| Konu: | |
| Yasama Yılı: | 4 |
| Birleşim: | 41 |
| Tarih: | 23.12.2025 |
BÜLENT KAYA (İstanbul) - Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; Türk Ceza Kanunu ve Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Teklifi'ni, kamuoyunda yaygın ismiyle on birinci yargı paketini hep beraber Genel Kurulda görüşmek için bir araya gelmiş bulunuyoruz.
Yargı paketi, on birinci yargı paketi ve yargı reformu olarak Adalet ve Kalkınma Partisi tarafından sürekli PR'ı yapılmaya çalışılan bir kavram, bir deyim. Ne beklersiniz on birinci paket yani daha önce on paket olan bir yargı düzenlemesinden? Her paketten sonra yargının sorunlarının daha da azaldığı, adalete ve yargıya dair kamunun, toplumun, şikâyetlerinin daha da azaldığı bir Türkiye fotoğrafı görmek istersiniz. "Reform" dediğimiz şey ise bir vizyondur, böyle her gün reform yapılmaz. Bir iktidar belli bir dönemde bir reform yapar, en az on sene o reform vizyonuyla hareket eder. Oysa reformu bile ayağa düşüren bir "yargı reformu" kavramı üzerinden bugün malesef meselelerimizi konuşuyoruz. Şimdi, dolayısıyla on bir yargı paketi çıkarıyorsunuz ama -dediğim gibi- her geçen gün yargı içinden çıkılamaz bir hâle geliyor, her çıkardığınız paketten sonra da insanların sorunları daha da artıyor. Be kardeşim, bir işi yaparken de başka bir işi bozmayıverin. Şimdi, biz bugün, 24 Aralık tarihi itibarıyla bu yasayı kanunlaştırdığımızı varsayalım, 31 Temmuz 2023 tarihine geri gidiyoruz ve 31 Temmuz 2023 tarihinden önce işlenmiş suçları kapsama alıyoruz. Daha önce de bu sorunu siz çıkardınız. Niye? Normal ceza kanunlarımızda suç işleme tarihi esas alınırken tuttunuz, o gün cezanın kesinleşme şartını getirdiniz. Ne oldu? Aylarca, yıllarca insanlar "Benim yargılamamın gecikmesinden ben niye sorumluyum?" diyerek 31 Temmuz covid mağdurları" diye bir sosyal sınıf oluşturdunuz. Bugün de "24 Aralık 2025 mağdurları" diye bir sosyal sınıf oluşturacaksınız. Niye? Adam diyecek ki: "Ya, kanunu çıkarttığın tarihten iki sene geriye gidiyorsun, 31 Temmuz 2023." diyorsun. 1 Ağustos 2023'te suç işleyenin ne günahı var? 3 Ağustosta işleyenin ne günahı var? Aynı kamusal zararı ortadan kaldırıyor, aynı kamusal zararı tehdit ediyor. Dolayısıyla sizin her tereddütünüz, geciktirdiğiniz her gün aramıza yeni mağdurlar katıyor. Dolayısıyla size buradan bir kötü haber vereyim. Yarından itibaren, 31 Temmuz 2023'ten kanun teklifinin yasalaştığı tarihe kadar olan dönem için "Bizi niye kapsama almadınız." diye kapınızı çalmaya başlayacak olan birçok mağdur, birçok mahkûm yakını, birçok mahkûm olacak, bundan kaçamayacağınızı, buna çare ararken de yepyeni mağdurlar üretmemek için gelin, bu konuyu bugün ele alalım diyoruz.
İkincisi, Temmuz 2025'te, henüz Genel Kurul tatile gitmeden bu kanun teklifini zaten getirdiniz, hep beraber sizin grubunuzla da arka tarafta gruplar olarak oturduk, konuştuk, bir makul noktada anlaştık. Birdenbire akıbeti belli olmayan bir ses geldi ve siz geri çekildiniz. Ne dediniz? "Ekim ayına kadar biraz üzerinde düşünelim, bu konuyu gündeme getirelim." İki ay insanlar sebepsiz yere, sebepsiz yere demeyeyim de en azından sizin af teklifinizle veya ceza indirimi ya da denetimli serbestlikle ilgili vaatleriniz sebebiyle boş yere yattı. Ekim ayı geldi yok, kasım ayı geldiği yok, aralık hadi bitti, on dört gündür bütçe yoğunluğu olan bir Meclisi, bugün getiriyorsunuz, tekrar burada "Bütçe yorgunluğu var, apar topar bu yasayı bitirelim." baskısıyla burada yasalaşma sürecini bırakın, Meclisi bir onay makamı hâline getiriyorsunuz. Ya, biraz Allah'tan korkmak lazım. Bu beş ay boyunca içeride -madem bu denetimli serbestliği getirecektiniz- binlerce insanın beş ay daha cezaevinde kalmasının müsebbibi siz değil misiniz? Bu mudur ülkeyi yönetmek? Bu mudur basiretli bir yönetici olmak? Dolayısıyla, bu konularda ilk önce kendinizi bir hesaba çekin. Ekim ayında sizden beklediğimiz şuydu: İyi bir hesap kitap edersiniz, gerçekten farklı bir şey getirirsiniz de deriz ki: "Helal olsun, gerçekten ekim ayını beklememize değdi."
Bir diğer husus: Vatandaşın vatandaşa karşı işlemiş olduğu bütün suçları neredeyse bu kapsama alıyorsunuz. Siz devletsiniz, size karşı işlenen suçları niye bu kapsama almıyorsunuz? Zaten ceza kanunları cezanın ağırlığına göre cezanın alt ve üst limitini belirliyor, cezada eşitliği infaz aşamasında niye bozuyorsunuz? Bugün, devlete karşı işlediği suç sebebiyle adi suçlardan ayrı tutulan insanları infazda eşitliğin neresine koyacaksınız? Bir devlet eğer bağışlayacaksa, affedecekse affedeceği tek bir kişi vardır, o da devlete karşı suç işleyen kişileri affetmektir. Affedip, etmemek elbette devletin ve Türkiye Büyük Millet Meclisinin takdirindedir ama herhangi bir vatandaşın hukukuna girmiş bir insanı affetme yetkisi özü itibarıyla devlete ait olmaması gereken bir şey. Milletin malını hırsızlıkla gasp etmiş, ırzına geçmiş, ırzına tasaddide bulunmuş olanları affediyorsun, devlete karşı söylediği söz ve fiiller sebebiyle, soyut getirdiğiniz terör kavramı sebebiyle insanları elinde silah olmamasına rağmen terör örgütü üyeliğinden tutukluyorsunuz, sonra cezalandırıyorsunuz, şimdi de "Sen orada istediğin kadar yatmaya davet, ben seninle ilgili herhangi bir düzenleme yapmayacağım." diyorsunuz, bunun da adil olmadığını burada bir kez daha ifade etmiş olalım. Sonra dedim ya, ya bir işi yaparken de başka bir işi bozmayın. 31 Temmuz 2023'ten önce işlenen ve istisna tutulmayan bazı suçlar vardı, tutup geliyorsunuz bugün bambaşka istisnalar getiriyorsunuz. Ya, kadına karşı şiddet, cinsel suçlar, evet, toplumsal vicdan bunların affedilmesini ya da cezalarında indirim yapılmasını kabul etmez ama buradan Adalet ve Kalkınma Partili arkadaşlara sormak istiyorum: Daha önce çıkardığınız yasada kadına karşı şiddet ve cinsel suçları kapsam dışına almamıştınız, o gün bunlar ahlaklı suçlardı da bugün mü ahlaksız hâle geldi. Yani hukuk devletinde eşitlik diye bir şey vardır. Elbette kamuoyunun talebi önemlidir ama dün ayıp görmediğiniz bir işi bugün ayıp görmeye başlarsanız toplumun vicdanını zedelemiş olursunuz. Çıkardığınız yasanın en azından hukuk tekniği açısından mahzurlu olan hususlarından bir tanesi de bu. Dolayısıyla, bir örnek veriyorum: 1 Ağustos 2022 tarihinde cinsel bir suç işleyen kişiyi bir önceki kanunda affettiniz ama 1 Ağustos 2022 tarihinde aynı gün suç işlemiş, bugüne kadar mahkemesi uzamış bir kişiye bugün "Biz ahlaklı olduk, artık bu suçları denetim kapsamına almıyoruz." demek devlet aklıyla, devletin tutarlılığıyla, devletin vicdanıyla savunulacak bir şey değil ki, olsa olsa sizin popülist bir yaklaşımınız olmuş olur. Başka türlü, hukuk, yargı, adalet, vicdan popülizmle yürümez değerli arkadaşlar, topluma karşı samimi ve dürüst olun. Dün affettiklerinizi ahlaklı bulacaksınız, bugün toplumsal baskıyı dikkate alarak bunlar ahlak dışı diye göreceksiniz. Bunları savunduğum için değil; dün yaptığınız yanlışlar da yanlıştı, bugün onları düzeltmek için attığınız adımlar bir başka yanlışa yol açıyor. Bunu ifade etmek için burada söylüyorum.
Bir diğeri, zaten ben milletvekili oldum olalı, 28'inci Dönemde burada birçok arkadaşlar da herhâlde aynı duyguyu yaşıyordur, Anayasa Mahkemesinin iptal ettiği kanunları burada yeniden kanunlaştırmak neredeyse mesaimizin yüzde 25'ini alıyor. Buradan Adalet ve Kalkınma Partisine açık bir çağrıda bulunuyorum: Anayasa Mahkemesinin iptal ettiği ve hâlâ bekleyen, süresi dolmamış olan birçok düzenleme var. Allah aşkına ne bu Meclisi ne Başkanlık Divanını ne de toplumu meşgul edin, gelin, hep beraber oturalım, Anayasa Mahkemesinin içerik boyutuyla değil şeklen iptal ettiği bütün maddeleri tek bir pakete sığdıralım ve burada bunu hep beraber yasalaştıralım. Siz zehir ile şerbeti aynı kasenin içerisine koyuyorsunuz, getiriyorsunuz ve bizden bunu içmemizi bekliyorsunuz.
Değerli arkadaşlar, bu paketin içerisinde dahi bizim itiraz etmediğimiz birçok madde var, niye bu Meclisi meşgul ediyorsunuz? Gelin, beraber konuşalım, bunları bir paket hâline getirelim, üzerinde iktidarıyla muhalefetiyle hiçbirimizin itirazı olmayan maddeleri, 50 maddeyse 50 madde, 100 maddeyse 100 madde, 200 maddeyse 200 madde, bir günde hep beraber çıkaralım. Ne Meclisi meşgul edelim ne kamuoyunu ne de buradaki elektrikleri; hiç olmazsa belki Şanlıurfa'nın elektrik sorununa bir katkımız olmuş olur değil mi Değerli Başkanım? (YENİ YOL ve CHP sıralarından alkışlar)
Onun için, burada Adalet ve Kalkınma Partisinin kaybettiği şu istişare kültürünü tekrar kazanması lazım. Sayın Başkan, siz de Adalet Bakanlığı yaptınız ve bu Genel Kurul çalışmalarının uzamasından en çok muzdarip olanlardan birisiniz haklı olarak ama bunun müsebbibi biz değiliz, planlama yapamayan, muhalefetle diyaloğu beceremeyen Adalet ve Kalkınma Partisidir. Bunun cezasını niye bütün milletvekillerine çektiriyoruz?
(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)
BAŞKAN - Sayın Kaya, lütfen tamamlayın.
BÜLENT KAYA (Devamla) - Toparlıyorum Sayın Başkanım.
Adalet ve Kalkınma Partisi grup yönetimi, bakanlıklarla yürüttüğü ve Meclisi devredışı bıraktığı bu yönetim anlayışıyla sadece muhalefet milletvekillerini değil Adalet ve Kalkınma Partisi milletvekillerine de zulmediyor, farkında değil. Bu arkadaşlarımız sizin gecikmiş işlerinizin, bürokrasiyle, bakanlıkla geç yürüyen işlerin, muhalefetle istişareyi becerememenizin cezasını saatlerce burada yoklama ve karar yeter sayısı talebiyle niçin geçirmek zorunda kalsınlar? Bakın, burada kaç Adalet ve Kalkınma Partili arkadaşımız var? 15 civarında arkadaş. Birazdan bir yoklama veya karar yeter sayısı istendiği zaman birçok Adalet ve Kalkınma Partili arkadaş buraya koşturmak zorunda kalacak. Ya, milletvekillerini niye bu hâle düşürüyorsunuz değerli arkadaşlar? Gelin, konuşalım, ülkenin meselelerini hep beraber çözelim ama burnunuzdan kıl aldırmıyorsunuz, kibrinizden yalnızdan geçilmiyor; sonra bir paketi geçirmek için arka tarafta muhalefetle anlaşmayı arıyorsunuz, bu doğru bir tarz değil diyor, Genel Kurulu saygıyla selamlıyorum. (YENİ YOL ve CHP sıralarından alkışlar)