| Konu: | ÇOĞALTILMIŞ FİKİR VE SANAT ESERLERİNİ DERLEME KANUNU TASARISI |
| Yasama Yılı: | 2 |
| Birleşim: | 69 |
| Tarih: | 22.02.2012 |
KÜLTÜR VE TURİZM BAKANI ERTUĞRUL GÜNAY (İzmir) - Sayın Başkan, değerli arkadaşlarım; ben de arkadaşlarıma çok teşekkür ederim. Sorularına zaman ölçüsünde cevap vermeye çalışacağım ama Sayın Serter'in şahsına yönelik, onun kişilik haklarını rencide edici, dolaylı biçimde de kadınlara karşı rencide edici böyle bir televizyon programı, bir dizide bir kişileştirme olduğunu bu müzakereler vesilesiyle öğrendim. Gerçekten çok üzüldüm. Bu çağda hâlâ bu tür yanlış, çirkin, yakışıksız yakıştırmalar yapma çabası herhangi bir televizyon kanalına yakışmaz, herhangi bir yayın organına yakışmaz bir davranıştır. Ben de üzüntülerimi ve kınama duygularımı ifade etmek istiyorum gerçekten. Bu vesileyle burada öğrendim ve duygularımı açıklamak ihtiyacı hissettim.
Sayın Şandır, sahaflar gerçekten öteki birçok geleneksel meslek grubu gibi bir sıkıntı altında. Hatta, İstanbul'daki sahaflarla ilgili özel olarak biliyorum. Yapılan bazı kitap kampanyaları, kitap fuarları bile sahaflara -genel olarak kitapçılara, özel olarak sahaflara- zarar veriyor. Kendilerini çalışabilir? Çünkü orada bir kitap antikacılığı yapılıyor yani sıradan bir kitap satışının ötesinde gerçek bir kültür işlevi var. Nasıl bir koruyucu önlem alabiliriz onlarla ilgili, konusunda arkadaşlarımız çalışıyor ama şu anda çok somut bir gelişmeden söz etmem mümkün değil. Ama benim de dikkatimi çeken ve üzüldüğüm konulardan bir tanesidir.
Tekirdağ Milletvekili Arkadaşımız Çorlu Kültür Merkeziyle ilgili sordu. Çorlu Kültür Merkezinin temelini ben attım, sonraki süreçte belediye üstlendi. Kültür Merkezi yapımını biz belli bir noktaya getirdik ve belediye aldı biz devam edeceğiz diye ama ne yazık ki devam etmedi. Şimdi biz Muratlı Kültür Merkezini devlet eliyle yapmaya çalışıyorduk. Bir takdim tehir yapsak mı diye düşünüyorum. Çorlu büyük bir merkez. Acaba biz, belediye yapacağız dedi, yerine getiremedi sözünü, tekrar Kültür Merkezini üzerimize alalım ve bitirelim mi diye bir değerlendirme hâlindeyiz.
BÜLENT BELEN (Tekirdağ) - Sayın Bakanım, belediyenin yapmaya niyeti yok.
KÜLTÜR VE TURİZM BAKANI ERTUĞRUL GÜNAY (İzmir) - Niyeti ve gücü yoksa, o zaman biz bu eseri tamamlayacağız. Ama gecikme tamamen belediyenin yapamayacağı bir yükün altına girmiş olmasından kaynaklanıyor.
Fatih Camisini ilgili arkadaşlarıma aktaracağım çünkü vakıflarla ilgili bir restorasyon projesidir bizimle ilgili değil.
Kütüphanelerimizde ne yazık ki personel eksiğimiz var. Bizim şimdi komisyonlara gelmeyi bekleyen bir tasarımız var. Bu Anadolu'daki ilçe kütüphanelerini ve belde kütüphanelerini özel idarelere devretmeyi düşünüyoruz. Biz daha çok işte yazma eserler, millî kütüphane, gerçekten kültür vasfı, araştırma vasfı, kütüphanecilik hizmeti düzeyi daha yüksek olanlarla yakından meşgul olalım ve okuma salonu niteliğinde olanlara da özel idarelerle personel takviyesi yapalım arayışındayız.
BÜLENT BELEN (Tekirdağ) - Sayın Bakanım, Lüleburgaz çok büyük bir ilçe, kütüphane kapalı.
KÜLTÜR VE TURİZM BAKANI ERTUĞRUL GÜNAY (İzmir) - Evet. Bunu arkadaşlarımız kaydediyorlar.
Ama personel sıkıntımız var. Bunu ben de Maliye Bakanlığı nezdinde sık sık takip ediyorum.
Nemrut konusuna Sayın Fırat değindi.
Şimdi, değerli arkadaşlarım, Nemrut gerçekten bizim çok özgün kültür miraslarımızdan birisi. UNESCO Dünya Mirası Listesinde de yer alıyor. 2. 200 metre yükseklikte iki bin yıl önce yapılmış bulunan heykeller aslında onlar. Şimdi kültür varlıklarının, arkeolojik eserlerin mimari eserlerse yerinde korunması esas ama taşınabilir parçaların da müzelerde korunması konusunda dünyada yaygın bir uygulama var. Bazı arkadaşlarımız araziyi, iklim şartlarını çok iyi bilmedikleri için diyorlar ki: "Her hâlükârda burada ya bir cam muhafaza yapın ya naylon muhafaza yapın ya ahşap muhafaza yapın; hayır, beton bir, işte etrafına müze yapın, orada koruyun." Birinci derece arkeolojik alanda kalıcı temelli bir yapılaşma yapmamız mümkün değil ve oradaki iklim koşulları, eğer onları bir muhafaza altına almazsak yaz ve kış tahrip ediyor, ciddi biçimde tahrip ediyor. Bu konuda verilmiş bir nihai kararımız yok ama bunların nihayet bir heykel olduğunu ve özel biçimde korunması gerektiğini düşünerek alternatifler üzerinde çalışıyoruz. Buna bilim karar verecek ama ben, Nemrut'u yirmi beş yıl kadar önce gördüm, sonraki dört-beş yıl içinde dört-beş kez tekrar gördüm, yirmi beş yıl önceye göre bugün yıpranmış olduğunun farkındayım. Bir yirmi beş yıl, bir yüzyıl daha böyle kalırsa, bugünkü hâliyle kalırsa, biz gerçekten insanlığa karşı, ülkemize karşı, dünyamıza karşı vebal altında kalacağız. Ön yargılardan kurtulalım, dünyada yapılan uygulamalara benzer ciddi bir bilimsel karar verelim. Müsaade edin, ben Nemrut'u çok önemsiyorum, bunu arkadaşlarım yakından biliyorlar. Çok yakından takip ediyoruz, bu konuda nihai bilimsel bir karar vermeye çalışacağız. Şu ana kadar getirilen koruma önlemleri beni yatağımda rahat uyutmuyor, yani oradaki alınan şu andaki önlemler, üniversitelerin önerileri henüz bizim için ikna edici boyutlarda değil.
Sayın Ağbaba galiba, değil mi arkadaşlar? Evet. Devlet Tiyatrosu Van'da sahne açtı. Evet, gezici, turne sahnesi açtı. Şöyle: Şimdi, arkadaşlarım, bunu bütün Parlamentonun dikkatle dinlemesini çok arzu ederim. Devlet Tiyatroları 1948'de kurulmuş. 1948'den 2003 yılına gelene kadar, yani aradan geçen işte elli, altmış yıl içinde, 1948'den 2003'e kadar 25 tane sahne açılmış, yerleşik ve turne 25 sahne. 2003'ten 2007'ye kadar da benden önceki arkadaşlarım 9 sahne daha açmışlardı. 33 sahneyle aldım ben Devlet Tiyatrolarını. Şu anda 33 sahne 58'e çıktı. Yani 1948'den 2003'e kadar açılan sahne sayısına eşit yeni sahne açtım 2007'den bugüne. Ama bunların hepsini tabii kadrolu açmamız mümkün değil. Ne yapmaya çalışıyoruz? Her hafta sonu Malatya'da, Çorum'da, Elâzığ'da, Kayseri'de, Manisa'da, Aydın'da, Türkiye'deki yirmi beş yeni sahnede perde açıyoruz. Yani Devlet Tiyatroları görülmedik bir ivme yakaladı. Tabii, Maliye kadro verirse bazılarını bölge tiyatrosu, kadrolu tiyatro hâline getireceğiz. İstanbul'da?
VELİ AĞBABA (Malatya) - Malatya bölge olsun.
KÜLTÜR VE TURİZM BAKANI ERTUĞRUL GÜNAY (İzmir) - Malatya'da, Antep'te, Samsun'da, bir yerlerde yeni kadrolu sahne ben de istiyorum ama bunu dikkatten kaçırmayın lütfen: Yani 2003'e kadar, cumhuriyet tarihi boyunca açılmış bulunan sahne sayısına denk sahneyi şu anda açtım ve inşallah bu yılın sonunda açılmış sahne sayılarımız Türkiye'de altmışı geçecektir. Bu önemli bir gelişme.
Sayın Tanal "Derleme konusunda güneydoğuda bir kütüphaneyi düşünmediniz." dedi. Şimdi, değerli arkadaşlarım, derleme kütüphaneleri inanılmaz bir kütüphanecilik hizmeti, koleksiyon yükü, belli sorumluluklar getiriyor. Dünyada, yani "Her bölgeye bir derleme kütüphanesi açalım." anlayışı hiçbir ülkede yok. Elimde örnekler var. Avustralya'da, Brezilya'da, Kanada'da, Amerika Birleşik Devletleri'nde, Fransa'da, Hindistan'da 1-2-3-4 sayılarıyla sınırlı. Biz şu anda Ankara'da, İstanbul'da, İzmir'de toplam 7 kadar kütüphaneyi -Meclis de dâhil olmak üzere- bu yükün altına sokuyoruz. Yani "Her yerde derleme kütüphanesi olur." diye bir şey yok. Her yerde araştırma kütüphanesi, her yerde tematik yeni kütüphaneler elbette isteyelim ama "Bizim ilimizde de bir derleme kütüphanesi olsun?" Dünyanın hiçbir yerinde böyle bir bakış açısı yok. Bu "derleme kütüphanesi" kavramına aykırı.
Harran'da? Ama başka bir çalışma yapıyoruz. Harran çok önemli. Harran ilk Türk İslam üniversitesinin Orta Doğu'da kurulduğu yerlerden birisi ve ne yazık ki önceki yıllarda biz Urfa'ya çok önem vermiş olmamıza rağmen Harran'da bu konuda müthiş bir ihmal vardı. Şimdi bu yıldan itibaren Harran'da, Milas'ın Beçin'inde, Beyşehir'in Kubadabad'ında, Bitlis'in Ahlat'ında yani Anadolu'daki Osmanlı, Selçuklu yerleşimlerinde de çok hızlı bir restorasyon ivmesi yakalamaya çalışacağız. Bir yandan Roma şehirleri, bir yandan Likya, Karya, Hitit şehirleri ama bir yandan Osmanlı, Selçuklu şehirleri bu yıldan itibaren çok daha hızla yükselmeye ve Anadolu'nun kültürel çeşitliliği böylece görülmeye çalışılacak.
Niksar Kalesi'yle ilgili ve Sebastopolis'le ilgili çalışıyoruz, birkaç yıl daha süreceğini tahmin ediyorum çünkü restorasyon çalışmaları bir yıl içinde bitmiyor.
İzmir Millî Kütüphanesiyle ilgili ben yeteri kadar açıklayıcı olduğumu zannediyorum. İzmir Millî Kütüphanesini ilk defa ziyaret eden bir bakan olduğum Kütüphane Müdürü tarafından basına ifade edildi. Bu, İzmir'e verdiğimiz önemi anlatıyor sanıyorum somut olarak.
Bingöl'le ilgili bu yıl yeni restorasyon hazırlıklarımız var, bazı tarihî mekanları ortaya çıkarmak konusunda.
Kütahya yazma eserleri?
MEHMET ŞANDIR (Mersin) - Reşat Doğru'nun sorusuna cevap verin.
REŞAT DOĞRU (Tokat) - Sayın Bakan, Buhara Türkleriyle ilgili bir konu vardı efendim.
KÜLTÜR VE TURİZM BAKANI ERTUĞRUL GÜNAY (İzmir) - Ha, Kur'an-ı Kerim, onu araştıracağız. Tabii, Meclisin envanteri bizim dışımızda. Millî Saraylar var ve Meclis envanteri ya da Atatürk'ün mirası, bunların hepsi bizde değil, ama bunu araştıracağım. Yani daha önce de sizinle konuşmuştuk bu konuyu, gerçekten ilginç bir konu, ama bizim kayıtlarımızda yok ne yazık ki.
Sayın Işık'ın Kütahya? Yazma eserler kapsamında Kütahya Kütüphanesi ama bir derleme -demin de söyledim- Kütahya için düşünülmüyor.
Sayın Susam, bana mı sordu, İzmir Büyükşehir Belediye Başkanına mı sordu, çok bilemedim ama müze konusunda yer tespiti konusunda bir çalışmamız var.
MEHMET ALİ SUSAM (İzmir) - Size sordum, polemik yapmayın! Ben kibarca sordum!
KÜLTÜR VE TURİZM BAKANI ERTUĞRUL GÜNAY (İzmir) - Bize büyükşehir bir yer göstermedi ama ben alternatif yerler üzerinde çalışıyorum, yani İzmir'e "Mega Müze" tabirini de kullanmıyorum. Benim kullandığım tabir bir Frenk tabiri değildir. Ben Türkçe "Ege Uygarlıkları Müzesi" tabirini kullanıyorum, Ankara'ya da "Türkiye Uygarlıkları Müzesi" tabirini kullanıyorum, "Mega Müze" tabirini kullanmıyorum. Ama İzmir'e elbette çok zengin bir kültür?
(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)
BAŞKAN - Teşekkür ederim Sayın Bakan, süreniz doldu.