GENEL KURUL KONUŞMASI
Konu:
Yasama Yılı:4
Birleşim:84
Tarih:21.04.2026

AK PARTİ GRUBU ADINA AYŞE KEŞİR (Düzce) - Sayın Başkanım, değerli milletvekilleri; aslında çok da canımızı yakan bir gündemle bugün buradayız. Meclisin birinci görevi, siyasetin birinci görevi çözüm üretme, çözüm bulma sanatıdır. O anlamda, yeni oluşan, canımızı yakan bir olay için çözüm bulmak için bugün buradayız. Ben öncelikle 2 şehrimiz nezdinde yaşanan olaydan duyduğum hüznü ifade etmekle beraber, Ayla Öğretmenimiz başta olmak üzere hayatını kaybeden evlatlarımızın ailelerine başsağlığı diliyorum ve özellikle yaralılara da tedavilerinde şifalar diliyorum. Bu aslında 86 milyonun acısı, hepimizin acısı; özellikle bunun üzerinden siyaset üretmeyi de hiç doğru bulmuyorum, biz çözüm üretme makamındayız ve çözümü konuşmalıyız tekrarlanmaması için. Elbette sosyal olaylar tek bir nedene ya da tek bir sonuca bağlanamaz, neden-sonuç ilişkisi çok karmaşık, çapraşık olabilir zaman zaman, onun için çözümü de multidisipliner aramak gerekir; akademi, veli, öğretmen, aile üçgeninde pek çok disiplinin bir araya gelerek çözümü çalışması gerektiği kanaatindeyim.

Burada size 2 kavramdan bahsetmek istiyorum, özellikle üzerinde durmak istediğim 2 önemli kavram var. Aslında hem kadim doğrularımızdan güç alarak hem de bilimin ışığında bu çözüme hep birlikte katkı verebiliriz. Öncelikle "sosyal öğrenme" kavramından bir parça bahsetmek istiyorum size. Aslında 18'inci yüzyılın sonundan itibaren dünya bu konuyu tartışıyor. Özellikle 1774'te Goethe'nin yazdığı "Genç Werther'in Acıları" romanından sonra Avrupa'da başlayan bir intihar salgınından bahsediliyor, salgın üzerine dünya kamuoyu sosyal öğrenmeyi tartışıyor. 1960'lardan itibaren Fransız bilim adamı Bandura ve ondan sonra pek çok bilim adamı bu konu üzerinde "sosyal öğrenme" teoremini ispatladılar. Özetle şunu ifade etmek isterim: Medya araçları, bunun içinde dün televizyonu söyleyebiliriz, bugün sosyal medya araçlarını; özellikle çocukların şiddeti medya araçlarıyla öğrendiği ispatlanmıştır. Bakın, bir tezden bahsetmiyorum, bir teoremden bahsediyorum, ispatlanmış bir teoremden; onun için bu konu son derece önemli.

Bir başka konu da -Neil Postman sık sık bundan bahseder- medya her şeyi eğlence olarak sunar. Medyanın birinci görevi, her şeyi eğlence olarak sunmak; siyaseti, dini, ekonomiyi, ne yazık ki şiddeti de. Bugün şiddet içeriklerini bir eğlence unsuru olarak medya araçlarıyla evimizin içinde ne yazık ki görüyoruz ama biz gücümüzü kadim doğrularımızdan, biz gücümüzü bilimin ışığından alacağız.

Burada bir örnek daha vermek istiyorum. Ne zaman medyayı konuşsak konu özgürlük ve yasaklar tartışmasına ne yazık ki çekiliyor ama basit bir örnek vereyim, çok da anlaşılacağını düşünüyorum. Mesela, güneş insan varlığı yani canlı yaşamı için olmazsa olmazdır değil mi? Güneşin sıcaklığının bir derece düşmesi bile yaşamı ne kadar etkiler ama güneş bu kadar faydalı iken -çocuklarımız başta olmak üzere- güneşe maruz kalırken güneş kremi sürüyoruz. Bakın, bu kadar faydalı bir tabiattaki bu kadar faydalı bir unsuru bile güneş kremi sürerek değerlendiriyoruz. Onun için, özellikle medya içerikleri açısından konuya sadece özgürlükler perspektifinden bakılmasının bizi çok yanıltacağını düşünüyorum. Benden önceki konuşmacımız Nazım Bey çok detaylı girdi, bu konuyu özellikle buradan ifade etmek istiyorum çünkü sorumluluğu bilmeden yaşanan özgürlükte ne yazık ki bu tür sonuçlarla karşı karşıya kalıyoruz.

Burada aileye de bir vurgu yapmak isterim. Bireyi topluma hazırlayan yegâne kurum aile ve aile güçlü olduğunda birey de güçlü oluyor. Peki, güçlü olmaktan kastettiğimiz ne, güçlü aile ne? Sorun çözme becerisi yüksek aile. Bakın, son olayda da fail üzerinden, ailesi üzerinden pek çok tartışma yapılıyor. Belki oradaki sorunlar daha önce fark edilip çözüm yoluna gidilseydi bugün belki de onu yaşamayacaktık. Onun için sorun çözme becerisi yüksek ailelerin sorun çözme becerisi yüksek bireyler yetiştireceğine olan inancımı da buradan ifade etmek istiyorum.

Bir başka husus, ne yazık ki biz dijital mecraları, medyayı konuşurken suç örgütleri, suç unsurları bizden önce bu mecraların arka sokaklarına sızdı bile. Biz çocuklarımızı gözümüzden sakınırken, biz çocuklarımızı her şeyden sakınırken, onların odalarına kadar giren ve bizim çok da zamanında fark etmediğimiz bir durumla karşı karşıya evlatlarımız. Ne yazık ki "bağımlılık" tek başına kurtarmıyor bunu açıklamayı, bir dijital afyon olarak hayatımıza ve çocuklarımızın hayatına giriyor. Bu sadece ülkemizin gençlerinin ve çocukların sorunu değil, dünya bunu konuşuyor bugün ve şunun farkında değiliz, ne yazık ki aileler ve gençler açısından da bunu söylemek isterim, belki biz yetişkinler için de bu böyle: Gerçek hayatta suç olan dijital mecralarda da suçtur. Bunu özellikle buradan ifade etmek gerektiğini düşünüyorum. Aile sosyologları sık sık söylerler "Özgürlüklerin tanımlanması için beraberinde sorumluluğun da tanımlanması gerekir." diye. O anlamda, dijital mecraların sorumluluklarının, kullanıcıların sorumluluklarının son derece önemli olduğunu buradan ifade etmek isterim.

Bir başka konu -vaktim az kalıyor, ona da özellikle girmek istiyorum- cinayet ve intihar haberlerinin veriliş biçimi. Bu vesileyle de aslında medya kuruluşlarına buradan da bir çağrıda bulunmak istiyorum. Cinayet ve intihar haberlerinin nedeni yani neden intihar edildiği, neden o cinayetin işlendiği ya da nasılına, biçimine ve yöntemine detaylı bir şekilde medyada yer verilmesi -az önce Goethe'nin romanından bahsettim ya- salgına sebep oluyor. O anlamda, Avrupa'da pek çok ülkede... Gerçi şunu söyleyeyim: Bir referans vermeye de ihtiyacımız yok, bir işin doğru olduğuna inanıyorsak bu doğrunun arkasından sonuna kadar gitmeliyiz ama pek çok ülkede intihar haberlerinin verilişi sınırlandırılmış, hatta tamamen kaldırılmıştır. Norveç'i başta sayabiliriz bunda. Bu anlamda, intihar ve cinayet haberlerinin veriliş biçimini de bu vesileyle komisyonun gündeme alacağını düşünüyorum, komisyonun gündeminde olacağını inanıyorum. Elbette, tabii, burada önemli olan bu dijital mecraların yerine neyi koyacağımız? Komisyonun yine gündeminde olacağına inanarak şunu ifade etmem lazım: Çocuklarımızın gelişimi için spor ve sanat etkinliklerinin çocuklarımızın hayatında daha yoğun olmasının bu komisyonun gündeminde olacağına inanıyorum.

Benden önceki konuşmacılardan biri birtakım rakamlardan bahsederken muhtemel ki güncellenmemiş bilgilerden bahsetti, son dakikalarımda onu ifade etmek istedim. Özellikle, kız çocuklarının eğitimi son yirmi beş yılın en önemli gündemi, AK PARTİ'nin en önemli gündemi. Bugün kız çocuklarının eğitime erişimiyle ilgili elimde 2025 TÜİK yeni veriler var. Bakın, burada ilköğretim ve ortaokulda kız ve erkek öğrenciler başa baş eğitimde ama liseye geldiğinizde kız öğrenciler 4 puan erkek öğrencilerden fazla. Bakın, lise eğitiminde... Gelelim üniversite eğitimine, bugün kız öğrencilerin erkek öğrencilerle mukayese ettiğinizde üniversiteli oranı yüzde 52. Şimdi, bu verileri konuşurken kız öğrencilerin eğitimden uzak kaldığını, bilerek bırakıldığını söylemenin çok gerçekçi olmadığını, bu verileri kullanan arkadaşların da bilgilerini güncellemesi gerektiğini düşünüyorum. Şu an yeni biten Suça Sürüklenen Çocuklar Komisyonumuz yeni raporu hazırlama sürecinde, geçmişte de bilişimle ilgili farklı komisyon raporları ele alındı ama tekrar ifade ediyorum: Bu, bizim geçmişte "Avrupa'da olur, Amerika'da olur." diye gördüğümüz olaylar ne yazık ki ülkemize sirayet etti ve bu, ülkemiz için yeni bir sorun, siyaset için de yeni bir sorun ve dediğim gibi, siyaset çözüm üretme sanatı, nasıl ki pandemiyi kucağımızda bulduk ve ona çözüm ürettik, nasıl ki asrın felaketi depremi çok büyük acıyla yaşadık ama bugün 450 bin konutu teslim ettik, yeni çıkan sorunla da mücadele etmek siyasetin birinci görevi. Ben kurulacak olan komisyonda bu bahsettiğimiz çerçevede -ve çok daha genişleyerek- bu sorunun daha detaylı bir şekilde ele alınacağını düşünüyorum.

Zaman zaman bu kürsülerde komisyon raporlarıyla ilgili bazı ithamlarda bulunuluyor, buna da özellikle üzüldüğümü ifade etmek isterim. Biz burada halkın oylarıyla gelmiş milletvekilleriyiz ve o komisyonların her biri milletin sorununa çözüm bulmak için kuruluyor ve ben de geçmişte bir araştırma komisyonu başkanlığı yaptım, yakından takip ettiğim, görev aldığım komisyonlar da var, bir komisyon aşağı yukarı 400 ila 500 kişi ya da kurum dinler, dört aylık çalışması boyunca 400 ila 500 kişiyi veya kurumu dinler. Bakın, bu, sivil hayatta hiçbir ortamda, akademide dahi yapamayacağınız bir performanstır. Buranın çıktılarını kıymetli buluyorum, buranın çıktılarının küçümsenmesinin bu Parlamento çalışmalarının küçümsenmesi olarak gördüğümü, milletin iradesine, milletin seçilmiş vekillerinin emeğine saygısızlık olduğunu gördüğümü ifade etmek istiyorum. Tekrar söyleyeyim: Bu konu siyasete malzeme yapılacak bir konu değil. Dün "Aile dışında hayat var." diye slogan atanlar bugün gelip özgürlükler üzerinden siyaset yapmasınlar, acılar üzerinde ne olur tepinilmesin.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

AYŞE KEŞİR (Devamla) - Tamamlıyorum Başkanım.

BAŞKAN - Buyurun, tamamlayın.

AYŞE KEŞİR (Devamla) - Bu bizi doğru bir sonuca ulaştırmayacak. Biz çözüm makamındayız, çözüm üretme makamındayız diyor, yüce heyetinizi saygıyla selamlıyorum. (AK PARTİ ve MHP sıralarından alkışlar)