| Konu: | |
| Yasama Yılı: | 4 |
| Birleşim: | 65 |
| Tarih: | 26.02.2026 |
KAMİL AYDIN (Erzurum) - Sayın Başkan, saygıdeğer milletvekilleri; mevcut madde hakkında Milliyetçi Hareket Partisi Grubu adına söz almış bulunmaktayım. Yüce heyetinizi saygıyla selamlıyorum.
Sayın Başkan, söz konusu maddeye geçmeden önce, bugün 26 Şubat, tabii, kederliyiz, yaslıyız çünkü 1992'nin 26 Şubatında Azerbaycan'da Karabağ'a bağlı Hocalı kasabasında yaşanan soykırımın anılarıyla kedere, eleme tekrar gark olmuş durumdayız. 200'ü kadın ve çocuklardan oluşan 613 soydaşımızın katledildiği bu katliamdan sonra maalesef 94'teki barış, ateşkes gelinceye kadar 1 milyonun üzerinde soydaşımız zorunlu göçe tabi tutuldu. Tabii, tesellimiz var, tesellimiz şu ki Allah'a şükür Karabağ azatlığına kavuştu, özgürlüğüne kavuştu. Bir daha katliamları unutmayacağız, unutturmayacağız, aynen Bosna'daki bilge liderin ifade ettiği şekliyle, eğer unutursak tekrar tekerrür eder düşüncesinden hareketle biz de bunu mütemadiyen, sürekli belleklerimizde canlı tutmaya çalışacağız.
Sayın milletvekilleri, sosyolojik bir sorgulamaya tabi tutulduğunda, biyolojik yapılar ile toplumsal yapılar, hatta toplumsal yapıların sistematik üst çatıları olan devletlerin tutum, davranış ve uygulamaları arasında yakın bir ilişki, hatta benzerlik bulunmaktadır. Yani insanlar gibi devletler de sahip oldukları gücü ve iktidarı, yetkilerini her zaman insanlık adına iyi ve hayırlı işlerde değil, aynı zamanda nefislerine uyarak büyük insanlık trajedilerine de neden olduklarını görmekteyiz. Bu tarz uygulamaların 21'inci yüzyılda en belirgin örneklerini küresel boyutta yaşananlar muvacehesinde, özellikle Güvenlik Konseyinin 5 büyüğünün yaptıklarında görebiliriz ve dahası, daha şedidi ise arzımevut, şeytani teolojik safsatasına atfen her türlü zulmü, işkenceyi ve soykırımı mazlum coğrafya ve insanlarına reva görmeyi sözde yüksek ideal hâline getiren uluslar üstü siyonist yapılanmada açık ve net bir şekilde görmekteyiz. Uluslararası ilişkiler bağlamında yakın tarihî geçmişe bir göz attığımızda bu tarz güç ve iktidar heva ve heveslerinin büyük felaketlere neden olduğunu da biliriz. Somutlaştırmak gerekirse, 20'nci yüzyılda yaşanan iki büyük dünya savaşının yegâne nedeninin bu tür güç zehirlenmelerinden doğduğuna açık bir şekilde tanıklık etmiş bulunmaktayız. İşte, Birinci Cihan Harbi ve İkinci Cihan Harbi sonrası kurulan uluslararası örgütlerin de ortaya çıkış nedenleri, bu savaş ortamlarını bir bakıma barış ortamına, ilişkiler ortamına dönüştürme nedenleriydi. 31 Mayıs 2018 tarihinde Paris'te imzalanan Türkiye Cumhuriyeti Hükûmeti ve İktisadi İşbirliği ve Kalkınma Teşkilatı arasında Ekonomik İşbirliği ve Kalkınma Teşkilatı İstanbul merkezi kurulmuş ve bugün de Mutabakat Zaptının Yenilenmesine İlişkin Protokolün Onaylanmasının Uygun Bulunduğuna Dair Kanun Teklifi'ni görüşmek üzere bir arada bulunmaktayız.
Hedefinde Türkiye'nin yakın tarihî ve kültürel bağları bulunan Balkanlar ve Orta Doğu ülkeleri ile Orta Asya ve Kuzey Afrika bölgesinin yer alacağı merkez doğrudan Paris'teki OECD'ye bağlı olarak faaliyet gösterecektir. İstanbul'daki merkezin çalışmaları çerçevesinde rekabetçilik, girişimcilik, ticaret, kamu yönetimi, inovasyon, beşerî sermayenin harekete geçirilmesi, bağlantılılık ve altyapının geliştirilmesi, iktisadi direncin artırılması ve yeşil büyüme alanlarına odaklanılması öngörülmektedir. Dolayısıyla bu denli yapıcı ve katkı sağlayıcı faaliyetleri olan merkezimizin diğer önemli bir kazanımı ise uluslararası çalışmalar kapsamında yapılacak toplantılara ev sahipliği yapmak olacaktır.
Kısaca, Türkiye'nin kurucularından olduğu OECD'yle ilişkilerinde yeni bir sayfa açacak olan merkezimiz ülkemizin uluslararası alandaki görünürlüğüne de büyük katkı sağlayacaktır diyorum ve bu konuda bu maddeyi desteklediğimizi partimiz adına ifade eder, yüce Heyetinizi saygıyla selamlarım. (MHP ve AK PARTİ sıralarından alkışlar)