GENEL KURUL KONUŞMASI
Konu: Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Teklifi münasebetiyle
Yasama Yılı:4
Birleşim:73
Tarih:25.03.2026

DEM PARTİ GRUBU ADINA ADALET KAYA (Diyarbakır) - Teşekkürler Sayın Başkan.

Değerli milletvekilleri, geride bıraktığımız hafta sonu iki bayramı birlikte kutladık. Bir kez daha sizlerin ve ekranları başında bizi izleyen değerli halklarımızın Ramazan Bayramı'nı ve "Nevroz"unu kutluyorum.

2026 yılı "Nevroz"u olumsuz hava koşullarına rağmen Amed'den İstanbul'a, "..."(*)dan Rojava'ya milyonların katılımıyla bir halkın direniş iradesini, bir halkın özgürlük ve demokrasi talebini meydanlara taşıdı. 27 Şubat 2025 tarihinde başlayan barış ve demokratik toplum sürecinin "Nevroz" alanlarında halk tarafından çok güçlü bir şekilde sahiplenildiğini gördük, bu sürecin toplumsallaştığı açıkça tescil edildi. Ancak ülkedeki barış sürecinden, Orta Doğu kaynarken Türkiye'de silahların susmasından rahatsız olan bir kesim var. Son günlerdeki "Nevroz" gözaltılarında, operasyonlarında bu tahammülsüzlüğü bir kere daha gördük. "Nevroz" kutlamalarına katılan birçok yurttaşımız evlerine baskın yapılarak gözaltına alındılar ve 27 yurttaş tutuklandı. Şimdi, Emniyette sorulan soruları inceledim ben. "'Nevroz'a neden katıldınız?" "Takma adın var mı?" "Legal ya da illegal yollardan yurt dışına çıktın mı?" "Kimden talimat aldın?" ya da "Kimin çağrısı üzerine 'Nevroz'a katıldın?" gibi sorular sorulmuş. Böyle bir saçmalık kabul edilemez, bu hukuksuz uygulamalara artık son verilmelidir. Tüm bu baskılara rağmen Kürt halkının ve demokrasi güçlerinin beklentisi nettir: Artık inkârdan inşaya geçiş safhasına geçilmesi zorunludur. Bu çerçevede, Sayın Abdullah Öcalan'ın siyasi ve hukuki statüsünün sağlanması, Selahattin Demirtaş ve Figen Yüksekdağ başta olmak üzere İnsan Hakları Mahkemesi ve Anayasa Mahkemesi kararlarına rağmen cezaevlerinde hukuksuzca tutulan siyasi tutsakların serbest bırakılması demokratik, barışçıl ve ortak bir geleceğin inşası için atılması gereken öncelikli adımlardır.

Değerli milletvekilleri, halk iradesinden bahsediyoruz sıklıkla, görüştüğümüz torba kanuna gelmek istiyorum; halktan tamamen kopuk, toplumun hiçbir kesimini görmeyen bir belge ne yazık ki. Teklifin Plan ve Bütçe Komisyonu görüşmeleri ramazan ayı devam ederken yapıldı, tam da bayram arifesinde, emeklilerin bayram ikramiyesine zam beklediği dönemde toplandık. Şimdi, emeklilerin taleplerini biz de DEM PARTİ olarak sahiplendik, emekli ikramiyesinin asgari ücretle eşitlenmesini talep ettik. Peki, siz ne yaptınız? Emeklilerin yaşadığı geçim sıkıntısının, verdikleri yaşam mücadelesinin gayet farkında olmanıza rağmen muhalefet partilerinin ortak talebine kulak tıkadınız, aynı tartışmaların Genel Kurulda sürmemesi, emeklilerin bu tartışmaları görmemesi için de Genel Kurul sürecini bayram sonrasına ertelediniz. Bir bayram geride kaldı, iki ay sonra Kurban Bayramı var, en azından Kurban Bayramı'na yetişecek şekilde, gelin, bu kanuna ekleyeceğimiz bir maddeyle emekli ikramiyesini yurttaşların cebini rahatlatacak, bir nebze de olsa nefes alabilecek bir düzeye çıkaralım. Artık "Kaynak yok." demekten de vazgeçmelisiniz; sermayeye gelince kaynak yaratabildiğinizi dünya âlem biliyor, görüyoruz.

Teklifin 10'uncu maddesiyle BOTAŞ'ın 100 milyarlarca liralık vergi ve gecikme faizi borcunu "görev zararı" adı altında tek kalemle siliyorsunuz.

9'uncu maddeyle işçinin alın teriyle biriken İşsizlik Sigortası Fonu'ndaki yüzde 1'lik devlet payını Cumhurbaşkanı kararıyla yarıya indirme yetkisi getiriliyor. Neden? İşçinin kara gün dostu olması gereken bu Fon'u açıkça patronların hizmetine sunmak istiyorsunuz.

11'inci maddeyle kamu kurumlarının ihtiyaç fazlası taşınmazlarını özelleştirme yoluyla haraç mezat satmanın önünü açıyorsunuz. Ya, bu teklifin kime hizmet ettiği, bu transferin nereye gerçekleşeceği muamma.

Değerli milletvekilleri, açıkça ifade edelim ki son dönemde Meclise getirdiğiniz tüm yasalar kuruyan denize derinleşen ekonomik kriz neticesinde telaşlı bir kaynak aramanın ötesine geçmiyor, önümüzdeki bu torba teklif de tam olarak böyledir. Daha kısa bir süre önce yasalaşan ve trafik cezalarını düzenleyen yasa da tıpkı bu teklif gibi aynı sömürü mantığının bir ürünüydü. Hatırlayın, o yasa teklifi görüşülürken de bunun bir bütçe denkleştirme operasyonu olduğunu söyledik; nitekim bütçede dikiş tutturamayınca âdeta para cezalarına sarıldınız. Yılın tamamı için öngörülen ceza tahsilatı hedefi, yılın ilk üç ayında hedefin 3 katına ulaştı. Özellikle trafik cezalarındaki tablo vahametin boyutunu gösteriyor, vatandaşın sırtına yüklendikçe yüklenildi. Devlet, trafik güvenliğini sağlamak için değil âdeta yurttaşa pusu kurup bütçe açıklarını kapatmak için ceza kesmekte. İşte, bugün bu torba yasa teklifiyle yaratmaya çalıştığınız kaynaklar da halka, emekliye, işçiye değil iflas eden ekonomi politikalarınızın faturasını ödemeye gidecektir. Kötü politikalarınızın faturasını halka kesmekten vazgeçmelisiniz. Yalnızca sermayeyi ve faiz lobilerini önceleyen bu ekonomi politikalarının halktaki somut karşılığı ise devasa bir açlık, sefalet ve geçim sıkıntısı.

Aile ve Sosyal Hizmetler Bakanlığının 2025 Yılı Faaliyet Raporu, ülkedeki derin yoksulluğun devlet eliyle itirafıdır resmen. Bugün Türkiye'de 3 milyon 991 bin 766 hanenin -4 milyon diyebiliriz- yani neredeyse 6 milyon yurttaşın her ay düzenli sosyal yardım aldığını belgeliyor bu faaliyet raporu. Geliri asgari ücretin üçte 1'inin dahi altında kaldığı için genel sağlık sigortası primini ödeyemeyen ve devlete muhtaç şekilde yaşayan yurttaş sayımız 8,5 milyona varmak üzere. Bakınız, bu bir övünç tablosu değil.

Bir de sosyal destek almadığı için kendi ürettiği çözümlerle yaşamını sürdürmeye çalışanlar var; emekliler, öğrencilerin barınma sorunu... Bugün basına yansıyan bir haber vardı, bilindik bir emlak sitesinde bir ilan. İlanda çocuk bakıcılığı karşılığında evde ücretsiz konaklama ve yemek verileceği yazıyor. Gazeteci ilan sahibiyle görüşüyor, ilan sahibi kadın da diyor ki: "Ne yapayım, çocuğumla ikimiz yaşıyoruz; bakıcı tutacak durumum yok, böyle bir fikir buldum." İlana hem üniversiteli öğrenciler hem emekliler başvurmuş. Yani nereden bakarsanız içler acısı bir durum. Yani "sosyal devlet" dediğimiz mefhum ne yazık ki yok. Halkın mutfağında, kelimenin tam anlamıyla, yangın var. Türkiye, yüzde 36,44'lük gıda enflasyonuyla, dünyada utanç verici bir şekilde 3'üncü sırada yer alıyor. Bizim önümüzdeki ülkeler hangileri biliyor musunuz? Güney Sudan yani iç savaştan yeni çıkmış; 2'nci sırada İran yani şu anda savaşın merkezinde ve küresel yaptırımlarla karşı karşıya olan İran'dan sonra geliyoruz. Kendine yeten bir tarım ülkesini halkın sağlıklı gıdaya erişemediği bir ithalat cennetine ve bir yoksulluk cehennemine çevirdiniz. Üstelik bu açlık, bu sefalet yetmezmiş gibi 1 Nisan itibarıyla yoksulun kapısına yeni bir zam kasırgası dayanacak. Elektrik Üreticileri Derneği çıkmış "Taban fiyat kurtarmıyor, maliyetler arttı." diyerek Hazine ve Maliye Bakanlığının kapısına dayanmış, zam dileniyor. Şirketlerin doymak bilmeyen kâr hırsı, doğrudan elektrik ve doğal gaz zammı olarak o dar gelirli halkın, evine ekmek götüremeyen emeklinin, işçinin zaten ödeyemediği kabarık faturalara yansıyacak.

Değerli milletvekilleri, ülkedeki bu ağır ekonomik buhranı bölgesel savaş politikalarından ve içerideki demokratikleşme krizinden bağımsız okuyamayız. Bugün ABD, İsrail ve İran denkleminde giderek tırmanan, bölgeyi ateş çemberine çeken çatışma ortamı Türkiye'yi de derinden etkilemektedir. Kendi içinde demokratik barışını sağlayamayan bir ülkenin dışarıdaki bu yangından korunması mümkün değildir. İktidar, bu karanlık ve adaletsiz tabloyu gizlemek için çözümü basını, muhalifleri ve gerçekleri yazanları susturmakta buluyor. Şunu artık hepimizin anlaması gerekiyor, ona göre hareket etmesi gerekiyor: Tam bir demokratikleşmenin sağlanmadığı, basının özgür olmadığı, Kürt meselesinde inkârdan inşaya giden barışçıl bir çözümün tesis edilmediği bir Türkiye'de ekonomik krizin ve yoksulluğun bitmesi mümkün değildir.

Gelin, bu rant, savaş ve sömürü odaklı politikalardan vazgeçin; sermayeyi kurtaracak torba yasaları değil barışı, demokrasiyi ve yoksul halkın refahını büyütecek adımları hep birlikte atalım diyorum ve Genel Kurulu saygıyla selamlıyorum. (DEM PARTİ sıralarından alkışlar)