| Konu: | |
| Yasama Yılı: | 4 |
| Birleşim: | 86 |
| Tarih: | 23.04.2026 |
TÜRKİYE İŞÇİ PARTİSİ GENEL BAŞKANI ERKAN BAŞ (İstanbul) - Teşekkür ediyorum Sayın Başkan.
Yüz altı yıl önce Türkiye Büyük Millet Meclisini kuran iradeyi, başta Mustafa Kemal Atatürk olmak üzere, halkın egemenliği için mücadele eden herkesi saygıyla selamlıyorum.
Değerli yurttaşlar, bu kısa sözü uzun protokol cümleleriyle devam ettiremeyeceğim, bunun anlayışla karşılanacağını umuyorum çünkü memleketimizin gerçek sorunları var ve bugün burada gerçekleri konuşmamız gerekiyor, bugün yüz altı yıl sonra ülkemiz ne durumda, halkın yaşadıkları neler; bunları konuşalım istiyorum.
Açıkçası, iktidar milletvekillerinin ya 23 Nisanı bilmediklerini düşünüyorum ya da bilmiyormuş gibi yaptıklarını düşünüyorum. Onun için, önce "23 Nisan nedir?" bununla başlayalım. 23 Nisan, her şeyden önce halk egemenliği demektir; ikincisi, emperyalizme karşı direniş demektir ve en önemlisi, halkın, iktidarı bir sülalenin elinden alınması demektir, halkın kaderini kendi eline alması demektir. Bu yüzden çocuklara armağandır, hatta çocuklara emanettir. Ama bugün Türkiye'de bir halk egemenliğinden söz edemeyiz. Yüz yıl önce bir sülalenin egemenliğini bitirdik ama bugün başka bir sülale egemenliği kurulmaya çalışılıyor. Bakın, bir tarihî gerçeği burada ifade etmek istiyorum. Cumhuriyetin ilanından dört ay sonra, Mart 1924'te halifelik kaldırılıyor ve aynı yasayla padişahın halktan gasbettiği her şey tekrar halkın hâle getiriliyor, saraylar da dâhil. Ve değerli arkadaşlar, 2018'de ne oldu, biliyor musunuz? O tek adam sistemi kuruldu ya, o gün millî saraylar da tek adama bağlandı, dediler ki: "Bu sarayların halkın olması dönemini bitiriyoruz, tek adama bağlıyoruz." yani 23 Nisan, aslında, sarayları padişahtan alıp halka verdi, bugün yaşadığımız bu karşı devrim süreci yine, halka ait olan sarayları aldı, bir tek adama armağan etti.
Şimdi, bakın, bu, 23 Nisanın ruhuna aykırı ama ruhunu boş verin arkadaşlar. 2018'den bu yana ne oldu? Bakın, Temmuz 2018'den 23 Nisan 2026'ya kadar 574 çocuğumuz çalışırken hayatını kaybetti. 3 milyon çocuk çalışmak zorunda bu ülkede. Değerli arkadaşlar, düşündüm, Çocuk Bayramı ya, bu iktidar çocuklara neler yaptı, onları konuşalım istedim, Berkin geldi aklıma, Oğuz Arda Sel geldi aklıma, Çorlu katliamında yitirdiğimiz çocuklar geldi aklıma, MESEM'de yitirdiğimiz çocuklar geldi aklıma, çalışmak zorunda kalan çocuklar, okula gidemeyen çocuklar, okula gittiğinde aç kalan çocuklar, annelerini, babalarını, cezaevi kapısı önünde beklemek zorunda kalan çocuklar geldi aklıma. Sonuçta, şöyle bir tabloyla karşı karşıyayız: Halkın egemenliğinin olmadığı yerde çocuklar güven içinde, özgür, mutlu ve huzurlu yaşayamıyorlar. Eğer çocuklarımıza özgür, mutlu ve güvenli bir hayat kurmak istiyorsak ilk yapacağımız şey halkın egemenliğini yeniden tesis etmek olacak. Arkadaşlar, bu ülkede -üzülerek söylüyorum ama bu gerçeği ifade etmemiz lazım- egemenlik bir avuç zenginin ve onların temsilcisi olan saray iktidarının elinde toplanmıştır. Bakın, Meclis fiilen çalışmıyor, seçilmiş milletvekili cezaevinde tutuluyor, halkın seçtiği başkanlar görevden alınıyor, yerine memurlar atanıyor. Anayasa var mı? Var ama uygulanmıyor ki. Anayasa diyor ki: "Bir kişi en fazla 2 kere seçilir." Cumhurbaşkanının üçüncü dönemi. Anayasa diyor ki: "Milletvekili seçilenin yargılaması durur." Durmuyor. Anayasa diyor ki: "Toplantı ve gösteri hakkı vardır." Hayır, saray diyor ki: "1 Mayısı Taksim'de kutlayamazsınız." Seçimler yapılıyor, kaybedilince tanınmıyor arkadaşlar. Yasalar var, işlemiyor, haklar var, kullanılamıyor, seçimler var, irade yok sayılıyor. Ben bu 23 Nisanda şunu söylemek istiyorum: Herkes bilsin ki Anayasa işlemediğinde hiç kimse ama en çok da çocuklar güvende değildir.
(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)
BAŞKAN - Tamamlayınız Sayın Baş.
Buyurun.
ERKAN BAŞ (Devamla) - O zaman eğer bir ülkede 23 Nisana bu tabloda çocuk ölümleriyle giriyorsak, hepimiz çocuk ölümlerinden konuşuyorsak her şeyden önce iktidarın bir hesap vermesi gerektiğini söylemek lazım.
Şimdi "23 Nisan" dedim "bağımsızlık" dedim. Net söyleyeceğim arkadaşlar: Donald Trump 21'inci yüzyılın Hitler'idir. Trump'ın dostu olandan, o haydudun dostu olandan da bu memlekette hiçbir fayda gelmez. Bir el sıkışıyorlar, sevindirik oluyorlar. Trump'la fotoğraf çıkıyor, bütün yandaş basın manşetlere taşıyor. Yahu, gerçekten merak ediyorum, bir katille, bir haydutla gülümseyen fotoğraf vermenin size kattığı şey nedir? Onun dostu olmanın size kattığı şey nedir? Bu, gurur falan değildir, teslimiyettir. Bakın, açık söylüyorum: Temmuz ayında bütün katiller Ankara'da toplanacak, NATO zirvesi yapılacak. Sakın aklınızdan geçirmeyin, o haydudu, o Gazze'de çocukların katliamını alkışlayan, İran'da çocukları bombalayan, Venezuela'da Devlet Başkanını kaçıran o haydudu sakın bu Meclise getirmeyi düşünmeyin, sakın bu Meclise getirmeyi düşünmeyin!
BAŞKAN - Tamamlayın lütfen.
ERKAN BAŞ (Devamla) - Bir de söylemekten imtina edecektim ama Sayın Abdullah Güler Akdeniz Forumu'ndan bahsetti. Keşke bir de oradaki unsurdan bahsetseydiniz Sayın Güler, hani "Türkiye'ye demokrasi yakışmıyor, buralar otoriter olsun." diyen o sömürge valisine de bir çift laf etseydiniz. (CHP sıralarından alkışlar) Arkadaşlar, siz o sömürge valisine "Haddini bil!" diyemediğiniz sürece bu ülkenin geleceği için olumlu bir şey yapamazsınız.
Sözlerimi bitireceğim. Sayın Başkan, size seslenmek istiyorum: Bu Meclisin bir üyesi seçilmiş olmasına rağmen hâlâ cezaevinde. Bu, sadece bir hukuksuzluk değil, bu, Meclisin iradesine açık bir müdahaledir. Buradan size bir kez daha 23 Nisanın yıl dönümünde çağrıda bulunuyorum: Bu Meclisin onurunu koruyunuz. Can Atalay'ın kaydını yapınız.
Değerli arkadaşlar, sözlerimi bitirmek zorunda. Bu ülke hiçbir sülalenin değildir. Onlara nasıl kalmadıysa başka sülalelere de kalmayacak. Bu ülke halkındır ve bu halk egemenliğini hiç kimseye teslim etmeyecek. (CHP ve DEM PARTİ sıralarından alkışlar)