| Konu: | |
| Yasama Yılı: | 4 |
| Birleşim: | 38 |
| Tarih: | 20.12.2025 |
CHP GRUBU ADINA AYÇA TAŞKENT (Sakarya) - Sayın Başkanım, değerli milletvekilleri; kesin hesap görüşmeleri iktidarların niyetlerini değil gerçek performansını ortaya koyar. Bütçe görüşmelerinde söylenen vaatler, orta vadeli programlarda çizilen pembe tablolar bugün burada anlamını yitirir çünkü kesin hesap devletin kasasına gerçekte ne girdiğini, o paranın nerelere harcandığını ve bunun toplumun hangi kesimlerine nasıl yansıdığını bütün çıplaklığıyla gösterir. Ben de bugün, bunu konuşmak için buradayım. 2024 yılı kesin hesabı bize açıkça şunu söylemektedir: Türkiye, bu iktidar eliyle derin bir yönetim ve ekonomik krizin içine sürüklenmiştir. 2024 yılına girerken iktidar enflasyonun düşeceğini, mali disiplinin sağlanacağını, bütçe açığının kontrol altına alınacağını iddia ediyordu. Defalarca kürsüden bunlar söylendi ancak yıl sonunda ortaya çıkan tablo, bu iddiaların tamamının boşa çıktığını göstermektedir. Enflasyon hedefleri daha yıl bitmeden revize edilmiş ve revize edilen bu hedeflere de ulaşılamamıştır. Ekonomi yönetimi, 2024 yılı için önce yüzde 36 olarak ilan ettiği enflasyon hedefini yüzde 44'e çıkarmış, buna rağmen toplumun yaşadığı hayat pahalılığı bu rakamların çok ötesine geçmiştir. Bu durum artık teknik bir hata değil, bilinçli olarak düşük hedef koyma ve toplumu yanıltma pratiği hâline gelmiştir. (CHP sıralarından alkışlar) Bütçe gerçekleşmelerine baktığımızda, tablo nettir. 2024 yılında merkezî yönetim bütçe giderleri yaklaşık 10,8 trilyon liraya ulaşırken bütçe gelirleri 8,7 trilyon lirada kalmıştır. Aradaki fark yani 2 trilyon lirayı aşan bütçe açığı, bu iktidarın mali disiplin söyleminin içinin ne kadar boş olduğunu göstermektedir. Daha da önemlisi, bu açık, üretim artışıyla ya da adil bir vergi sistemiyle değil, doğrudan borçlanma yoluyla finanse edilmiştir. Kamu borç stoku 2025'e girerken tarihî yüksek seviyelere ulaşmış; borçlanma sanayiye, tarıma, teknolojiye değil büyük ölçüde faiz ödemelerine ve verimsiz harcamalara yönelmiştir yani borç artmış ama ülkenin üretim kapasitesi artmamıştır. (CHP sıralarından alkışlar)
Kesin hesapta dikkati çeken bir diğer temel sorun, yedek ödenek kullanımındaki keyfîliktir. 2024 yılında yedek ödenek kaleminden çok yüksek tutarlarda kaynak, hatta Merkez Bankasının yedek ödenekleri bile Meclisin denetimi dışında farklı kurumlara aktarılmıştır. Sayıştay raporları dahi bu aktarmaların hangi ölçütlere göre yapıldığını net biçimde ortaya koyamamıştır. Bu durum, bütçe hakkının fiilen Meclisten alınarak yürütme organının keyfî tasarrufuna bırakıldığını göstermektedir. Yedek ödenek bir mali esneklik aracı olmaktan çıkmış, siyasal bir dağıtım mekanizmasına dönüşmüştür. Çok önemli bazı kalemler açısından bütçenin toplumsal sonuçlarına da bakmak zorundayız. 2024 bütçesi kadınları ve çocukları açık bir biçimde öncelik dışı bırakmıştır. Kadınların iş gücüne katılımı hâlâ düşük seviyelerde seyrederken kadın istihdamını artırmaya ve bakım yükünü kamusal olarak üstlenmeye yönelik harcamalar bütçede sınırlı ve dağınık kalmıştır. (CHP sıralarından alkışlar) Kadına yönelik şiddetle mücadelede Aile ve Sosyal Hizmetler Bakanlığı bütçesi nominal olarak artmış olsa da enflasyon karşısında reel bir iyileşme sağlanamamıştır. Sığınmaevleri, psikososyal destekler ve koruyucu önleyici hizmetler artan ihtiyaçlara yanıt vermekte yetersiz kalmaktadır. Benzer bir tablo çocuklar açısından da geçerlidir. Çocuk yoksulluğu yaygınlaşırken çocuklara yönelik sosyal harcamalar ihtiyacın oldukça gerisinde kalmıştır. Millî Eğitim Bakanlığı bütçesi artmış görünse de öğrenci başına düşen harcama reel olarak azalmış; ücretsiz yemek, okul öncesi eğitim, burslar ve çocuk işçiliğiyle mücadele gibi alanlar bütçede güçlü bir öncelik hâline getirilmemiştir. Bu tablo kadınların ve çocukların hak sahibi bireyler olarak değil bütçede ertelenebilir bir maliyet olarak görüldüğünü açıkça göstermektedir.
Deprem gerçeği karşısında da benzer bir tabloyla karşı karşıyayız. 6 Şubat depremlerinin üzerinden uzun zaman geçmiş olmasına rağmen 2024 kesin hesap rakamları deprem harcamalarının kalıcı ve önleyici bir yaklaşımdan ziyade ağırlıklı olarak kısa vadeli ihtiyaçlara odaklandığını göstermektedir. 2024 yılında deprem gerekçesiyle merkezî bütçeden 1 trilyon lirayı aşan kaynak kullanılmış, aynı yıl faiz giderleri 1,3 trilyon lirayı aşmıştır. Bu karşılaştırma bütçede önceliğin afet riskini azaltmak değil borçlanma maliyetlerini çevirmek olduğunu açıkça ortaya koymaktadır. (CHP sıralarından alkışlar) 2026 bütçe gerekçesi de bu yaklaşımın devam ettiğini göstermektedir. Deprem gerekçesiyle artan borçlanmaya rağmen afet riskini azaltmaya ve güvenli kentler oluşturmaya yönelik yatırımlar bütçe belgelerinde açık ve ayrıştırılmış bir öncelik olarak yer almamaktadır. Bütçenin harcama tercihleri iktidarın sınıfsal yönetimini açıkça ortaya koymaktadır. 2024 yılında halkın alım gücü hızla düşerken, asgari ücret açlık sınırının altında kalırken, emekliler temel ihtiyaçlarını dahi karşılayamaz hâle gelmişken bütçede yoksulluğu azaltacak ve gelir dağılımını düzeltecek kalıcı adımlar atılmamıştır. Buna karşın, faiz giderleri artmış, belirli sermaye kesimlerine yönelik transferler düşmüş, kamu kaynakları toplumun geniş kesimleri yerine dar bir çevrenin çıkarlarına hizmet etmiştir. (CHP sıralarından alkışlar) Bugün yaşadığımız tabloyu anlamak için geçmişte verilen büyük vaatleri hatırlamak yeterlidir. Bu iktidar Türkiye'yi dünyanın ilk 10 ekonomisi arasına sokacağını, kişi başına geliri 25 bin dolara çıkaracağını, ihracatı 500 milyar dolara ulaştıracağını söylemişti; gelinen noktada bu hedeflerin hiçbiri gerçekleşmemiştir. Kişi başına gelir bu iddiaların çok gerisinde kalmış, enflasyon ve işsizlik tek haneli rakamlara düşmemiştir. 2024 yılı kesin hesabı bu başarısızlığın geçici değil, yapısal olduğunu teyit etmektedir.
Sonuç olarak, bu kesin hesap şunu söylüyor: Enflasyonla mücadele yoktur, gelir adaleti yoktur, bütçe disiplini yoktur, vergi adaleti yoktur, kamu kaynaklarının etkin ve şeffaf denetimi yoktur ama borç vardır, faiz vardır, ayrıcalık vardır. (CHP sıralarından alkışlar) 2024 yılı kesin hesabı sadece rakamlardan ibaret değil, artan yoksulluğun, derinleşen gelir adaletsizliğinin, güvencesizliğin ve borçla çevrilen bir ekonominin belgesidir. Bu tablo kader değildir, siyasi tercihlerle yaratılmıştır. (CHP sıralarından alkışlar) Bugün burada tartıştığımız şey bir muhasebe tekniği değil, bir yönetim anlayışıdır. Cumhuriyet Halk Partisi olarak biz, bütçenin bir avuç kesimin değil, toplumun tamamının refahı için kullanıldığı, üretimin, emeğin, istihdamın ve adaletin esas alındığı bir ekonomi anlayışını savunuyoruz. Bu nedenle, halkın çıkarlarına hizmet etmeyen, bütçe hakkını zayıflatan ve ekonomik krizi derinleştiren bu kesin hesaba "ret" oyu veriyoruz.
Genel Kurulu saygıyla selamlıyorum. (CHP ve YENİ YOL sıralarından alkışlar)