| Konu: | |
| Yasama Yılı: | 4 |
| Birleşim: | 38 |
| Tarih: | 20.12.2025 |
CHP GRUBU ADINA KADRİ ENİS BERBEROĞLU (İstanbul) - Sayın Başkan, kıymetli vekil arkadaşlarım; kesin hesap kanununun yürürlük maddesi hakkında söz aldım ve çok memnunum gerçekten çünkü şu Meclise girdiğinden beri ilk defa bir nostalji imkânı doğdu. Yürürlük maddesi ismi üstünde herhangi bir metnin, herhangi bir kanunun kimin tarafından yürütüleceğini tarif eder, doğru mu? Benim zamanımda... Yaşımı biliyorsunuz, milletvekili geçmişimi biliyorsunuz, aralarla da olsa bayağı bir uzun zamandır burada kıdem basıyorum. O zamanlar Meclisin bütçe hakkı vardı mesela. Şimdi genç olanlar "Bu nasıl olacak?" diyorlar ama o zaman Meclis yapıyordu bütçeyi, sonra Komisyona geliyordu, Genel Kurulda tartışılıyordu, kararlaştırılıyordu. Yasama erki dönüyordu yürütmeye ve diyordu ki "Buna karar verdim, ben bu bütçenin böyle uygulanmasına, kesin hesabın kabul edilmesine karar verdim. Siz buyurun, yürütme olarak bunu uygulayın, yürürlüğe koyun." diyordu. Bir de yargı erki vardı, o ayrı bir hikâye artık ama o zamanlar yargı, adalete daha yakın dururdu. İşte, o zaman yargı da yürütmenin bu işi nasıl götüreceğini izler, yetim hakkı yedirmez vesaire, böylelikle üç erk bir arada çalışır, sistem de işlerdi. Sonra 17 Nisan 2017 referandumu geldi ve bizim yürürlük maddesi hakikaten hikâye oldu çünkü bu bütçeyi kim hazırladı? Cumhurbaşkanı. Kim uygulayacak? Cumhurbaşkanı. Kim denetleyecek? Cumhurbaşkanı. E, peki, biz niye 600 kişi bu Meclisteyiz? Basit bir soru gibi gözüküyor ama değil. Bakın, ben bu bütçeye "hayır" diyeceğim, muhtemelen diğer muhalefet partilerinden de "hayır" diyenler çok olacak ama buraya kadar olabilecek bir senaryo, varsayalım ki Cumhur İttifakı'nın tamamı da "hayır" derse ne olacak peki? Bu madde, bu metin, önümüzdeki metin, enflasyon kadar ödenekleri şişirilerek uygulanacak. E, o zaman nerede kaldı Meclisin iradesi, kararı, denetimi? (CHP sıralarından alkışlar) Şöyle: Yani yargı konusunda peşinen, daha lafa başlarken beni mazur görmenizi rica edeceğim, çok subjektif konuşacağım ama şuna emin olun: Bilerek konuşacağım. Neden? Hemen açıklayayım: Dört yıllık bir yargı süreci yaşadım ben. Normal şartlar altında birinci derece mahkeme 3, istinaf mahkemesi 3, Yargıtay 3; 9 hâkimle yargılanmam lazım gelirdi benim -tahminlerinize başvurmayacağım- 10 değil, 12 değil, 15 değil, 18 değil, 20 değil, 24 hâkim geçti karşımdan, o kadar da savcı. "Ulu emre itaat etsinler." diye hâkimleri gayet stratejik olarak bir yerden aldılar, bir yere gönderdiler, başka hâkim geldi, şu oldu, bu oldu, amaç hasıl oldu. Şimdi, o yüzden, benim "yargı" deyince maalesef aklımda bir eşkâl oluşuyor. Şimdi de kimseyi kırmak, etmek istemiyorum şurada, sakin sakin bütçeyi konuşuyoruz, kesin hesabı konuşuyoruz, "Nasıl bir eşkâl göstereyim iktidar partisine, Cumhur İttifakı'na?" diye aklıma şu geldi: Çocukluğumuzda okuduğumuz Red Kit vardı, hatırlarsınız. Bir macerasında Red Kit Pecos'ta yani Teksas'ta bir hâkimin eline düşer -siz oradan seçemiyorsunuz tabii, bir hâkim- Red Kit'i yargılarken kanun kitabını bile ters tutar. Aslında, işin enteresanı bu adam gerçekten yaşamıştır, bu adamın adı "Roy Bean"dir, "Pecos'un doğusundaki tek kanun benim." diye kendisini tarif eden bir bar işletmecisidir, sulh hâkimidir. İşlettiği barda hem hâkimlik hem savcılık hem jürilik ve hatta yeri geldiğinde cellatlık yaparak yaşadı, 1903'te öldü, anıtı var; inanmayan baksın, internette var. Filmi de çekildi hatta Paul Newman oynuyordu; biraz da torpil yaptılar adama.
Şimdi, bunu söyleyince hemen aklınıza şu geliyor: "Bizimkileri ona benzetiyor." Hayır, benzetmiyorum çünkü adam çok karakteristik bir adam. Bu, bayağı, bildiğimiz, tabir yerindeyse, amiyane tabirle çakal bir adam. Mesela, müşteri 20 dolar veriyor 50 sentlik biraya; para üstü vereceğine ceza kesiyor, hemen mahkeme kuruyor orada, 19 dolar 50 senti cebine koyuyor. (CHP sıralarından alkışlar) Bizimkiler öyle değil, Allah'ı var; bizimkiler ulu emre itaat, bir amaca, bir davaya, bir makama hizmet. O yüzden bizimkiler, işe Malkoçoğlu gibi başlıyor -Cüneyt Arkın'ın- küçük Emrah gibi kapatıyor. (CHP sıralarından alkışlar) Dolayısıyla, şunu kastediyorum: Eğer bir çizgi roman yapılacaksa bizim adalet sistemiyle ilgili, o çizgi roman bence mesela şöyle olmalı: Süper savcının yükselişi, düşüşü ve firari. Bakın, şaka yapmıyorum, böyle devam ediyor. Bunun da bir sebebi var ve bu siyasi bir sebep.
Madem kendimden bahsettim, Mehmet Haberal Hocam -Erkan Bey burada yok şu anda, teyit edecektir- Ergenekon'un meşru hâkimi Zekeriya Öz'ü dava etti, ben de ettim, peş peşe. Onun başvurusu benden bir ay ya da iki ay önceydi. Biz Zekeriya Öz'ü mahkûm ettiriyorduk çatır çatır ama 12 Eylül 2010 referandumu geldi, Zekeriya Öz'ü kurtardılar. Aynı otorite şu anda iş başında, o kadar diyeyim. Zekeriya Öz firar ettikten sonra, Zekeriya Öz gibilerini temizlemek için bu memleket bir darbe atlattı, 4 bin hâkim ve savcı görevden alındı, büyük temizlikler yaşandı; bu muydu akıl Allah aşkına?
Vakit güzel aslında, on dakika yeterli. Dolayısıyla, buradan ilk önerimi getireyim: Cumhuriyet Halk Partisi olarak Meclis Komisyonuna verilen raporda hâkim ve savcıların dokunulmazlığını kaldıran bir önerisi var partimin -tıpkı 12 Eylül 2010 referandumu öncesinde olduğu gibi- bunu çok önemli görüyorum ben. Bakın, Allah aşkına, alkollü sürücünün ehliyetini alıyorsunuz, yanlış ameliyat yapan doktora ceza veriyorsunuz; bir kalemde sizin, benim, başkasının hayatını karartan savcı ve hâkime hesap soramıyoruz. Böyle bir dünya var mı? (CHP ve DEM PARTİ sıralarından alkışlar) Herkes yaptığı işin bedelini kanun karşısında ödesin, benim birinci önerim bu.
İkinci önerim daha da basit. Bu alaturka başkanlık sistemi maalesef maç mantığıyla fazlasıyla taraftar bulmaya başladı. Muhalefet cephesinde bile şöyle hurafeler duyar olduk biz: Bu baştakini var ya baştakini -özür dilerim yani kastettiğim herhangi bir siyasi lider değil, yönetenden bahsediyorum- devirmek için onun bir kopyasını getirmek lazım, aynısını bulmak lazım; birinci hüküm bu. İkinci hüküm, yalan, talan, hile siyasette mubahtır. Üçüncü hüküm, bu ülkeyi yönetebilmek için ancak ve ancak sonsuz ve denetimsiz bir yetki sahibi olmanız lazım. Ben buna katılmıyorum, kesinlikle katılmıyorum. İstiklal Savaşı'nı veren bu ülkenin kurucusu -bu ülkenin değil sadece partimin de kurucusu- Mustafa Kemal Atatürk gerekli yetkiyi sadece içinde bulunduğumuz, çatısı altında görev yaptığımız Meclisten aldı, başka bir süper yetkiye ihtiyaç duymadı; süper yetki isteyenleri de önüne kattı, kovaladı. (CHP sıralarından alkışlar) O sebeple, üçüncü önerim de bu siyasi partileri tek adamlara bağlamadan yeniden bir demokrasi sistemi inşa edelim çünkü bakın, cumhuriyetiz biz, çok kıymetli bir şey bu cumhuriyet. Etrafınıza bakın, komşulara bakın; hepsinin adı "cumhuriyet" ama içinde demokrasi olmadığı için cumhuriyetten eser yok, cumhurdan da eser yok. Bizim için, en azından benim yaşımdakiler için görmek istediğim, murat ettiğim tek bir konu var: Bütçe hakkı olan bir Meclis istiyorum; kişilerden bağımsız, tek kişilere teslim olmamış siyasi partiler arzu ediyorum çünkü aksi hâlde biliyorum ki çocuklarım ve torunlarım bana küfredecek, onu da istemiyorum izninizle.
Çok teşekkür ederim efendim. (CHP sıralarından alkışlar)