GENEL KURUL KONUŞMASI
Konu:
Yasama Yılı:4
Birleşim:60
Tarih:12.02.2026

MÜHİP KANKO (Kocaeli) - Başkanım, teşekkür ediyorum.

Değerli milletvekilleri, hepinizi saygıyla selamlıyorum.

Tabii, daha önce konuşan hatipler de aynı şeyi söylediler, bu kanun kaç aydır bu Meclisin gündemine gelip gelip gidiyor. Dolayısıyla, gelip gelip gittiği için "Acaba bu kanunun çıkması için bir bakan değişikliği mi bekleniyor?" diye dedikodular vardı ve kanun nihayet buna geldi, muhtemelen bunu bekliyordu ve buraya geldi. (CHP sıralarından alkışlar) Yani Meclis öyle bir şey oldu ki kamu yararını, vatandaşı düşünmeyip saray koridorlarında nasıl bir siyasi kulis varsa sadece onların buraya yansıması şeklinde çalışma yapmaya başladı; bu da tabii Meclis için oldukça incitici bir durum.

33'üncü maddeye geldiğimizde, bakıyoruz, bu maddede şöyle bir şey var: Çifte cezalandırma yöntemi kullanılıyor yani eğer bir kişinin trafikte ihlal ettiği bir kural varsa bu kurala bağlı bir cezaya çarptırılıyor ama bunun yanında eğer bunu sosyal medyada paylaşırsa o zaman ikinci bir cezalandırma oluyor; bu da tabii ki çifte cezalandırma yöntemidir, evrensel hukuk ilkelerine de aykırıdır.

Gelelim diğer bir konuya. Vatandaşımız her on yılda bir çipli pasaportunu değiştirmek zorunda, zorunluluk getirildi. 2026 yılı için öngörülen fiyat 3 bin lira yani bir vatandaş eğer çipli pasaportunu değiştirmek istiyorsa 3 bin lira para vermek zorunda. Eğer 4 kişilik bir ailenin pasaportunun değiştirildiğini düşünürseniz 12 bin lira gibi bir rakam. Yani yapılan her düzenleme, gerek Trafik Kanunu'nda yapılan bu düzenleme gerekse bu ehliyetlerle ilgili olarak yapılan tasarruf tamamen ekonomik olarak çökmüş bir maliyenin, ekonomik yapının kasalarını doldurmak için vatandaşın cebine el atmaktan başka bir şey değildir. Zaten geliri erimiş olan vatandaşımız geçim derdiyle boğuşmakta, vatandaşa hizmet sunmak yerine vatandaşın cebine el uzatan bu sistem âdeta vatandaşı canından bezdirmiştir.

Günlerdir, üç aydır, dört aydır Kocaeli gündeminde olan bir Dilovası yangını var. Maalesef, Dilovası'nda 8 Kasım 2025 tarihinde 7 kardeşimizi kaybettik, bunlardan çoğunluğu, 6'sı kadın arkadaşımızdı, 7 canımızı kaybettik; bunlara öncelikle Allah'tan rahmet diliyorum. Burada acı var ama adalet yok, ihmal var ama adalet yok. Mahkeme geçen hafta içinde, bu hafta içinde delilleri yetersiz buldu, HTS kayıtlarını yetersiz buldu, dijital materyalleri yetersiz bularak tek tek iade etti. Dolayısıyla, baktığınız zaman, hiçbir zaman gerçeğe ulaşacak şekilde bir iddianame hazırlanmamış. İddianame hazırlanmadığı gibi, burada yapılan tespitlerde gerek inşaatın yapılmasından gerekse yangının çıktığı ana kadar yapılan tüm kriterlerde bu iş yerinin bir güvenliğinin olmadığı, tamamen güvensiz bir ortamın olduğu belgelendi. Buna rağmen hâlâ mahkeme açılmamışken dün 2 bürokrat yeniden göreve iade edildi. En basit işlerle suç işlemiş olan bürokratlar bugün aylarca, yıllarca görevlerine iade edilmezken maalesef burada daha mahkeme bile açılmadan 2 bürokrat dün itibarıyla yeniden görevlerine başladılar. Tabii, Kocaeli Milletvekili olarak bu konuyu sonuna kadar takip edeceğiz çünkü geçen hafta, bu yangında hayatını kaybeden insanların anneleri, babaları -kanserli babalar- belediye önüne geldiler, eylem yaptılar; ben yanlarına gittim. Büyükşehir Belediye Başkanımız zahmet edip merdivenleri bile çıkmadı, kabul etmedi ve vatandaşlar o yağmur altında bekletildikten sonra geri gönderildiler. Bu da tabii ki dikkate şayan bir şeydir, Belediye Başkanının bundan mutlaka bir ders alması gerektiğine inanıyorum.

Bir diğer problem, Kocaeli'de Kocaelispor maçında 2 tane kaza oldu. Bunlardan birinde genç bir kardeşimizi kaybettik. Bu hafta da bir kaza oldu, daha öncekinde yaralanma olmuştu ama bu hafta olanda kaybettik. Bunun nedeni tribünlerin etrafında yeterli güvenlik önlemlerinin alınmaması. Ve dolayısıyla Gençlik ve Spor Bakanlığını bu konuda uyarıyorum çünkü eğer böyle giderse bu tip kazalara çok rastlayacağız, mutlaka bu konuda önlemlerini almaları gerekiyor.

Kocaeli demişken, 2,5 milyon nüfuslu bir şehirden bahsediyorum. Kocaeli ilimizle ilgili tüm Türkiye'de olduğu gibi sağlıkta birtakım yatırımların yapıldığı söyleniyor. Biz de her gün bir yoğun bakımla, randevuyla, ameliyat randevusuyla, ameliyat günüyle uğraşıyoruz. Geçen hafta da GÖREN istatistikleri yayımlandı. Yani Sağlık Bakanlığının 38 kriteri göz önüne alarak yayımladığı bir kriterler listesi var.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN - Tamamlayın lütfen.

MÜHİP KANKO (Devamla) - 81 il içinde Türkiye'nin vergisinin yaklaşık dörtte 1'ini karşılayan Kocaeli sağlıkta 61'inci sırada, 81 il içinde 61'inci sırada bir şehirden bahsediyorum; bu, Sağlık Bakanlığının istatistiği, Sayın Vekilim, benim söylediğim bir şey değil.

VEYSAL TİPİOĞLU (Kocaeli) - Bakacağız, bakacağız.

MÜHİP KANKO (Devamla) - Dolayısıyla, baktığınız zaman işte bu, nüfusu 2,5 milyon gibi bir metropol kentte yeterli bir sağlık hizmetinin olmadığının çok açık göstergesi. Dolayısıyla bu konuyu da hem vekilimizin hem de Bakanımızın dikkatine sunuyorum.

Hepinize teşekkür ediyorum, saygılar sunuyorum. (CHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN - Teşekkür ederiz.

Aynı mahiyetteki önergeler üzerinde üçüncü konuşmacı Bursa Milletvekili Sayın Yüksel Selçuk Türkoğlu. (İYİ Parti sıralarından alkışlar)

YÜKSEL SELÇUK TÜRKOĞLU (Bursa) - Sayın Divan, muhterem milletvekilleri; trafik güvenliği elbette önemli; hepimizin canı, hepimizin evladı, hepimizin sevdikleri yollarda ama ne yazık ki usulde de özde de ciddi sorunlarla dolu olan bir düzenlemeyle karşı karşıyayız. Komisyonlar çalışmadan, uzmanlar dinlenmeden, muhataplar çağrılmadan bu teklif Genel Kurula getirildi. Bir kere bu yasama ciddiyetiyle de bağdaşmaz.

Aslında trafik eğitimdir, altyapıdır, denetimdir, sürücü davranışıdır ve yaya güvenliğidir. Soruyorum; bunları konuşmadan sadece ceza rakamlarını büyüterek trafik güvenliği nasıl sağlanacak? Bu teklifin ruhu şudur: Toplumsal bir sorun varsa cezayı artır bitsin. Bu zihniyeti külliyen reddediyoruz. Sorunun nedenini araştırma, sistemi düzeltme, eğitimi güçlendirme yok. Onun yerine en kolay yolu yine tercih etmişler; yaz cezayı, topla parayı, kapat bütçedeki açığı.

Bugün vatandaş trafikte ne diyor biliyor musunuz? "Devlet tuzak kuruyor." diyor. "Radar güvenlik için değil, ceza yazmak için. Devletin kasası boş, o yüzden faturayı bize kesiyor." Aynen böyle diyor. Eğimli yola radar koyup ani fren yaptıran kavşaklara ceza sistemi kurarsanız bu, güvenlik önlemi olmaz, tabii ki bunun adı "tuzak" olur. Sorun, görevini yapan polisimizde de değil; sorun, sistemin ta kendisinde.

Bir de şu gerçek var: Trafik cezaları zaten 2025 Ocak ayında yüzde 43,93 arttı; yetmedi, 2026'da da yüzde 25,49 artırdınız; toplamda yüzde 69 küsur. Şimdi bu teklifle yeniden artacak. Bu ne demek biliyor musunuz? Bu, örtülü ek bütçe demektir. Bu, bütçe açığını vatandaşa yıkmak demektir. Yine söylüyorum: Ceza, en son çaredir; ceza, çözüm olamaz. Teklif, bu hâliyle topluma fayda değil daha fazla güvensizlik getirir. Dolayısıyla da bu teklifi reddediyoruz.

Muhterem milletvekilleri, yedi yıl önce bugün, 13 Şubat 2019'da bir büyük ozanı ebediyete uğurladık; Ozan Arif'ti. O, Karadeniz'in sisinden, Alucra'nın taşlı yollarından çıktı. Adı "Arif"ti, sesi de bir milletin hafızasıydı. Kışları kalem tutan, yazları toprağı eşeleyen bir öğretmendi önce; sonra sazı eline aldı, kelimeleri de bayrak yaptı. Ozan Arif, sadece türkü söylemedi; o, susanların yerine konuştu, unutturulmak istenenleri de sürekli haykırdı. Türküleri notayla değil imanla yazdı. Her dizesinde bir ülkü, her nefesinde bir dava vardı. Evet, 13 Şubat 2019'da ebediyete uğurladığımızda herhâlde bir ahı kaldıysa o da vefasızlığaydı.

Şöyle diyordu Ozan Arif:

"Hiç bakmadım zalimlerin çapına,

Kafa tuttum, karşı koydum topuna,

Yalnız hakikatin, hakkın ipine,

Sarıla sarıla geçti bu ömrüm.

Ve lakin hor gördü hayat bizi hor,

Zor imiş hayatta eğilmemek zor,

Eğilmedim amma sen gel bana sor,

Kırıla kırıla geçti bu ömrüm."

Böyle diyordu Ozan Arif ve o çileli zamanlarda şöyle başlamıştı:

"Üç gardaştık bir zamanlar üç gardaş,

O toprakta, sen zindanda, ben sürgün."

Umudun tükendiği zamanda da şöyle sesleniyordu:

"Gardaşım, bu iman oldukça sende,

Ölmez bu hareket, ölmez bu dava.

Evvelallah, sonra senin sayende,

Ölmez bu hareket, ölmez bu dava." diyordu.

Ezcümle, ayrılırken derdi ki:

"Arif der ki bunca yıl ay,

Geldi geçti vay dünya vay!

Yaşamaksa yaşandı say,

İşte geldim, gidiyorum."

Heyeti saygıyla selamlıyorum. (İYİ Parti ve YENİ YOL sıralarından alkışlar)