GENEL KURUL KONUŞMASI
Konu:
Yasama Yılı:4
Birleşim:48
Tarih:20.01.2026

MURAT EMİR (Ankara) - Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; konuşmama Tayfun Kahraman ve Murat Çalık için artık insanlık dramına dönüşmüş olan hastalık durumunu gündeme getirerek başlamak istiyorum. Tayfun Kahraman aslında Gezi'den birkaç defa beraat etmişti ama Cumhurbaşkanı Erdoğan'ın Gezi'den kişisel bir intikam çıkartma gayretiyle tekrar tutuklandı ve 2023'te hüküm giydi. Oysa, Anayasa Mahkemesi sonrasında Tayfun Kahraman'ın adil yargılanmadığını tespit etti ve mahkemeye "Tayfun Kahraman'ı tahliye et ve yeniden yargıla." dedi. Oysa, Anayasa Mahkemesi kararı herkesi bağlaması gerekirken mahkeme buna uymadı. Burada açık bir hukuksuzluk ve bir Anayasa tanımazlık vardır ama bununla yetinmediler; Tayfun Kahraman multiple skleroz hastası, MS hastası. Bu son derece ağır seyreden, ağır ağrılarla seyreden ve bir kişinin tek başına yaşamını cezaevinde geçirmesini önleyecek derecede ağır bir hastalık. Tayfun Kahraman'ı ziyaret eden bizler bunu açıkça görüyoruz ve öylesine zulmediliyor ki kendisi cezaevinden hastaneye götürülürken kötü muameleye tabi tutuluyor, dönüşte neurontin ilacı alması lazım; o gece ilacını almıyor ve ağrılar içerisinde uyuyor ve bizim vicdanımız sızlıyor. Hepinizin de vicdanının sızlamasını ve ayağa kalkmasını bekliyoruz. Bakın, multiple skleroz hastasının ağrıları o sinirsel deşarjlardan dolayı son derece ağırdır ve bıçak saplanmasından çok daha derindir ve yaralayıcıdır, acıtır ve bu kişiyi tek başına inatla cezaevinde tutmak, Anayasa Mahkemesi kararını çiğnemek, cezaevinde kötü muameleyi geçmiş işkence suçuna girmiş bir durumdur ve bilsinler ki bu suçu işleyenler eninde sonunda yargılanacaklar; bu suçların zaman aşımı yoktur. Bu kişilerin vebalini kim, nasıl verecek? Buradan soruyorum. Yeter artık! (CHP sıralarından alkışlar) Tayfun Kahraman için Anayasa Mahkemesi kararına uyun ve bu kişiyi hiç olmazsa hastanede takip edin. Yüksek doz steroid veriyorlar, kortizol veriyorlar baskılamak için. Niye? Bir an evvel cezaevindeki hücresine götürelim diye. Oysa, yüksek doz kortizol verdiğiniz hastanın bütün savunma mekanizmalarını çökertiyorsunuz, hastalığa, enfeksiyona açık bir hâle getiriyorsunuz. Bunu da çok iyi biliyorsunuz ama göz yumuyorsunuz. Artık yeter!

Mehmet Murat Çalık, kendisi tutuklandı, hükümlü değil; birden bire gerekçesiz İzmir Buca Cezaevi'ne sürüldü. Bunun adı sürgün. Niye? Çünkü annesini, babasını haftada bir görüyormuş; göremesin, çocuğunu göremesin, eşi gelip ziyaret edip moral veremesin ve tabii, avukatlarıyla olması gerektiği gibi görüşemesin ve savunma hakkı, savunmaya erişim hakkı kısıtlansın diye İzmir'e sürdüler. Oysa Mehmet Murat Çalık daha önce lenfoma geçirmiş, hastalığının nüksetme olasılığı var ve kendisi gerçekten de İzmir'deki Buca cezaevinde 15 kilo verdi, 15 kilo, hepimizin gözü önünde eridi ve buna rağmen... Vücudunda zaman zaman çeşitli kitleler oluştu, bu kitlelerden biyopsiler alındı. Dilimizde tüy bitti burada bir "relaps" dediğimiz hastalığın yeniden baş göstermesi olabilir, oluyor gibi görünüyor dedik. Biyopsi alındı, İzmir Katip Çelebi Üniversitesi Hastanesi dedi ki "Evet, 4-5 'blast' var. Hastalık nüksediyor olabilir ve cezaevinde kalması tekrar riskini artırıyor olabilir." Ne yapmak lazım? Bu kişiyi hiç olmazsa alın, korunaklı, cezaevi koşullarındaki bir üniversite hastanesinde takip edin. "Yok, hayır. İlla cezaevine koyacağız, illa eziyet çektireceğiz. Herkese ibret olsun diye biz bunu yapacağız." gibi bir düşman hukuku anlayışı yeşermiş durumda ve bunu yaptılar. Adli Tıpa gitti, Adli Tıp 5-6 "blast" hücresini yani o kötü huylu hücreyi 4-5'e indirdi ve "Devam edebilir." dedi. Şimdi, on gün önce biyopsi alınmış, yarası duruyor, dikişleri orada, bir başka hastanede alınmış bir biyopsi var, ameliyat yapılmış. Bir başka hastaneye, şehir hastanesine götürdüler, bunu anlamak mümkün değil. Bir defa, bakın, Hasta Hakları Beyannamesi var, İnsan Hakları Beyannamesi var, bizim yasalarımız var; hasta hekimini seçer, hasta hastanesini seçer.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN - Buyurun tamamlayın.

MURAT EMİR (Ankara) - Tedavisi başlamış sürüyor. Niye bu ihtiyaç duyuluyor? Nereden çıkıyor bu? Çünkü oradan sipariş üzerine rapor alabilecekler. Daha önce aldıkları raporun bir benzerini alabilecekler diye savcılık diyor ki "Hayır, İzmir Şehir Hastanesine götüreceksiniz." Mehmet Murat Çalık kabul etmedi bu muameleyi, haklarını savundu; tam cezaevine götürecekken vazgeçtiler çünkü onlar da korkuyorlar, vazgeçtiler, tekrar hastaneye götürdüler. Savcılık talimat vermiş; "Tek kare görüntüsü olmayacak, görüntü verdirmeyeceksiniz." Niye? Çünkü Mehmet Murat Çalık'ın düştüğü o durumu, o pençeleştiği hastalığı görüntülenirse savcılık zor duruma girer diye, bir algı oluşur diye ve sonuçta ultrason cihazını bile Mehmet Çalık'ın odasına getirdiler, koğuşuna getirdiler, orada tetkiklerini yapıp tekrar götürdüler. Bakın, buradan sesleniyorum: Eğer bu cezaevinde bugüne kadar...

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN - Buyurun, tamamlayın.

MURAT EMİR (Ankara) - Bu kişilere yapılan açıkça hukuksuzluktur, hukuku çiğnemektir, insanlığından vazgeçmektir. Bu bir insanlık suçudur ve oradan, Allah korusun, bir cenaze çıkarsa bunun altında Türkiye Cumhuriyeti kalır; açık söylüyorum, Türkiye Cumhuriyeti kalır. (CHP sıralarından alkışlar) Ama oradaki meslektaşlarıma da buradan sesleniyorum: Emir geldi, talimat geldi diye bu işlerin içine girmeyin, hastanın hakkını verin ve hastaların olması gerektiği gibi tedavi almalarını sağlayın. Bu kişilerin artık bir dakika bile cezaevi hücrelerinde tutulması açıkça hukuksuzluktur, insanlık dışı bir uygulamadır.

Değerli arkadaşlar, çok yakıcı bir sorun. Yine, 12 yaşındaki Atlas Çağlayan'ın sokak ortasında yine bir ergen tarafından bıçaklanarak öldürülmesi sonrasında, diğer acılarımızın da elbette hiç yüreğimizden eksilmeyen acılarımızla bir kez daha anımsadık.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN - Son dakikayı veriyorum.

MURAT EMİR (Ankara) - Toparlıyorum Sayın Başkan.

BAŞKAN - Buyurun.

MURAT EMİR (Ankara) - Baktığınızda burada çok katmanlı, çok yönlü bir sorunla karşı karşıya olduğumuzu anlıyoruz. Bir yönüyle ölen çocuk, öldüren çocuk; evet, bu yönüyle doğru. "Cezalar artırılsın." diye bir tartışma var ama burada sadece cezaların artırılarak bu sorunun altından kalkamayacağımız görmemiz gerekiyor. Ailenin çökertilmiş olması, içinde bulunduğumuz bu ekonomik kriz, sosyal bakımın, sosyal programların yetersiz olması, okulun zayıflatılmış olması, sokakların çetelere teslim edilmiş olması, çetelerle etkin mücadele yapılmıyor olması, cezasızlık algısı, şiddetin normalleştirilmesi, devletin İstanbul Sözleşmesi'nden çekilerek aile içi şiddeti, kadına şiddeti âdeta özendirir bir noktaya gelmesi aslında bütün bu sorunların birikmesiyle çocukların...

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

MURAT EMİR (Ankara) - Son cümle Sayın Başkan.

BAŞKAN - Sekiz dakikayı geçti.

MURAT EMİR (Ankara) - Tamam Sayın Başkanım.

BAŞKAN - Sekiz dakikayı verdik.

MURAT EMİR (Ankara) - Başkanım, sözümü tamamlayacağım. Başkanım, sekiz dakika kuralı nereden çıkıyor?

BAŞKAN - Sekiz dakikayla...

Bir saat konuşun o zaman Sayın Emir Bey. Buyur, hadi gel buraya konuşun eğer istiyorsanız.

MURAT EMİR (Ankara) - Sayın Başkanım, buraya...

BAŞKAN - Benimle tartışmayın, sekizer dakikayla bağladık. Arkadaşlar, geçen oturumda da sekiz dakikayla bitirdik, şimdi de herkese sekiz dakika verdim; siz zorluyorsanız size verelim yani.

İSMET GÜNEŞHAN (Çanakkale) - Başkanım, cümlesini tamamlasın bari.

MURAT EMİR (Ankara) - Sayın Başkanım, şöyle yani biz bir defa sekiz dakikayla bağıtlamadık...

BAŞKAN - Efendim, nasıl?

MURAT EMİR (Ankara) - ...öyle bir bilgi bende yok.

BAŞKAN - Sekiz dakika söz hakkınız da yok yani sizin bir milletvekilinden fazla söz hakkınız yok Sayın Emir.

Evet...

MURAT EMİR (Ankara) - Sayın Başkanım, bir dakikanın, iki dakikanın tartışmasını sizinle yapmam ama burada sözümü tamamlama dahi izin vermemenizi de kabul edemiyorum.

BAŞKAN - Sekiz dakikada tamamlamanız konusunda ricacı oluyorum ben. Zorlamazsanız teşekkür ederim yoksa sizin bir milletvekilinden farkınız yok.

MURAT EMİR (Ankara) - Efendim benim sizi...

BAŞKAN - Meclis Başkanlığını yöneten bir arkadaşınız olarak Grup Başkan Vekillerinin partilerini temsil noktasına saygı duyuyorum. Sekiz dakikayla şekillendiriyoruz. Şimdi ben, Turhan Çömez'e geçen sefer vermedim, Sayın Özdağ'a vermedim, Sayın Kılıç'a vermedim, Sayın Sezai Bey istedi, vermedim.

MURAT EMİR (Ankara) - Sayın Başkanım, ben sadece şunun tutanaklara geçmesini istiyorum, ben sizi zorlayacak noktada bir milletvekili değilim.

BAŞKAN - Sayın Emir, buyurun. Bütün bunlardan sonra siz söz istiyorsanız buyurun.

MURAT EMİR (Ankara) - Yok Sayın Başkanım, ben söz istemiyorum ama burada sözümüzün bir nedenle, hem de bizim içinde olmadığımız bir anlaşmayla kesilebilecek olmasını biz kabul etmiyoruz. Bu tartışmayı sizinle başka zaman yürütürüz.

Saygılar.

BAŞKAN - Ben mi kestim sözünüzü? Kesmedim, son dakika diye söz verdim.

MURAT EMİR (Ankara) - Teşekkür ederim.