GENEL KURUL KONUŞMASI
Konu:
Yasama Yılı:4
Birleşim:87
Tarih:28.04.2026

SEZAİ TEMELLİ (Muş) - Teşekkür ederim Sayın Başkan.

Değerli milletvekilleri, hepinizi saygıyla selamlıyorum.

Evet, yine bu sabah şafak operasyonuyla uyandık. 1 Mayısa giderken bileşenimiz olan Ezilenlerin Sosyalist Partisine, SODAP'a, SYKP'ye, Öğrenci Dayanışmasına, Öğrenci İnisiyatifine, Partizana ve Sosyalist Meclisler Federasyonundan yoldaşlarımıza yönelik bir şafak operasyonu gerçekleşti. Neden? Çünkü 1 Mayısa gidiliyor. Ne zaman 1 Mayıs yaklaşsa şafak operasyonları da başlıyor. Neden? Çünkü 1 Mayısta işçinin, sosyalistlerin ve devrimcilerin sesi kısılmak isteniyor, çünkü bugün dönüp baktığımızda bu ülkede emekçinin, işçinin yaşadığı durumun adı cehennemdir. İşçiye, emekçiye cehennemi yaşatanlar bu dile gelmesin diye şafak operasyonlarına devam ediyorlar. Bu operasyonlar aslında bu ülkenin adalet arayışına bir darbeden başka bir şey değildir. Bu ülkenin ihtiyaç duyduğu şey adalettir, bu ülkenin ihtiyaç duyduğu şey insan haklarıdır, hukuk devletidir, ifade özgürlüğüdür. Bu konularda adım atmak yerine şafak operasyonlarına devam ediliyor. Bakın, bundan daha birkaç ay önce, şubat ayında, yine bileşenimiz olan Ezilenlerin Sosyalist Partisine yönelik bir operasyon gerçekleşti. Geçmiş dönem vekillerimizden Murat Çepni arkadaşımızın da içinde olduğu 85 yoldaşımız gözaltına alındı, tutuklandı. Neden? Kimse bir yanıt veremiyor. Ortada bir suç yok, ortada bir delil yok, sadece bu operasyonel akıl çalışmaya devam ediyor ve bunlar devam ettikçe de bu ülke toplumsal barıştan uzaklaşıyor, bu ülke hukuk devletinden, adaletten yoksun kalmaya devam ediyor. Oysa bu ülkede ihtiyacımız olan toplumsal barıştır, ihtiyacımız olan Kürtlerin, Türklerin, bütün halkların, emekçilerin bir arada yaşayabileceği bir demokratik zemini var etmektir. İşte o yüzden de barış ve demokratik toplum çağrısı bu denli kıymetlidir, bu ülkede şafak operasyonları olmasın diye kıymetlidir, bu ülkede hukuk ihlalleri olmasın diye kıymetlidir, bu ülkede faili meçhuller olmasın diye kıymetlidir. İşte bunun gereğini yapma arifesindeyiz, mutlaka yapmalıyız. Bunun gereğini yapmadığımız sürece bu ülke hukuksuzluğa, adaletsizliğe mahkûm kalmaya devam edecektir.

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; Doruk Madencilik, maden işçilerine yönelik yapmış olduğu hak gasplarıyla gündemde. Madencilerin hakları, ücretleri, kıdem tazminatları gasbediliyor. Bunların bir an önce telafi edilmesi gerekiyor fakat dönüp baktığımızda mesele sadece Doruk Madencilikle de sınırlı değil. Bu ülke gerçek anlamda madenciler için katlanılması zor bir durumu ortaya koyuyor. "Neden?" diyeceksiniz; bakın, bir liste gösteriliyor, hani bir madenci arkadaşımızın cebinden çıkan bir liste. Orada şunlar yazıyor: 1 kilo domates, 1 kilo salatalık, 4-5 kilo patates ve 1 kilo soğan. Şimdi, dikkat ettiniz mi listede yağ yok, listede et yok, listede tavuk yok. Aklıma Emile Zola'nın Germinal romanı geldi -okumadıysanız okumanızı tavsiye ederim- 1800'lü yıllarda madencilerin hayatını anlatır. O madencilerin ocağında sadece patates kaynar, aradan yüz elli yıl geçmiştir, bugün de bizim madencilerin kazanında sadece patates kaynıyor. Ve siz diyorsunuz ki: "3 çocuk yapın." O madenci arkadaşımızın da 3 çocuğu var ama o 3 çocuk ne çikolata yiyebiliyor ne et yiyebiliyor; patatese mahkûm. Nasıl 3 çocuğa bakacak bu millet? Ve o madenci günde on iki saat yerin birkaç kat altında ölümle mücadele ediyor.

Şimdi, Türkiye'de maden rejimi zaten başlı başına bir felaket. Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanı Vedat Işıkhan ortada yok, gidip madencilerle konuşmuyor; Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanı Alparslan Bayraktar ortada yok ama Alparslan Bayraktar bu şirkete 2.364 tane ruhsat vermiş. 2.364 ruhsatı veriyorsun da oradaki madencilerin yanına gitmeye mi utanıyorsun? Ve bu madenlerin hâli ortada. Dolayısıyla da kim arıyor? İçişleri Bakanı arıyor; fıkra gibi. İçişleri Bakanı işçilerin sorununu çözmek için şöyle bir muhataplık üzerinden arıyor: "Aman işçilere dokunmayın, haklarını halletmeye çalışıyoruz ama gelenlere biber gazı sıkın." Böyle demiyor ama tam da bunu tarif ediyor.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN - Sayın Temelli, lütfen tamamlayın.

SEZAİ TEMELLİ (Muş) - Yani oraya işçilerle dayanışmaya gidenler biber gazına maruz kalıyor, işçiler de maruz kalıyor tabii Kurtuluş Parkı'nda. Oysa meselenin çözümü sendikal haklardan, iş hukukundan geçmektedir. Sürekli sermayeyi koruyarak değil, maden şirketlerini koruyarak değil, emekçiyi koruyarak ancak toplumsal barışı var edebiliriz, emekçinin haklarını savunarak ancak bir ülkeyi, bu ülkeyi demokratikleştirebiliriz.

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; bugün 28 Nisan, evet, 1 Mayısa gidiyoruz ama 28 Nisan İş Sağlığı ve Güvenliği Günü, bütün dünyada bir farkındalık günü ama Türkiye'de bu bir farkındalık değil bir yas günü. "Neden?" diyeceksiniz, bakın, size birkaç tane tablo göstereceğim. Bu yıl sadece mart ayında 148 işçi katledildi, işçi cinayetlerinin tablosu, sadece mart ayında 148 işçi.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN - Sayın Temelli, lütfen tamamlayın.

SEZAİ TEMELLİ (Muş) - Madencilerden bahsettik, on yılda yaşamını yitiren madenci sayısı 1.267; bu ülke madenciler için aslında, gerçek anlamda bir ölüm ülkesi. Daha da vahimi var, bugünle ilgili bir rakam daha size göstereceğim, bu ülkede son on yılda 852 çocuk işçi katledildi. Evet, büyük bir ayıbımız var, çocuk işçiliği ayıbımız var, milyonlarca çocuk okul yerine işe gidiyor. Hiçbir iş güvenliği zaten yok, çocuklar için zaten söz konusu bile olmaması gereken bir çalışma hayatı o çocuklara dayatılıyor ve o çocuklar orada ya yaşamlarını yitiriyorlar ya da geleceklerini yitiriyorlar. Dolayısıyla, hâlâ MESEM'leri savunan bir Eğitim Bakanı var bu ülkede, o çocukları "eğitim sistemiyle entegrasyon" adı altında ucuz iş gücü olarak kullanıyor.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN - Sayın Temelli, son kez uzatıyorum.

Buyurun.

SEZAİ TEMELLİ (Muş) - Çocuk işçiliğini kabul etmiyoruz.1 Mayısa giderken bu ülkenin emek cehennemi değil, emekçilerin gerçek anlamda haklarıyla var olabilecekleri bir ülke olması için tüm halkımızı, tüm emekçileri 1 Mayıs alanlarına davet ediyoruz. DEM PARTİ olarak 1 Mayıs alanlarında var olacağız, olmaya da devam edeceğiz.

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; son olarak, adaletten bahsetmişken adalete dair de bir kara mizahtan bahsedeceğim size. Ankara Garı katliamının faillerine dair dava açtı oradaki mağdur aileler, aile fertlerini yitirenler; on bir yıl sürdü, Anayasa Mahkemesi bu konuda olumsuz karar verdi.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN - Teşekkür için mikrofonunuzu açıyorum.

Buyurun.

SEZAİ TEMELLİ (Muş) - Anayasa Mahkemesinin bu kararı aslında failleri korudu. Bununla ilgili mücadele hâlâ devam ediyor. Bu mücadeleyi veren aileler bir basın açıklaması sırasında ellerindeki pankartı taşımak için, o pankarta sopa takıyorlar ki düzgün dursun diye. Bu aileler hakkında dava açıldı, o sopalara "silah" denildi ve ailelere ceza verildi. İşte, size Türkiye'deki adaletin geldiği yer.

Teşekkür ederim.