| Konu: | Kahramanmaraş'ta şehit olan Pilot Kıdemli Albay Oğuzhan Adalıoğlu ile Yalova Milletvekili Özcan Özel'in hayatını kaybeden kızı Duyşen Kuş'a, 8 Mart Dünya Emekçi Kadınlar Günü'ne, depremin doğal felakete nasıl dönüştürüldüğüne ve depremde Kızılayın ismine yakışmayan bir yönetim sergilemesi, AFAD'ın da beceriksizliği nedeniyle yöneticilerinin gereğini yerine getirmeleri gerektiğine ilişkin açıklaması |
| Yasama Yılı: | 6 |
| Birleşim: | 70 |
| Tarih: | 08.03.2023 |
ENGİN ALTAY (İstanbul) - Teşekkür ederim Sayın Başkanım.
Zatıalinizi ve Genel Kurulu saygıyla selamlıyorum.
İki üzücü haberle başlamak isterim: Kahramanmaraş'ta bir kahramanımızı kaybettik; Pilot Kıdemli Albay Oğuzhan Adalıoğlu elim bir helikopter kazası neticesinde şehit oldu. Kederli ailesine, kahraman Türk Silahlı Kuvvetlerine, aziz milletimize başsağlığı diliyorum.
Yine, Meclisimizin 27'nci Dönem üyesi, Memleket Partisi Yalova Milletvekili Sayın Özcan Özel'in biricik kızı Duyşen Kuş hayatını kaybetmiş, Allah'tan rahmet diliyorum; milletvekilimize ve kederli ailesine sabırlar diliyorum efendim.
Bugün 8 Mart Sayın Başkan, Dünya Emekçi Kadınlar Günü. Tabii, geçirdiğimiz büyük bir deprem felaketi nedeniyle, Türkiye'nin birçok yerinde sanıyorum bu konudaki toplantılar da yapılmıyor. Her zaman çileyi ve sıkıntıyı kadınlar çekiyor, fedakârlığı kadınlar yapıyor; işin aslı bu. Depremde de en büyük fedakârlık kadınlara düştü, sıkıntı ve çile kadınlara. Ben farklı zamanlarda, dokuz gün bölgedeydim. O çadırlarda, o açık alanlarda kadınların -her şey bir yana- yemek yedikleri o kapları temizlemek için imkânsızlıklar içindeki çabaları gözümün önünden gitmez; çocuklarına bir çorba pişirmek için tüp arayışları, kumanya arayışları gözümden gitmez. Gözümden gitmeyen bir şey daha var. Osmaniye'deydik, 2'nci ya da 3'üncü gündü ve karşıma hamile bir kadın çıktı.
(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)
BAŞKAN - Buyurunuz efendim.
ENGİN ALTAY (İstanbul) - Bir beton zemine bir çadır kurulmuş, çadırın içinde bir tek kilim dahi yok. Kadıncağızın 2 elinde 2 yavru -biri 3 yaşında, biri 5 yaşında- kadıncağız bana geldi, dedi ki: "Bana yardım edin." Ablam, teyze -neyse- ne istiyorsun dedim. Çadırı açtı "Ne istemeyeyim ki? Hiçbir şey yok, betonun üstünde 2 çocuk ve yirmi gün sonra doğum yapacağım." dedi. Allah, o kadına ve bütün kadınlara, deprem bölgesindeki sıkıntı çeken kadınlara kuvvet versin, yardımcı olsun. Türkiye'de kadın olmak zordu, deprem bölgesinde kadın olmak daha zor. Dolayısıyla deprem bölgesindeki kadınlar başta olmak üzere, bütün kadınların Emekçi Kadınlar Günü'nü kutluyorum.
(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)
BAŞKAN - Buyurunuz efendim.
ENGİN ALTAY (İstanbul) - Toplumdaki hak ettikleri statülere bir an önce kavuşmalarını, aynı zamanda iş yaşamında, çalışma yaşamında, siyasal hayatta, sosyal, kültürel hayatta, o hayatlarda, o alanlarda erkeklerle eşit statüde yer bulmalarını inşallah önümüzdeki birkaç yıl içinde sağlayacağımızı taahhüt de ediyorum.
Sayın Başkan, "deprem" demişken hep söylüyoruz, bu bir doğal afetti ama doğal felakete dönüştü, dönüştürüldü. Nasıl dönüştürüldü? İhmalle dönüştürüldü. Nasıl dönüştürüldü? İzansızlıkla, beceriksizlikle dönüştürüldü, liyakatsizlikle dönüştürüldü. Şimdi, denebilir ki: "Efendim, deprem Allah'tan geldi." Ya, şimdi, Japonya'ya da deprem Allah'tan geliyor. Japonya'da 10 şiddetinde, 9 şiddetinde deprem oluyor, kimsenin burnu kanamıyor.
(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)
BAŞKAN - Buyurunuz Sayın Altay.
ENGİN ALTAY (İstanbul) - Şimdi, evet, tabii, bu kötü bir deprem, büyük bir deprem, Türkiye'nin 11 ilini etkileyen bir deprem. Maraş, Hatay, Adıyaman, Malatya illerimiz, Gaziantep'in 2 ilçesi çok daha ağır hasar aldı.
Şimdi, mesele şu: Şimdi, benim derdim burada siyaset yapmaktan, bunun üzerinden iktidar partisini ve Erdoğan'ı eleştirmekten ziyade, şuna çok üzülüyorum, onun için konuşuyorum: Biz "İlk üç gün devlet yoktu." dedik. Sayın Erdoğan bize etmedik hakaret bırakmadı, küfre varan hakaretler etti. Sonra devletin valisi çıktı, "Geç kaldık." dedi, zannettim ki Erdoğan bu valiyi görevden alır; almadı. Sonra Adıyaman'a gitti, Erdoğan da bizim söylediğimizi söylemeye başladı. "İlk günlerde gerektiği kadar iş ve işlem yapamadık, gelemedik." dedi yani geç de olsa kabul etti. Fakat şimdi burada asıl sorulması gereken soru şudur...
(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)
BAŞKAN - Buyurunuz efendim.
ENGİN ALTAY (İstanbul) - Bu bir vebaldir.
Sayın Başkan, siz de zatıaliniz de çok iyi bilirsiniz ki her vebalin bir bedeli vardır.
99 depreminde, 6'ncı saatte kahraman ordumuz da madenciler de oradaydı. Buraya ise 2'nci günün akşamı kısmen geldiler. Bu gecikmeden dolayı da ben binlerce insanın kurtulabilecek iken kurtulamadığını, kurtulmadığını düşünüyorum. Yani vaktinde gidilebilseydi belki 10 bine yakın hayatını kaybeden insan şimdi ayakta ve hayatta olacaktı. Orta yerde bir kusur var mıdır, ihmal var mıdır? Sayın Erdoğan'ın da söylediği gibi, vardır.
(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)
BAŞKAN - Buyurunuz Sayın Başkan.
ENGİN ALTAY (İstanbul) - Şimdi, buradan, Sayın Erdoğan'a soruyorum: Bu teknoloji çağında bu kusuru, bu gecikmeden kaynaklı hayatını kaybeden vatandaşlarımızın hesabını kim, kime verecek? Yani madencilerin, Türk Silahlı Kuvvetlerinin gerekli ekipmanlarının, donatımlarının ve ekiplerinin zamanında gidememesinden dolayı kurtulabilecekken kurtulmayan, hayatını kaybeden kıymetli vatandaşlarımızın hesabını kim verecek? Yakında, geçtiğimiz üç gün önce, dört gün önce bir örnek yaşandı; Yunanistan'da tren kazası oldu, Bakan istifa etti. Bakan yapmadı kazayı, Bakan istifa etti; ahlak, erdem, sorumlu siyaset anlayışı bunu gerektirir. Bizde -bırak, bakandan geçtik- orta yerde "Kızılay" ismini, amblemini taşımaya yakışmayan bir yönetim var, AFAD beceriksizliği var.
(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)
BAŞKAN - Buyurunuz.
ENGİN ALTAY (İstanbul) - Bu kurumların çalışanlarından Allah razı olsun, yöneticilerinin gereğini yapması gerekmiyor mu? Üstelik, ben de yanlış söylemişim ya, ben dedim ki: "Kızılay" deyince akla çadır stoku gelir, kan stoku gelir, battaniye stoku gelir, seyyar mutfak gelir. "Niye Kızılayın çadır stoku yok?" diye bağırdım ilk günlerde. Yanlış bilmişim, meğer Kızılayın çadırları da varmış depoda ya, on beş gün sonra Kızılay çadır sattı; yazıklar olsun, haram olsun, zehir zıkkım olsun! 12 şirketten ayrı ayrı huzur hakkı alan Kızılay Başkanı, daha ne kadar o koltuğu işgal edeceksin? Ayıp! Meclis de bunu ne kadar seyredecek ya? Bak, dün konuştuk, bu fotoğraf Sayın Başkan, bu fotoğraf sayın milletvekili, bu fotoğraf bir sera, Samandağ'ın köyünde bir sera.
(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)
ENGİN ALTAY (İstanbul) - Bitirelim Başkanım.
BAŞKAN - Tamamlayınız Sayın Başkan.
ENGİN ALTAY (İstanbul) - Ne zaman çekilmiş olabilir? Herhâlde depremin olduğu ilk gün, 6 Şubatta. Hayır, bu fotoğraf 6 Martta, depremden tam bir ay sonra çekildi ve insanlar serayı bozup, seradaki domates fidelerini, içinde ne varsa söküp, o ıslak toprağa kilim atıp hâlâ burada yaşıyor, bu serada.
METİN GÜNDOĞDU (Ordu) - Münferit bir olay...
ENGİN ALTAY (İstanbul) - Bu serada 30 kişi yaşıyor Sayın Milletvekili, laf atma oradan, laf atma!
METİN GÜNDOĞDU (Ordu) - Laf atma değil, bu münferit bir olay ya!
ENGİN ALTAY (İstanbul) - Şunu da demeyin: "Efendim 'Çadır yok.' diyenler, Bursaspor-Amedspor maçında pankart açan provokatörlerle aynı dili kullanıyor." da demeyin. Çadır yok işte, yok, hâlâ yok!
METİN GÜNDOĞDU (Ordu) - 13,5 milyon insanın etkilendiği bir bölge ya! 13,5 milyon insan etkilendi orada ya!
MAHMUT TOĞRUL (Gaziantep) - Böyle mi savunacaksınız ya!
METİN GÜNDOĞDU (Ordu) -13,5 milyon insanın hepsine çadır gitti ya, yapmayın ya!
ENGİN ALTAY (İstanbul) - Bu tablo buradayken "Çadır var." diyecek kadar arsızsan sana da yazıklar olsun!
METİN GÜNDOĞDU (Ordu) - 13,5 milyon insana gitti ya!
ÖZKAN YALIM (Uşak) - Hâlâ ulaşamayanlar var!
ENGİN ALTAY (İstanbul) - Yok diyorum sana, bir de "Var." diyorsun ya!