| Konu: | |
| Yasama Yılı: | 4 |
| Birleşim: | 50 |
| Tarih: | 22.01.2026 |
YENİ YOL GRUBU ADINA BÜLENT KAYA (İstanbul) - Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; ülkemizin kanayan bir yarası... Bakırköy'deki insanların bile sorununa kulak kabartan ama binlerce insanın mahkeme tarafından aklanmasına rağmen sesine duyarsız kalan bir iktidar grubuna karşı daha önce de müteaddit defalar dile getirdiğimiz bir konuyu bugün tekrar gündeme getirmiş oluyoruz.
Memleketimizde klasik bir laf vardır, biriyle ilgili bir iddia ortaya atıldığı zaman "Aklan da gel." derler. Bu "Aklan da gel."in manası "Git, mahkemeden bir karar al, gel, ondan sonra konuşalım." denir. "Aklan da gel."i herhâlde "AK PARTİ'li" olarak anlamak anlamında "AK PARTİ'lilen de gel." mi diye algılıyorlar, onu doğrusu anlamakta zorlanıyorum. Herhâlde bu soyadı tahlili üzerinden bu kadar geniş değerlendirmeler yapan bir iktidar grubu aklanmanın ne manaya geldiğine dair de bir kısım değerlendirmelerde bulunur AK PARTİ ismi üzerinden.
Şimdi, yargıyı düzenleyen Anayasa'mızın 138'inci maddesi var, Sayın Grup Başkan Vekilimiz de bir hukukçu olduğu için herhâlde bu maddeyi kendisi de çok iyi bilir: "Yasama ve yürütme organları ile idare, mahkeme kararlarına uymak zorundadır; bu organlar ve idare, mahkeme kararlarını hiçbir suretle değiştiremez ve bunların yerine getirilmesini geciktiremez." Şimdi, idare olarak siz bir tasarrufta bulunuyorsunuz herhangi bir devlet memuru hakkında ve diyorsunuz ki: "Sizin şu örgütle bir irtibat ve iltisakınız var. Dolayısıyla, sizi ben kamuda istihdam edemem." deyip kamudan ihraç ediyorsunuz. İlgili kişi de gidiyor veyahut kendisinin gitmesine gerek olmadan zaten savcılık bu ihraçla beraber otomatik olarak bir soruşturma başlatıyor. Soruşturmanın sonunda bir takipsizlik kararı veriyor. "Her ne kadar seni bir örgütle ilgili irtibat ve iltisaktan dolayı işten altmışlarsa da ben araştırdım, senin herhangi bir örgütle irtibat ve iltisakın yok." takipsizlik kararı; buyur kapı gibi bir aklanma belgesi. Ya da hakkında bir dava açıyor, savcı kanaat getirmiyor, bir iddianame düzenliyor, diyor ki: "Benim topladığım delillere göre bu kişinin falan örgütle bir irtibat ve iltisakı var." O da gidiyor, savunmasını yapıyor ve beraat kararı alıyor. İstinaftan, Yargıtaydan geçiyor, kesinleşiyor, alın size ikinci kapı gibi bir aklanma kararı daha. Daha ne istiyorsunuz, bu insanın suçsuz olduğunun belgelenmesi için ne yapması lazım? Evet, sizin iktidarınız içerisinde ondan daha yoğun faaliyetlerle adı geçen örgütle bağlantısı olmasına rağmen bugün yüksek yüksek mevkilerde olan bakanlar, milletvekilleri, bürokratlar olduğunu çok iyi biliyoruz. Bunun suçu mahkemelerde aklanmış olmasına rağmen partinizde aklanmamış olması mıdır acaba işe iade edilmemesi için? Bu vicdanın sesini ne zaman duyacaksınız? Anayasa diyor ki: "İdare organları mahkemelerin kararlarını geciktiremez, yerine getirmek zorundadır." Peki, mahkemelerin suçlu ilan etmediğini siz hangi hak ve yetkiyle suçlu ilan ediyorsunuz? Vicdan, merhamet, adalet bunun neresinde? Sadece bir insanı cezalandırmıyorsunuz değerli AK PARTİ'li arkadaşlar, aynı zamanda bir aileyi, aynı zamanda irtibat ve iltisaktan dolayı onunla yakın ilişki içerisinde olan birinci ve ikinci derece akrabalarının hepsini kamuya girişlerinde irtibat ve iltisaktan dolayı cezalandırıyorsunuz, toptan, suçlu olarak ilan ediyorsunuz. Allah aşkına, bu insanların ne yapması lazım? Anayasa Mahkemesine gidip hak ihlali kararı alıyorlar, ardından -onu da yerine getirmiyorsunuz- Avrupa İnsan Hakları Mahkemesine... Gâvur Batı'nın mahkemelerinde hak arıyorlar, oradan da tazminat kararları çıkıyor ama sizin umurunuzda olmuyor. Devlet para ödüyor, devlet bedel ödüyor, toplum bedel ödüyor, aileler bedel ödüyor, bir tek bedel ödemeden paşa paşa geçinmeye çalışan sizlersiniz. Allah aşkına, siz bu yetkiyi kimden alıyorsunuz? Bu kadar insanlara zulmetme hakkını kimde buluyorsunuz? Gelin, elinizi vicdanınıza koyun, on seneden fazla bir zaman oldu. Tamam, darbeye karışanlar sonuna kadar cezasını alsın, zaten almaktalar ama Allah aşkına, mahkemelerin suçlu ilan etmediğini suçlu ilan etmek hangi vicdanın tezahürüdür ya? Hangi vicdanın tezahürüdür? Sizin vicdanınız elveriyor mu mahkemenin suçlu ilan etmediği bir kişiyi medeni ölüme terk edip ömür boyu kamu hizmetlerinden aksatmak? Onların da çocukları -sizin çocuklarınız gibi- babalarının akşam devlet dairelerindeki mesaileri bittikten sonra elindeki poşetlerle eve dönmelerini beklerlerdi ama maalesef onlar utancından işsiz kaldıklarını dahi çocuklarına hissettirmemek için sabah işe gidiyormuş gibi gidip akşam işten dönüyormuş gibi evlerine geri dönüyorlar. Bu utanç hepimize yetmez mi değerli arkadaşlar? Bu insanların daha ne yapması lazım aklanması için?
(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)
BÜLENT KAYA (Devamla) - Toparlıyorum Sayın Başkanım.
BAŞKAN - Buyurun.
BÜLENT KAYA (Devamla) - Bir Millî Birlik, Kardeşlik ve Demokrasi Komisyonu başlattık ve orada en önemli başlıklarımızdan bir tanesi -hem Komisyona katılan partiler olarak bizlerin hem de toplumsal bütün kesimlerin- toplumsal bütünleşme. Nedir toplumsal bütünleşme? Bugüne kadar her ne olmuşsa olsun biz artık geçmişi unutalım. Bu insanların yeniden topluma kazandırılması, sosyal ve ekonomik olarak toplumla adapte olabilecek bir yaşam sürmesi... Bunlara tanıdığımız hakları niçin mahkemelerde beraat ve takipsizlik almış olanlara tanımıyoruz? Hadi geçtim ondan ceza almış insanların durumunu burada müzakere etmeyi; ya, Allah aşkına beraat ve takipsizlik nedir? Bir elinizi vicdanınıza koyun. Akşam çocuğunuza sarılırken takipsizlik ve beraat almış insanların çocuklarına sarılırken hissettiği hüznü hissetmeyen -emin olun- vicdansızdır, vicdansızdır, vicdansızdır!
Genel Kurulu saygıyla selamlıyorum. (YENİ YOL ve İYİ Parti sıralarından alkışlar)