| Konu: | ÇOĞALTILMIŞ FİKİR VE SANAT ESERLERİNİ DERLEME KANUNU TASARISI |
| Yasama Yılı: | 2 |
| Birleşim: | 69 |
| Tarih: | 22.02.2012 |
KÜLTÜR VE TURİZM BAKANI ERTUĞRUL GÜNAY (İzmir) - Teşekkür ederim Sayın Başkan.
Sayın Başkanım, değerli arkadaşlarım; hepinizi saygıyla selamlıyorum.
Şimdi, kürsüye gelmeden önce bir telefon mesajı aldım. Türk sinemasının değerli yönetmenlerinden Sayın Yusuf Kurçenli uzunca bir süreden bu yana rahatsızdı, ben dün de doktoruyla konuşmuştum, vefat etmiş, rahmet dileklerimi sunuyorum ve şimdiye kadarki, sanatımıza, kültürümüze, sinemamıza yapmış olduğu hizmetler için, emekler için de teşekkür ediyorum milletimiz adına kendisine.
Değerli arkadaşlarım, önemli bir çalışma yapıyoruz. Bence siyasi polemiklere kurban etmememiz gereken önemde bir çalışma yapıyoruz, derleme yasası. Derleme Yasası 30'lu yıllarda çıkarılmış bizim ülkemizde, 1934 yılında çıkarılmış; çıkarıldığı zaman gerçekten önemli bir süre için hizmetler görmüş ama o günkü teknik içinde matbaada basılmış olan eserlerin derlenmesi, bir anlamda -bir değerli arkadaşımız ifade etti- ulusal hafızanın kayıt altına alınması konusunda önemli bir işlevi yerine getirmiş ama zaman içinde, mecellede hüküm var biliyorsunuz, zaman değişince hüküm değişir, ezmânın tagayyürü ile ahkâmın tagayyürü inkâr olunamaz. Umarım ki bu sözlerimiz de tutanaklara doğru geçer, zaman zaman bazen telaffuz yanlışlıkları ya da ifade yanlışlıkları oluyor.
Yeni dönemde tabii sadece matbaada basılmış eserler değil, çeşitli mecralarda basılmış olan bütün eserlerin, dijital ortamdaki eserlerin, web sitelerinin, bütün bu çalışmaların, web ortamının kayıt altına alınması gerekiyor. Zaten, sonraki yıllarda da UNESCO'nun "Herkes derleme yasasını bu çerçevede, bu ihtiyaçlar karşısında gözden geçirsin." diye bütün ülkelere, ilgili ülkelere uyarıları da var. Biz bu çerçevede bir hazırlık yaptık -geçen dönem aslında gündeme geldi- Komisyondan geçirdik, daha sonra da birkaç noktayı -anlatacağım- tashih etme ihtiyacı doğdu, onu da bugün inşallah yerine getireceğiz ve böylece derleme, ulusal hafızanın kayıt altına alınması konusunda önemli bir çalışmayı birlikte gerçekleştirmiş olacağız.
Arkadaşlarıma teşekkürlerimi ifade ederim. Komisyonda gerçekten bir iki küçük konunun dışında, yani bugün düzelteceğimiz konunun dışında mutabakatla, bütün partilerin mutabakatıyla geçti. Zaman zaman bu konularda bu tür mutabakatlara ihtiyacımız var. Yine arkadaşlarımız hatırlayacaklar, geçen dönemde Bakanlığımızın getirdiği bir başka teklif de mutabakatla geçmişti, Yazma Eserler Başkanlığı kurulması. O çerçevede de şu anda Türkiye'de yazma eserlerimizi çok daha iyi muhafaza edecek bir altyapıyı oluşturuyoruz ve İstanbul Süleymaniye Kütüphanesi merkez olmak üzere yazma eserlerimizin -ki bizim kültür dünyamızın çok önemli hazinelerinin başında gelenlerdendir- dünya standartlarına uygun bir biçimde korunması konusunda altyapıyı kurmuş bulunuyoruz. Bunu da Parlamentodaki bütün siyasi partilerin ittifakıyla gerçekleştirdik, bugün de aynı şeyi yapmaya çalışıyoruz.
Aslında, biz 2009'da uzun bir aradan sonra, on yılı aşkın bir aradan sonra Ulusal Yayıncılık Kongremizi topladık ve Yayıncılık Kongresinin verdiği direktifler çerçevesinde de bugün hukuki statüsünü kazandırmaya çalıştığımız bu mekanizmayı fiilî olarak işler hâle getirdik ve onun sonuçlarını da geride bıraktığımız yıllarda aldık. Bir örnek vermek istiyorum, 2007 yılında Türkiye'de 29 bin eser basılmış ve 19 bini derlenebilmiş bunların, küçük küsurları var. 2011 yılında 43 bin eser basılmış ve -43.217- biz 43 bin eseri derlemişiz. Yani fiilî altyapıyı kurduk geride bıraktığımız süre içinde. Bu, ISBN numarası, ISSN numarası ve ISMN numaraları çerçevesinde yaptığımız uygulamalarla derleme konusunda çok önemli mesafeler aldık. Bugün yeni bir yasayla bu aldığımız mesafeyi hukuki altyapısına kavuşturmuş olacağız. Ne yapıyoruz? Arkadaşlarımız ayrıntılarına da değindiler zaman zaman, çok zaman almak istemiyorum ben. Elektronik ortamlar da dâhil olmak üzere bütün çoğaltma yöntemleriyle elde edilen eserleri bu yasanın kapsamına alıyoruz. Mevcut Yasa'yla derleme sorumluluğu sadece matbaalardayken şimdi gerçek ve tüzel kişileri ve yayınevlerini de sorumluluk altına alıyoruz.
Mevcut Yasa'da idari para cezaları caydırıcı olmaktan uzakken şimdi daha caydırıcı hâle getiriyoruz ve daha önce Derleme Kurumuna bir derleme nüshasının verilmesi yayıncı için bir yükken, matbaa için bir yükken şimdi onu gider yazmasını ve böylece yayıncı için bir yük olmaktan çıkarılmasını sağlamaya çalışıyoruz. Böylece kimseye özel bir yük getirmeden bu önemli ihtiyacı karşılamaya çalışıyoruz.
Değerli arkadaşlarım, biz bunu İstanbul ve Ankara'da sınırlı tutmaya çalıştık yasanın ilk hazırlanışında. Yasanın asıl hazırlanışı bir önceki döneme kadar gidiyor, 2006'da.
Geçen dönemde biz Komisyona yasayı getirdiğimizde İstanbul Üniversitesinin önümüzde bir "Biz bu yükün altından kalkamıyoruz." yazısı vardı, 95'ten bu yana. Bu konuyu uzun uzun anlatan Değerli Arkadaşım, muhalefet sözcüsü arkadaşlarımdan birisi İstanbul Üniversitesinde Rektör Yardımcılığı yaptı, bu süreci çok yakından biliyor. Daha sonra İstanbul Üniversitesi bunun kendileri için de önemli bir bilgi ve kültür kaynağı olduğunu düşünerek tashih etti görüşlerini. Önce -Sayın Alemdaroğlu zamanında sanıyorum- kısmen bazı eserlerin kendilerine verilmesi konusunda bir talepleri var, en son da, şimdiki Rektörümüz zamanında da tümüyle derleme kapsamına girmek istediklerine ilişkin bir önerileri var. Biz bunu nazara aldık, ciddiye aldık Komisyonda. Genel Kurulda, daha önce komisyondan geçmiş olan bir konuyu madde madde yeniden görüşme külfetiyle ve zaman kaybetme külfetiyle karşı karşıya kalmayalım diye -Bakanlık olarak benimsiyoruz, iktidar-muhalefet, hep beraber benimsiyoruz- "Ortak önergeyle o sorunu Genel Kurulda hallederiz." dedik, sözümüzün arkasındayız. Yani bunun üzerinden uzun uzun yeniden tartışma yapmayı ben Genel Kurulu işgal etmek olarak görürüm. Kayıtlar ortada, Üniversitenin önce "Bizi çıkarın." talebi var, daha sonra "Bizi dâhil edin." talebi var.
Kaldı ki biz İstanbul'da Beyazıt Kütüphanesi? Ki aşağı yukarı İstanbul Üniversitesi kampüsü içinde sayılabilecek bir mekândır. Fiziki olarak Beyazıt Kütüphanesini de son derece geliştiriyoruz. Beyazıt Kütüphanesinin Beyazıt Külliyesi bölümünde şu anda yaptığımız ve bu yıl sonunda bitireceğimiz restorasyon çalışmalarımız var. Beyazıt Kütüphanesinin imkânları misli misline artmış olacak İstanbul'da. Ondan ibaret değil, Süleymaniye'yi Yazma Eserler Merkezi yaptığımız için Süleymaniye Kütüphanesinin yanı başında belki kırk elli yıldır -ben öğrenciliğimden beri hatırlıyorum- var olan bir doğumevi vardı. O külliyenin içinden doğumevini çıkardık ve Süleymaniye Kütüphanesini doğumevini de kapsayacak şekilde restore edip, büyütüyoruz. Hemen Süleymaniye Kütüphanesinin beş metrelik sokak aralığında eski darüşşifa, Süleymaniye Külliyesi içindeki darüşşifa binası vardı, orayı da kitap şifahanesi yaptık. Böylece Süleymaniye Kütüphanesinin fiziki mekânı 1 mislinden fazla büyüyor. Ayrıca 99 depreminde zarar görmüş olduğu için kapatılmış bulunan, İstanbul'da müstakil olarak, bir kütüphane olarak yapılmış bulunan çok ender binalardan birisidir, iki yüz elli yıl kadar önce Koca Ragıp Paşa merhum tarafından yapılmış -haziresinde şu anda Koca Ragıp Paşa merhum torunuyla birlikte yatıyor- o kütüphane kapalıydı 99 depreminden bu yana. Restore ediyoruz ve örnek bir restorasyon yapılıyor, onu da İstanbul'un kültür yaşamına katıyoruz. Yani biz Türkiye'nin başka yerinde ve İstanbul'da kütüphane imkânlarımızı geliştiriyoruz. İstanbul Üniversitesi bu imkânlardan yararlanabilir ama "Biz buna dâhil olalım." dediği için bugün oy birliğiyle bu sorunu halledeceğiz.
İzmir'le ilgili belki bir sürçülisan oldu arkadaşlarımdan birisinin. İzmir'in böyle bir yazılı talebi yok -orada Sayın Moroğlu haklı ama- İzmir Kütüphanesi Ankara'daki Millî Kütüphane gibi doğrudan doğruya devletin bir kurumu değil. İzmir Kütüphanesi -adı Millî Kütüphane- İzmir Millî Kütüphane Vakfının kütüphanesi yani bir vakıf kütüphanesi ve evet, biz bir bölümünü kira olarak kullanıyoruz ama kütüphane olarak kullanılan mekânlar doğrusu yeni bir kütüphane yapma ihtiyacını da İzmir'de gündeme getiriyor. Önümüzdeki dönemde hedefimiz İzmir'e yeni bir kütüphane yapmak ve Millî Kütüphanenin, doğrudan doğruya Halk Kütüphanesinin imkânlarını geliştirmektir. Orada otuzlu yıllardan beri, hatta 1912'den beri gelen bir kütüphane geleneği var ama tarihî binada bir kütüphane müzesi olması belki gerekiyor önümüzdeki süreçte ve yeni bir kütüphane binası yapmak gerekiyor.
Şimdi arkadaşlarımızın yani burada uzun uzun "İzmir'e karşı bir kasıt mı var? Bir tavır mı var?" söylemlerini doğrusu ben hayalhanelerine müthiş bir saygı duyarak izledim! İzmir'le ilgili ya da Türkiye'nin bir başka yerleşim merkeziyle ilgili bir kültür etkinliğini oradan kaldırmak gibi bir derdimiz, bir gayretimiz olabilir mi? Biz Anadolu'yu yeni kültür mekânlarıyla kavuşturmaya, tanıştırmaya çalışan, sözden çok icraata önem veren bir anlayışı temsil ediyoruz. Arkadaşlarım bu dönemde Türkiye'nin gündeminde şimdiye kadar olmayan yeni bir kütüphane konsepti geliştirdiler örneğin. Onu da bilginize tekraren sunmak isterim. Edebiyat müze kütüphaneleri, bu ilk defa bu dönem gündeme geldi. Bir kütüphane dediğiniz zaman aklınıza gelen bütün eserler oraya tıkış tıkış yığılıyordu, şimdi bir tematik kütüphane yapmaya çalışıyoruz. Edebiyat müze kütüphanesi, bunun ilk örneğini Ankara'da "Mehmet Âkif" ismiyle gerçekleştirdik biliyorsunuz Hamamönü'nde. Ankara'da Edebiyat Müze Kütüphanesi "Mehmet Âkif" ismiyle, İstanbul'da Ahmet Hamdi Tanpınar Edebiyat Müze Kütüphanesi açtık, Adana'da Karacaoğlan Edebiyat Müze Kütüphanesi açtık, Emrah'ı şimdi Erzurum'da hazırlıyoruz. Hiç ayrım yapmıyoruz, "Atilla İlhan" ismiyle İzmir'de bir edebiyat müze kütüphanesi kurmaya çalışıyoruz. "Bedri Rahmi Eyüboğlu" ismiyle Trabzon'da bir edebiyat müze kütüphanesi kurmaya çalışıyoruz.
Biz, Anadolu'nun farklı yerleşim merkezlerini kültür hizmetleriyle daha çok tanıştırmaya çalışırken İzmir'den bir geleneği söküp almak kimsenin aklına bile gelmez ama mekân yetersiz olduğu için ve bir derleme kütüphanesi inanılmaz yükler getirdiği için ve o derleme kütüphanesine önceki yıllarda gönderilen dergiler, gazeteler açılmamış balyalar hâlinde birtakım depolarda durduğu için -bu fiziki bir gerçektir ve hâlen devam ediyor- böyle bir külfetten arkadaşlar sadece kurtarılmak istendi. Ama mademki böyle bir talep var, biz, bunu oy birliğiyle, bugün bir önergeyle gerçekleştireceğiz.
Şunu da bilmenizi isterim: İzmir Milli Kütüphanesi, o binada galiba yetmişinci yılını ama vakıf kütüphanesi olarak yüzüncü yılını neredeyse tamamlıyor. Bu benim bilgim değil ve benim verdiğim bir bilgi değil. Ben İzmir Milli Kütüphanesini ziyaret ettiğim zaman, Millî Kütüphanenin hâlen görevdeki müdürü, basın önünde, beni de çok şaşırtan bir bilgiyi benimle ve basınla paylaştı "Bu binaya Atatürk geldi, Milli Kütüphanemizi Atatürk ziyaret etti -Celal Bayar merhum, kuruculardandır- Celal Bayar geldi, ilk defa bir Kültür Bakanı geliyor." dedi. Evet, ilk defa o kütüphaneyi de bir Kültür ve Turizm Bakanı olarak ben ziyaret etmişim yani daha önceki yıllarda İzmir Milli Kütüphanesi, Kültür ve Turizm Bakanlığı yetkilileri ve sorumluları tarafından önceki yıllarda göz ardı edilmiş. Yani bu kadar kültür mekânlarıyla ilişkimiz ve bunları Türkiye sathına yaydırma gayretimiz varken arkadaşlarımızın gerek İstanbul Üniversitesi Kütüphanesi gerek İzmir Kütüphanesiyle ilgili böyle birtakım vehimlerden kaynaklanan görüşler ileri sürmesini doğrusu gülümseyerek karşıladım yani ben işin gerçeğini bildiğim için gülümseyerek karşıladım.
Değerli arkadaşlarım, biz Türkiye'nin her tarafına mümkün olduğu kadar kültürü, hizmeti yaygınlaştırmaya çalışıyoruz ve ayrıca elektronik ortamda da bütün bu bilgilerin herkesle paylaşılmasının altyapısını kurmaya çalışıyoruz. Yazma eserlerimizi yüzde 90 itibarıyla biz şu anda dijital ortama aktardık. Umut ediyorum ki zaman içinde telif hakları sorunlarını da bir ölçüde aşarak Millî Kütüphane envanterimizi de önemli ölçüde dijital ortama aktaracağız ve insanlar bir kütüphane merkezine gitmeksizin de Anadolu'nun bir başka kütüphanesinden oradaki bilgiye ulaşma imkânı bulacaklar. Türkiye bu alanlarda yeni yeni büyük mesafeler almaya başladı. Bütün bunları Türkiye'nin tabii ekonomik ve demokratik istikrarına borçluyuz. Burada arkadaşlarımın hep beraber üzerinde mutabık olduğumuz bir yasayı konuşurken iktidar suçlamaları yapmaları ya da siyasi polemiklere kalkan birtakım görüşler ileri sürmelerini doğrusu çok üzüntüyle karşıladım. Yani ayrım yapmaksızın Türkiye'nin bütün kültür varlığına sahip çıkmaya çalışıyoruz. Ben Adana Edebiyat Müze Kütüphanesini açarken isminin "Yaşar Kemal" olmasında çok ısrarlıydım. Bizzat Yaşar Kemal'in önerisiyle "Karacaoğlan" yaptık çünkü Yaşar Kemal "Ben ne öğrendimse Karacaoğlan'dan öğrendim." dedi ve biz onun önerisiyle yaptık.
Hatırlayacaksınız ki bundan önceki Hükûmet döneminde daha önce çeşitli hükûmetlerin gündemine gelmiş ve bir türlü çözülmemiş olan Nazım Hikmet'in vatandaşlık sorunu çözüldü. Türkiye'den koparılmış bulunan birçok insanın maddi ya da manevi tekrar vatanıyla, doğduğu toprakla bağ kurmasının önündeki engelleri biz kaldırmaya çalıştık.
KAMER GENÇ (Tunceli) - On senedir iktidardasınız. On senedir yapamadığınız şeyi on sene sonra yapıyorsunuz.
KÜLTÜR VE TURİZM BAKANI ERTUĞRUL GÜNAY (Devamla) - Yani böyle bir anlayışın insanları fikri hür, irfanı hür, vicdanı hür bir nesil yaratmaktan uzaklaştırmaya kalkması bir korkudur, bir kaygıdır. Yaptıklarımızı biz hani merhum Ziya Paşa'nın bir sözü var "Ayinesi iştir kişinin lafa bakılmaz/ Kişinin görünür rütbei aklı eserinde." anlayışından yapıyoruz ve yapmaya çalıştıklarımızı bir gün mutlaka toplum anlayacaktır düşüncesindeyiz. Anlıyor da nitekim yani bütün seçim sonuçları bizim yaptıklarımızı, eğer demokrasiye inanıyorsak eğer halkoyunun bizim için bir değeri varsa yaptıklarımızı toplum anlıyor. Yani o yüzden bizi eleştireceği yerde bazı arkadaşların dönüp biraz kendilerine bakması ve "Neden biz halktan -madem iyi şeyler yapıyor ve söylüyoruz- bu desteği alamıyoruz?" diye dönüp bir irdeleme, bir yargılama yapması gerekir kanaatindeyim.
Bazı arkadaşlarımız konuşup gittiler ama bir iki dakika değinmek isterim. Kültür ve turizmin ayrı olması konusu hep gündeme getiriliyor, Sayın Önder arkadaşım da gündeme getirdi. Değerli arkadaşlarım, biz sıradan bir kıyı turizmi ülkesi olmak istemiyoruz. Turizm, ülkenin uluslararası alanda tanıtılmasının önemli araçlarından birisi. Biz işin içine kültür boyutunu da katarak, kültür zenginliğini de katarak sadece güzel sanatlar değil, halkımızın toplam yaşam kalitesini yukarı çekmeye çalışıp ve onu dünya tanıtımına katarak Türkiye'nin marka bir ülke, Türkiye'nin farklı bir ülke, Türkiye'nin bütün yaşam tarzıyla farkındalık yaratan bir ülke olmasını anlatmaya ve dünyaya bunu kanıtlamaya çalışıyoruz. O yüzden bu iki alan birbiriyle çok yakın, birbiriyle çok iç içe ve biz bunları birlikte sürdürmekten çok mutluyuz.
Bir de ana dillerle ilgili dün bir anma günü vardı. Doğrusu, biz geçen dönem de -bir yıl kadar önce- kültürel çeşitlilik konusunda Komisyonumuzdan, Eğitim Komisyonumuzdan bu Birleşmiş Milletler Sözleşmesi'ni geçirdik ve şimdi Genel Kurulumuzun gündeminde. Umuyorum ki yakın bir gelecekte Genel Kurulumuz bu sözleşmeyi de kayıt altına alacaktır. Biz hiçbir dil kaybolmasın, hiçbir renk kaybolmasın, hiçbir kültür kaybolmasın derdindeyiz. Devlet olarak herhangi bir kültür baskısı, dil baskısı, herhangi bir formasyon zorlaması yapmak istemiyoruz. Geçmiş yıllarda bunlar yapıldı. Ben ikna odaları tartışmasını yeniden açmak istemiyorum ama hafızayı beşer o kadar da nisyan ile malul değil, hepimiz bu ülkede yaşıyoruz. Nerelerden geldik ve şimdi eskiye göre nasıl daha çoğulcu bir ortamdayız, hepimiz bunun farkındayız.
Biz elbette her dile saygı gösterilsin istiyoruz. O yüzden, bir arkadaşım söyledi, bazı lehçelerin, bazı yerel dillerin televizyonlarda bir suçlu ile veya bir kötü kimlikle bir araya getirilmesini doğru bulmuyoruz. Bu konudaki yaklaşımların yanlışlığının altını çizmek istiyorum. Esas itibarıyla, zaten televizyonlar, bizim kültür yayınlarımız doğru rol modelleri topluma vermelidir, gençleri doğru modellere doğru yönlendirmelidir düşüncesindeyiz. Elbette dile saygı göstermeliyiz, elbette insana saygı göstermeliyiz çünkü bizim anlayışımız "Sen kendine ne istersen başkasına onu iste/Dört kitabın manası budur eğer var ise" diyen Sevgili Yunus Emre'den kaynaklanıp gelmektedir. O inançla yürüyoruz, o inançla işlerimizi yapıyoruz.
Ben bu yasaya arkadaşlarımın verdiği destek için teşekkür ediyorum. Yüce Meclisi saygıyla selamlıyorum. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)
BAŞKAN - Teşekkür ederim Sayın Bakan.