| Konu: | |
| Yasama Yılı: | 4 |
| Birleşim: | 70 |
| Tarih: | 11.03.2026 |
TURHAN ÇÖMEZ (Balıkesir) - Çok teşekkür ediyorum Sayın Başkan.
Kıymetli milletvekilleri, Genel Kurulu saygıyla selamlıyorum.
Sayın Erdoğan bugün bir açıklama yaptı, dedi ki: "Emeklilerimize müjde vermek istiyorum." Heyecanla kulak kabarttık, acaba nasıl bir müjde gelecek, emekli maaşına zam mı olacak? Bayram ikramiyesine bir şeyler mi gelecek? Sonra dedi ki devamıyla: "Emeklilerimizin bayram ikramiyesini bayram öncesinde hesaplarına yatıracağız, hayırlı uğurlu olsun." Yirmi beş yıl sonra AKP'nin verdiği müjde bu. Bakın, 2018 yılında, ilk defa bayram ikramiyesi verildiğinde -rakamları hesapladık- bin liraydı, o günün kıymetiyle bugün bu bayram ikramiyesi verilmiş olsa, dolar kuruna göre 11 bin lira olacaktı, enflasyondaki artışa göre 11.150 lira olacaktı, asgari ücrete göre 17.400 lira olacaktı, ramazan fitresine göre 12.720 lira olacaktı, kurban bedellerine göre de 19.900 lira olacaktı. Şu an maalesef, bayram ikramiyesini bile veremeyecek durumda olan yirmi dört yıllık iktidar müjde olarak "Haydi gözünüz aydın, ikramiyenizi bayramdan önce vereceğiz!" diyor. Bu, cidden içler acısı bir durum. Bu, bir anlamda, aslında, sizin sokaktan ne kadar da habersiz olduğunuzu gösteriyor. Sokakta ne oluyor, ne bitiyor; gerçekten haberiniz yok. Biraz çıksanız çarşıya pazara, emeklinin hâlini göreceksiniz, esnafın hâlini göreceksiniz, köylünün ekilmeyen tarlalarını göreceksiniz, gıda enflasyonundan feryat eden insanları göreceksiniz. Biraz çarşı pazar dolaşsanız, ilçe merkezlerine gitseniz köylünün ipotekli...
(Uğultular)
TURHAN ÇÖMEZ (Balıkesir) - Arkadaşlar, rica etsem... Konuşma yapıyorum. İstirham ediyorum, lütfen...
Çarşıya pazara çıksanız, ilçelere gitseniz ikinci el traktörlerin satıldığını göreceksiniz ve gerçekten, sahada olan bitenden haberinizin olmadığını görüyoruz; bu bakımdan sizi uyarıyoruz. İcralar patlamış, icra daireleri dolmuş ve ne yazık ki işsizlik patlamış, ihracat rakamları düşerken ithalat rakamları rekor kırıyor, bütçe gittikçe açık veriyor, sadece ocak ayında bu ülke tam 10,5 milyar dolar faiz ödedi; korkunç bir borç batağı, korkunç bir faizle boğuşuyoruz. Yılbaşından bugüne kadar icra dairelerine gelen dosya sayısı da 2 milyonu bulmuş; korkunç bir tabloyla karşı karşıyayız.
Geçtiğimiz günlerde TÜSİAD yöneticileriyle ilgili bir karar verildi ve ne yazık ki mahkûm oldular. Ne demişti TÜSİAD yöneticileri? "Hukukun üstünlüğünü savunuyoruz. Yanlışlık yapan sorumlular görevinden ayrılmalı ve hesap verebilmeli. İliç ve Somadaki maden felaketleriyle ilgili sorumlular hesap vermeli, keyfî tutuklamalar olmamalı." Buna benzer son derece medeni, demokrat, demokrasinin kurum ve kurallarının işlediği bir ülkede olması gereken şeyler söylediler ve maalesef geçtiğimiz günlerde mahkûm edildiler. Mevcut Hükûmet ve bürokrasiyi hedef aldıkları için, aynı zamanda soruşturmaları etkilemeye çalıştıkları için mahkûm edildiler.
Şimdi, size başka bir davadan örnek vereceğim, içine düştüğünüz durumu anlamak açısından bir örnek vereceğim: Bakın, Çorum'dan Murat Kırcı isminde bir esnafımız, dertli. Geçtiğimiz aylarda Murat Kırcı çıktı, bir video yayınladı, videoda dedi ki: "Şu sokağı görüyor musunuz, şu sokağı? Bakın, bu sokak boş, esnaf kan ağlıyor, maliyeciler sürekli denetim yapıyor, ceza kesiyor; acıyın biz Allah aşkına!" diye feryat etti. Bundan daha güzel bir mesaj olur mu? İktidar yetkililerine de saygıyla ve muhabbetle hitap etti, "Gelin, bize yardımcı olun." dedi. Bunun üzerine hemen bir soruşturma başlattılar, hemen.
Bakın, daha da ilginç bir şey söyleyeceğim size: Soruşturmayı başlatan savcılık bir basın açıklaması yaptı, dedi ki: "İlgili kişi aslında esnaf falan değildir ve o bölgede herhangi bir denetim falan yapılmamıştır." Bakın, yargının düştüğü hâle bakın, böyle bir açıklama yaptı. Sonradan baktık ki oraya giden polisler aynı savcılığa tutanak tutmuşlar, "Burada denetim yapılıyor." diye tutanak tutmuşlar. Ve aynı zamanda esnafı aradım, konuştum, onun da vergi levhasını çıkarttım.
Şimdi, feryat eden esnaf, kan ağlayan esnaf. Denetim yapılıyor, "Satış olmadığı için fiş kesemiyoruz." diye feryat eden esnafın tepesine çullanıyorsunuz, ondan sonra da mahkemeye veriyorsunuz. Mahkemede korkunç bir ifade var, diyor ki: "Ülkenin iç güvenliğini ve kamu düzenini bozmuştur." Bakın, iddianameyi aldım, iddianamede var bu. Ülkenin iç güvenliğini bozmuş esnafımız, kamu güvenliğini bozmuş esnafımız, gerçeğe aykırı bilgi yayarak kamu barışını bozmuş(!) Kimdir Allah aşkına kamu barışını bozan; bu esnafa bu ızdırabı çektiren siz misiniz yoksa feryat eden, efendim, dükkânını açmaktan aciz, satış yapmaktan aciz esnafımız mıdır?
(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)
BAŞKAN - Buyurun, devam edin.
TURHAN ÇÖMEZ (Balıkesir) - Buradan feryat ediyorum, bakın, isyan ediyorum ve feryat ediyorum: Bir taraftan TÜSİAD gibi bir kuruluşun en önemli yetkilileri, üst makamındaki isimler, bir taraftan sokaktaki esnaf sizin mahkemelerinizce derdest ediliyor. Siz yola çıkarken yani iktidara gelirken yani partinizi kurduğunuzda ne dediniz, aynen onu okuyacağım: "STK'ler, demokrasinin temel taşlarından biridir. Devlet, STK'leri birer rakip veya tehdit olarak değil, ortak olarak görmelidir. Katılımcı demokrasinin güçlenebilmesi için STK'ler karar süreçlerine daha fazla dâhil edilmelidir." Bunu siz söylediniz; yanı sıra, başka bir şey daha söylediniz: "Düşünce açıklamak suç olamaz, şiddet içermeyen fikir açıklamaları cezalandırılamaz. Devlet, düşünceyi değil, suçu kovuşturur. Eleştiri ve muhalefet demokratik hayatın temelidir." İşte, yirmi dört yıl sonra iktidarınızın geldiği nokta bu.
Değerli arkadaşlar, bir başka konuya daha temas edeceğim, önemli bulduğum bir konuya daha temas edeceğim: Bakın, geçtiğimiz yıl Sayın Erdoğan bir açıklama yaptı, dedi ki...
(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)
TURHAN ÇÖMEZ (Balıkesir) - Bitireceğim Sayın Başkanım.
BAŞKAN - Buyurun.
TURHAN ÇÖMEZ (Balıkesir) - "Suriye'nin yeniden ayağa kalkması bizim temel önceliğimizdir." Ve ondan sonra, bu lafı söyledikten sonra Sayın Erdoğan acaba Suriye'de neler yapmış diye şöyle bir dökümünü çıkarttım: Suriye'de Lazkiye'de yangın olmuş, Sikorsky helikopterlerimizi göndermişiz. Geçtiğimiz günlerde Antep Belediye Başkanı açıklamış, "Tam 150 küsur bin metrekarelik millet bahçesi yapacağız oraya." diyor, Halep'te millet bahçesi yapılacakmış. Araçlar gönderilmiş, otobüsler gönderilmiş, 120 bin konut yapmışız Suriye'de, 825 okul yapmışız, sağlık merkezleri yaptık, hastaneler yaptık, tıp fakültesi açtık Çobanbeyli'de, kardiyoloji merkezleri, kanser merkezleri açtık Halep'te ve Şam'da, yine aynı zamanda 7 ayrı noktadan tam 700 megavatlık elektrik veriyoruz, 6 milyon metreküp de doğal gaz veriyoruz. Şimdi, diyebilirsiniz ki: "Komşumuz sıkıntıda, niye bunları yapmayalım?" Elbette yapın, büyük devlet bunu yapar zaten, siz de diyorsunuz ki...
(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)
BAŞKAN - Buyurun, tamamlayın.
TURHAN ÇÖMEZ (Balıkesir) - ...vatandaşa dönüp bakmıyorsunuz, Suriye'de yapılan bunları aklamak adına, bunları meşrulaştırmak adına diyorsunuz ki: "Biz büyük devletiz, Suriye'nin fatihi biziz, Orta Doğu'yu da biz dizayn ediyoruz, Orta Doğu'da olan bitenler de bizden sorumludur." Buraya kadar anladık. Peki, dün Suriye Hükûmetinin atadığı bir Bakan Yardımcısı var, bir Bakan Yardımcısı. Bununla ilgili şu ana kadar o sizin "Buranın fatihi biziz." dediğiniz Hükûmetinizden bir tek kelime cevap görmedik, bir tek kelime değerlendirme görmedik. Suriye'nin Millî Savunma Bakan Yardımcısı olarak atanan kişi -fotoğrafı burada, bütün Türkiye görsün- bu kişi İçişleri Bakanlığımız tarafından şu anda kırmızı bültenle aranan bir terörist ve Türk Silahlı Kuvvetlerinin sınır ötesi operasyon yaptığı dönemde 200'den fazla askerimizin şehit edildiği bu operasyonlarda terör örgütü PKK'nın ve oradaki PYD/YPG'nin uzantısı olarak faaliyet göstermiş bir terörist. Şimdi, bu terörist buraya bir bakan yardımcısı olarak atandı.
(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)
TURHAN ÇÖMEZ (Balıkesir) - Bitireceğim, son bir cümle istirham ediyorum.
BAŞKAN - Buyurun.
TURHAN ÇÖMEZ (Balıkesir) - Millî Savunma Bakan Yardımcısı olarak atandı ve "Orta Doğu'yu biz dizayn ediyoruz." diyen iktidardan bir tek kelime cevap yok, en küçük bir açıklama yok. Kırmızı bültenle arıyordunuz, kırmızı halılarla karşılayacaksınız şimdi. Askerimizin kanı elinde olan bu terörist sizin hükümranlığınızı sürdüğünüzü iddia ettiğiniz bir ülkede bakan yardımcısı olarak atanmış, şimdi, Millî Savunma Bakanı gidecek, protokolde kendisiyle kucaklaşacak. Türkiye Cumhuriyeti devletini bu hâle getirmeye, bu ülkeyi bu şekilde yönetmeye hiçbirinizin hakkı yok. Millî Savunma Bakanını, İçişleri Bakanını ve bu konuda sorumluluk sahibi olan bütün yetkilileri görevini yapmaya davet ediyorum. Hiç olmazsa, hiçbir şeye gücünüz yetmiyorsa, herhangi bir şekilde ağzınızı açamıyorsanız, hiç olmazsa bir nota verin, Suriye devletine deyin ki "Bu iş yanlış olmuştur." Ha, biz bunu söylüyoruz diye sakın ola çıkıp da "Ne notasıymış, müzik notası mı?" falan da demeyin, devlet sorumluluğunuzu yerinize getirin, görevinizi yapın, bu kepazeliğe lütfen, itiraz edin.
Teşekkür ederim. (İYİ Parti sıralarından alkışlar)