| Konu: | |
| Yasama Yılı: | 4 |
| Birleşim: | 65 |
| Tarih: | 26.02.2026 |
YENİ YOL GRUBU ADINA MUSTAFA KAYA (İstanbul) - Sayın Başkan, saygıdeğer milletvekilleri; OECD'yle ilgili uluslararası sözleşme hakkında grubumuz adına söz almış bulunuyorum. Bu vesileyle, sizleri saygıyla selamlıyorum.
Tabii, önce zihnî bir hatırlatmada, hazırlıkta fayda var: Bu OECD nedir? Yani "OECD" dediğiniz aslında İkinci Dünya Savaşı'ndan sonra, 1948 yılında Avrupa Ekonomik İşbirliği olarak kurulan, daha sonra 1960'ta Kanada ve Amerika Birleşik Devletleri'nin katılımıyla 1961 yılında kurulması kararlaştırılan ekonomik iş birliği teşkilatıdır yani bir anlamda, İkinci Dünya Savaşı sonrasında kurulan dünya düzeninin bir kuruluşudur. Şimdi "Bu kuruluşun bugün için ne anlamı var?" sorusunun cevabı aslında hepimizce malum, hem de yaşadığımız son gelişmelerle birlikte OECD'nin ne kadar etkin olabileceğini, ne kadar etkili olabileceğini, BM'nin bile etkili olmadığı bir ortamda OECD bu topluma, üye ülkelere hangi kazançları sağlayacağının takdirlerini önce kamuoyuna, sonra sizlere bırakıyorum.
Değerli arkadaşlar, İkinci Dünya Savaşı'nın ardından yaşanan soğuk savaşta belirleyici bir unsur vardı, o da neydi? Amerika Birleşik Devletleri, savaştan çıkmış Avrupa ülkelerine maddi yardım, mali yardım, savunma anlamında destek verme sözü vermişti ve yine bu, aynı zamanda 1948'de kurulurken Amerika Başkanı Truman tarafından uygulanan Marshall yardımlarının bir sonucu olarak ortaya çıkan bir kurumdu çünkü Marshall dediğiniz isim Dışişleri Bakanıydı; Avrupa Birliğine, daha doğrusu Avrupa'ya destek verme, ekonomik destek verme adı altında planlama yaparken Marshall yardımlarının Avrupa'ya yaygınlaşması için kullanılan organizasyonun adıydı.
Şimdi, arkadaşlar, tabii, bugün için OECD'den bahsetmek, OECD'nin öneminden bahsetmek çok mümkün değil. Tabii, devam eden bir sözleşme var ancak İstanbul'da kurulan, devam eden bu kuruluşun İstanbul ofisinin devam etmesinin herhangi bir mahzuru yok, niye? En azından bir lobi faaliyeti işlemi görür ve bu şekilde belki Türkiye'nin dünyada, üye ülkelerde, işte, lobi yapmasına katkı sağlar; faydası bu. Ancak bir de OECD'nin genelde bizlerin kullandığı, zaman zaman hepimizin başvurduğu istatistikleri var. Bakın, o istatistikler üzerinden bazı değerlendirmeler yapmak istiyorum size. 2015 ile 2025 yılları arasında şöyle genel bir değerlendirme yapalım. Orada genel söylem... Ekonomide şahlanan bir ekonomiden bahsediliyor ama OECD verilerine göre 2015 yılında hızlı büyüyen ancak sorunlu bir ekonomi olarak tanımlanan Türkiye ekonomisi, 2025 yılına geldiğinde derin yapısal zayıflıklara sahip bir ülke ekonomisine dönüşmüş. Mesela, arkadaşlar, yine bir istatistik daha vereyim: Türkiye'nin AR-GE harcamaları yüzde 1,46, bu da OECD ortalaması olan 2,8'in yarısı mesabesinde. Eğer, siz AR-GE yatırımlarınızı belli bir noktaya çekemezsiniz, ekonomimizdeki yapısal problemleri çözmeniz, bu problemlerle mücadele etmeniz mümkün olmaz.
Değerli arkadaşlar, mesela, altmış beş yıllık üyeliğimize rağmen Türkiye hâlâ gençlerini ekonomik anlamda istihdama dâhil edemeyen bir ülke konumuna gelmiş. Şöyle bir şey söyleyeyim: Mesela, 2015 yılındaki 15-64 yaş arası 50,3'ten 2025'te 55,1'e çıkmış ama, aması burada, Türkiye 38 üye ülke arasında 38'inci konumda yani gençlere istihdam oluşturma noktasında olabildiğince son sıradayız.
Bir başka istatistik daha var arkadaşlar, ne eğitimde ne de istihdamda olan genç sayısı, Türkiye maalesef bu sıralamada 1'inci. Hani, son zamanlarda özellikle dillere pelesenk olan bir tanımlama var "ev genci" diye, tam da bunu tarif ediyor; ev genci sıralamasında OECD ülkeleri arasında Türkiye 1'inci sırada.
Değerli arkadaşlar, bir başka istatistik daha var burada, onu da sizlerle paylaşmak istiyorum. OECD ülkeleri içinde bölgesel istihdam farkını yani bir ülkenin farklı bölgelerindeki istihdam oranlarını incelemişler, bu inceleme neticesinde Türkiye, bölgesel istihdam farkında... Batı'daki metropoller rant ve istihdamı toplarken Doğu bölgeleri ciddi şekilde, terk edilmiş şekliyle; bu istihdam raporunu da burada paylaşmak istiyorum.
Arkadaşlar, bazı veriler daha var, bunlar can sıkıcı veriler ama bunları duymanızda fayda var. Mesela, 2025 yılında OECD ülkelerinin enflasyon oranlarını sizlerle paylaşmak istiyorum: 2025 Ocak ayında 4,7'yle başlamışlar, 2025 Kasım ayında 3,9'la bitirmişler. Peki, Türkiye'nin 2025 yılı için ortalaması nedir? 42,1'le başlamışız, 31,1'le bitirmişiz yani OECD'de enflasyonda şampiyon konumdayız, özellikle dikkatlerinize sunmak istiyorum. İkincisi, gıda enflasyonu arkadaşlar, gıda enflasyonunda OECD ülkelerinin ortalaması 4,4'ten başlamış, 4'le bitmiş; bizimkisi 41,8'le başlamış, şu anda 2025'te 27,4'le bitirmişiz yani gıda enflasyonunda da OECD şampiyonu olmuşuz; bunu da dikkatlerinize özellikle sunmak istiyorum. Bir diğeri de arkadaşlar, enerji enflasyonu. Bakın, enerji enflasyonunda OECD ülkelerinin çoğu Rusya-Ukrayna savaşından sonra özellikle enerji tedariki noktasında sıkıntı yaşamalarına rağmen olan sonucu söylüyorum: 3,7'yle başlamışlar, 3,5'le bitirmişler; bizimkisi 39,5'le başlamış, 30,7'yle bitmiş. Şimdi, OECD rakamları, istatistikler, ekonomik veriler hepsi apaçık bir şekilde ortada. Hâlâ bunun üzerine kalkıp da değerlendirmeler yapmak, ekonominin çok iyi olduğunu, gelir dağılımında adaletin sağlandığına dair değerlendirmeler yapmak maalesef doğru değil; bu, yanıltıcı bilgi olarak maalesef kamuoyuna yansıyor.
Arkadaşlar, önemli başka bir konu daha var, o önemli konu da belki dikkatlerden kaçtı. 31 Mayıs 2010 tarihinde Mavi Marmara saldırısı oldu ve 10 vatandaşımız uluslararası sularda İsrail tarafından katledildi. Peki, 31 Mayıs 2010 tarihinden yirmi gün önce ne oldu? Yirmi gün önce olan ne biliyor musunuz arkadaşlar? Yirmi gün önce, 10 Mayıs 2010 tarihinde İsrail OECD üyesi oldu. Türkiye kurucu ülke olması hasebiyle, veto hakkı olmasına rağmen 2010 tarihinde İsrail OECD üyesi olurken İsrail'in üyeliğini veto etmedi ve İsrail'in üyeliğini veto etmedi o tarihte yine İsviçre, İrlanda, Norveç İsrail'in bu üyeliklerini yani veto etmeden şerh düşerek demişler ki İsrail'e: "Sen, Batı Şeria'daki yerleşim yerlerini tekrar bu şekilde yaygınlaştıramazsın." ve maalesef onlar şerh düşmesine rağmen Türkiye belki rahatsızlıkları olabilir ama bu rahatsızlıklarını hayata geçirecek, İsrail'in bu yaptıklarını engelleyecek herhangi bir -daha doğrusu- İsrail'in üyeliğini engelleyecek herhangi bir adım atmamış, herhangi bir girişimde bulunmamış.
Değerli arkadaşlar, OECD tabii biraz, önce söylediğim gibi yani çok böyle olsa da olmasa da olur denilebilecek bir kuruluş. Niye? Çünkü artık Şubat 1945'te kurulan dünya düzeninin insanlığa bir huzur getirmediği, insanlığın artık tamamen gücü yeten yetene düzenine döndüğü ve en son bugün de yapıldığı gibi hepiniz takip ediyorsunuz. İran-Amerika müzakerelerinde olduğu gibi bölgemizin ateş çemberine çevrilmek istendiği bir ortamda biz, bugün, bu OECD teklifine "evet" diyebiliriz, ekonomik kalkınma, iş birliği teklifine "evet" diyebiliriz ama bu, sadece herhangi bir şekilde diplomaside bir adım atmış olduğumuz sonucunu doğurur ama son tahlilde biliniz ki dış politika kuyumcu sarraflığında yürütülmesi gereken bir alandır. Türkiye kendi güvenliğini korumak, kendisini bu bölgede ayakta tutmak istiyorsa çok taraflı diplomasiyi, D-8'i hayata geçirerek bundan kurtulabilir diyor, sizleri saygıyla selamlıyorum. (YENİ YOL, İYİ Parti ve CHP sıralarından alkışlar)