GENEL KURUL KONUŞMASI
Konu: 2026 Yılı Merkezi Yönetim Bütçe Kanunu Teklifi ile 2024 Yılı Merkezi Yönetim Kesin Hesap Kanunu Teklifinin 1'inci Tur Görüşmeleri münasebetiyle
Yasama Yılı:4
Birleşim:27
Tarih:09.12.2025

CHP GRUBU ADINA CUMHUR UZUN (Muğla) - Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; hepinizi saygıyla selamlıyorum.

Bugün görüştüğümüz konu, Adalet Bakanlığının ve Anayasa Mahkemesinin bütçesinin ötesinde, bu ülkenin hukuka ve Anayasa'ya mı yoksa tek adamın talimatlarına mı emanet edileceğine dair bir tercih olarak önümüzde durmaktadır.

Anayasa’nın 2'nci, 9'uncu, 11'inci ve 153'üncü maddeleri devleti hukukla, yargıyı da Anayasa Mahkemesiyle güvence altına almıştır. Strateji belgelerinin ve yargı paketlerinin havada uçuştuğu ülkemizde, bugünkü tabloya baktığımızda, kişiye özel mahkemeler kurulmakta, o mahkemelere yine kişiye özel hâkimler ve savcılar atanmaktadır. Tutukluluk ceza yöntemine dönüşmüş, yargı siyasetin oyun alanı hâline getirilmiş bulunmaktadır. Hakkını adliye salonlarında alamayanlar soluğu Anayasa Mahkemesinin önünde almaktadırlar. Anayasa Mahkemesi 2012'den 2025'e kadar 686.484 dosyaya bakmış, 573.180'ini sonuçlandırmış ve bunlardan 79 bininde hak ihlali kararı vermiş. Bu sayılar, yurttaşın mahkeme kapısında süründüğünün, konuştuğu için coplandığının, sokağa çıktığı için toplandığının göstergesidir. İşte, tüm bu saydıklarım sistemin arıza verdiği birkaç nokta değil, topyekûn çürümüşlüğün belirtileridir, kanıtlarıdır.

Uluslararası endeksler de bu çürümüşlüğü kanıtlamaktadır. Türkiye, Hukukun Üstünlüğü ve Demokrasi Endekslerinde otoriter rejimlerle birlikte anılır hâle gelmiştir. Avrupa İnsan Hakları Mahkemesinde bekleyen her 100 dosyadan 35 tanesi Türkiye'yi ilgilendirmekte ve en çok ihlal gören ülkeler arasında Türkiye ilk sıralarda yer almaktadır. (CHP sıralarından alkışlar)

Biz burada haftada bir kez "Türkiye hukuk devletidir." yalanını duyarken Avrupa'da neredeyse her gün 1 dosyamız hukuksuzluk örneği olarak kayıtlara geçmektedir. "Türkiye Yüzyılı" diye sattığınız hayal, yarattığınız adaletsizlik düzeni içinde "ihlal yüzyılı" olmuş bulunmaktadır.

Değerli arkadaşlar, AYM ve AİHM kararları sistemli biçimde uygulanmıyor bu ülkede. Can Atalay hakkında ihlal kararı verilmesine rağmen milletvekilliği bu salonda düşürüldü. Tayfun Kahraman için "adil yargılanma hakkı ihlali" denmesine rağmen yeniden yargılama yapılmadı. Demirtaş ve Kavala dosyaları ise hâlâ raflarda bekletiliyor. Anayasa’nın 11'inci ve 153'üncü maddeleri son derece açık Sayın Bakanım fakat mahkemeler AYM'ye ve uluslararası sözleşmelere meydan okuyorlar bu ülkede. Başkanlığını sizin Adalet Bakanı olarak yaptığınız HSK ise görmemekte, duymamakta ve harekete geçmemekte. (CHP sıralarından alkışlar)

Şimdi, Sayın Bakan, size soruyorum: Anayasa Mahkemesinin kararının ciddiye alınmadığı bir ülkede siz bu bütçeyi hangi hukuk ilkesiyle savunacaksınız? Sayın Bakan, yargıyı siyasetin baskısı altına aldınız. İBB soruşturması ve Sayın İmamoğlu dosyaları siyasallaşan yargının en güncel örnekleri hâline geldi. Binlerce sayfalık iddianamede delilden çok siyasi sıfatlara, hukuk tekniğinden çok propaganda diline yer verildi. Ekrem İmamoğlu lehine karar veren hâkimler birbiri ardına yer değiştirdi. Başsavcı çıkıp basın toplantısı yaparak halkı ikna etmeye çalıştı. Hüküm giymemiş birisi suç örgütü lideri olarak ilan edildi. Bu tablo Adalet Bakanlığı bütçesinin bağımsız yargıya değil siyasal mühendisliğe hizmet edeceğinin çok açık bir kanıtıdır.

Böyle bir dönemde biz Cumhuriyet Halk Partisi olarak bu bütçeye "evet" demeyeceğiz. AYM kararlarını tanımayan, gazetecileri sabaha karşı evinden alan, gençleri Saraçhane'de sanık sandalyesine oturtan bu bütçeye, bu zihniyete onay vermiyoruz. (CHP sıralarından alkışlar)