| Konu: | |
| Yasama Yılı: | 4 |
| Birleşim: | 79 |
| Tarih: | 08.04.2026 |
HÜSEYİN OLAN (Bitlis) - Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; iktidar bu düzenlemeyi anlatırken sosyal hizmetlerin büyüdüğünü, kurumsal kapasitenin genişlediğini ve devletin daha güçlü bir sosyal politika alanı kurduğunu ifade ediyor. Ancak ortaya çıkan tablo, sosyal devletin hak temelli bir çerçevede genişlemesinden çok, yardım temelli bir sistemin derinleştiğini gösteriyor. Bağışların teşvik edilmesi, vergi avantajlarının genişletilmesi ve sosyal hizmetlerin bu zemin üzerinden örgütlenmesi, kamusal sorumluluğun doğrudan üstlenilmesi yerine dolaylı bir modele işaret etmektedir. Darülaceze gibi köklü bir kurumun genişletilmesi, elbette başlı başına tartışma konusu değil. Tartışılması gereken şey, bu genişlemenin hangi toplumsal zemine oturtulmak istenmesidir. Çünkü bu ülkede bu tür kurumların kapasitesi artıyorsa o ülkede korunmaya muhtaç kesimlerin sayısı da artıyor demektir.
Kısacası, bu düzenleme, sosyal devletin hak temelli bir zeminden çekilip bağışa ve hayır kurumlarına yaslanan bir modele evrilmesini sağlamaktadır. Sosyal hak belirsiz bir yardım mekanizmasına dönüştüğünde eşitsizlik de kalıcı hâle gelir. Bu ülkede sosyal devletin ne olduğunu anlamak için Ankara'daki metinlere değil, Kürt illerinde yaşama bakmak gerekiyor. Bu iller uzun yıllardır Türkiye'nin en yüksek işsizlik oranlarına sahip illerdir. Bu durum, sosyal hizmetlere erişimden eğitime, sağlıktan yaşam kalitesine kadar uzanan geniş bir eşitsizlik alanını tarif eder.
Sağlık alanı, bu durumun en görünür başlıklarından biridir. Vekili olduğum Bitlis genelinde acil servislerde pratisyen hekim açığı bulunmaktadır. Acil uzman sayısı oldukça sınırlı, branş uzmanlıklarında kronik eksiklikler yaşanıyor. İlçelerden merkez hastanelere sürekli doktor görevlendirmesi yapılarak sistem ayakta tutulmaya çalışılıyor. Bu yöntem geçici bir denge sağlasa da kalıcı bir çözüm üretmiyor. Yurttaşlar tedavi için il dışına yönelmek zorunda kalıyorlar. Van, Diyarbakır, Muş ve Siirt gibi çevre iller Bitlis'te karşılanamayan sağlık ihtiyacının doğal uzantısı hâline gelmiş durumdadır. Tatvan Devlet Hastanesi gibi bölgesel merkezlerde dahi sınırlı bir kadroyla yürütülüyor. Bir acil uzmanı, birkaç pratisyen hekim ve önemli ölçüde geçici görevlendirmeyle çalışan branş hekimleriyle hizmet veriliyor. Çalışma temposu mevcut insan kaynağının sınırlarını aşmış durumdadır.
Sağlık emekçilerinin çalışma koşulları da benzer bir yoğunluk ve yıpranmışlık içeriyor. Güvenlik sorunları devam ediyor, dinlenme alanları yetersiz, mevcut alanların fiziki koşulları ise ciddi eksiklikler taşıyor. Bu durum hizmet üretim sürecinin doğrudan parçası hâline gelmiş durumdadır. Hastanelerin fiziki yapısı ayrı bir başlık oluşturuyor. Altyapı sorunları, bakım eksiklikleri ve uzun süredir giderilemeyen teknik problemler gibi günlük işleyişini zorlaştırıyor. Deprem riski taşıyan bir bölgede bu koşullar yalnızca hizmet kalitesiyle sınırlı olmayan daha geniş bir güvenlik meselesini işaret ediyor. Temizlik hizmetleri ve genel hijyen koşulları da hem çalışanlar hem hastalar tarafından sürekli dile getirilen sorunlardır.
Tıbbi cihazlar konusunda yaşanan aksaklıklar ise sağlık hizmetinin niteliğini doğrudan etkiliyor. Bitlis Devlet Hastanesinde MR cihazının dört aydır bulunamaması randevu sürelerinin aylar sonrasına sarkmasına neden oluyor. Bilgisayarlı tomografi cihazlarında yaşanan arızalar zaten sınırlı olan kapasiteyi daha da daraltıyor. Bu tablo, sağlık hizmetinin sürekliliğini zorlayan bir yapıyı işaret ediyor. Son bir yıl içinde Tatvan Devlet Hastanesinde bir, Ahlat Devlet Hastanesinde iki olmak üzere yolsuzluklarla ilgili operasyonlar yapıldı. Bu operasyonlarda birçok birim amiri görevden uzaklaştırıldı, bunlardan birisi tutuklandı ancak bunlar hakkında idari ve adli işlem yapılmadığı için tekrar görevlerine döndüler. Olayların tekrar etmesi, yapılan yolsuzluğa göz yumulduğu ve yeterli tahkikatın yapılmadığını göstermektedir.
(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)
BAŞKAN - Tamamlayın lütfen.
HÜSEYİN OLAN (Devamla) - Tamam Başkanım.
Değerli milletvekilleri, Darülaceze üzerinden kurulan model ile bölgede karşılaştığımız tablo arasında doğrudan bir ilişki bulunuyor. Merkezde oluşturulan sosyal politika yaklaşımı sahada hizmetlerin nasıl şekillendiğini belirliyor. Eğer sosyal hizmetler bağış ve teşvik mekanizmaları üzerinden genişliyorsa ve aynı zamanda bazı bölgelerde en temel kamu hizmetleri dahi sınırlı kapasiteyle sunuluyorsa burada sosyal devletin güçlendiğinden söz etmek mümkün değildir.
Sosyal devlet, yurttaşın yaşadığı coğrafyadan bağımsız olarak eşit hizmete erişimi güvence altına aldığı ölçüde anlam kazanır diyerek Genel Kurulu selamlıyorum. (DEM PARTİ sıralarından alkışlar)