| Konu: | Sosyal Hizmetler Kanunu ve Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Teklifi münasebetiyle |
| Yasama Yılı: | 4 |
| Birleşim: | 79 |
| Tarih: | 08.04.2026 |
ONUR DÜŞÜNMEZ (Hakkâri) - Sayın Başkan, değerli milletvekilleri ve çeşitli mecralarda bizleri takip eden saygıdeğer halklarımız; hepinizi saygıyla selamlıyorum.
Konuştuğumuz bu madde, çocukların yaşam alanlarını kesintisiz bir gözetim mekanizmasıyla daraltan ve onların en temel hakkı olan mahremiyetlerini açıkça ihlal eden güvenlikçi bir anlayışın ürünüdür. Kanun metnine eklenen Merkezî İzleme Sistemi gibi düzenlemelerle çocukların âdeta bir cezaevi simülasyonu içinde sürekli izlenerek büyümeye zorlanması, modern pedagojik ilkelere ve çocuk haklarına tümüyle aykırıdır. Bir çocuğun yuvada hissetmesi gereken güven ve aidiyet duygusu, onu 7/24 kameralarla izleyip disiplin süreçlerine tabi tutarak değil ona sıcak, şefkatli ve onurunu zedelemeyen bir yaşam alanı sunarak inşa edilebilir. Üstelik, bu aceleci düzenlemenin zamanlaması Meclisin ortak çalışma iradesiyle de çelişmektedir. Hâlihazırda çocukların suça sürüklenmesine yol açan nedenlerin tüm boyutlarıyla araştırılmasına özgülenmiş bir komisyonumuz çalışmalarını sürdürürken ve henüz kapsamlı raporunu dahi tamamlamamışken alanı bu denli daraltıcı, güvenlikli ve kapalı yapıları öne çıkaran bir kanunun alelacele geçirilmesi hukuken ve vicdanen kabul edilemez.
Sorunların kök nedenlerini anlamadan, çocukları durumlarına göre etiketleyip kapalı sistemlere ayırmak toplumsal entegrasyonu sağlamayacağı gibi mağduriyeti de derinleştirecektir. Çocukların korunması, hiçbir siyasi ayrım gözetmeksizin hepimizin üzerinde titizlikle durması gereken en hayati meselemizdir ancak bu meseleye eğilirken yasakçı ve gözetleyici bir bakış açısıyla değil çocuğun üstün yararını, psikososyal gelişimini ve onarıcı sosyal devlet anlayışını merkeze alarak hareket etmek zorundayız.
Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; bizler kapalı kurumların iyileştirilmesini konuşurken dışarıda, sokakta ve sanayi sitelerinde devlet eliyle meşrulaştırılan, yoksul çocukları acımasızca öğüten bambaşka bir çark dönüyor. Bu çarkın adı eğitim kılıfı altında ucuz iş gücü yaratan, çocukları acımasızca işçileştiren "mesleki eğitim merkezleri" yani MESEM sistemidir. İçeride çocukları kameralarla zapturapt altına almaya çalışan sistem, dışarıda onları sermayeye ucuz iş gücü olarak kurban etmekten zerre kadar çekinmiyor. Bugün bu uygulama, yoksullaştırılan ailelerin çocuklarını sermayeye kurban eden devasa bir sömürü mekanizmasına dönüşmüş durumdadır. TÜİK verilerinin bile gizleyemediği yüzde 36'lara varan çocuk yoksulluğu, çocukları okul sıralarından koparıp güvensiz atölyelere hapsediyor. Dar gelirli aileler, barınma ve geçim sıkıntısı yüzünden evlatlarını bir an evvel para kazanmaları umuduyla bu sisteme yönlendirmek zorunda kalıyor. Öğrencilerin normal liselere yerleşmemesi durumu, onları bu acımasız çalışma şartlarına mahkûm eden zorunlu bir istikamet hâlini almıştır. Ülkede çalışan çocukların yüzde 65'i ücretli kölelik şartlarında ter döküyor. İşverenler, yüksek işçilik maliyetlerinden ve sosyal güvenlik yükümlülüklerinden kurtulmak amacıyla "stajyer" ve "çırak" adı altında bu çocukların emeklerini vahşice gasbediyor. Bu vahim tablo yalnızca bir emek sömürüsü boyutunda kalmıyor, doğrudan doğruya çocukların yaşam hakkını ellerinden alıyor. Geçmiş yılların acı bilançolarına, sadece tek bir yıl içinde 80 çocuğu iş cinayetlerine yitirdiğimiz o karanlık verilere dönüp bakmak yüreklerimizi sızlatıyor. Kocaeli Dilovası'nda parfüm deposunda çıkan yangında alevlere teslim olan gencecik fidanları, Mersin Anamur'da asansör boşluğuna düşerek can veren 16 yaşındaki Alperen'i ve daha nicelerini unutmamız imkânsızdır. Uluslararası sözleşmelere ve yasalara açıkça aykırı biçimde çalıştırılan bu çocuklar güvensizliğin ve denetimsizliğin kurbanı olmuşlardır.
Sahadan gelen feryatlar, denetimlerin kâğıt üzerinde kaldığını ve yetkililerin ayda bir uğrayıp kaşe basmaktan öteye gidemediğini tüm çıplaklığıyla ortaya koyuyor. Çocuklar sanayilerde hayatlarını kaybederken mahkeme salonlarında patronların kısa sürede tahliye edildiği, yargı süreçlerinin siyaset ve sermaye ilişkileriyle gölgelendiği korkunç bir cezasızlık iklimi hüküm sürüyor.
Çocuk haklarını konuştuğumuz, onların geleceğini inşa etme iddiasını taşıdığımız bu Meclis çatısı altında çocukları sermayeye ucuz iş gücü olarak sunan bu düzeni derhâl durdurmalıyız. Eğitimden kopuşu, okulun tasfiyesini ve çocuk emeği sömürüsünü yasal bir zeminde yürüten bu yapının varlığını sürdürmesine göz yummamız affedilemez bir hatadır. Bizlerin asli görevi, çocukları patronların insafına terk etmek ve onları küçücük bedenlerin tehlikeli iş kollarında uçuruma itmek olamaz.
(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)
ONUR DÜŞÜNMEZ (Devamla) - Tamamlıyorum efendim.
BAŞKAN - Buyurun.
ONUR DÜŞÜNMEZ (Devamla) - Sosyal devlet, yoksulluğu yöneterek çocukları hiçleştiren bir aygıt olmaktan derhâl çıkmalı; her bir çocuğun parasız, nitelikli, güvenli ve eşit koşullarda eğitim alması sağlayan asli görevine geri dönmelidir. Çocukları öğüten, onların gülüşlerini, eğitim haklarını ve en önemlisi yaşamlarını çalan mevcut MESEM uygulaması tamamen sonlandırılmalı, çocukların yeri sanayi sitelerinin karanlık köşeleri yerine yalnızca aydınlık okul sıraları olmalıdır.
Hepinizi saygıyla selamlıyorum. (DEM PARTİ sıralarından alkışlar)