GENEL KURUL KONUŞMASI
Konu:
Yasama Yılı:4
Birleşim:64
Tarih:25.02.2026

NEVROZ UYSAL ASLAN (Şırnak) - Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; yıllardır iktidarın tercihleriyle daha da derinleşen yapısal bir ekonomik krizin içindeyiz. Emeklilere, emekçilere sefalet reva görülüp yoksula cennet vadeden iktidar her rant düzenlemesini "yatırım" her talanı da "kalkınma" diye pazarlamaya çalışıyor, tıpkı bugün görüşeceğimiz kanun teklifi gibi. Üstelik konu millî parklar, tabiat parkları, arkeolojik sit alanları, yaban hayatı sahaları yani birinci dereceden korunması gereken alanlar ama kanun teklifine bakıyoruz, döner sermaye var, tesisler var, işletmeler var, enerji hatları, madenler, borular ama doğayı koruyabilecek tek bir güvence yok. Tüm bu korunması gereken alanlar şirketlere açılıyor, plan şartı kaldırılıyor, altyapı ve enerji projelerinin tamamına izin veriliyor, özel işletme modeli getirtiliyor. Buna karşı çıktığımızda da iktidar sıralarından sanki muhalefet ve bizler, ekonomik gelişmeye karşıymışız gibi suçlayıcı bir dille saldırıyor. Oysaki biz kalkınmaya karşı değiliz, kalkınma maskesi altında yürütmeye çalışılan talan düzenine karşıyız. Korunan bu alanların kamu yararı, zaruret, altyapı ihtiyacı gibi ucu açık, her tarafa çekilebilecek kavramlarla şirketlere açılmasına karşıyız. Görüşmekte olduğumuz bu 9'uncu maddenin kendisi de bu niyetin apaçık itirafı olarak görülüyor. Buraya yazdığınız şey, benim söyleyeceklerimi teyit eden kaygılarımızın ispatı anlamındaki bir madde olmuş, hükme bağlanan itiraf niteliğinde bir madde.

Genel müdürlüğe döner sermayeli işletme açma yetkisi veriyorsunuz. Adına koruma, bakım, ziyaret yönetimi, ekoturizm diyorsunuz ama -kanun maddesinde de yazdığınız gibi- asıl mesele finansal sürdürülebilirliği sağlamak. Yani doğayı pazarlamaya hazırlıyorsunuz, döner sermaye dediğiniz şey de doğaya bir fiyat etiketi yapıştırabilmek. Buna doğanın piyasa devrinin apaçık kanunla yerine getirilmesi diyoruz. Daha vahimi de şu: Aynı kurum hem izni veriyor hem işletmeyi kurduruyor hem gelirleri topluyor hem de bu toplanan gelirleri denetleyecekmiş deniyor. Düşünün ki bir yarışmadasınız yarışan siz, karşı taraf siz, jüri siz, oy verecek siz. Buradan adalet, buradan kalkınma, buradan destek ve sonuç alıcı bir adalet beklemek mümkün değil. Gelir hedefi konulan bir yerde bu doğa olsun, eğitim olsun, çocuk koruma olsun, adalet olsun, ne olursa olsun bir gelir hedefi varsa orada koruma, koruma tedbirlerini alma gerçek anlamda ahlaki, vicdani tüm yükümlülükler ölür. Gelir baskısını başlattığınız anda sınırlar gelişler, istisnalar çoğalır, keyfî bir yönetme modeli ortaya çıkar. Bu alanları fiilen zaten yıllardır aşındırmışken bununla ilgili onlarca mahkeme, Anayasa Mahkemesi kararı hatta AİHM ve uluslararası belgeleri bile uygulamazken, yok sayıyorken bu teklife istediğiniz kadar "koruma" "sürdürülebilirlik" "kalkınma" kavramları ekleyin, hiç kimseyi inandıramayacaksınız çünkü sizin siciliniz kabarık, siciliniz ortada.

Munzur havzasının millî parkla çakışan yüzlerce maden ruhsatı var mı? Var. Kaz Dağları'nın yüzde 79'u maden ruhsatlı mı? Maalesef. Marmaris Kızılbük'te millî park statüsündeki bölgede 17 inşaat ruhsatı ve imar durum belgesi mahkeme kararının iptaline rağmen ÇED muafiyeti verebiliyor musunuz? Verdiniz. İnşaat devam ediyor mu? Maalesef ki ediyor, durduramamışsınız. İşte, gerçek sürdürülebilirlik temeliniz talan ve yıkım sürdürülebilirliğinin kendisi. Bu yolun sonu şuraya varıyor: Bugün rant uğruna doğaya verdiğimiz hiçbir zararın maalesef ki telafisi yok, ne yıllar ne geçen zaman ne de sonrasında harcayacağınız milyonlar yaptığınız bu kaybı telafi etmeye yetmeyecek.

Bu ekokırım, ekosömürge politikaların en ağır sonuçlarından birinin yaşandığı yer de seçim bölgem olan Şırnak. Dünyanın en görkemli dağları, en müthiş doğası, vadileri, tarihî, kültürü olmasına rağmen teklifle bağlantılı olarak Şırnak'ı değerlendirelim diye bir baktım Tarım ve Orman Bakanlığının sitesine, 3. Bölge Müdürlüğüne bağlı Şırnak ancak resmî sayfada hiçbir yerde millî park yok, tabiat parkı yok, tabiat anıtı yok, yaban hayatını geliştirme alanları yok; sadece 2022'de ilan edilen bir Dicle Nehri Mahalli Sulak Alanı dışında hiçbir yerle ilgili tek bir koruma alanı yok.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN - Lütfen tamamlayın.

NEVROZ UYSAL ASLAN (Devamla) - Ama ne var? Özel güvenlik bölgesi var, Cudi delik deşik, her yer maden, Gabar parçalanmış, dağlar düzleştirilmiş, ağaç kesimleri, ormanlar, barajlar, HES'ler, JES'ler, yollar, askerî kuleler ve Şırnak'a baştan başa yarattığımız bir ekokırım politikası var. Yaban hayatı geliştirme sahası bulunmaması tesadüf mü? Maalesef ki değil, bu bir eksiklik değil. Geçen ay burada dile getirmiştik, Cudi'nin eteklerinde üreme döneminde olan 36 "..."(*) yani dağ yaban keçisi korucular tarafından öldürüldü. Bu ekosistemin anahtarı hafızamızın, kültürümüzün, inancımızın bir parçası olan Şırnak'ta hem doğamız hem kültürümüz tehdit altında. Burada DEM PARTİ olarak bir kez daha söylüyoruz ki doğa yok olursa, tarih silinirse kim kazanır? Halk yoksullaşırsa kim kalkınır? Ekosömürge düzenine karşı doğayı, yaşamayı savunmaya devam edeceğiz burada da her yerde de. (DEM PARTİ sıralarından alkışlar)