GENEL KURUL KONUŞMASI
Konu: 2026 Yılı Merkezi Yönetim Bütçe Kanunu Teklifi ile 2024 Yılı Merkezi Yönetim Kesin Hesap Kanunu Teklifinin Maddeleri münasebetiyle
Yasama Yılı:4
Birleşim:36
Tarih:18.12.2025

YENİ YOL GRUBU ADINA MUSTAFA BİLİCİ (İzmir) - Sayın Başkan, Sayın Bakan, değerli milletvekilleri; 2026 yılı bütçe görüşmelerinin 5'inci maddesi üzerinde YENİ YOL Grubumuz adına söz almış bulunmaktayım. Bu vesileyle, ekranları başında bütçe görüşmelerini takip eden aziz vatandaşlarımızı ve Genel Kurulu saygıyla selamlıyorum.

Değerli arkadaşlar, dünya, bölgemiz ve ülkemiz çok ciddi sınavların eşiğinde bulunmakta. Kurumların, değerlerin sarsıldığı, evrensel normların ayaklar altına alındığı, doğudan batıya otoriter rejimlerin zemin kazandığı ve aşırı sağ ideolojilerin yükselişe geçtiği, tehditler ve kaos siyasetinin Venezuela'dan Asya-Pasifik'e uzandığı, Trump Amerikasının Orta Doğu ülkelerini Abraham Anlaşmaları çizgisinde tutup kendi planlarına uymaya icbar ettiği, emperyalizmin bölgedeki jandarması İsrail'in sadece Filistinlilere uyguladığı soykırımla değil bölgedeki diğer ülkelere yönelik bölme, parçalama ve savaştırma siyasetiyle de boy gösterdiği günlerden geçiyoruz. Geçtiğimiz bu zorlu günlerde bizleri bekleyen tehditleri ve fırsatları içinde barındıran şu soruyu sormadan edemeyiz: Bizler Türkiye Cumhuriyeti olarak devleti ve milletiyle bu süreçlere ne kadar hazırlıklıyız? Sözü uzatmamak ve kitabın ortasından konuşmakta fayda var. Bu tehditler her zaman vardı, peki, biz bugünlere hazırlık için neler yaptık? İçte ve dışta süreçleri doğru yönettik mi? İç barışı tahkim edebildik mi? Adalete dayanan bir yönetim anlayışını esas hâle getirebildik mi? Bu sorulara olumlu cevaplar vermemiz için elimizdeki argümanların zayıf olduğunu belirtmek isterim. Maalesef, yıllardır bu Meclis çatısı altında bizler ve seleflerimiz bütçe açıklarını, fahiş faiz ödemelerini ve geçim sorunları yaşayan milyonları konuşmaya devam ediyoruz. Bozulan bütün dengelerin, enflasyon ve hayat pahalılığının, siyaset ve toplumdaki ahlaki çözülmelerin yaklaşık sekiz yıl önce geçtiğimiz Cumhurbaşkanlığı hükûmet sistemiyle ilgili olduğunu artık herkes biliyor. Ekonominin hukuk ve demokrasi çıtasıyla bire bir bağlantılı olduğunu da 86 milyon olarak yeter derecede tecrübe ettik. Şimdilerde Sayın Hazine ve Maliye Bakanı reformlar yapmaktan söz ediyor, yıllardır bizlerin savunduğu ve yapılmasını arzu ettiğimiz icraatlardan dem vuruyor; elhak doğru, yapmalı lakin cümlenin ardından "Düşünüyoruz." diye ekledi mi yapmaktan değil düşünmekten söz ettiğini anlıyoruz. Vatandaşın kaybedecek bir dakikası bile kalmamış ama anlaşılan o ki Sayın Bakan bilinen reçeteleri bile ancak zamana yayarak, herhâlde sandığa endeksli bir zaman dilimini hesap ederek zikretmek zorunda kalıyor.

Değerli arkadaşlar, ekonomiyi ve bütçe yapımını da dumura uğratan pek çok hukuksuzluğa, kurumsallaşmış sorunlara, gelir adaletsizliğine rağmen bu defa umutlanmak istiyoruz. Darbe püskürtmek amacıyla oluşan olağanüstü hâl rejimi kalıcı hâle getirildiği hâlde umutlanmak istiyoruz. Nesillerimizi tehdit eden bir uyuşturucu ve kara para iklimine, ranta ve yolsuzluğa eşlik eden, akraba kayırmacılığını baş tacı kılan bir bataklığa ve yozlaşma iklimine şahitlik etmemize rağmen umutlanmak istiyoruz. Bu yıl faiz ödemelerinde rekorlar kıracak olmamıza rağmen umutlanmak istiyoruz. Sanayiciyi, üreticiyi, öğrenciyi, doktoru, mühendisi yurt dışına kaptırıp; emeklinin, memurun, işçinin belini büküp milyonları açlık sınırının altında mahkûm etmemize rağmen umutlanmak istiyoruz. 2 milyondan fazla vatandaşımızı terörle irtibatlandırıp soruşturmalardan geçirdiğimiz, uzun tutukluluğu istisna olmaktan çıkarıp bir cezalandırma aracına dönüştürdüğümüz, yargıyı siyasetin emrine amade kılıp bağımsız ve tarafsız kalmaya gayret eden dürüst hukukçuları cezalandırdığımız, yüksek yargı kurumlarını yerel mahkemeler karşısında itibarsız kıldığımız, sokak ve uyuşturucu çetelerinden sağlık çetelerine kadar ülkeyi çeteler zincirine çevirdiğimiz, bir yanda Aile Yılı ilan ederken diğer yanda bahis ve kumar ortamının belli bir azınlık adına önünü açtığımız, mega projelerle bir avuç zümreyi zengin ve dokunulmaz kıldığımız, ülkede en tepedeki yüzde 10'luk kesime servet aktarımı yapıp varlığımızın yüzde 76'sını onların eline tevdi ettiğimiz; velhasıl, Kitab-ı Mübin'in deyişiyle, emanete ihanete engel olmayan bir düzene bu milleti mahkûm ettiğimiz hâlde bu defa umutlanmak istiyoruz. Peki, bunlar olmayabilir, yaşanmayabilir miydi? Elbette ki yaşanmayabilirdi, reçetesi basitti ve ne hazindir ki bu reçeteye şimdilerde dünden daha fazla ihtiyacımız var.

Değerli milletvekilleri, hem içerideki hem de bölgedeki gelişmeler bizleri bir siyasi ahlak reformuna, devrimine daha fazla muhtaç kılmaktadır. Halkıyla beraber bölgede sözü geçen, sahada ve masada etkili, güçlü bir devlet olabilmek için buna ihtiyacımız var. Hırslar, arzular, güç istenci ve zora dayalı kurulan rıza sistemi olmasa reçeteyi uygulayarak bütün hâllerden, hukuk ve demokrasiden uzaklaşma talihsizliğinden, toplumun içine itildiği yozlaşma ikliminden kurtulmak mümkün. Bunları hepimiz bu kürsüden belki yüzlerce defa dile getirdik. Siyasi ahlak ilkelerini anayasallaştırmak bu ülkenin yegâne çıkış yoludur. Rantı, yolsuzluğu bitirecek mekanizmaları kurmak, siyasetin kifayetsiz muhterisler için bir çöl, toplum için yemyeşil bir vaha hâline gelmesini sağlamak mümkündür.

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; çözüm sürecinin sorumluluğu iktidarı ve muhalefetiyle tüm tarafların omuzlarında olmak kaydıyla ülke içinde bölgeye yayılan bir vizyonla sahiplenilmelidir. Dilimiz sadece Kürtlere, sadece Türklere, sadece Dürzi ve Alevilere, sadece birtakım etnik ve mezhebî kesimlere değil tüm Orta Doğu halklarına seslenici bir paradigmal ve vizyoner bir dil olmalıdır. Siyasetin tüm tarafları herkesten fazla bu tarihî sorumluluğu üstlenmeli ve süreçlerin hızlanması için acele etmelidir. Bir an evvel infaz yasaları ve siyasi af konuları düzenlenmeli, Suriye'nin istikrarını gözetecek entegrasyon süreçleri de aynı düzlemde ivmelenerek yapılandırılmalıdır. Bu sürece seçim zamanlarına uzanacak siyasi pazarlıkların aracı olma vasfı biçilmemelidir. Bu hesaplar içinde olanlar bu ülkeye ve dahi bölgeye en büyük kötülüğü yapmış olurlar. Öte yandan bizler Orta Doğu'da da ülke içinde de taraf değil, emperyalizm ve yerli iş birlikçiler karşısında iktidarı ve muhalefetiyle adaletin, hukukun, bölgesel, kültürel, ticari ve askerî entegrasyonun neferi olduğumuzu milliyetler ve dinî, mezhebî kaygılar ötesinde bir kimlikle dillendirmeliyiz. Küresel emperyalizmin bizi içine itmeye çalıştığı kader, sadece Alevi'nin, Sünni'nin, Ezidi'nin, Kürt'ün, Türk'ün, Arap'ın, Acem'in kaderi olmayacaktır. Yüzyıl önce bize biçtikleri kaderin bugün bizleri nelere sürüklediğini görmekle hepimiz yükümlüyüz. Gün, küçük siyasi hesapların, ezber konforlarının terk edilme günüdür çünkü kazansak da kaybetsek de hep birlikte olacak. Bizi yok etmeye azmetmiş olanlar hiçbirimizi ayırt etmeyeceklerdir. İrili ufaklı hesapların üstünde bir Orta Doğu jeopolitiğini tüm bölgeye, devletlere ve halklarına benimsetmek, faydalarını anlatmak, inşaî bir süreci tetiklemek zorundayız. Bu bizlerin hem Hakk'a hem de insanlığa vefa borcudur, bunu unutmamamız gerekiyor. Bu bizim beka sorunumuz, bu bizim gelecek nesillere bırakacağımız en güzel miras olacaktır diyor, Genel Kurulu saygıyla selamlıyorum. (YENİ YOL, DEM PARTİ ve İYİ Parti sıralarından alkışlar)