GENEL KURUL KONUŞMASI
Konu: 2026 Yılı Merkezi Yönetim Bütçe Kanunu Teklifi ile 2024 Yılı Merkezi Yönetim Kesin Hesap Kanunu Teklifinin 8'inci Tur Görüşmeleri münasebetiyle
Yasama Yılı:4
Birleşim:34
Tarih:16.12.2025

CHP GRUBU ADINA EVRİM RIZVANOĞLU (İstanbul) - Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; bugün görüştüğümüz bütçe iklim krizini ciddiye alan bir bütçe değil bedeli halka yükleyen bir tercihtir. Daha geçenlerde Dünya Meteoroloji Örgütü, 2025 yılının kayıtlara geçen en sıcak yıllardan biri olduğunu açıkladı ama asıl vahim olan ve ısrarla görmek istemediğiniz, ülkemizdeki sıcaklık artışının dünya ortalamasının üzerinde izlediği. Bu durumu kuru bir veri olarak algılamayın; bunlar kuruyan göllerdir, yanan ormanlardır, sel altında kalan mahallelerdir; bunlar borçlanan çiftçidir, göç etmek zorunda kalan gençtir. İklim krizi artık gelecek kuşakların meselesi de değildir, iklim krizi tam da bugünün meselesidir; ekonomi, güvenlik ve adalet meselesidir ve bu nedenle bugün görüştüğümüz bütçe teknik nedenlerin değil siyasi tercihlerin sonucudur.

Değerli milletvekilleri, geçen yıl sürdürülebilir çevre ve iklim değişikliği programına ayrılan kaynak 19,4 milyar liraydı. Bütçe yüzde 28 arttı, faiz yüzde 40 arttı ama her ne hikmetse iklim programı sadece yüzde 2,6 azaldı. Bu, enflasyonun etkisiyle yüzde 30-35 azalış demek. Niçin böyle bir şey oluyor? Çünkü iktidar, çevreyi de iklimi de umursamadığı için, hem de dünyanın en çok ısınan ülkelerinden bir tanesinde. Yani iktidar bize şunu söylüyor: "Krizler olduktan sonra müdahale edeceğiz, bedelini de daha yüksek bir maliyetle bu halka ödeteceğiz." (CHP sıralarından alkışlar)

Değerli milletvekilleri, iktidar bu kürsüde sürekli 2053 net sıfır hedeflerinden bahsediyor. Peki, biz bu hedefe nasıl ulaşacağız? Hedef takibi yapan kurumlar Türkiye'nin net sıfıra en uzak 10 ülkeden bir tanesi olduğunu açıkça söylüyor. İktidar hâlen mutlak azaltım hedefini koymuyor, artış hızını az biraz yavaşlatmayı da bizlere "başarı" diye sunuyor; bu yaklaşım sadece çevreyi değil sanayiyi, ihracatı, istihdamı da etkiliyor ve bilim ne diyor biliyor musunuz? "İklim krizine zamanında yatırım yapmayan ülkeler ilerleyen yıllarda en ağır ekonomik kayıpları yaşayacaklardır." diyor yani bugün iklim krizini önemsemeyen her bir karar yarın bu Meclisin çatısı altında bizlere çok daha büyük bir hasar faturası olarak geri gelecek.

Değerli milletvekilleri, bütçede çevreyi küçülten bir iktidarın sahada çevreyi korumasını bekleyemiyoruz. Bu iktidar doğayı sınırsızca tüketecek bir rant alanı olarak görüyor. Ülkenin neredeyse üçte 1'i maden ruhsatlarına açıldı. Sadece Artvin ilinde toprakların yüzde 71'i maden ruhsatlı. Süper izin düzenlemeleriyle çevresel denetim fiilen ortadan kaldırıldı; bilim insanlarının uyarıları, kamu yararı, halkın itirazları sistematik bir biçimde devre dışı bırakıldı. Bilim insanlarının "yüksek risk" dediği, kurumların olumsuz görüş verdiği Kanal İstanbul gibi yatırımlar da ısrarla onaylanmaya devam ediliyor. Geleceğimiz şirket çıkarları uğruna ipotek altına alınıyor ama yine yetmiyor; sularımız hızla kirleniyor, denizlere atık boşaltımını kolaylaştıran yönetmelikler hızla devreye sokuluyor, nehirler can çekişiyor. Bakın, Gerede Çayı, Ergene Nehri zehir saçıyor ama bu da yetmiyor; Avrupa'nın kendi toprağında istemediği atıklar Türkiye'ye gönderiliyor. Bir yandan, hâlen tam anlamıyla hayata geçirilmemiş depozito sistemiyle sürekli övünülüyor; diğer yandan, Türkiye adım adım Avrupa'nın atık deposu hâline geliyor. Dünya Sağlık Örgütüne göre, bir tane temiz havaya sahip ilimiz yok ve iktidar kalkıyor, tüm bunlara "çevre politikası" diyor. Bu ülkede 186 göl kurumuşken, on binlerce hektar orman yangınlarda kaybedilmişken siz bu bütçeye iklim kriziyle mücadele bütçesi falan diyemezsiniz arkadaşlar. (CHP sıralarından alkışlar) İktidar, önümüzdeki sene Antalya'da gerçekleşecek COP31 Başkanlığıyla övünüyor. Tabii ki bu çok da olumlu bir gelişme, bir şey demiyoruz ama iklim liderliği yapacak olan ülke önce kendi ülkesindeki emisyonları düşürecek; evine misafir çağırıp onlara tahrip olmuş ormanları, kirli suları, kuruyan gölleri, maden ruhsatlarını göstermek iklim liderliği falan değildir; bu, bir vitrin siyasetidir.

İşte, tam da bu nedenlerle değerli milletvekilleri, bu tablo, bu bütçe, bu anlayış iklim krizini yönetemez. Biz Cumhuriyet Halk Partisi olarak hazırız. Bu ülkenin doğasını rant düzenine teslim etmeyeceğiz. Millî parkları, sulak alanları, tabiat alanlarını daraltan değil, bilimsel ölçütlerle genişleten bir anlayışı hayata geçireceğiz. Türkiye'nin suyunu havza bazlı, kamucu ve korumacı bir sistemle yöneteceğiz. Temiz havayı artık lüks olmaktan çıkaracağız, hava kalitesi ağlarını her yerde genişleteceğiz ve verilerini şeffafça vatandaşlarımızla paylaşacağız. ÇED süreçlerini göstermelik olmaktan çıkaracağız. Yeşil dönüşümü bir slogan değil, adalet temelli bir kalkınma programı olarak yapacağız. Madenciliği doğayla, toplumla, emekle barışık bir yapıya kavuşturacağız. CHP iktidarında doğa korunacak, emek korunacak, yaşam korunacak yeter ki siz bu milletin önüne sandığı getirin. (CHP sıralarından alkışlar)