GENEL KURUL KONUŞMASI
Konu:
Yasama Yılı:4
Birleşim:48
Tarih:20.01.2026

AK PARTİ GRUBU ADINA HULUSİ AKAR (Kayseri) - Sayın Başkanım, sayın milletvekilleri; sizleri ve bizleri izleyen değerli vatandaşlarımızı saygıyla selamlıyorum.

Tezkereyle alakalı, Somali tezkeresiyle alakalı bilgi sunacağım, bazı bilgilerimiz var.

Önce, dünya... Dünyada geldiğimiz noktada hepinizin gördüğü ve yakından takip ettiği üzere, İkinci Dünya Savaşı'ndan sonra tesis edilen, kurulan kuralların ve kurumların giderek erozyona uğradığını ve işlevlerini kaybettiğini görüyoruz. Çin'in yükselen gölgesinde tek kutupludan çok kutupluya doğru yeniden bir yapılanmanın mevcut olduğuna da şahit oluyoruz.

Ciddi belirsizlikler söz konusu. Burada bir tarafta nükleer silahların önlenmesi için çalışmalar yapılırken diğer taraftan da konvansiyonel silahlarla yüz binlerce insanın öldürüldüğüne şahit oluyoruz. Bu noktada Sayın Cumhurbaşkanımızın "Dünya 5'ten büyüktür. Daha adil bir düzen mümkündür." teziyle başlattığı inisiyatif ve tedbirler konusunda çalışmalarımızı kapsamlı bir şekilde sürdürdük, sürdürmeye devam ediyoruz. Bir tarafta transatlantik bağların zorlandığını, sorgulandığını da günümüzde görüyoruz. Filistin, Suriye, Ukrayna başta olmak üzere, Venezuela'dan Kamboçya'ya, Endonezya kıyılarından Doğu Akdeniz'e, Yemen'den Grönland'a kadar ciddi bir şekilde belirsizlikler var, çatışmalar var, gerilimler var. Bu gerilimler her an bir şekilde çatışmaya dönüşebilme istidadı göstermektedir.

Dünyada bunlar olurken Türkiye'de biz neler yaptık, bugüne nasıl geldik? Hepinizin malumları, terörle mücadelemiz başladı, bugüne kadar geldi. Önce İkiyaka Dağları'nda, daha sonra Çukur Operasyonlarıyla, daha sonra Irak'ın kuzeyinde teröristlerin barınakları, sığınakları, korunakları başlarına yıkıldı. Daha sonra 2011 itibarıyla Suriye bizim için bir mesele oldu, orayla yakın ilgilenmeye başladık. Önce Fırat Kalkanı Harekâtı'nda 4 binden fazla DEAŞ'lı etkisiz hâle getirildi. Daha sonra Zeytin Dalı ve Barış Pınarı Harekâtlarıyla da PKK'lı ve YPG'li teröristler etkisiz hâle getirildi. Bu arada, Bahar Kalkanı Harekâtı'nı icra etmek suretiyle, Suriye'den ülkemize gelen göçün önlenmesi ve oradaki rejim tarafından yapılan katliamın da durdurulması mümkün oldu. Bu faaliyetlerin arasında da hain 15 Temmuz darbe girişimiyle karşılaştık. Burada vatanını, milletini seven, bayrağına, milletine saygısı olan asker, sivil herkes, Cumhurbaşkanımızın liderliğinde, kafalarına dayanan silahlara rağmen karşı koydu, direndi ve bu hain girişimi akamete uğrattık. Burada, özellikle şunu vurgulamak istiyorum: Bu yapılan operasyonlar sırasında tek hedef daima teröristler olmuştur, sadece ve sadece teröristler olmuştur; Türkler, Kürtler, Zazalar daima kardeş olmuştur, kardeştir. Binlerce yıldan beri bu coğrafyada yaşıyoruz, biz buna yürekten inanıyoruz, bunun gerçek olduğunu görüyoruz çünkü Çanakkale'de beraberdik, Millî Mücadele'de beraberdik ve 15 Temmuzda da yine bu teröristlere karşı birlikte mücadele ettik ve şu anda da bütün çocuklarımız, evlatlarımız, şehitlerimiz aynı şehitliklerde yatıyorlar. Bu vesileyle şehitlerimize, ebediyete intikal eden kahraman gazilerimize Allah'tan rahmet diliyor, hayatta olan kahraman gazilerimize, şehit ve gazilerimizin kıymetli ailelerine de saygı ve şükranlarımı sunuyorum.

Suriye'nin toprak bütünlüğü ve siyasi bütünlüğü önemli, bu konuda her türlü desteği sağladık, sağlamaya devam ediyoruz. Bizim için önemli olan hudutlarımızın güvenliği, bunu yaptık ve "Tek Suriye, tek ordu." diyoruz ilke olarak. Suriye'nin geleceğinde ne batısında ne doğusunda teröriste yer yok. Bugün meydana gelen bayrak olayıyla ilgili de açık ve net olarak şunu söylüyoruz: Bayrağımıza uzatılan eller ya kırılmıştır ya da kırılacaktır, bundan kimsenin şüphesi olmasın. (AK PARTİ sıralarından alkışlar) Suriye'de 10 Martta yapılan, 18 Ocakta yapılan anlaşmaları biz yakından takip ediyoruz, bölgeye barış ve huzurun gelmesi için her türlü katkıyı yapmaya hazır olduğumuzu ifade ettik, ifade ediyoruz. "Bu yapılan anlaşmalarla İsrail'in planları çöpe mi atılıyor?" dedikten sonra diğer taraftan da "Bugünün çözümü yarının sorunları olmaz inşallah." diyoruz. Cumhurbaşkanımızın çok açık ortaya koyduğu bir husus var: Bedeli ne olursa olsun Suriye'nin kuzeyinde, Türkiye'nin güneyinde devlet kurulmasına asla izin vermedik, vermeyeceğiz. Terörsüz Türkiye Türkiye'de, terörsüz bölge de Suriye'de gerçekleşecek, bunun için de yapılması gereken ne varsa Sayın Cumhurbaşkanımız, Sayın Devlet Bahçeli yaptılar, yapmaya devam ediyorlar. Burada terörsüz büyük ve güçlü Türkiye'nin inşası ve ihyası için yapılması gereken ne varsa elimizden gelen her türlü gayreti gösterdik, göstereceğiz ve inşallah başaracağız.

Burada, bu konuda yabancıların da ilgili olduğunu görüyoruz. Bu konuda yaptığımız, Komisyonda yaptığımız görev sırasında Fransa'daki bazı milletvekilleri ve senatörlerin "Terörsüz Türkiye gerçekleşecek mi?" sorusuna bizim verdiğim cevap: "Evet, gerçekleşecek; siz karışmazsanız, siz desteklemezseniz terörsüz Türkiye gerçekleşecek." diye ifade ettik.

Terörün bize verdiği çok büyük zararlar var. Bazı zorunlu harcamaların hesabı yapıldığında kabaca 2 trilyon dolardan bahsediliyor. Dolayısıyla bu 2 trilyon dolarla neler yapılmazdı? Efendim, dev nükleer santraller, yüksek hızlı tren hatları, yeni metro ağları, okullarımızın tamamen yenilenmesi ve dijital sisteme geçiş ve milyonlarca sosyal konut ve yüzlerce Kaan uçağının yapılması mümkündü. Bunlar yapılabildiği takdirde G20'den de G7'ye geçiş gayet kolay olacaktı ancak geç kalmış değiliz. Elli dört yıl askerlik ve Bakanlık yaptığım süre içinde inatla ve ısrarla şunu söylüyoruz: 86 milyon bir ve beraber olduğu müddetçe bizim aşamayacağımız engel, yapamayacağımız görev yok, buna inanıyoruz; sanatta, sporda, ulaşımda, turizmde, sağlıkta, altyapı çalışmalarında, yapay zekâ dahil büyük aşamalar kaydedildi yüksek teknoloji kullanmak suretiyle.

Yine savunma, güvenlikte çok ciddi başarılar sağlandı. Burada savunma, güvenlik sadece belli bir kurumun, belli kurumların değil, Silahlı Kuvvetlerin değil, milletçe buna hazır olmamız lazım. Her türlü tehdit ve tehlikeye karşı hazır olmamız lazım itfaiye gibi. Nasıl ki itfaiye bir sonraki yangının nerede çıkacağını bilmezse Türk Silahlı Kuvvetleri de, Türkiye Cumhuriyet Devleti de herhangi bir tehdit ve tehlikeye karşı vuku bulduğunda karşı koyabilme kabiliyetini, caydırıcılık kabiliyetini daima yürütmelidir, bunu elinde tutmalıdır.

Burada, geçtiğimiz günleri hatırlamak lazım. Paramız olduğu hâlde silah ve mühimmat alamadık, SİHA alamadık, İHA alamadık ve örtülü ve açık ambargolara tabi olduk. Bunun sonucunda Sayın Cumhurbaşkanımızın liderliğinde engellerin kaldırılmasıyla, gerekli teşviklerin sağlanmasıyla; vakıf, kamu, özel sektör ve üniversiteler bir araya gelmek suretiyle kendi mühendisimizle, kendi işçilerimizle çok şükür, ihtiyaçlarımızı büyük ölçüde karşıladık, karşılamaya devam ediyoruz. Diyoruz ki "Cin şişeden çıktı. Ne yaparlarsa yapsınlar durduramayacaklar." Daha düne kadar piyade tüfeğimizin patenti yabancılara aitti. Çok şükür, şu anda bütün hafif silahlarımızı, silahlı helikopterlerimizi, 300 bin parçadan fazla parçadan meydana gelen savaş gemilerinin tasarımını, bunların imalatını, inşasını ve ihracını yapar hâle geldik. Bunun dışında gemi topu dâhil, top ve füze çalışmalarımız yoğun bir şekilde devam etmekte. Silahlı, silahsız İHA'lar, TİHA'lar, KIZILELMA'lar yapıldı, yapılıyor ve ihraç ediliyor. Her türlü mühimmat yapıldı, yapılıyor; elektronik harp teçhizatı yapıldı, yapılıyor ve daha önceden zırhlı araçlarımızla birlikte çok tartışması yapılan ALTAY tankında çok şükür üretime başlandı. Şu anda bir ses geliyor, duyuyor musunuz? Yok, daha yok. KAAN geliyor, yakın bir zamanda KAAN'da gelecek inşallah. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

SAYIN BAYAR ÖZSOY (Kayseri) - Bravo!

HULUSİ AKAR (Devamla) - Böylece kendi silahlarını, kendi aracını, gerecini, mühimmatını yapabilen NATO ülkelerinin ender ülkelerinden biri hâlindeyiz ve dolayısıyla 10 ülke arasındayız. Şu anda dünyanın en hazır silahlı kuvvetleri olarak da herkes, Mehmetçik görevinin başında. Biz sadece askerî konularda, savunma ve güvenlikte sert güçle değil, aynı zamanda yumuşak güçle de çalışıyoruz. Burada 264 dış temsilciliğimizde dünyanın en geniş diplomatik temsil ağına da sahip bulunmaktayız.

Burada önemli konulardan biri de -ben bunu başlangıçta gerçekten anlamakta güçlük çektim- saatte 23, günde 550 konut inşası konusu... Ve bunun için tutanaklardan arkadaşlar getirdiler, buna rağmen ben ne olur ne olmaz diye gece saatlerinde Sayın Murat Kurum'u aradım, dedim ki: "Öyle bir şey var mı?"

YAVUZ AYDIN (Trabzon) - Ya, tezkereyle ne alakası var bunun?

HULUSİ AKAR (Devamla) - Dedi ki: "Bundan çok daha fazla, bundan çok daha fazla; saatte 23, günde 550 konut inşa edildi." Şu anda ben konuşuncaya kadar 7 konut yapıldı.

MURAT EMİR (Ankara) - Sayın Akar, girmeyin oraya. Girmeyin oraya, orası öyle değil.

HULUSİ AKAR (Devamla) - Yapıldı, yapılıyor.

YAVUZ AYDIN (Trabzon) - Tezkereyle ne alakası var?

HULUSİ AKAR (Devamla) - Var, alakası var. Sen biraz kafanı çalıştır, bulursun ilgiyi. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

Efendim, biz daha önce lojistik konularında, harekât konularında sıkıntılar çektik; gemilerde, uçaklarda vesairede. Şu anda, Allah'a çok şükür, tugay komutanlarımız, efendim, tabur komutanlarımız istedikleri zaman her türlü hava desteğini alabilmekteler, denizden destek alabilmekteler, büyük bir güvenle bu faaliyetlerini yürütmektedirler.

Bu konuda burada pilotlarımızdan da bahsetmek lazım. Pilotlarımız gerçekten büyük bir, yüksek bir performans göstermek suretiyle kendilerine verilen görevleri yaptılar.

Burada geldiğimiz noktada bu sıkıntıların hepsi aşıldıktan sonra şu anda donanmamızın bir eli Atlantik'te, Baltık'ta, Kuzey Denizi'nde, diğer eli de Hint Okyanusu'nda; görev yapıyorlar, görev yapmaya devam ediyorlar. Kendilerine kazasız belasız, hayırlı, başarılı görevler diliyoruz.

Kıbrıs, bizim millî meselemiz. 60'ta Londra ve Zürih Anlaşmaları'yla biliyorsunuz bir sistem kuruldu fakat daha önce, 63'te oradaki bir binbaşımızın eşini ve 3 çocuğunu katletmek suretiyle tedhiş başladı, bu yükseldi. Burada da TMT teşkilatını, onların mensuplarını da saygıyla, rahmetle anıyoruz. 1974'te Kıbrıs Barış Harekâtı yapıldı darbeye karşı. Yapılan bu harekâtla sadece oradaki Kıbrıs Türklerinin değil, aynı zamanda güneydeki Rumların da güvenliği sağlanmış oldu. 2004'te Annan Planı'nı kabul ettik, kabul etmediler. 2017'de Crans Montana'da toplantılara girdik, onlar girmediler ve bunun sonucunda geldiğimiz noktada şunu söylüyoruz rahatlıkla, diyoruz ki: Artık, iki devletli çözümden başka çözüm görünmüyor Kıbrıs'ta, bunun da bilinmesi lazım.

Kıbrıs'ta, Doğu Akdeniz'de, Ege'de ne kendimizin ne de Kıbrıslı kardeşlerimizin haklarını bugüne kadar çiğnetmedik, çiğnetmeyeceğiz. Kendi halkımızı, Kıbrıslı kardeşlerimizin hakkını korumakta, savunmakta azimliyiz, kararlıyız, Allah'a çok şükür bunda muktediriz. Bazılarının aklını, boyunu, gücünü aşan açıklamaları yanlış; doğrusu diyalog, uluslararası hukuk ve iyi komşuluk ilişkileri çerçevesinde barışçıl yol ve yöntemlerle adil çözümler üretilmesidir.

Filistin... Filistin'de yüz yılların büyük zulmü yapıldı, etnik temizlik soykırımı yapıldı; 34 bini çocuk ve kadın olmak üzere toplam 70 binden fazla bilinen şehit var, ölüm var. Burada Uluslararası Adalet Divanı, Uluslararası Ceza Mahkemesi bu konuları çalışmakla birlikte biz aynı zamanda diyoruz ki ilahi adalette zaman aşımı yoktur. 360 kilometrelik Gazze'ye her türlü silahı, aracı gereci kullanmak suretiyle kontrol altına alamadılar, orada müthiş direniş oldu, bir tek rehineyi dahi kurtaramadılar fakat hatırlatmak isterim ki İkinci Dünya Savaşı'nda 43 bin kilometrekarelik Danimarka altı saatte teslim oldu. Çözüm: Çözüm 1967 sınırlarında, Doğu Kudüs'ün başşehir olduğu, egemen, bağımsız, coğrafi bütünlüğe sahip bir Filistin devleti ki 157 devlet zaten tanımış oldu.

Efendim, Karabağ, Azerbaycan'ın öz toprağıdır. Orada 1 milyonu aşkın insana yüzde 20 işgalden sonra orada ciddi bir zulüm başladı. Orada biz ne 1992 yılındaki Hocalı katliamını ne de 1990'daki Yanvar'ı unutmadık, unutmayacağız. Efendim, bunun da bilgisi ve bilinci içindeyiz.

Birleşmiş Milletler, Avrupa Güvenlik İşbirliği Teşkilatı Minsk Grubunun bunu çözeceğini kabul etti fakat maalesef otuz yılda hiçbir şey yapmadılar. Ne zaman ki Sayın Aliyev "Yeter artık!" dedi, Cumhurbaşkanımız da "Azerbaycan yalnız değil." dedi, kırk dört günde -çok şükür- mesele çözüldü. Şu anda Azerbaycan'ın 3 renkli bayrağı özgürce bölgede dalgalanmaktadır. Burada bizim uzattığımız barış elinin de Ermenistan tarafından tutulması ve bölgeye barışın hâkim olması en samimi dileğimizdir.

Beş yüz yıllık kardeşlik bağımız olan Libya'nın bütünlüğü ve barışı için elimizden gelen destekleri sağladık, sağlamayı sürdürüyoruz. Bu vesileyle, çok değerli dostumuz, çok değerli arkadaşımız, kardeşimiz Libyalı Genelkurmay Başkanı Muhammed El Haddad'ın ve arkadaşlarının ölümünden dolayı büyük üzüntü duyduk. Kendilerine Allah'tan rahmet diliyoruz, mekânları cennet olsun.

İki yüz doksan altı yıl beraber olduğumuz Ukrayna konusunda da elimizden gelen gayreti gösterdik, gösteriyoruz. 34 milyon ton tahılın bir şekilde ihtiyaç sahiplerine gitmesini sağladık. Bunun için Sayın Cumhurbaşkanımız savaşın çıkmaması için başlangıçta, öncesinde, daha sonra da savaş çıktıktan sonra bir an önce ateşkesin sağlanması için her türlü girişimde hem Sayın Putin'le görüştü ve hem Sayın Zelenski'yle görüştüler, görüşüyorlar. Herhangi bir şekilde Montrö'nün aşılmaması için elimizden gelen gayreti gösterdik ve çok şükür Karadeniz'in de stratejik bir rekabet alanına dönmesini engellemiş bulunuyoruz.

Somali'deki bizim varlığımız 1517'lere, 1538'lere kadar gidiyor. Oradaki, Somali'deki bizim varlığımızla birlikte... Bizim Habeş eyaleti olarak üç yüz altmış bir yıl arkadaşlar, orada, Somali'de bulunduk Habeş eyaletinin Zeyla kasabası olarak. Bunun dışında bizim buradaki yaptığımız çalışmaları şöyle özetleyebiliriz, bu Afrika ve bütününü özetlemek gerekirse: Can verip baş eğmeyen asil milletimiz sadece kılıçla değil, kalemle; sadece imanla değil, ilimle yedi iklim, üç kıtada adaleti, istikrarı, barış ve huzuru sağlamıştır. Şu anda hepinizin hatırlaması gereken, bilmesi gereken Topkapı'nın kapısında "..." (*) yazıyor yani bütün mazlumların sığınağı. Bu şekliyle hiçbir şekilde emperyalist amaç gütmeden altı yüz yıl orada bulunmuşlar, bunun da kanıtı Osmanlı'dan sonra ortaya çıkan 30 devletin hiçbiri Türkçe konuşmuyor. Bütün kaynaklar şu anda Osmanlı sonrası felaketin acılarını anlatmakla uğraşıyor. Bunun için de biz de diyoruz ki: Tarihten ibret alacağız, tarihten ilham alacağız. Burada, Cumhurbaşkanımızın Ağustos 2011'de bölgeye gitmesiyle, Başbakan sıfatıyla bölgeye gitmesiyle... Daha sonra, 2011 Kasım itibarıyla büyükelçiliğimiz açıldı. 2014'te ilk hastane kuruldu, çok ihtiyaç vardı orada, ciddi bir kıtlık, yokluk, sefalet vardı. Bu 250 yataklı Recep Tayyip Erdoğan Hastanesiyle onlara çok yardımcı olundu.

Bölgenin önemi... Biraz önce arkadaşlarımız da bahsettiler, küresel deniz ticaretinin yüzde 12'si bu bölgeden geçiyor ve buradaki ekonomik değerin de nereden baksanız 1 trilyon dolar civarında olduğu söyleniyor. Biz bunun akabinde, orada Somali Türk Kuvvet Komutanlığını kurmak suretiyle subay, astsubay eğitimine başladık. Bu "Gorgor taburları" dediğimiz komando taburlarının eğitimi başladı ve terörle mücadele konusunda Somalili kardeşlerimiz çok önemli sonuçlar aldılar. Biz burada kendilerine her türlü desteği sağladık, sağlamaya devam ediyoruz. Türkiye, Somali'nin deniz yetki alanlarında, denizde ve karada petrol ve doğal gaz arama yetkisine sahip. Somali'de atış alanı, liman ve üsler yapmak için de birlikte çalışmalarımızı sürdürüyoruz ve diyoruz ki: Böyle çalışmak suretiyle hem kendi menfaatlerimiz, haklarımız hem de oradaki Somalili kardeşimizin hak ve hukukunu karşılamak için çalışıyoruz. İsrail'in ayrılıkçı Somaliland bölgesini tanıma kararı gayrimeşrudur ve asla kabul edilemez; bunu tanımadık, tanımayacağız. Türkiye'nin Somali'deki varlığı sömürgeci güçlere karşı tarihî bir meydan okumadır; bunun da görülmesi lazım. Türkiye'nin Somali'de olması, bazılarının Türkiye'ye yönelik kuşatma planlarını da bozmaktadır. Somali'de içinde savaş gemilerimizin de olduğu askerî varlığımız, tıpkı Libya ve Azerbaycan'da olduğu gibi dost ve kardeş bir ülkenin haklı davasının desteklenmesidir. Bizim mavi vatan doktrinimiz bu anlayışla şekillenmektedir yani mavi vatan birilerinin söylediği gibi masal değil destandır ve destan olmaya devam ediyor. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

Sayın Başkan, sayın milletvekilleri; bu vesileyle, yurt içinde ve yurt dışında görev yapan her türlü kahramanlığı ve fedakârlığı gösteren komutan arkadaşlarıma, asker, polis, jandarma, istihbarat personelimize ve güvenlik korucularımıza şükranlarımı sunuyorum, kendilerini kutluyorum. Kendilerine kazasız, belasız, hayırlı, başarılı görevler diliyoruz.

Burada tabii bugüne gelinceye kadar yapılan kahramanlıkları fırsat bulup anlatamadım ama bir tanesini söyleyeceğim. Bir arkadaşımız ayağını kaybetmişti, Sayın Cumhurbaşkanımızla beraber GATA'da bunun ziyaretine gittik ve çıkarken o delikanlı "Cumhurbaşkanım, özel bir şey söyleyeceğim." diye yanına çağırdı ve Cumhurbaşkanının kulağına bir şey söyledi. Tabii, herkes merak etti "Ne söylüyor?" diye. Söylediği şey şu: "Bu şeklimle doktorlar rapor vermiyor, bana ne yapıp edin beni cepheye gönderin." Dolayısıyla bu kahramanlarla çalıştık ve kahramanlarla bugünlere geldik. Kendilerini saygıyla ve rahmetle anıyoruz. (AK PARTİ ve MHP sıralarından alkışlar)

Sayın Başkan, sayın milletvekilleri; barışçıl temellere ve diyaloğa dayalı Somali politikamız güçlü ve büyük Türkiye vizyonumuzun somutlaşmış bir ifadesidir. Bu mülahazalarla gereği, kapsamı ve zamanı Sayın Cumhurbaşkanımız tarafından takdir ve tayin olmak üzere Türk Silahlı Kuvvetleri deniz unsurlarının bölge ülkelerinin kara suları dışında olmak kaydıyla Aden Körfezi, Somali açıkları, Arap Denizi ve mücavir bölgelerde deniz haydutluğu, silahlı soygun eylemleri ve deniz terörizmiyle mücadele amacıyla görevlendirilmesi ve bununla ilgili gerekli düzenlemenin Sayın Cumhurbaşkanımız tarafından belirlenecek esaslara göre yapılması için ilgili mevzuata uygun olarak verilen iznin 10 Şubat 2026 tarihinden itibaren bir yıl süreyle uzatılmasını, bu tezkereye vereceğiniz olumlu oyların devletimizin bekası ve bölgesel istikrar açısından hayati önemi haiz olduğunu dikkat ve takdirlerinize sunuyorum.

Sonuç olarak, Orta Asya'dan cumhuriyete uzanan iki bin beş yüz, üç bin yıllık tarihimizden süzülüp gelen millî ve manevi değerlerimizden aldığımız ilhamla, asil milletimizin sevgisi, güveni ve duasıyla ülkemizin, devletimizin bekası, asil milletimizin, 86 milyon vatandaşımızın bir ve beraber düşünülerek refahı için devler gibi eserler bırakmak üzere karıncalar gibi çalışmaya devam edeceğiz. Çalışacağız, çalışacağız, çalışacağız ve inşallah başaracağız. Bu memleket bizim, bu tarih bizim, bu bayrak bizim. (AK PARTİ sıralarından alkışlar) Yükseltmek de Meclisimizin içinde ve dışında 86 milyon vatandaşımızın ortak sorumluluğu, vebali ve gelecek nesillere karşı görevidir.

Genel Kurulu ve izleyenleri saygıyla selamlıyorum. (AK PARTİ sıralarından "Bravo" sesleri, alkışlar; MHP sıralarından alkışlar)