GENEL KURUL KONUŞMASI
Konu:
Yasama Yılı:4
Birleşim:47
Tarih:14.01.2026

GÜLÜSTAN KILIÇ KOÇYİĞİT (Kars) - Teşekkür ederim Sayın Başkan, ben de Genel Kurulu saygıyla selamlıyorum.

Orta Doğu'nun geleceğini belirleyecek aslında tarihsel bir kavşaktayız. Özellikle İran'da yaşananlar gerçekten her geçen gün kaygılarımızı da derinleştiriyor. İran'da yaşananları tabii ki sadece son birkaç haftadaki olaylarla açıklayamayız, büyük bir öfkenin biriktiğini, toplumun büyük bir itirazının biriktiğini ve bu itirazın da akın akın sokaklara aktığını da hep beraber görüyoruz. İran'da karşımızda duran tablo aslında yıllardır biriken eşitsizliklerin, bastırılan taleplerin ve çözümsüzlüğün artık toplum tarafından taşınamaz hâle geldiğinin açık göstergesidir. Bugün İran'da itiraz edenler sadece yoksullaşan kesimler değil yaşamının tamamında baskı altına alınmış olan toplumun bizzat kendisidir. Ekonomik kriz siyasal krizin, siyasal kriz ise toplumsal adaletsizliğin aynasına dönüşmüştür. Özellikle, etnik ve inançsal farklılıkların yoğun olduğu bölgelerde uygulanan güvenlikçi politikalar, rejimin sorunu çözmek değil aslında yönetmek, zamana yaymak ve bastırmak istediğini açık ve net göstermektedir. Kürt kentlerinde yaşananlar bir kez daha şunu kanıtlamıştır: Eşitliği tanınmayan hiçbir düzen istikrar üretemez ve ayakta duramaz. Halklar taleplerini barışçıl yollarla dile getirirken devletin cevabının zor, tehdit ve cezalandırma olması bilinen, aslında bilerek ve isteyerek uygulanan bir tercihtir. Bugün İran'da paramiliter güçler, devlet televizyonlarına çıkıp halkı tehdit edecek noktaya gelmiş, sokakta halka ateş etmiş ve en azından resmî olarak bilebildiğimiz yaklaşık 2 bin kişinin, diğer bazı görüntülerden ve bazı kaynaklardan aldığımız bilgilere göre binlerce insanın katledildiği bilgisi gelmektedir. Bu tutum krizi derinleştiren, toplumsal bağları koparan bir tercihtir çünkü korku geçici bir sessizlik yaratır ama asla rıza üretmez. Bugün iktidarlar iletişimi keserek, sınırları kapatarak toplumları içe kapatarak ayakta kalabileceklerini sanıyorlar. Oysaki 21'inci yüzyılda hiçbir rejim halkını dünyadan yalıtarak meşruiyet kazanamaz. Buradan açıkça söyleyelim: Demokrasi bir rejimin zayıflığı değil toplumsal dayanıklılığın en güçlü dayanağıdır. Çoğulculuğu kabul etmeyen, farklılıkları tehdit olarak gören her yapı kendi geleceğini de riske atar. Orta Doğu bugün büyük bir yol ayrımındadır ya baskı ve inkâr siyaseti derinleşecek ya da halkların ortak yaşam iradesi güçlenecektir. Bu coğrafyada kalıcı barış silahla, yasakla, korkuyla değil eşit yurttaşlık ve demokratik katılımla mümkün olacaktır. Türkiye açısından da tüm bu yaşanan gelişmeler çok önemlidir. Komşu ülkelerde yaşanan her kriz bize demokrasinin ertelenemez bir ihtiyaç olduğunu bir kez daha göstermektedir. Demokratikleşme yalnızca iç mesele değil bölgesel barışın da anahtarıdır.

DEM PARTİ olarak durduğumuz yer nettir; biz halkların onurlu yaşam talebinin yanındayız, inkârı değil tanınmayı, bastırmayı değil diyaloğu, korkuyu değil özgürlüğü savunuyoruz çünkü biliyoruz ki halkların iradesini yok sayan hiçbir düzen kalıcı değildir. Gelecek, halkların söz sahibi olduğu demokratik bir zeminde kurulacaktır. Günlerdir sokakta olan, direnen ve ülkesini demokratikleştirmek için sokağa çıkan İran halklarının demokratik mücadelesini de buradan selamladığımızı ifade ediyoruz ve İran molla rejiminin halkları katleden, idam sehpalarıyla bütün itirazları yok etmeye çalışan anlayışını buradan bir kez daha kınadığımızı, nefretle kınadığımızı da ifade etmek istiyorum.

Sayın Başkan, sayın vekiller; son günlerde, biliyorsunuz, basına bazı haberler yansıdı. Özellikle Hale Gönültaş'ın yaptığı bir haberde, savcılık kayıtlarına göre, Türkiye'de çatışma bölgelerinde aktif olarak yer aldığı tespit edilen IŞİD militanlarının kimi zaman aileleriyle birlikte Türkiye Cumhuriyeti vatandaşlığını aldığı, diğerlerinin ise yabancı kimlik ve geçici koruma statüsüyle il göç idaresinden kimlik aldığı bilgisini aldık. Bu durum, Türkiye'nin güvenlik anlayışı açısından olduğu kadar hukukun en temel ilkeleri açısından da ciddi bir skandaldır. Bu belgelerle, IŞİD'in çatışma ve yapıları içinde yer alan kişilerin propaganda videolarında yer aldığı, silahlı çatışmalarda görüntülendiği savcılık tarafından tespit edilmiştir.

Sayın Başkan, sormak istiyorum buradan: Böyle vahşi bir örgüte doğrudan katılmış ya da aktif şekilde dâhil olmuş kişilere nasıl olur da Türkiye Cumhuriyeti vatandaşlığı verilir? Bu kişilere kimlik verilirken hangi güvenlik taraması yapılmıştır? Bu kişiler Türk vatandaşlığına kabul edilirken Meclisin ve ilgili bakanlıkların bilgisi var mıdır? Yoksa bu bir sistem hatası mıdır?

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN - Buyurun, devam edin.

GÜLÜSTAN KILIÇ KOÇYİĞİT (Kars) - Yoksa daha vahim başka bir ilişki ağı mı vardır? Bunların derhâl açıklanması gerekiyor. Üstelik 3 militanın vatandaşlık aldığı tespit edilirken diğer 19 kişinin de yabancı kimlik ve geçici koruma statüsüyle sigortalı çalıştığı da kayıt altına alınmıştır. Buna "hukuki zafiyet" diyerek geçmek mümkün değildir. Bu durum aynı zamanda IŞİD'le mücadeledeki ciddiyetin sorgulanmasına yol açacak bir tabloyu da açık ve net bir şekilde bize göstermektedir. Bu skandalın hesabını sormak, böylesi insanlık düşmanı, vahşi örgütlerle mücadelenin içinin boşaltılmasına izin vermemek bu Parlamentonun asli görevidir çünkü biliyoruz ki bu kişilerin Türkiye'deki yaşamlarını kolaylaştıran mekanizmalar ve bütün bu mekanizmalara göz yumanlar ve sahip çıkanlar var. Bu noktada sorumluluk açık ve nettir: Hesap sorulmalıdır. Kim, hangi gerekçeyle, hangi kurum ve yetkiyle bu kişilere vatandaşlık ve kimlik verdi?

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN - Buyurun, devam edin.

GÜLÜSTAN KILIÇ KOÇYİĞİT (Kars) - Hangi bağlantılar harekete geçti hâlâ cevabı yok. Bunların Halep'te iç güvenlik görevlisi bir kadını, bir binanın üçüncü katından atan zihniyetin devamı olduğunu ifade edelim. İnsanlık düşmanı, kadın düşmanı bu insanları korumak, onlarla aynı suçu işlemektir. Biz bu sürecin takipçisi olacağımızı bir kez daha ifade etmek istiyorum.

Sayın Başkan, bir konuya değindikten sonra deminki tartışmaya dair de bir iki şey söylemek istiyorum. Biliyorsunuz, Halep'teki saldırılara ilişkin halkımız Türkiye'nin dört bir yanında sokaklara çıktılar ve demokratik, meşru protesto haklarını kullandılar fakat bildiğimiz gibi AKP iktidarı bütün bu protesto eylemlerine katılan insanlara şimdi sabahın erken saatlerinde kapılarını kırarak yine gözaltı işlemi yapıyor. Bugün de Şırnak'ta 6 kişinin, 6 gencin gözaltına alındığı bilgisini aldık. Yine, Van'da gözaltılar var, henüz sayıyı tespit edemedik. Yine -bildik ezber- avukat görüş kısıtlılığı var, dosyada gizlilik kararı var ve bütün bunlarla halkı korkutmak, sindirmek ve aslında halkın, Halep'teki...

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN - Buyurun.

GÜLÜSTAN KILIÇ KOÇYİĞİT (Kars) - ...Kürtlerin dayanışmasının, orada yaşananlara karşı ses çıkarmasının önüne geçilmek istendiğini de açık ve net bir şekilde biliyoruz. Buna karşı da bu tutumu kabul etmediğimizi ifade edelim.

Son olarak şunu söyleyip bitirmek istiyorum Sayın Başkan: Az önceki tartışmada hem biz hem Cumhuriyet Halk Partisi açık bir talepte bulunduk. Sayın Leyla Şahin Usta'nın Genel Kurulda sarf ettiği sözler nedeniyle buraya gelmesi ve özür dilemesi gerekiyordu ama Leyla Şahin Usta özrü kabahatinden büyük bir açıklama yaptı ve bir kez daha hakkı ve haddi olmayan sözler sarf etti. Nedir o da? "Ben Alevileri Müslümanlık içinde görüyorum da sizin itirazınız işte bunadır." gibi bir safsatayı ortaya attı, olmayan bir tartışmayı başlattı ve bir kez daha Alevilere gömlek biçti, Aleviliği tarif etmeye kalktı ve Alevilere biçim vermek istedi. Biz bu anlayışı kınıyoruz.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN - Buyurun tamamlayın.

GÜLÜSTAN KILIÇ KOÇYİĞİT (Kars) - Bu anlayışı kabul etmiyoruz. Aleviler ya da başka bir inanç, başka bir din, başka bir mezhep, kim, nasıl kendini tanımlıyorsa biz ona saygı duyarız. Bir siyasi partinin, bir milletvekilinin, bir grup başkan vekilinin görevi bir inancı tarif etmek değildir, Aleviliği tarif etmek değildir. Aleviler üzerine yaptığı nefret suçuna dair kamuoyundan ve Alevilerden özür dilemesini bekliyoruz, özrü kabahatinden büyük açıklamalar yapmasını değil diyorum.

Hepinizi saygıyla selamlıyorum. (DEM PARTİ sıralarından alkışlar)