GENEL KURUL KONUŞMASI
Konu: Afet Yeniden İmar Fonunun Kurulması ile Kamu Finansmanı ve Borç Yönetiminin Düzenlenmesi Hakkında Kanunda Değişiklik Yapılması münasebetiyle
Yasama Yılı:6
Birleşim:72
Tarih:14.03.2023

SÜLEYMAN GİRGİN (Muğla) - Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; Genel Kurulu saygıyla selamlıyorum.

Değerli arkadaşlar, cumhuriyet tarihi boyunca en fazla can kaybının yaşandığı deprem olan 6 Şubat depremleri iktidar tarafından halkımızın hayatının ne kadar değersiz görüldüğünü büyük bir yıkımla göstermiştir. Bu yıkım tarihimizde kapanması mümkün olmayan kara bir sayfa olarak anılacaktır. Tüm dünya Türkiye'de iktidarın devletleşerek en hayati kurumların karar alma mekanizmalarını çökerttiğini gördü ve ülkemiz, meslek odalarının yetkisizleştirilmesiyle birlikte denetimsiz kâr ve rant odaklı yapılaşmaların ülkesi hâline geldi.

Değerli arkadaşlar, iktidar, bu büyük yıkım karşısında hiçbir sorumluluk üstlenmemiştir. Bu süreçte afet bölgesine hızla yardım götürmesi gereken bir kurum olan Kızılay, sivil toplum kuruluşlarına, meslek örgütlerine çadır ve gıda satarak afetten ticari çıkar elde etmeye çalışmıştır. Dahası iki gün boyunca ne maden işçileri ne de deprem günü saat 04.30'da hazır olduğu söylenen Silahlı Kuvvetler zamanında sahaya çıkarılmıştır. Sorumsuzluğun bedelini canlarıyla, sevdikleriyle, evleriyle, iş yerleriyle ödeyen halkı şimdilik deftere yazmakla yetindiğini söyleyerek gözdağı vermeyi kendilerine had bilmişlerdir. Bu büyük yıkımın iktidarlarının sonu olacağını idrak ettikleri için söylemlerindeki hırçınlık her geçen gün keskinleşmiş, enkaz altındaki halkımızdan hesap sormaya cüret etmişlerdir.

6 Şubat tarihinden bu yana bir tarafta "asrın felaketi", "kader planı" diyerek sorumluluktan kaçan sorumlular vardı, öte tarafta büyük yıkımın gerçekleştiği ilk andan itibaren deprem bölgesinde arama kurtarmaya destek olanlar vardı. Diğer illerde ise acil ihtiyaçların karşılanmasına yönelik bir seferberlikle, el birliğiyle ve en hızlı biçimde başlatan halk, sivil toplum örgütleri ve halkın vekilleri vardı.

Buradan sesleniyoruz; günler sonra yiten on binlerce canımızın ardından helallik isteyenlere hakkımız helal değildir ancak bugün hâlen gıdadan, barınmadan, içme suyundan yoksun bırakılan afetzede yurttaşlarımız için bu iktidarla hesaplaşma günü çok yakındır.

Değerli milletvekilleri, yapılması gereken eğer yapılmış olsaydı televizyon ekranlarından halkın vergileri, halkın bütçesi bir keseden çıkarılıp aynı keseye geri atılmadan önce toplanan 88 milyar liralık deprem vergisiyle can kayıplarının önüne geçilebilirdi; yapılması gereken eğer yapılmış olsaydı deprem vergileri iç edilmez, yıkımın ardından kurulması istenen Afet Yeniden İmar Fonu için yeni bağışlara, yeni hibelere, yeni yardımlara gerek duyulmazdı. Ancak gerçekler ortadadır; halkımız iktidarı bu büyük yıkımla birlikte toplumsal tarihin kara sayfalarına mahkûm edecektir. Halkımızın cebinden çıkan vergilerin halkımız için kullanılacağı, afetler henüz ortaya çıkmadan olumsuz sonuçlarının önleneceği günler yakındır. Şimdiden bildiriyoruz, acımızı unutmadan, şehirlerimizi aslına uygun olarak, demografisini koruyarak yeniden inşa edeceğiz. Biz şehirlerimizi yeniden ve hep birlikte inşa edeceğiz, sizler ise hesap vereceksiniz.

Değerli milletvekilleri, bu teklifle kentlerin yeniden imarı için bir fon kuruluyor. Afet Fonu, Sayıştay denetimine tabi olmakla birlikte, bağımsız denetim standartlarına göre de denetlenecek. Bir kamu fonu Sayıştay denetimine tabi olacaksa -ki bu doğrudur- ayrıca neden bir bağımsız denetim standartlarına göre denetlenir? Bu denetimi yurt dışı finansman sağlayacak uluslararası kuruluşların size güvenmediği için istediği açıktır. Yeri gelmişken hatırlatmakta fayda var, 1999 depreminin ardından yapılan iç ve dış yardım ile bağışlar Ziraat Bankasında toplanmıştı. Bu yardımların nereye, nasıl harcandığı bir maliye müfettişi, bir Başbakanlık müfettişi ve bankalar yeminli murakıbının oluşturduğu Deprem Hesapları Denetleme Komisyonu tarafından denetlenmişti ve 1 Temmuz 2000 tarihli Resmî Gazete'de kalem kalem de yayımlanmıştı. Şeffaflıksa, bize böyle bir şeffaflık lazım. Peki, siz ne yapıyorsunuz? Yardım kampanyasıyla toplanan 115 milyar lirayı Sayıştay denetiminin dışına çıkarıyorsunuz.

Değerli arkadaşlar, iktidar deprem bölgesi için daha şimdiden 40 milyar TL'yi aşkın konut ve altyapıyı içeren onlarca ihale yapmışken, depremin üzerinden bir aydan fazla zaman geçmişken Hatay'da yaşanan ve beraberinde sağlık sorunlarını da getiren, insanın en temel ihtiyaçlarından susuzluk sorunu nasıl çözülemez? Başta Merkez Bankası olmak üzere, kamu kurumlarına talimatla bağış yaptırdığınız 120 milyar lira kaynak acilen bu sorunları çözmek için neden kullanılmaz? Fonun gelir kaynaklarından biri bağış ve yardımlar ancak köklü kurumlarımızdan Kızılay holdingleştirildiği için ve liyakatsiz kadrolarla yönetildiği için vatandaşların devletin kurumlarına güvensizliği katmerlenmiştir. AFAD ile Kızılayı kriz yönetmekle sorumlu iki kardeş kuruluş olarak bilirdik biz, öyle olmadıkları anlaşıldı. Afganistan'a yardım gönderirken gösterdikleri iş birliğini Anadolu'da göremedik maalesef. Kızılay Başkanı, ürettikleri çadırlara AFAD'ın kendi logosunu basıp deprem bölgesine gönderdiğinden yakındı. Böylelikle, AFAD'ın rol çalmak için Kızılay çadırlarını sahiplendiğini görmüş olduk. Bu arada, Kızılayın Türk Eczacıları Birliği ile Ahbap Derneğine çadır satarak depremde ticaret yaptığı da ortaya çıktı. Kızılay Başkanı çadırları kendilerinin değil, şirketlerinden birinin sattığını söyleyerek kamuoyunda tepki çeken bir savunma da yaptı.

Kızılay, gayrimenkul, girişim, içecek, sağlık, yapı, çadır ve tekstil, kültür ve sanat alanlarında üretim ve ticaretle uğraşan 7 anonim şirketten oluşan bir holdinge dönüştürüldü, kamucu yapısından ve anlayışından çok şey yitirdi, deyim yerindeyse özelleştirildi. Şirketleri, ticaret yasalarıyla öngörülen kurallar uyarınca yönetiliyor. Çadır, kan, ikinci el eşya ticaretini tüzel kişilik olarak Kızılay değil, şirketlerinden biri yapıyor. Holdingleşmiş bir kamu kurumundan dayanışma işi beklenemeyeceğini de biliyoruz. Şimdi, buradan sormak istiyoruz: Halkın bağış ve yardımları üzerinden ticaret yapıp depremzedeler için parayla satılan çadır rezaletinden sonra siz hangi yüzle bağış talep edeceksiniz vatandaştan? Kaldı ki Dünya Bankası bile iktidara güvenmediği için deprem dolayısıyla yapacağı 1,8 milyar dolarlık yardımı belediyelere proje karşılığında vereceğini açıkladı.

Deprem bir doğa olayıdır, depremin bir felakete dönüşmesi ise siyasetin öngörüsüzlüğünün, hazırlıksızlığının bir sonucudur. Siyaset öngörü işidir arkadaşlar. Bakın, Sayın Cumhurbaşkanı afet bölgesinde yapılacak yeni binaların yatay mimari tarzında, zemin artı 3 ya da 4 katı geçmeyeceğini açıkladı. Muğla ilimiz deprem bölgesinde yer alması nedeniyle il belediyesi döneminden bugüne kadar deprem tehlikesini göz önünde bulundurarak imar planlarını onaylamıştır. İmar planlarında maksimum kat yüksekliği 4 katla sınırlıdır ve deprem tehlikesine karşı mikrobölgeleme çalışmaları yaparak zemin yapısına göre risk tespitlerini ilçe ilçe yapmış ve yapmaya devam etmektedir. Muğla'da halkın can ve mal güvenliğiyle ilgili bu kadar hassasiyet gösterilirken TOKİ, 2'nci etabında -Bakanlık yüksek emsal ve 6 kat olarak resen imar planını onaylamış- plan bütünlüğünü bozarak inşaatlarını tamamlamıştır. "Muğla" denilince iktidarın aklına rant, koyların MUÇEV eliyle talanı, en güzel arazilerin Özelleştirme İdaresi eliyle peşkeşi geliyor ancak halkını düşünen bir iktidarın "Muğla" denilince aklına gelmesi gereken şey uyguladığı belediyecilik anlayışı olmalıdır; neyse ki iki ay kaldı, bunları bizler gerçekleştireceğiz.

Değerli arkadaşlar, son olarak halkımıza seslenmek istiyorum.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

SÜLEYMAN GİRGİN (Devamla) - Bitiriyorum Başkanım.

BAŞKAN - Buyurun.

SÜLEYMAN GİRGİN (Devamla) - Değerli halkımız, "Her şey kontrol altında." dediler, "Ulaşılamadık yer yok." dediler, ilk üç gün öylece beklediler, yardımları engellediler, insanları diri diri enkaz altında bırakıp hayattan kopardılar, bir gecede 115 milyar toplarken terlik ve kahvaltı bağışı istediler, "Dünyada hiçbir devlet bizim kadar başarılı müdahale edemezdi." dediler, sonra helallik istediler. İnsanlara verilmiş en güzel duygu utanma duygusudur arkadaşlar; her insanda keşke olsa. AKP iktidarı kınadıklarıyla sınanıyor. Bir deprem sonrası iktidara gelmiştiniz, bir depremle gidiyorsunuz.

Genel Kurulu saygıyla selamlıyorum.