| Konu: | Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Teklifi münasebetiyle |
| Yasama Yılı: | 4 |
| Birleşim: | 73 |
| Tarih: | 25.03.2026 |
ÜMİT ÖZLALE (İzmir) - Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; hepinizi saygıyla selamlıyorum.
Şimdi, şu 9 tane konuya bakın: Kripto varlıkların vergilendirilmesi, deprem konutlarının finansmanı, kamu kurumlarının ihtiyaç fazlası olan mallarının Özelleştirme İdaresine devri, vakıf üniversitelerinin tıp fakültelerinin hastanelerinin kurumlar vergisinin muafiyeti, bedelli askerlik, BOTAŞ'ın görev zararlarının mahsuplaşması, pırlantaya ek vergi, İşsizlik Sigortası Fonu'ndaki devlet katkı payının düşürülmesi, serbest bölgelerde bölge içi ve bölgeler arası vergi mevzuatının değiştirilmesi. Yani 9 tane birbiriyle alakasız, ilgisiz konu bul deseniz ancak bunları bulursunuz. İşte biz bunları torba yasada bir gün içerisinde alelacele tartışmak zorunda kaldık. Bunların hepsi kendi sektörleri içerisinde çok büyük uzmanlık gerektiren alanlar yani kripto varlık vergilendirilmesi başka bir şey, bedelli askerlik başka bir şey, vakıf üniversitelerinin tıp fakültesi hastanelerinin kurumlar vergisinin muafiyeti başka bir şey, serbest bölgelerin bölge içindeki vergi mevzuatının değiştirilmesi başka bir şey ve bunların hepsini Plan ve Bütçe Komisyonu üyeleri bir gün içerisinde kendilerine gelen ve çok da iyi hazırlanmamış etki analizi ve raporlarla beraber tartışmak zorunda kaldı.
Dolayısıyla, konuşmanın ilk başında bu torba yasa mantığını ben tekrardan sizlerin huzurunda eleştirmek istiyorum. Birbirinden çok farklı ama çok önemli konuları bir komisyon bir gün boyunca tartışıp karara bağlayamaz; bunların hepsinin ayrı ayrı uzmanlık alanları var ve bunlar farklı komisyonlarda mutlaka ilk başta değerlendirilmelidir. Bu olmadı. Şimdi yavaş yavaş bu konulara geçelim.
Kripto varlık vergilendirilmesi: Türkiye'nin önünde bir tercih vardır; ya kripto varlıkları ciddi anlamda vergilendireceksiniz, oradaki borsanın büyümesine engel olacaksınız ya da onun dışında, kripto varlık borsasının önünü açacaksınız ama burada yapılan düzenlemeler birbiriyle tamamıyla uyumsuz.
Bakın, mesela Hindistan kripto varlığa yüzde 30 vergi koydu ve ondan sonra oradaki kripto varlık yatırımcıları oradan kaçtı. Bu bir tercihtir ama sizler bir yandan "Ben kripto varlık piyasasını düzenleyeceğim ve geliştireceğim." deyip bir yandan da bu düzenlemelerle o borsanın önünü tıkarsanız o zaman doğru bir şey yapmış olmazsınız. Yani bu gelen torba yasalarda ben kripto varlık piyasası konusunda AK PARTİ'nin ve değerli bürokratların ne yapmak istediğini tam anlamış değilim. Aynı zamanda, bir çifte standart da var. Mesela siz bir yatırımcısınız; eğer yurt içindeki bir kripto varlık borsasında paranızı değerlendirmek isterseniz yüzde 10 stopaj ödüyorsunuz diğer vergilerin dışında ama yurt dışında bir kripto varlık borsasında yatırımınızı değerlendirmek istiyorsanız orada beyana dair, beyan usulü. Hangi yatırımcı burada, yurt içerisindeki kripto varlık piyasasını tercih eder? Dediğim gibi, benim buradaki derdim "Kripto varlık piyasasının önünü açılım." demek değildir ama yapılan düzenlemeler birbiriyle çelişkilidir ve Hükûmetin bu konudaki net tercihini ortaya koyan düzenlemeler değildir.
Şimdi, bir başka konu daha var; Özelleştirme İdaresine devredilecek olan taşınmazlarla ilgili. Benden önce Vehbi Bey de bu konudan bahsetti; çok önemli bir konu arkadaşlar, bakın, konu şu: Bir senenin sonunda bir bakanlık, bir kamu kurumu "Bende ihtiyaç fazlası taşınmazlar var, arsa var. Siz bunları alabilirsiniz." diyor ve bunlar daha sonrasında Özelleştirme İdaresine devrediliyor. İhtiyaç fazlası; kime göre, neye göre? Gerçekten, kime göre, neye göre? Bunların içerisinde, mesela, Vergi Denetim Kurulunun çok önemli arazileri var orada, bunları biz neden Özelleştirme İdaresine devrediyoruz? AK PARTİ döneminde özelleştirmeden şu ana kadar 65 milyar dolar civarında kazanılan para, elde edilen gelir gerçekten Türkiye'ye büyük fayda sağlayacak faaliyetlere aktarılmış mıdır? Biz neden hâlâ bir sürü kamu kurumunun üzerindeki taşınmazları "Bunlar da senin ihtiyacın değil, bunlar da senin için ihtiyaç fazlası." deyip Özelleştirme İdaresine devrediyoruz? Bunu anlamak mümkün değil. (CHP sıralarından alkışlar)
Bunun dışında, gözden çok kaçan ama bence önemli konulardan bir tanesi de vakıf üniversiteleri. Bildiğiniz gibi, vakıf üniversitelerinin tıp fakültesi hastaneleri var ve bu hastaneler kurumlar vergisinden muaftı, şimdi bu muafiyet kaldırılıyor. Neden böyle bir noktaya geldik? Ben, mesela, bu maddeye karşı değilim ama karşı olduğum nokta şu: AK PARTİ döneminde, 200'ün üstünde üniversite açıldığı zaman, özellikle bu vakıf üniversitelerinde tıp fakülteleri ve hukuk fakülteleri açılırken hiç özenli davranılmadı. Bakın, iki tane fakülte; tıp fakültesi ve hukuk fakültesi çok insana dair iş yapar. Bu vakıf üniversitelerinin tıp fakültelerini ve hukuk fakültelerini bizler çok yüksek standartlarda eğitim vermesini desteklemek üzere kurduk. Ama gelin görün ki bu vakıf üniversitelerinin tıp fakültesi hastanelerinde, mesela oraya uzmanlık için giden öğrenciler, yeterince öğretim üyesi bulamıyorlar, kendi mesleklerini icra edebilecek, orada uzmanlıklarını geliştirebilecek olan bir eğitimden, bir uzmanlık eğitiminden geçemiyorlar. Bu hâliyle vakıf üniversitelerinin tıp fakülteleri, maalesef, o tıp fakültesinden mezun olan öğrencileri çok fazla geliştirmeden, yetiştirmeden, onları sanki ucuz iş gücü üzerine çalıştıran yerler hâline geldi. Bizim bunun üzerinde düşünmemiz gerekiyor, bizim vakıf üniversitelerindeki tıp fakültelerinin ve hukuk fakültelerinin kalitesi üzerinde mutlaka düşünmemiz gerekiyor.
Bir başka nokta, pırlantaya ek vergi. İlk başta düşünebilirsiniz, bizim de Cumhuriyet Halk Partisi olarak önerimizdir; lüks tüketim vergilerinin üzerinde daha fazla vergi konulsun ve bir vergi adaleti sağlansın. Peki, o zaman soru şudur, sormamız gereken soru şudur: Gerçekten biz pırlantaya ek bir vergi, özel tüketim vergisi getirdiğimiz zaman buradan herhangi bir şey kazanacak mıyız? Burada sektör kayıt dışına kaçacak mı? Sektör eğer kayıt dışına kaçarsa burada hâlihazırda doğru düzgün iş yapmaya çalışan, dışarıdan getirdikleri kıymetli taşları işleyen zanaatkârlar kendi işlerinden olacak mı? Bütün bunların hiçbir tanesi etki analizinde yok, sektörel bir analiz yok. Dediğim gibi lüks tüketim üzerindeki verginin artırılması başka bir şeydir ama bu vergiyi artırdığınız zaman bunun toplum üzerindeki istihdam etkisini, toplum üzerindeki kayıt dışı etkisini tartışmak başka bir şeydir. Aynı hatayı AK PARTİ iktidarı altına kota getirerek yaptı, altın ithalatına kota getirerek yaptı. Altın ithalatına kota getirdiğiniz zaman; bir, altın kaçakçılığı arttı; iki, Türkiye'deki altın fiyatları ile yurt dışındaki altın fiyatları arasında korkunç bir makas açıldı ve bu, ondan sonra bu ekonomiyi kötü etkiledi. Eğer altın ithalatının azalmasını istiyorsanız bunu kota koyarak yapamazsınız çünkü zaten o altın kaçak getiriliyor ve ekonomiye etkisi daha da olumsuz oluyor. O zaman, enflasyonu düşürürsünüz, öngörülebilir bir ekonomi yaratırsınız, zaten altına olan talep kendiliğinden düşer.
Bunun dışında, İşsizlik Sigortası Fonu... İşsizlik Sigortası Fonu'nda -Vehbi Bey dedi- 800 milyara yakın bir para birikti. Peki, gerçekten bizim işsiz kalan vatandaşlarımız bundan yararlanıyor mu? Hayır, yararlanamıyor. İşte, istatistikler ortada; işsiz kalan vatandaşlarımızın sadece yarısı bu İşsizlik Sigortası Fonu'ndan yararlanabiliyor, hem de böyle bir dönem. Yani, bu İşsizlik Sigortası Fonu'ndan son dört, beş sene içinde biriken paradan giderek sayısı artan işsizleri yararlandırmamız gerekirken neden bu sayının artmadığına bizim mutlaka kafa yormamız gerekiyor.
Çok fazla zamanım kalmadı ama özellikle BOTAŞ'ın önümüzdeki dönem karşılaşacağı devasa zararlar ile Hürmüz Boğazı kriziyle ilgili de birkaç söz söylemek istiyorum. Arkadaşlar, bizim kıyılarımıza bir tsunami geliyor ve biz bunun farkında değiliz. 1970'lerdeki petrol şoku neyse şu anda Hürmüz Boğazı'ndaki bu krizin bizim ekonomimize etkisi belki de daha büyük olacaktır ve sadece petrol şoku üzerinden olmayacaktır; bizim sanayimiz ara malı, üretim malı bulmakta zorluk çekecektir. Bizim bir an önce çok ciddi bir tedbir ve önlem paketini hayata geçirmemiz gerekiyor. Bir daha söyleyeyim: Hürmüz Boğazı'ndaki krizin enerji fiyatlarından daha fazla etkileyeceği şey, değer zincirinin, üretim zincirin bozulmasından dolayı sanayicimizin karşı karşıya kalacağı sorunlardır; bir iki ay içerisinde. Biz bunun hiçbir tanesini görmedik. Hem bizim BOTAŞ gibi şirketlerimiz devasa zararlarla karşılaşacak ama aynı zamanda sanayicimizi çok önemli bir ara malı ve ham madde krizi bekleyecek. İşte, bizim bunlara bir çare üretmemiz lazım. BOTAŞ'la ilgili partimizin şöyle bir duruşu var: Yanlış enerji sübvansiyonu izlediğimiz için dar gelirli bir hane halkıyla yüksek gelirli bir hane halkı aynı elektrik faturasına, aynı doğal gaz faturasına sahip olduğu için biz burada aslında normalde yardım etmememiz gereken, desteklemememiz gereken üst gelirli aileleri, üst gelirli hane halkını destekliyoruz.
(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)
BAŞKAN - Buyurun, tamamlayın.
ÜMİT ÖZLALE (Devamla) - Tekrardan söyleyeyim: Eğer önümüzdeki dönem biz enerji konusundaki bu zararları en aza indirip aynı zamanda enerji yoksulluğunu düşürmek istiyorsak sübvansiyon mantığımızı değiştirmemiz gerekiyor. Bugün çok üst gelirli bir vatandaşla, evinde enerji verimliliği yüksek beyaz eşya kullanan bir vatandaşla dar gelirli, gecekonduda yaşayan bir vatandaş aynı faturaya sahipler. Biz neden iki farklı aileyi de sübvanse etmek zorunda kalıyoruz ki? Bizim burada yapmamız gereken şey şu: Gerçekten ihtiyaç sahibi aileleri tespit edelim, onlara elektrik ve doğal gaz desteğini verelim ama üst orta gelirli, üst gelirli vatandaşların doğal gaz ya da elektrik faturalarından dolayı sübvanse edilmesinin önüne geçelim. Eğer bunu yaparsanız önümüzdeki dönem hem BOTAŞ hem de diğerlerinin, mesela EÜAŞ'ın görev zararlarını hem azaltmış olursunuz hem de enerji yoksulluğunu düşürmüş olursunuz diyorum.
Hepinizi saygıyla selamlıyorum. (CHP sıralarından alkışlar)