bu torba yasa ya, ben de şeye uyayım, biraz karıştırayım bu işi. 2002 yılında, Ahmet Kaya bilir, Türkiye Millî Takımı'mız Türkiye 3'üncüsü oldu öyle mi?
AHMET KAYA (Trabzon) - Dünya 3'üncüsü.
VELİ AĞBABA (Devamla) - Pardon, dünya 3'üncüsü oldu, dünya 3'üncüsü.
Şimdi, değerli arkadaşlar, ancak üzülmeyin, Türk Millî Takımı Katar'a gitmedi diye üzülmeyin; biri gitti, bakın, biri gitti. Kim gitmiş? Recep Tayyip Erdoğan. Katar'ın hediye ettiği uçakla Katar'a gitti.
Değerli arkadaşlar, bir tarafta, burada Arjantin Devlet Başkanı. Bu, Arjantin Devlet Başkanı kim? Kupanın sahibi takımın devlet başkanı. Bu, "Ülkemde ekonomik kriz var." diye gitmedi, yanındaki Beyefendi'nin takımı yok, kimse yok, Katar'a maç izlemeye gitti. Maalesef, Türk Millî Takımı gidemedi, Türk Millî Takımı küme düştü ama Recep Tayyip Erdoğan Katar'a gitti, onu da vicdanlarınıza bırakıyorum. (CHP sıralarından alkışlar)