| Konu: | |
| Yasama Yılı: | 4 |
| Birleşim: | 67 |
| Tarih: | 04.03.2026 |
YENİ YOL GRUBU ADINA İDRİS ŞAHİN (Ankara) - Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; hepinizi saygıyla selamlıyorum.
Bugün, burada, bu toprakların tapusu sayılan, çocuklarımızın nefesi olan millî parklarımızın nasıl bir ticari şantiyeye dönüştürülmek istendiğini konuşuyoruz. Bu teklif, öyle iddia edildiği gibi zaman içinde ortaya çıkan ihtiyaçları karşılama adımı değildir. Bu teklif; sivil toplumu, akademisyenleri ve meslek odalarını kapı dışarı ederek tek sesli, çok rantlı bir dayatma mantığıyla hazırlanan, doğayı korumayı değil doğadan ne kadar gelir elde edilebileceğini hesaplayan bir başka ekolojik tasfiye planıdır. Doğayı koruma amacı gitmiş, yerine doğayı yönetme ve ondan gelir üretme hırsı gelmiştir.
1983'ten beri bu ülkenin akciğerlerini koruyan mutlak koruma felsefesi bugün yerini "Ne kadar yapı dikersek o kadar iyidir." mantığına bırakıyor. Söylemde "Doğayı koruyoruz." diyorlar ama teklifin ruhu "Biz bu alanları devrediyoruz." diye bağırıyor. Millî parklar bir ülkenin biyolojik kütüphanesidir arkadaşlar; siz bu kütüphanedeki sayfaları koparıp ısınmak için yakmaya çalışıyorsunuz; nesli tükenmekte olan türlerin yuvasını, endemik bitkilerin vatanını bir gecelik konaklama bedeline kurban ediyorsunuz.
Değerli milletvekilleri, bu teklifle her yetki tek bir merkezde toplanıyor. Planı yapan, yaptıran, uygulayan, denetleyen tek bir yapı: Doğa Koruma ve Millî Parklar Genel Müdürlüğü. Öyle bir sistem kuruluyor ki hem savcı hem hâkim hem de cellat aynı kişi. Değerli Komisyon Başkanımız geçmiş dönemde Bakanlık yaptı; hiç aklına gelmemiş bu yasa, eğer gelmiş olsaydı demek ki o da bu döneme bırakmayacakmış. Bakın, hem kendileri yapıyorlar hem yaptırıyorlar; uygulayan aynı, denetleyen aynı, tek bir yapı, sorgusuz sualsiz. Ne güzel dünya, değil mi?
İktidar çoğunluğunuz var her ne kadar sıralar boş olsa da. Şu an itibarıyla iktidardan seslenebileceğimiz isim yok. İktidar milletvekili olarak üç beş tanıdık sima var, onların da yüzüne bakınca kıyamıyorum, onlara yüklenemiyorum çünkü hakkıyla Parlamentodaki görevini yapan üç beş, bir elin parmağıyla sayılır iktidar milletvekiline hitap ediyoruz. Sağ olsun, Komisyon Başkanımız yerinde; onun dışında iktidar sıraları boş.
Değerli basın, siz de boşsunuz. Neredesiniz? Millî parklar talan ediliyor. Hadi, iktidar mensupları yok Genel Kurulda da bizim alicenap basınımız nerede? (CHP sıralarından alkışlar) Hiç olmazsa onlara doğrudan seslenelim, hiç olmazsa siz bunları görün arkadaşlar. Boş sıraları gösterin, millete iktidarın ayıbını gösterin, millete yorgun iktidarın Parlamentoyu çalıştıramadığını gösterin. Ben daha ne söyleyeyim size?
FATMA AKSAL (Edirne) - Muhalefet hiç yok.
İDRİS ŞAHİN (Devamla) - O yüzden, mevcut sistemde bir yeri yıkmak için yargı kararı gerekirken şimdi hiçbir karar almadan derhâl el koyma ve yıkım yetkisi getiriliyor. Mülkiyet hakkı, yargı yolu güvencesi bu teklifle askıya alınıyor.
Bakın, yargı sürecini zaman kaybı olarak görenler bilsin ki hukuk devleti formaliteye indirgenemez. Hukuku hız uğruna feda etmek, vatandaşın mülkiyet hakkını ve doğanın geleceğini tek bir bürokratın iki dudağı arasına hapsetmektir. Yıkım gibi geri dönüşü olmayan bir işlemi hiçbir karar almadan, yargı yolunu fiilen kapatarak uygulamak hukuk devletinin damarını kesmektir.
İşte, iktidar sıralarında az sayıda da olsa çok değerli 2 hukukçu karşımızda; Allah için soruyorum: Bir yıkım kararı yargı kararı olmadan nasıl gerçekleşebilir? Bunun telafisi imkânsız bir sonuç doğuracağını iktidar olarak görmüyor musunuz siz? Siz yargıdan niçin bu kadar korkup da kaçıyorsunuz? Zaten yargı istediğinizi yapıyor, dilediğiniz gibi talimata göre de karar veriyor. Hâl böyle olmasına rağmen hâlâ tüm yetkileri bir bürokratın iki dudağı arasına bırakmak nasıl bir hâldir, nasıl bir düşüncenin ürünüdür ve sizin gerçekten Parlamentonun elindeki bu kadar yetkiyi, yargının elindeki yetkileri yürütmede tek bir kişiye vermekteki muradınız nedir anlayabilmiş değiliz.
Değerli milletvekilleri, daha vahimi ise mali yapıda gizli. Bakın, teklifle kuruma hem özel bütçe hem de devasa bir döner sermaye yetkisi veriliyor. Millî park gelirlerinin doğrudan Genel Müdürlük bünyesindeki döner sermayeye aktarılması ve kuruma kontrolsüz bir mali genişleme alanı tanınması hedefleniyor. Bu ne demek biliyor musunuz? Millî parkları merkezî bütçeden soğurup denetim dışı bir havuz yaratmak demek, bütçe birliği ilkesini paramparça etmek demek.
Tabii, burada döner sermaye demişken bizzat Sayın Erdoğan'ın 12 Mart 2021 tarihli vaatlerine de bakmak gerekiyor. Değerli iktidar sıraları, sizlere sesleniyorum: Sayın Erdoğan, Haliç Kongre Merkezi'nde düzenlenen Ekonomi Reformları Tanıtım Toplantısı'nda aynen şu ifadeleri kullanıyor: "Harcama disiplini konusunda önceliği vatandaşa hizmet etmenin en önemli aracı olan bütçe politikalarına veriyoruz." diyor. "Meclisin bütçe hakkının kapsamını genişletirken şeffaflık ve hesap verebilirliği artırıyoruz." diyor. "Bunun için iki önemli politika değişikliğine gidiyoruz; ilk olarak döner sermayeyi gözden geçiriyor, verimli olmayanları kapatıyor ve diğerlerini de kademeli şekilde merkezî yönetim bütçesine dolayısıyla Meclis denetimi kapsamına alıyoruz." diyor. Değerli Komisyon Başkanım, ikinci olarak da diyor ki: "Bütçe dışında gerçekleştirilen özel hesap uygulamalarını acil ve zorunlu olanlarla sınırlandırarak bu kriterleri karşılamalarını yine kademeli olarak kaldırıyoruz. Böylece bütçede birlik ilkesini güçlendirmiş oluyoruz." Ne zaman diyor bunu? 2021 yılında diyor. Allah aşkına, beş yılda ne değişti de Sayın Erdoğan'ın söylemleri dışında siz buraya kanun teklifi getiriyorsunuz? Sayın Erdoğan'ın acaba bundan haberi var mı? Haberi olsa demez mi size "2021'de ben ne söyledim, siz nasıl bir icraat yapıyorsunuz? Siz orada kimin temsilcisisiniz?" diye size hesap sormaz mı? Evet, iktidarın boş sıralarına kayda geçmesi için söylüyorum, Sayın Erdoğan'ın sözünün üzerine siz söz söyleme cüretini nereden alıyorsunuz? Hadi söyleyin bakayım? İşte, Sayın Erdoğan 2021'de "Bunların hepsini toplayalım, bütçe denetimini Meclisin kontrolünü koyalım." diyor, siz yeni bir döner sermaye oluşturarak hesaptan kaçıyorsunuz, "Millî Parklarda bir döner sermaye kuracağız, sermayeyi tam 5 kat artıracağız." diyorsunuz, "Meclisin denetiminden çıkarılıp özel hesaplarda yöneteceğiz." diyorsunuz. Bu ne yaman çelişkidir arkadaşlar! 2021'de "şeffaflık" diyen iradeyi 2026'da döner sermaye yönetimiyle boşa düşüren bu bürokratik iştah kimin eseridir?
Sayın milletvekilleri, biz aslında bu teklifte ciddi bir endişe yaşıyoruz. Acaba burada vahim bir kavram karmaşası mı yaşanıyor diye de sormadan edemiyoruz? Bu teklifte çok fazla "ekosistem" kelimesi geçiyor ancak teklif sahipleri "-eko" kökünü yalnızca ekonomi olarak mı düşündü acaba? Çünkü biz iktidarın "yeşil" deyince sadece dolardaki yeşili algıladığını gayet iyi biliyoruz. Burada da "ekosistem" derken acaba sadece zihinlerde para mı düşündünüz? Çünkü "ekosistem" dendiğinde zihnimizde canlanan tek şey ekonomi sistemiyse durum gerçekten vahim. Nitekim, biz burada başka bir amaç göremiyoruz.
Kıymetli milletvekilleri, tüm bunlar yetmiyor "kamu yararı" ve "zaruret" gibi sihirli kelimeler her kilidi açan bir maymuncuk gibi kullanılıp enerji hatları, petrol boruları ve dev yapılar millî parklarımızın kalbine saplanıyor. Koruma rejimi artık sınır çizen bir sistem değil, herkese "Geç." diyen, herkese izin veren bir otobana dönüştürülüyor. "Sınırlandırıyoruz." dediğiniz muğlak kavramlar yarın her türlü projenin önüne "zaruret" etiketi yapıştırılarak millî parklarımızı delik deşik edecek bir sistemin önünü açıyor.
Ayrıca, teklifle, Anayasa Mahkemesinin kararlarını uygulamak zahmetli gelmiş olacak ki hukuku dolanma yöntemi yeniden tercih ediliyor. Yüksek mahkeme "Liyakati ve sınav şartını kanunla belirle." dediği hâlde yine "Yönetmelikle hallederiz." diyorsunuz. Bu ne yaman çelişkidir?
(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)
BAŞKAN - Tamamlayalım lütfen.
İDRİS ŞAHİN (Devamla) - Bu ne hukuk tanımaz bir tavırdır? Belirlilik yok, öngörülebilirlik yok, sadece idari bir keyfiyet var. Kanunla çizilmesi gereken kırmızı çizgiler yönetmelikle pembeleşiyor ve sonunda yok oluyor.
Gelelim teklifin ikinci bölümündeki av ve gelir kıskacına. Bu teklifle beraber oldukça büyük cezalar öngörülüyor, hemen bir madde sonrasında da bunları affedecek düzenlemeler var ve süresiz avcılıktan men cezasının süresi sınırlandırılıyor, belgeleri iptal edilenlere "Gel kardeşim, yeniden al." deniliyor. Bu ne perhiz, bu ne lahana turşusu! Burada niyet, caydırıcılık değil cezalardan gelecek parayı döner sermaye hesabına aktarıp mali kaynak yaratmaktır. Biz, doğayı, gelir kapısı değil gelecek mirası olarak görüyoruz.
Bu kanun teklifi doğanın mutlak dokunulmazlığına sıkılan bir kurşundur. Biz o tetiğin çekilmesine geçit vermeyeceğiz diyor, Genel Kurulu saygıyla selamlıyorum. (YENİ YOL, CHP ve İYİ Parti sıralarından alkışlar)