| Konu: | |
| Yasama Yılı: | 4 |
| Birleşim: | 77 |
| Tarih: | 02.04.2026 |
ELİF ESEN (İstanbul) - Sayın Başkan, kıymetli milletvekilleri; ben öncelikle 6 Şubat depremlerinde hayatlarını kaybeden vatandaşlarımızı rahmetle anarak sözlerime başlamak istiyorum.
Öncelikle, 17'nci maddeye ilişkin değerlendirmemizi açık ve net bir zemine oturtmak istiyorum çünkü burada tartıştığımız şey, teknik bir indirim düzenlemesinden ibaret değil; deprem sonrası, iktidarın bölgeye dair çözümlerine yönelik kamu politikasının kuruluş anlayışı, kurulma anlayışı. Maddeyle, 6 Şubat 2023 depremleri sonrası afet bölgesinde inşa edilen konut ve iş yerlerine ilişkin borçların 31 Aralık 2026'ya kadar peşin ödenmesi hâlinde indirim uygulaması öngörülüyor.
Şimdi bu tabloyu hatırlayalım: Bu ülkede milyonlarca insan yaşanan büyük deprem sonrası yerinden oldu, yüz binlerce konut yıkıldı ya da ağır hasar aldı. İnsanlar sadece evlerini değil gelirlerini, işlerini, birikimlerini de kaybettiler. Böyle bir zeminde vatandaşın önüne bir borçlanma modeli koyuyoruz ve ardından da şunu söylüyoruz: "Eğer bu borcu peşin ödeyebilirsen sana indirimi yaparım." Teknik olarak bakıldığında bu anlaşılabilir bir araç olabilir; iktidar için de nakit akışını hızlandıracak, kamu alacağını güvence altına alacak, yeniden inşa sürecine finansman sağlayacak bir kaynak. Bu yönüyle düzenlemenin mali mantığı olabilir. Biz buna kategorik olarak elbette karşı değiliz ancak sorun burada başlıyor. Bu düzenleme, herkese aynı kuralı koyuyor ama herkes aynı imkânlarda ve aynı noktada değil; depremden etkilenen vatandaşların ödeme kapasiteleri arasında ciddi farklılıklar var. İşyerini, imkânlarını, düzenini ve dolayısıyla gelirlerini de kaybetmiş, borç yükü altına girmiş, hâlâ temel ihtiyaçlarını bile karşılamakta zorlanan, barınma ve geçim mücadelesi veren insanlar var bölgede. İşte tam da bu sebeple bu koşullarda peşin ödeme imkânı herkes için eşit şartlar sağlayacak bir seçenek olmamalı, sadece belirli bir kesim için gerçekçi bir seçenekten bahsedilebilir burada. Dolayısıyla bu madde, kâğıt üzerinde eşit görünse de fiilen eşitlik üretmiyor. Peşin ödeyebilen yani hâlihazırda imkânları daha güçlü olan kesim indirimden yararlanabilirken ödeyemeyenler ise aynı borcu daha da ağır şartlarla taşımaya devam edecekler. Yani burada itiraz ettiğimiz şey indirim değil, itiraz ettiğimiz şey bu indirimin adil uygulanmasını sağlayacak bir mekanizma düzenlemesine ihtiyaç olduğu.
Çıkarılacak kanunla deprem bölgesindeki eşitsizliklerin daha da büyümesi sonucu ortaya çıkıyor. Sosyal devlet ilkesi bize şunu söylüyor: Eşitlik, herkese aynı şeyi söylemek ya da yapmakla tesis olmaz; amaç, eşitliği, dahası adaleti tesis edebilecek iyileştirici uygulamalar sağlayabilmektir. Bu da piyasa mantığıyla değil toplumu, aileyi koruyucu bir yaklaşımı uygulamakla olur. Bu maddede ise ailelerin ihtiyacı değil, iktidarın kasasını dolduracak ödeme hızını ödüllendirir bir uygulamadan söz etmek mümkün. Sonuçta, bu uygulamanın toplumsal etkisi olacak; aynı mahallede aynı yıkımı yaşamış iki depremzededen biri indirim alırken, diğeri alamıyorsa burada yalnızca mali bir fark oluşmaz, adalet duygusu zedelenir ve biliyoruz ki kamu politikalarının kalıcılığı sadece rakamlarla değil, bu adalet duygusuyla sağlanır. Bu maddenin adalet ve eşitlik ilkeleri çerçevesinde yeniden ele alınması; yıkılan düzenleri farklı desteklerle telafi eden, onaran, adaleti sağlayan bir anlayışla düzenlenmesi gerektiğini düşünüyoruz.
Genel Kurulu saygıyla selamlıyorum. (YENİ YOL, CHP ve İYİ Parti sıralarından alkışlar)