| Konu: | |
| Yasama Yılı: | 4 |
| Birleşim: | 60 |
| Tarih: | 12.02.2026 |
İYİ PARTİ GRUBU ADINA HAKAN ŞEREF OLGUN (Afyonkarahisar) - Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; bugün bu kürsüde yalnızca bir hukuk tartışmasını değil, devletin temelini, milletin adalet duygusunu ve Türkiye'nin geleceğini ilgilendiren ağır bir krizi konuşuyoruz. Türkiye'de son yıllarda yargı organları arasında açık bir yetki ve hiyerarşi krizi yaşanmaktadır. Anayasa’nın 153'üncü maddesi son derece açıktır. Anayasa Mahkemesi kararları yasama, yürütme ve yargı organlarını bağlar. Bu hüküm tartışmaya kapalıdır. Ancak yüksek mahkeme kararlarının alt derece mahkemelerince uygulanmadığına, hatta açıkça yok sayıldığına hep birlikte şahit olduk. Bu tablo hukuk devletinde kabul edilemez.
Aynı şekilde, Türkiye'nin taraf olduğu Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi'nin denetim organı olan Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi kararlarının uygulanmaması da yalnızca bir hukuk sorunu değildir. Bu durum Türkiye'nin uluslararası yükümlülüklerine aykırılık teşkil etmekte ve ülkemizi hem siyasi hem de ekonomik açıdan ağır bedellerle karşı karşıya bırakmaktadır. Türkiye'nin "Bu kararları uygulamıyorum." demek gibi bir şansı yoktur. Karar, Türkiye'nin bu sözleşmeye taraf olması sebebiyle Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi'nin 46'ncı maddesine bağlayıcıdır ve mutlak suretle de gereği derhâl yerine getirmelidir. Bu, tartışmaya açık bir konu değildir. Anayasa’nın 90'ıncı maddesinin son fıkrasına göre de bu kararların bağlayıcılığı vardır. Hükme göre, temel hak ve özgürlükler söz konusu olduğunda uluslararası sözleşmeler öncelikli olarak kabul edilir. Türkiye'nin uluslararası arenada üstlendiği hukuki yükümlülükleri yerine getirmemesi, bizi politik anlamda da zor durumda bırakma riski taşımaktadır. Türkiye'nin Avrupa'dan uzaklaşması, içe kapanmasına, Ege ve Akdeniz'deki meselelerde yalnız bırakılmasına sebep olabilir.
Hukukun üstünlüğünün zedelendiği bir ülkede hiçbirimiz güvende olamayız. Hukuki öngörülebilirliğin ortadan kalktığı yerde devlete güven duygusu zedelenir, keyfîlik kurala, istisna ise yönetime dönüşür. Aynı hukuki durumda olanlara farklı uygulamaların yapılması, suçsuz olduğu kanıtlanmış kişilerin siyasi saiklerle göreve iade edilmemesi kabul edilebilir değildir. Değerli milletvekilleri, yargı organları arasındaki bu kriz aslında kuvvetler ayrılığı ilkesinin aşınmasının sonucudur. Yargının bağımsızlığı ve tarafsızlığı tartışmalı hâle geldiğinde devletin meşruiyet zemini sarsılır. Hukuk, siyasal tercihlere göre eğilip bükülemez. Anayasa, herkes için bağlayıcıdır, beğenildiğinde uygulanıp beğenilmediğinde askıya alınacak bir metin değildir. Bizler, hukukun üstünlüğünü savunmayı bir siyasi tercih değil anayasal bir sorumluluk olarak görüyoruz. Türkiye'nin yeniden güven veren bir hukuk devleti olması, ekonomik istikrarın da toplumsal barışın da ön şartıdır.
(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)
BAŞKAN - Buyurun, tamamlayın.
HAKAN ŞEREF OLGUN (Devamla) - Buradan açıkça ifade ediyorum: Anayasa'ya sadakat, devlete sadakatin gereğidir. Yargı kararlarının uygulanmadığı bir düzende, demokrasi ayakta kalamaz. Türkiye'nin ihtiyacı, kişilere göre değişen hukuk değil herkes için eşit ve bağlayıcı bir hukuk düzenidir.
Genel Kurulu saygıyla selamlıyorum. (İYİ Parti ve YENİ YOL sıralarından alkışlar)